Diyarbakır ve Asur'un kuzey sınırı: Tuşhan
Musul'dan, Dicle Nehri boyunca kuzeye doğru yürüdüğünüzü düşünün. Asur'un kalbinden, yani Ninova ve Nimrud'un bulunduğu ovalardan, giderek daralan vadilere, sonra da Güneydoğu Anadolu'nun yaylalarına varırsınız. Bu yolun sonunda, bugünkü Diyarbakır'ın çevresinde, Asur İmparatorluğu'nun, kuzeydeki sınır bölgesi uzanıyordu. Burası, Asur için, hem bir kapı, hem de bir kaleydi.
Bu sayfada, Asur'un bu kuzey sınırını, özellikle, Diyarbakır'ın Bismil ilçesindeki Ziyaret Tepe'yi, yani antik Tuşhan'ı ve yakınlarda bulunan ünlü Kurh stellerini anlatmak istiyorum. Siz Diyarbakır'da, bir Asur eyalet başkentinin kalıntılarının bulunduğunu biliyor muydunuz?
Dicle'nin yukarı havzası
Asur İmparatorluğu'nun kalbi, Dicle Nehri'nin, bugünkü Kuzey Irak'taki orta kesimindeydi. Aşur, Ninova, Nimrud ve Horsabad gibi büyük şehirler, bu bölgedeydi. Ama Dicle, kaynağını, Güneydoğu Anadolu'nun dağlarından alıyor. Nehrin yukarı havzası, Asur için, hem ekonomik hem de stratejik açıdan, büyük önem taşıyordu.
Bu bölge, metal kaynakları, kereste ve atlar açısından zengindi. Ayrıca, Asur'un kuzeyindeki güçlü rakibi Urartu ile Asur arasında, bir tampon bölge işlevi görüyordu. Asur kralları, bu bölgeyi kontrol etmek için, sürekli seferler düzenledi. Asur metinlerinde, bu bölgedeki halklara ve topraklara, genellikle "Nairi ülkeleri" deniyordu.
Asurnasirpal'in yeni başkenti
MÖ dokuzuncu yüzyılda, Asur kralı II. Asurnasirpal, Dicle'nin yukarı havzasında, büyük bir sefer düzenledi. Yazıtlarına göre, bu bölgede, Tuşhan adlı bir şehri yeniden inşa etti ve onu, bir eyalet merkezi haline getirdi. Şehre, bir saray, depolar ve surlar yaptırdı. Asurlu yerleşimcileri buraya getirdi ve bölgenin tahılını, burada toplattı.
Asurnasirpal'in yazıtları, bu seferi, her zamanki gibi, abartılı ve şiddetli bir dille anlatıyor. İsyan eden şehirlerin yıkıldığı, esirlerin cezalandırıldığı ve kralın gücünün, dağlara kadar ulaştığı anlatılıyor. Bu tür anlatımların, ne kadarının gerçek, ne kadarının propaganda olduğunu ayırt etmek, her zaman kolay değil.
Ziyaret Tepe
Tuşhan'ın, bugün Diyarbakır'ın Bismil ilçesinde bulunan Ziyaret Tepe olduğu, büyük ölçüde kabul görüyor. Ziyaret Tepe'de, 1997'den itibaren, Amerikalı arkeolog Timothy Matney'in yönettiği uluslararası bir ekip, kazılar yaptı. Bu kazılar, Asur'un, kuzey sınır bölgesindeki hayatına, eşsiz bir pencere açtı.
Kazılarda, Asur dönemine ait bir saray, idari binalar ve bir sur sistemi ortaya çıkarıldı. Sarayda, Asur sanatının tipik özelliklerini taşıyan duvar resimleri ve taş döşemeler bulundu. Ayrıca, Akadca yazılmış tabletler de ele geçti. Bu tabletler, şehrin, Asur yönetimindeki idari işleyişine dair, değerli bilgiler sunuyor.
Tabletlerden bazıları, saraydaki kadın çalışanların listelerini içeriyor. Bu listelerde, farklı kökenlerden gelen isimler var: Asurca, Hurrice, Luvice ve başka dillerden isimler. Bu, Tuşhan'ın, çok kültürlü bir sınır şehri olduğunu ve Asur'un, fethettiği bölgelerden insanları, farklı yerlere yerleştirdiğini gösteriyor.
Son yıllar
Ziyaret Tepe'deki kazılar, Asur İmparatorluğu'nun son dönemine ait, ilginç bulgular da ortaya çıkardı. Bazı tabletler, MÖ 611 civarına, yani Ninova'nın düşüşünden sonraki yıllara tarihleniyor. Bu, Tuşhan'ın, Asur'un merkezinin çöküşünden sonra da, bir süre, Asur yönetimi altında kalmaya devam ettiğini düşündürüyor.
Bu tabletlerde, askeri birliklerle ilgili kayıtlar ve at listeleri var. Bazı akademisyenler, bu kayıtların, Asur'un son yıllarında, Tuşhan'ın, Harran'daki son Asur kralına destek veren bir askeri üs olabileceğini öne sürüyor. Ama bu, tabletlerin yorumuna bağlı, tartışmalı bir öneri. Siz bir imparatorluğun son günlerinde, uzak bir sınır kalesinde yaşamanın, nasıl bir şey olduğunu hayal edebiliyor musunuz?
Kurh stelleri
Ziyaret Tepe'nin yakınlarında, Üçtepe adlı köyde, on dokuzuncu yüzyılda, iki önemli Asur steli bulundu. Bu steller, 1861'de, İngiliz konsolos John George Taylor tarafından keşfedildi ve "Kurh stelleri" olarak bilinir. Kurh, Üçtepe'nin eski adı. Steller, bugün, British Museum'da.
Stellerden biri, II. Asurnasirpal'e, diğeri ise, oğlu III. Salmanassar'a ait. Salmanassar'ın steli, özellikle önemli. Bu stelde, Salmanassar, MÖ 853'te, Suriye'deki Karkar'da, bir koalisyon ordusuyla yaptığı savaşı anlatıyor. Bu koalisyonda, Şam kralı ve diğer krallar yanında, "İsrailli Ahab" da yer alıyor.
Bu, Eski Ahit'te adı geçen bir İsrail kralının, Asur kaynaklarında, bilinen en eski anılışı olarak kabul ediliyor. Stelde, Ahab'ın, savaşa, iki bin savaş arabası ve on bin askerle katıldığı yazıyor. Bu sayılar, Asur yazıtlarının bilinen abartı eğilimi nedeniyle, temkinle okunuyor; bazı akademisyenler, savaş arabası sayısının, bir kâtip hatası olabileceğini bile öne sürüyor.
Barajın gölgesinde
Ziyaret Tepe ve çevresindeki pek çok arkeolojik alan, son yıllarda, Ilısu Barajı'nın yapımıyla, tehdit altına girdi. Baraj gölü, Dicle vadisinin büyük bir kısmını sular altında bıraktı ya da bırakması bekleniyordu. Bu süreçte, arkeologlar, alanları belgelemek ve mümkün olduğunca çok bilgi toplamak için, kurtarma kazıları yaptı.
Ilısu Barajı, en çok, Hasankeyf'in sular altında kalmasıyla gündeme geldi. Ama Dicle vadisindeki pek çok başka alan da, bu projeden etkilendi. Ziyaret Tepe'nin, ne kadarının, barajdan etkileneceği ya da etkilendiği, farklı kaynaklarda farklı şekillerde anlatılıyor. Bu konuda, güncel bilgiye, arkeoloji ekiplerinin yayınlarından ulaşmak en sağlıklısı.
Kuzeydeki rakip
Asur'un kuzey sınırını anlamak için, sınırın öbür tarafına da bakmak gerekiyor. MÖ dokuzuncu yüzyıldan itibaren, Van Gölü çevresinde, Urartu Krallığı güçlendi. Urartu, başkenti Tuşpa'dan, yani bugünkü Van Kalesi'nden, Doğu Anadolu'nun büyük bir kısmını yönetiyordu. Asur ile Urartu, iki yüzyıl boyunca, bu dağlık bölgenin kontrolü için, sürekli bir rekabet içinde oldu.
Asur kayıtları, Urartu'ya karşı yapılan pek çok seferi anlatıyor. En ünlüsü, MÖ 714'te, II. Sargon'un, Urartu'ya karşı düzenlediği sekizinci seferi. Sargon, bu seferi, tanrı Aşur'a yazılmış, uzun bir mektup biçiminde anlattı. Mektupta, Urartu'nun kutsal şehri Muşaşir'in yağmalandığı ve tapınağından alınan ganimetler, ayrıntılı olarak sayılıyor.
Tuşhan gibi şehirler, bu rekabette, Asur'un ileri karakolları işlevi görüyordu. Sınırın öbür tarafındaki Urartu kaleleri de, benzer bir rol üstleniyordu. Bugün Doğu ve Güneydoğu Anadolu'da gezerken gördüğünüz kale kalıntılarının bir kısmı, bu iki büyük gücün, yüzyıllar süren rekabetinin izlerini taşıyor.
Tanrılar arasındaki ilişki
Asur'un sınır bölgelerine yayılması, Asur tanrılarının da, bu bölgelere taşınması anlamına geliyordu. Asur kralları, fethettikleri yerlerde, Asur tanrısı Aşur'un sembolünü diktiriyor ve yerel halkı, Asur'un tanrısal düzenine bağlı kılmaya çalışıyordu.
Kurh stellerinde, Asur kralları, kendilerini, büyük tanrıların sembolleriyle çevrili olarak tasvir ettirmişti. Stelde, kralın başının üzerinde, Aşur'un kanatlı diski, Sin'in hilali, Şamaş'ın güneş diski, Adad'ın şimşeği ve İştar'ın yıldızı gibi semboller yer alıyor. Bu semboller, kralın gücünün, tanrılardan geldiğini ve tanrıların, onun seferlerini desteklediğini gösteriyordu.
Akademik okuma
Ziyaret Tepe kazıları, Asur'un taşra yönetimi hakkında, akademik bilgiyi, önemli ölçüde genişletti. Daha önce, Asur hakkındaki bilgilerimizin çoğu, imparatorluğun merkezindeki büyük şehirlerden geliyordu. Ziyaret Tepe ise, bir sınır şehrinin, günlük işleyişini gösteriyor.
Kazı ekibi, bulgularını, çeşitli akademik dergilerde ve raporlarda yayımladı. Simo Parpola ve diğer Asurologlar, Ziyaret Tepe tabletlerinin okunmasına katkıda bulundu. Bu çalışmalar, Asur İmparatorluğu'nun, sadece fetih ve yıkımla değil, karmaşık bir idari sistemle de ayakta durduğunu gösteriyor.
Sitchin'in okuması
Sitchin, Asur'un genişlemesini, Anunnaki'nin, kendi aralarındaki toprak paylaşımının bir yansıması olarak yorumladı. Ona göre, Asur tanrısı Aşur, aslında, Anunnaki'nin bir üyesiydi ve Asur kralları, onun emirlerini yerine getiriyordu.
Ama Ziyaret Tepe'deki tabletler, Asur'un genişlemesinin, çok somut, insani ihtiyaçlardan kaynaklandığını gösteriyor: tahıl, at, metal ve sınır güvenliği. Saraydaki kadın çalışanların listeleri ve askeri birliklerin kayıtları, tanrıların değil, insanların yönettiği bir imparatorluğun, gündelik işleyişini anlatıyor.
Forumlarda
Forumlarda, Diyarbakır ve çevresinin Asur geçmişi, çok az tartışılıyor. Mezopotamya denince, genellikle, Irak'taki büyük şehirler akla geliyor. Ama Güneydoğu Anadolu, Asur İmparatorluğu'nun, ayrılmaz bir parçasıydı.
Bence Diyarbakır'ın Asur geçmişi, daha fazla bilinmeyi hak ediyor. Bir Diyarbakırlı, kendi şehrinin çevresinde, üç bin yıl önce, bir Asur valisinin oturduğu bir saray olduğunu bilse, kendi tarihine, belki de farklı bir gözle bakar. Ve Kurh stelinin, Eski Ahit'teki bir kralın adını taşıyan en eski belgelerden biri olması, bu bölgenin, dünya tarihindeki yerini, açıkça gösteriyor.
SohbeX teorisi
Spekülasyon olarak okuyun. Bence Tuşhan, bize, imparatorlukların, sınırlarında nasıl yaşadığını gösteriyor. Merkezde, büyük saraylar ve tapınaklar vardı; ama imparatorluğun gerçek hikâyesi, belki de, sınırdaki şehirlerde, farklı dillerin ve kültürlerin, bir arada yaşadığı yerlerde yazılıyordu. Belki de bir imparatorluğu anlamak için, onun başkentine değil, sınırlarına bakmak gerekiyor.
Bu bir yorum; kesin bir bilgi değil.
Size soru
Diyarbakır'ın Asur geçmişini daha önce biliyor muydunuz? Bir baraj ile bir arkeolojik alan arasında seçim yapmak zorunda kalsaydınız, ne yapardınız? Yorumlarda yazın.
Giriş yap