Giriş yap
🏺 Anunnaki

Dillerin karışması mı, birleşmesi mi? Enmerkar ve Aratta Beyi'nin tartışmalı satırları

Kramer, 1968'de Journal of the American Oriental Society'de kısa ama etkili bir makale yayımladı. Başlığı "The Babel of Tongues" idi. Kramer, Enmerkar ve Aratta Beyi destanının içindeki bir pasajın, Tevrat'taki Babil Kulesi hikâyesine benzer bir "dillerin karışması" anlatısı içerdiğini öne sürüyordu. Bu iddia, destanın okunma tarihini yarım yüzyıl boyunca şekillendirdi.

Enmerkar ile Aratta arasındaki mesajlaşmayı, kile basılan ilk mektubu daha önce anlatmıştım. Bu kez tek bir pasaja, "Nudimmud'un büyüsü" diye bilinen satırlara ve bu satırların nasıl okunduğuna odaklanıyorum. Destanın kendisini de bu pasaj üzerinden yeniden ele alacağım.

Destanın kopyaları

Enmerkar ve Aratta Beyi, Sümerce yazılmış en uzun destanlardan biri; altı yüz satırı aşan bir metin. Kopyaların çoğu Eski Babil dönemine ait ve Nippur'dan geliyor; Ur'dan ve başka yerlerden de parçalar var. Tabletler Philadelphia, İstanbul, Londra, Oxford gibi farklı koleksiyonlara dağılmış durumda.

Kramer, 1952'de destanın ilk kapsamlı edisyonunu "Enmerkar and the Lord of Aratta: A Sumerian Epic Tale of Iraq and Iran" başlığıyla yayımladı. Başlıktaki "Irak ve İran" ifadesi bile bir tartışmayı ima ediyordu: Aratta, bugünkü İran'da bir yerde aranıyordu.

Sol Cohen, 1973'te Pennsylvania Üniversitesi'nde destan üzerine bir doktora tezi tamamladı. Herman Vanstiphout, 2003'te "Epics of Sumerian Kings" kitabında destanın akıcı bir İngilizce çevirisini verdi. Catherine Mittermayer ise 2009'da "Enmerkar und der Herr von Arata" başlığıyla yeni bir eleştirel edisyon yayımladı. Mittermayer'in edisyonu, bugüne kadarki en ayrıntılı metin kurulumunu sunuyor.

Nudimmud'un büyüsü

Tartışmalı pasaj, destanın başlarında yer alıyor. Enmerkar, habercisini Aratta'ya göndermeden önce ona bir büyü sözü öğretiyor. Bu büyü, bir zamanlar dünyada yılanın, akrebin, aslanın olmadığı, insanların korkusuz yaşadığı bir dönemi anlatıyor. O zaman bütün halklar, Sümer'den Hamazi'ye, Şubur'dan Martu'ya kadar, Enlil'e tek bir dille hitap ediyordu.

Sonra Enki, yani Nudimmud, bir şey yapıyor. Pasajın kritik satırları burada. Kramer'in okumasında Enki, ağızlardaki dili değiştiriyor ve insanlar arasına çekişme sokuyor. Yani tek dilli bir altın çağ, Enki'nin müdahalesiyle sona eriyor. Bu okuma, Babil Kulesi hikâyesiyle doğrudan bir paralellik kuruyordu.

Alster'in itirazı

Bendt Alster, 1973'te bu okumaya karşı çıktı. Alster'e göre pasajdaki fiil kipleri, geçmişte olmuş bir olaydan değil, gelecekte olması dilenen bir durumdan söz ediyordu. Yani büyü şöyle okunmalıydı: "Bir gün gelecek, yılan ve akrep olmayacak, bütün halklar Enlil'e tek dille hitap edecek."

Bu okumada pasaj, bir kayıp altın çağı değil, Enmerkar'ın hayal ettiği bir geleceği anlatıyor. Enmerkar, Aratta'nın da Uruk'a boyun eğmesini ve bütün ülkelerin tek bir düzende birleşmesini istiyor. Büyü, bu birleşmeyi çağıran bir söz.

Daha sonra Vanstiphout ve başka araştırmacılar da bu tartışmaya katıldı. Bazıları, Enki'nin dilleri çoğaltmasının bir ceza değil, bir düzenleme olduğunu öne sürdü. Bazıları ise pasajın iki yönlü okunabileceğini, Sümerce dilbilgisinin burada kesin bir sonuca izin vermediğini savundu.

Bu tartışma, tek bir fiil ekinin bir metnin bütün anlamını nasıl değiştirebileceğini gösteren güzel bir örnek.

Aratta nerede?

Destanın okunma tarihindeki ikinci büyük soru, Aratta'nın yeri. Metin, Aratta'yı yedi dağ ötesinde, değerli taşlar ve metallerle zengin bir kent olarak anlatıyor. Uruk, tahıl karşılığında Aratta'dan lacivert taşı ve altın istiyor.

Kramer, Aratta'yı İran yaylasında, belki Hazar Denizi'ne yakın bir bölgede aradı. Sonraki yıllarda Şahr-i Sukhte, Tepe Yahya gibi İran'daki höyükler aday olarak gösterildi. 2000'lerin başında, Kerman bölgesindeki Cîroft (Jiroft) buluntuları ortaya çıkınca, İranlı arkeolog Yusuf Mecidzade Aratta'nın burası olabileceğini öne sürdü.

Bu önerilerin hiçbiri kesinleşmedi. Bazı araştırmacılar, Aratta'nın gerçek bir yer olmaktan çok, Sümer edebiyatında uzak ve zengin bir ülkeyi temsil eden efsanevi bir ad olduğunu düşünüyor. Ben de Aratta'yı kesin bir harita noktası olarak değil, bir yönelim olarak okumayı daha makul buluyorum: Doğuya, dağlara, değerli taşların geldiği yere doğru.

Tahıl ve lacivert taşı

Destanın arka planında bir ticaret ilişkisi var. Uruk'un elinde bol tahıl var; Aratta'nın elinde ise lacivert taşı, altın, gümüş ve değerli taşlar. Enmerkar, Aratta'dan bu malları, İnanna'nın tapınağını süslemek için istiyor. Karşılığında tahıl göndermeyi teklif ediyor.

Arkeolojik açıdan bu ilişki anlamlı. Mezopotamya'da lacivert taşı yoktu; Afganistan'daki Badakşan bölgesinden, uzun ticaret yollarıyla geliyordu. Ur Kraliyet Mezarlığı'ndaki zengin lacivert taşı buluntuları, bu ticaretin MÖ üçüncü binyılda ne kadar yoğun olduğunu gösteriyor. Destan, bu ticaretin edebi bir yansıması olarak okunabilir.

Ama destan, ticareti bir pazarlık olarak değil, bir üstünlük yarışması olarak anlatıyor. Enmerkar, Aratta'nın kendisine boyun eğmesini, malları bir haraç gibi göndermesini istiyor. Aratta Beyi ise buna direniyor. Sonunda Aratta'ya bir yağmur fırtınası geliyor, kıtlık sona eriyor ve iki kent arasında bir tür anlaşma kuruluyor.

Bu son, bazı araştırmacılara göre gerçek bir ekonomik ilişkinin karşılıklı bağımlılığını yansıtıyor. Uruk ve Aratta birbirine muhtaçtı; destan bu muhtaçlığı, Uruk'un üstünlüğünü vurgulayan bir dille anlatıyor.

Lacivert taşının izini sürmek, Aratta'yı bulmaktan daha kolay görünüyor. Taşın kaynağı biliniyor; ama Uruk'a gelene kadar hangi ellerden geçtiği, hangi kentlerde el değiştirdiği hâlâ belirsiz. Aratta belki de bu zincirin halkalarından birinin, Sümer hafızasındaki adı.

Çeviri sorunları

Nudimmud pasajı dışında da destanın dili zor. Mesajlar uzun ve tekrarlayan formüllerle aktarılıyor. Haberci her seferinde mesajı kelimesi kelimesine tekrar ediyor. Bu tekrarlar, sözlü bir anlatım geleneğinin izi olarak görülüyor.

Bir başka güçlük, bilmece bölümleri. Aratta Beyi, Enmerkar'a çözülmesi güç görevler veriyor: Tahılı ağla değil, başka bir şeyle taşımak, ne siyah ne beyaz bir asa getirmek gibi. Bu görevlerin bazılarının nasıl çözüldüğü, Sümerce teknik terimlerin anlamı tam bilinmediği için belirsiz kalıyor.

Tanrılar arasındaki ilişki

Destanda İnanna, iki kral arasında bir tercih yapmak zorunda. Hem Uruk'un hem Aratta'nın tanrıçası. Destan, onun sonunda Uruk'u seçtiğini anlatıyor; ama bu tercih kolay değil. Enmerkar, İnanna'ya Uruk'taki tapınağının ihtişamını hatırlatarak onun desteğini kazanıyor.

Enki ise büyü pasajında ve destanın genelinde bilgelik veren tanrı olarak karşımıza çıkıyor. Enlil, bütün halkların hitap ettiği yüce otorite. Nisaba, yazıcılığın tanrıçası olarak, Aratta Beyi'nin mesajı okumasına yardımcı oluyor. Bu dört tanrı, destanın farklı katmanlarında farklı roller üstleniyor.

Sitchin'in okuması

Sitchin, Enmerkar ve Aratta Beyi'ni, İnanna'nın Uruk ile Aratta arasında bölünmüş sadakatinin ve Anunnaki'nin dünyadaki etki alanlarını paylaşmasının bir kaydı olarak okudu. Ona göre İnanna, uzay araçlarıyla iki kent arasında gidip geliyordu. Nudimmud pasajını ise, Anunnaki'nin insanları dil yoluyla bölerek kontrol altında tuttuğunun kanıtı olarak gördü.

Akademik okumada, Alster'den bu yana pasajın anlamı tartışmalı. Bir ceza mı, bir dilek mi, bir düzenleme mi olduğu kesin değil. Sitchin'in okuması, Kramer'in 1968'deki ilk yorumuna dayanıyor ve sonraki tartışmaları hesaba katmıyor.

Forumlarda Babil'in Sümer kökü

İngilizce forumlarda "Sumerian Babel" başlığı oldukça yaygın. Forumlarda kimi kullanıcılar, Kramer'in makalesini alıntılayarak Tevrat'taki Babil Kulesi hikâyesinin Sümer kaynaklı olduğunu öne sürüyor. Başkaları, Alster'in itirazını hatırlattı ve pasajın gelecek zamanla okunabileceğini yazdı. Tartışma, Sümerce fiil kipleri üzerine uzun bir yazışmaya dönüştü. Forumlarda bu kadar teknik bir tartışmaya rastlamak beni şaşırttı; çoğu zaman bu tür başlıklar birkaç mesajda sönüp gider.

Türkçe kaynaklarda ise pasaj genellikle Kramer'in ilk okumasıyla aktarılıyor. "Babil Kulesi Sümerlerden alındı" başlığı sık görülüyor; ama Alster'in itirazından söz edildiğini görmedim.

SohbeX teorisi: İki yöne bakan büyü

Bu bölüm spekülatif.

Belki de Nudimmud pasajı, bilerek iki yönlü yazılmıştı. Bir büyü sözü, hem geçmişi hatırlatıp hem geleceği çağırabilir. Enmerkar'ın habercisi, Aratta'ya bu sözü taşıyordu; Aratta Beyi de onu kendi bakış açısından okuyacaktı. Bir taraf için tek dilli bir geçmişe dönüş, öteki taraf için Uruk'un egemenliği altında bir birleşme.

Bu belirsizlik, metnin diplomatik bağlamına uyuyor. Ama bunu Sümerce dilbilgisiyle kanıtlamak mümkün değil; yalnızca bir okuma önerisi olarak bırakıyorum.

Bu öneriyi, bir sonraki çeviriyi okurken aklınızın bir köşesinde tutmanızı isterim. Satırları iki kez okuyun: bir kez geçmiş zamanla, bir kez gelecek zamanla.

Sizce?

Tek bir fiil ekinin, bir pasajı Babil Kulesi'nin atası ya da bir kralın siyasi hayali yapabilmesi sizi şaşırtıyor mu? Hangi okumayı daha ikna edici buluyorsunuz? Ben, iki okumanın yan yana durabildiği bir metni, tek bir okumaya sıkıştırmaya kıyamıyorum.

❤ 0 beğeni💬 0 yorumBeğenmek ve yorum yapmak için giriş yap