Dibbarra'dan Erra'ya: Bir tanrının adı nasıl düzeltildi?
On dokuzuncu yüzyılın sonunda ve yirminci yüzyılın başında yayımlanan bazı Asurolojik kitaplarda, bugün Erra Destanı dediğimiz şiir başka bir adla anılıyordu: "Dibbarra Destanı". Kahramanı, yani salgın ve savaş tanrısı, Dibbarra diye okunuyordu. Bu ad, sonradan yanlış bir okuma olduğu anlaşıldı ve yerini Erra'ya bıraktı. Ama bir dönem boyunca, Asurologların kafasında bu tanrı Dibbarra'ydı.
Bu küçük düzeltme, çivi yazısını okumanın ne kadar ince bir iş olduğunu gösteriyor. Bir tanrının adını yazan işaretler değişmiyor; değişen, o işaretlerin nasıl seslendirileceğine dair bilgimiz. Erra Destanı'nın yazarını, Kabti-ilani-Marduk'u ve şiirin muska olarak kullanılmasını bu blogda daha önce konuştum. Bu kez metnin modern dünyadaki okunma serüvenine bakmak istiyorum.
Logogram sorunu
Çivi yazısında birçok kelime, bir ya da birkaç işaretten oluşan "logogramlar"la yazılıyordu. Bir logogram, bir kavramı ya da adı temsil ediyordu; ama nasıl okunacağı her zaman açık değildi. Örneğin bir tanrının adı, Sümerce bir logogramla yazılabiliyor ama Akadca bir adla okunabiliyordu.
Erra'nın adı da böyle bir logogramla yazılıyordu. Erken Asurologlar, bu logogramı Sümerce okunuşuyla, "Dibbarra" ya da benzer biçimlerde seslendirdi. Sonradan, sözlük listeleri ve fonetik yazımlar sayesinde, bu logogramın Akadca "Erra" olarak okunduğu anlaşıldı. Bazı metinlerde tanrının adı hece hece, fonetik olarak yazılmıştı; bu yazımlar, doğru okumayı ortaya çıkardı.
Bu tür düzeltmeler, Asurolojinin erken döneminde çok sık yaşandı. Gılgamış'ın adı da ilk başta farklı biçimlerde okunmuştu; bir dönem "İzdubar" olarak anıldı. Dibbarra ile İzdubar, bugün Asuroloji tarihinin küçük hatıraları olarak kaldı.
Erken çevirilerin dünyası
Dibbarra adının kullanıldığı dönem, Asurolojinin heyecanlı ama belirsiz yıllarıydı. Ninive'den gelen tabletler hızla okunuyor, çevriliyor ve yayımlanıyordu. Okuyucular, Tevrat'la bağlantılı hikâyeler arıyordu; tufan, yaratılış, Babil kulesi. Erra'nın şiiri, bu arayışın içinde pek yer bulamadı, çünkü Tevrat'la doğrudan bir bağı yoktu.
George Smith'in 1876'da yayımlanan kitabında, bu şiirin bazı parçalarının ilk aktarımlarından biri yer alıyordu; orada da tanrı Dibbarra adıyla anılıyordu. Smith, parçaları birleştirmeye çalışmış, ama şiirin genel yapısını tam olarak kavrayamamıştı. Onun için bu, bir salgın tanrısının öfkesini anlatan, belirsiz bir hikâyeydi.
Smith'in o dönem okuyabildiği satırlar, bugünkü metnin küçük bir kısmıydı. Şiirin en çarpıcı bölümleri, örneğin Erra'nın Marduk'u tahtından kaldırmak için yaptığı konuşma ya da İşum'un yatıştırıcı sözleri, sonraki on yıllarda bulunan parçalarla ortaya çıktı. Yani bugün okuduğumuz Erra, Smith'in Dibbarra'sından çok daha zengin, çok daha karmaşık bir şiir.
Bu, bir metnin keşfinin tek bir anda olmadığını tekrar gösteriyor. İlk okuma bir başlangıç; sonra gelen her parça, her düzeltme, her yeni edisyon, metni biraz daha görünür kılıyor. Erra'nın adı düzeltildiğinde bile, şiirin büyük kısmı hâlâ bilinmiyordu.
Gössmann'ın edisyonu
Erra Destanı'nın ilk kapsamlı modern edisyonlarından biri, Felix Gössmann'ın 1956'da yayımladığı "Das Era-Epos" oldu. Gössmann, o güne kadar bilinen kopyaları bir araya getirdi ve Almanca bir çeviri sundu. Onun edisyonu, şiirin genel yapısını ilk kez görünür kıldı.
Ama Gössmann'ın edisyonu, sonradan bulunan yeni kopyalar karşısında eksik kaldı. Özellikle 1950'lerde Sultantepe'den ve başka yerlerden çıkan parçalar, şiirin birçok bölümünü tamamladı. Bu yüzden on yıl kadar sonra, yeni bir edisyona ihtiyaç duyuldu.
Cagni ve sonrası
Luigi Cagni'nin 1969 tarihli İtalyanca edisyonu ve 1977'deki İngilizce versiyonu, uzun süre standart başvuru kaynağı oldu. Cagni, Gössmann'dan sonra bulunan parçaları ekledi; satır numaralamasını düzenledi ve ayrıntılı bir dilbilgisel yorum sundu.
Sonraki yıllarda, şiirin farklı bölümleri üzerine yeni çalışmalar yapıldı. Bazı araştırmacılar, Cagni'nin okumalarını düzeltti; bazıları yeni parçalar tanıdı. Stephanie Dalley'in 1989'da yayımladığı "Myths from Mesopotamia" antolojisi, Erra Destanı'nın İngilizce çevirisini geniş bir okuyucu kitlesine ulaştırdı. Benjamin Foster'ın "Before the Muses" antolojisi de şiirin akıcı bir çevirisini içeriyor.
Bugün Erra Destanı'nın yaklaşık beş tabletlik metninin büyük kısmı okunabiliyor. Ama hâlâ boşluklar var; özellikle bazı tabletlerin sonları ve geçiş bölümleri eksik.
Kopyaların dağılımı
Erra'nın kopyalarının dağılımı ilginç bir tablo çiziyor. Asur'dan, Ninive'den, Babil'den, Ur'dan, Sultantepe'den ve başka yerlerden parçalar biliniyor. Bu, şiirin birinci binyılda Mezopotamya'nın neredeyse her yerinde okunduğunu gösteriyor.
Kopyaların bir kısmı tam tabletler; bir kısmı ise muska olarak kullanılmak üzere hazırlanmış, şiirden seçilmiş satırlar içeren küçük tabletler. Bu ikinci tür kopyalar, şiirin yalnızca edebi bir eser değil, aynı zamanda koruyucu bir metin olarak görüldüğünü gösteriyor. Bunu daha önce ayrıntılı anlattığım için burada kısa geçiyorum.
Çeviri sorunları
Erra Destanı'nın çevirisinde en büyük zorluk, konuşmacıların sık sık değişmesi. Şiir, büyük ölçüde konuşmalardan oluşuyor: Erra, İşum, Marduk ve Sebitti sırayla konuşuyor. Bazı bölümlerde, hangi satırın kime ait olduğu belirsiz. Tabletlerde konuşmacıyı gösteren bir işaret yok; çevirmen bağlamdan çıkarmak zorunda.
Bir başka zorluk, şiirin dili. Kabti-ilani-Marduk, yoğun, imgelerle dolu bir dil kullanıyor. Bazı kelimeler başka metinlerde nadiren geçiyor; anlamları tahmin ediliyor. Örneğin Erra'nın silahlarını tasvir eden bazı satırlar, farklı çevirmenler tarafından farklı nesnelere yorulmuş.
Tanrılar arasındaki ilişki
Şiirin merkezindeki ilişki, Erra ile Marduk arasında. Erra, Marduk'u tahtından kalkmaya ikna ediyor; Marduk'un heykelinin parlaklığının sönük olduğunu, onu yenilemek gerektiğini söylüyor. Marduk, yerinden kalkıp gidiyor; ve Erra, onun yokluğunda dünyayı kaosa sürüklüyor.
Bu ilişki, keşif tarihi boyunca farklı biçimlerde okundu. Erken araştırmacılar, Erra'yı kötü bir tanrı, Marduk'u ise saf iyi olarak gördü. Sonraki okumalar, Marduk'un da sorumluluk taşıdığını vurguladı: O, yerini bırakan, görevini savsaklayan tanrıydı. Bu okuma, şiiri bir tanrısal ihmal hikâyesi olarak yeniden çerçeveledi.
İşum'un rolü de önemli. Erra'nın danışmanı ve yol göstericisi olan İşum, sonunda onu yatıştırıyor. İşum, bir tür arabulucu; öfkeli bir tanrının yıkıcı gücünü sınırlayan bir ses. Keşif tarihi boyunca İşum'un konuşmaları, şiirin en çok tartışılan kısımlarından biri oldu.
Marduk'un yokluğunda dünyanın nasıl dağıldığı da şiirin en etkileyici kısımlarından biri. Kentlerde düzen bozuluyor, hükümdarlar birbirine düşüyor, insanlar kendi aralarında savaşıyor. Bu, bir tanrının yerini terk etmesinin, bütün düzenin çökmesine yol açtığını anlatıyor.
Sitchin'in okuması
Sitchin, Erra Destanı'nı nükleer bir savaşın kaydı olarak okudu. Ona göre Erra, yani Nergal, Anunnaki'nin nükleer silahlarını kullanarak Sina Yarımadası'ndaki bir uzay limanını ve yakınlardaki kentleri yok etti. "Yedi korkunç silah", Sebitti, ona göre yedi nükleer silahtı.
Akademik okumada Sebitti, yedi tanrısal savaşçı; Mezopotamya'da sık anılan bir grup tanrı. Şiirde anlatılan yıkım ise, belirli bir tarihsel kargaşanın, iç savaşların, göçebe akınlarının ve salgınların şiirsel bir anlatımı. Erra Destanı'nda Sina ya da bir uzay limanı geçmiyor; anılan yerler Babil, Uruk, Sippar, Dur-Kurigalzu gibi Mezopotamya kentleri.
İlginç bir şekilde, Sitchin'in okuması da bir "yanlış okuma" düzeltmesine benziyor: Tıpkı Dibbarra'nın Erra'ya dönüşmesi gibi, şiirin anlamı da onun okumasında başka bir şeye dönüşüyor. Ama bu kez dönüşüm, işaretlerin değil, bağlamın değiştirilmesinden kaynaklanıyor.
Forumlarda Erra
Forumlarda Erra Destanı, en çok Sitchin'in nükleer savaş yorumuyla biliniyor. Bir İngilizce tartışmada, bir kullanıcı Erra'nın "Sodom ve Gomorra'nın yıkımını anlattığını" iddia etti. Bir başkası, şiirde anılan kentlerin listesini paylaştı ve Sodom'un bu listede olmadığını gösterdi.
Dibbarra adı ise forumlarda hiç geçmiyor. Bir Türkçe tartışmada, eski bir Asuroloji kitabından alıntı yapan bir kullanıcı "Dibbarra" adını kullandı; diğerleri bunun kim olduğunu anlamadı. Bu küçük karışıklık, eski kaynakları okurken hangi dönemde yazıldıklarını bilmenin ne kadar önemli olduğunu gösteriyor.
SohbeX teorisi: Adın değişmesi, tanrının değişmesi mi?
Bu bölüm spekülatif.
Erra'nın Dibbarra olarak okunduğu dönemde, araştırmacılar onu biraz farklı bir tanrı gibi düşünüyordu. Ad değişince, tanrının kimliği de biraz değişti: Erra, Nergal'le daha açık biçimde ilişkilendirildi; salgın ve savaş tanrısı olarak daha net bir yere oturdu.
Bu bana şunu düşündürüyor: Bir adı nasıl okuduğumuz, o adın taşıdığı varlığı nasıl hayal ettiğimizi de etkiliyor. Belki de Babilliler için de durum aynıydı. Aynı logogramı farklı kentlerde farklı biçimlerde okuyan insanlar, aynı tanrıyı biraz farklı görüyor olabilirdi. Bunu kanıtlayan bir belge yok; bu, adlar ve kimlikler üzerine bir tahmin.
Size soru
Yıllarca yanlış bildiğiniz bir adın doğrusunu öğrendiğinizde, o adın sahibini farklı mı görmeye başlarsınız? Ben Erra'yı Dibbarra olarak hiç tanımadım; ama bu eski adı öğrendiğimde, şiire biraz daha uzaktan, biraz daha meraklı bakmaya başladım.
Giriş yap