Çoga Zanbil: Elam'ın ayakta kalan zigguratı
Mezopotamya'da yüzlerce ziggurat vardı; ama bugün bunların çoğu, şekilsiz toprak tepelerine dönüşmüş durumda. Ur'un zigguratı, yirminci yüzyılda kısmen onarıldı; Babil'in ünlü Etemenanki'si ise yalnızca zemindeki izleriyle biliniyor. Bu tablonun içinde, İran'ın Huzistan ovasında, Susa'nın yaklaşık kırk kilometre güneydoğusunda, olağanüstü iyi korunmuş bir ziggurat duruyor: Çoga Zanbil.
Çoga Zanbil, Mezopotamya dışında inşa edilmiş en büyük zigguratlardan biri ve bugün ayakta kalan zigguratların en iyi korunmuşlarından biri olarak kabul ediliyor. 1979'da UNESCO Dünya Mirası Listesi'ne alındı. Bu yapıya bakarken, Sümer'de doğan bir mimari fikrin, komşu bir halk tarafından nasıl benimsenip kendi tanrılarına uyarlandığını görüyoruz. Bir tapınak kulesinin, onu inşa eden halkın adı unutulduktan sonra bile ayakta kalması, bana her zaman tuhaf bir duygu veriyor.
Untaş-Napirişa'nın kenti
Çoga Zanbil, MÖ on üçüncü yüzyılda, Elam kralı Untaş-Napirişa tarafından inşa edildi. Antik adı, "Dur-Untaş" ya da "Al-Untaş-Napirişa" olarak biliniyor; bu ad, "Untaş'ın kenti" anlamına geliyor. Bugünkü Çoga Zanbil adı ise yerel bir ad; "sepet tepesi" gibi bir anlamla açıklanıyor.
Untaş-Napirişa, bu kenti, Elam'ın farklı bölgelerinin tanrılarını bir araya getirecek bir dini merkez olarak tasarladı. Kentin ortasında ziggurat, onun çevresinde bir dizi tapınak, dış surların içinde ise saraylar ve kraliyet mezarları vardı. Kent, üç iç içe sur ile çevrilmişti.
Ancak kent, hiçbir zaman tam olarak dolmadı. Araştırmacılar, Untaş-Napirişa'nın ölümünden sonra kentteki inşaat çalışmalarının durduğunu ve kentin büyük ölçüde boş kaldığını düşünüyor. Kent, bir süre daha dini bir merkez olarak kullanıldı; ama nüfuslu bir yerleşim olmadı. MÖ yedinci yüzyılda, Asurbanipal'in Elam seferleri sırasında, Çoga Zanbil de yağmalandı.
Bir kralın tüm tanrıları tek bir yerde toplamak için kurduğu kentin, kendisinden sonra boş kalması size ne anlatıyor?
Zigguratın yapısı
Çoga Zanbil zigguratı, Mezopotamya zigguratlarından farklı bir yöntemle inşa edildi. Mezopotamya'da zigguratlar genellikle katman katman, her katın bir öncekinin üzerine oturtulmasıyla yapılırdı. Çoga Zanbil'de ise, araştırmacıların yorumuna göre, iç içe geçmiş kuleler kullanıldı: her kat, zeminden yükseliyordu ve dıştaki katlar, içteki katların çevresini sarıyordu.
Zigguratın ilk aşamada, ortasında bir avlu bulunan kare bir yapı olarak tasarlandığı, sonra bu avlunun doldurularak kulenin yükseltildiği düşünülüyor. Bu, inşaat sırasında planın değiştirildiğini gösteriyor.
Zigguratın kenar uzunluğu yüz metreyi aşıyor. Orijinal yüksekliğinin elli metre civarında olduğu tahmin ediliyor; bugün ise yaklaşık yarısı ayakta. Zigguratın tepesinde, tanrıya adanmış bir tapınak bulunduğu düşünülüyor; ama bu tapınak günümüze ulaşmadı.
Ziggurat, kerpiç bir çekirdek üzerine, pişmiş tuğlalarla kaplandı. Bu pişmiş tuğlaların birçoğunun üzerinde, Elamca çivi yazısıyla yazılmış yazıtlar var. Bu yazıtlar, düzenli aralıklarla, zigguratın dış yüzeyine yerleştirildi.
Tuğlalardaki yazıtlar
Çoga Zanbil'deki tuğla yazıtları, Untaş-Napirişa'nın kendi sözleriyle, bu yapıyı neden inşa ettiğini anlatıyor. Yazıtlarda, kralın zigguratı ve tapınakları kimlere adadığı belirtiliyor. Yazıtların büyük çoğunluğu Elamca, küçük bir bölümü ise Akadca.
Bu yazıtlar, Elam dili için çok değerli bir kaynak. Elamca metinler, Akadca ya da Sümerce metinlere göre çok daha az sayıda; bu nedenle Çoga Zanbil'in yüzlerce tuğla yazıtı, Elamca kelime ve dil bilgisi üzerine yapılan çalışmalar için önemli bir veri oluşturuyor.
Yazıtların içeriği, çoğu zaman benzer kalıpları tekrarlıyor: kralın adı, tanrının adı, yapılan yapı ve bir dilek. Ama bu tekrar bile, araştırmacılara Elam dilinin yapısını anlamaları için fırsat veriyor.
Tanrılar arasındaki ilişki: İnşuşinak ve Napirişa
Çoga Zanbil zigguratı, iki tanrıya adanmıştı: Susa'nın tanrısı İnşuşinak ve Elam'ın "büyük tanrısı" anlamına gelen Napirişa. Napirişa adı, aynı zamanda kralın kendi adının bir parçası; Untaş-Napirişa, bu tanrının koruması altında olduğunu adıyla ilan ediyordu.
Bu iki tanrının bir arada anılması, Elam'ın siyasi yapısını yansıtıyor. İnşuşinak, Susa ovasının tanrısıydı; Napirişa ise dağlık Anşan bölgesiyle ilişkilendiriliyordu. Elam krallığı, bu iki bölgenin birleşmesinden oluşuyordu ve kralların unvanlarında sıklıkla "Anşan ve Susa'nın kralı" ifadesi geçiyordu. Zigguratı bu iki tanrıya adamak, ovayla dağı, iki bölgeyi tek bir dini merkezde birleştirmek anlamına geliyordu.
Zigguratın çevresindeki tapınaklar ise başka tanrılara adanmıştı. Burada Kiririşa, Humban, Pinikir ve başka Elam tanrılarına tapınaklar bulunuyordu. Bazı tapınakların, Mezopotamya kökenli tanrılara da adandığı düşünülüyor. Böylece Çoga Zanbil, Elam'ın tüm tanrılar dünyasını tek bir alanda toplayan bir yapı haline geliyordu.
Bu yaklaşım, Mezopotamya'daki uygulamadan farklı. Sümer'de her kentin kendi tanrısı ve kendi zigguratı vardı: Ur'da Nanna, Nippur'da Enlil, Eridu'da Enki. Untaş-Napirişa ise birçok tanrıyı tek bir kutsal kentte bir araya getirmeye çalıştı.
Ghirshman'ın kazıları
Çoga Zanbil, 1930'larda, bölgede petrol araştırması yapan bir ekibin hava fotoğraflarıyla dikkat çekti. Sistematik kazılar ise 1951 ile 1962 yılları arasında, Fransız arkeolog Roman Ghirshman tarafından yürütüldü. Ghirshman, zigguratın büyük bölümünü ortaya çıkardı, çevredeki tapınakları ve sarayları kazdı ve tuğla yazıtlarını belgeledi.
Ghirshman'ın kazıları sırasında, kraliyet mezarları da bulundu. Bu mezarlar, yeraltında inşa edilmiş tonozlu odalardan oluşuyordu. Bazı mezarlarda, yakılmış insan kalıntıları bulundu. Bu, Elam'da ölü yakma geleneğinin olabileceğini düşündürüyor; Mezopotamya'da ise ölüler genellikle gömülüyordu.
Kazılardan sonra, Çoga Zanbil, hava koşulları ve yağmur nedeniyle yıpranmaya başladı. Kerpiç ve tuğla yapılar, açıkta kaldıklarında hızla bozulabiliyor. Son on yıllarda, alanı korumak için çeşitli çalışmalar yapıldı.
Sırlı tuğlalar ve kapı bekçileri
Çoga Zanbil'de, yalnızca yazıtlı tuğlalar değil, sırlı tuğlalar ve renkli süslemeler de bulundu. Bazı kapı girişlerinde, sırlı pişmiş topraktan yapılmış hayvan figürleri, özellikle boğa ve griffon heykellerinin parçaları ortaya çıktı. Bu heykellerin, tapınakların girişlerini koruyan bekçiler olarak yerleştirildiği düşünülüyor. Mezopotamya'da da tapınak ve saray girişlerinde koruyucu figürler kullanılıyordu; Asur'un lamassuları bunun en bilinen örneği.
Sırlı malzemeler, Elam'da uzun bir geleneğe sahipti. Çoga Zanbil'de, cam benzeri malzemelerden yapılmış küçük nesneler ve süs eşyaları da bulundu. Bu buluntular, Elam ustalarının ileri düzeyde bir zanaat bilgisine sahip olduğunu gösteriyor. Sonraki yüzyıllarda, Ahameniş döneminde Susa'daki sarayı süsleyen ünlü sırlı tuğla frizler, bu yerel geleneğin devamı olarak görülüyor.
Zigguratın merdivenleri de dikkat çekici. Araştırmacıların yeniden kurgusuna göre merdivenler, Mezopotamya'daki gibi kulenin dışından değil, her cephenin ortasındaki girişlerden, kulenin içinden yukarı çıkacak biçimde düzenlenmişti. Yani tepedeki tapınağa ulaşmak isteyen biri, kulenin içinden geçmek zorundaydı. Bu düzen, tanrıya yaklaşmanın, göz önünde değil, kapalı bir yol boyunca gerçekleştiği bir anlayışı yansıtıyor olabilir.
Bir tapınağa giderken dışarıdan görünen bir merdivenden mi, yoksa duvarların içinden geçen gizli bir yoldan mı çıkmak, sizce tanrıyla ilişkiyi değiştirir?
Akademik okuma
Akademik çevrelerde Çoga Zanbil, Elam mimarisinin ve dininin en önemli kaynaklarından biri olarak görülüyor. Araştırmacılar, zigguratın inşa yöntemini, Mezopotamya ile Elam arasındaki mimari etkileşimin bir örneği olarak inceliyor. Ziggurat fikrinin Mezopotamya'dan geldiği kabul ediliyor; ama Elam'ın bu fikri kendi ihtiyaçlarına göre değiştirdiği de görülüyor.
Untaş-Napirişa'nın dini projesi, bir kralın tanrıları kullanarak siyasi birliği güçlendirme girişimi olarak yorumlanıyor. Kentin kralın ölümünden sonra boş kalması ise, bu projenin kralın kişisel iradesine bağlı olduğunu gösteriyor.
Sitchin'in okuması
Sitchin ve onu izleyen yazarlar, zigguratları, Anunnaki'nin iniş noktaları ya da teknik yapıları olarak yorumladı. Bu çevrelerde Çoga Zanbil de zaman zaman, olağanüstü korunmuşluğu nedeniyle, eski bir teknolojinin izi olarak gösteriliyor.
Ancak Çoga Zanbil'in tuğlaları, kendi hikâyelerini kendi yazıtlarıyla anlatıyor. Bu yazıtlarda, bir kralın tanrılarına bir tapınak kulesi inşa ettiği yazıyor. Zigguratın iyi korunmuş olması, onun daha geç bir dönemde inşa edilmiş olmasına, pişmiş tuğla kaplamasına ve yüzyıllar boyunca toprak altında kalmasına bağlanıyor.
Forumlarda
Forumlarda Çoga Zanbil, genellikle İran'ın antik mirası tartışmalarında ve ziggurat fotoğraflarının paylaşıldığı başlıklarda karşımıza çıkıyor. Bazı kullanıcılar, Çoga Zanbil'i Mısır piramitleriyle karşılaştırıyor ve iki yapının ortak bir kaynaktan geldiğini öne sürüyor. Ancak bu iki yapı, işlev, yöntem ve dönem bakımından farklı.
Gezginlerin paylaştığı başlıklarda ise Çoga Zanbil'in ıssızlığı sıkça vurgulanıyor: ovanın ortasında yalnız başına duran bir kule. Bazı yazılarda, tuğlalardaki yazıtların bugün de elle dokunulabilecek kadar yakın olduğu anlatılıyor.
SohbeX teorisi
Spekülasyon olarak okuyun. Bana öyle geliyor ki Çoga Zanbil, tanrılar arasındaki ilişkiyi mimariye dönüştürme girişimiydi. Sümer'de tanrılar kentlere dağılmıştı ve her biri kendi evinde oturuyordu. Untaş-Napirişa ise onları tek bir avluda toplamaya çalıştı; ovanın tanrısıyla dağın tanrısını aynı kulede buluşturdu.
Ama kent boş kaldı. Belki de tanrıları bir araya getirmek, onlara tapacak insanları bir araya getirmekten daha kolaydı. Tanrıların evi tamamlandı; insanların evleri ise hiç dolmadı.
Bu bir yorum; kesin bir bilgi değil.
Size soru
Çoga Zanbil'in fotoğraflarını gördünüz mü? Bir kralın birçok tanrıyı tek bir kentte toplama fikri size nasıl geliyor? Sizce bir dini merkez, onu kuran kişi öldükten sonra neden boş kalır? Yorumlarda yazın.
Giriş yap