Giriş yap
🏺 Anunnaki

Çivi yazısı öğrenmek: bir okurun ilk adımları

Anunnaki üzerine okuyan birçok kişi, bir noktada, aynı soruyu soruyor: bu tabletleri, kendim okuyabilir miyim? Çevirilere, yorumlara ve iddialara güvenmek yerine, metnin kendisine bakmak, gerçekten mümkün mü? Bu soru, bence, bu konuyla ilgilenen herkesin, en az bir kez sorması gereken bir soru.

Bu sayfada, çivi yazısına, bir meraklı okur olarak, nasıl yaklaşabileceğinizi anlatmak istiyorum. Uzman olmak, yıllar sürüyor; ama birkaç işareti tanımak, bir adı okumak ve bir tabletin nasıl yazıldığını anlamak, düşündüğünüzden daha ulaşılabilir. Siz, bir müzede, bir tabletin önünde durduğunuzda, bir tek işareti bile tanıyabilseydiniz, ne hissederdiniz?

Kamış ve kil

Çivi yazısını anlamak için, önce, nasıl yazıldığını anlamak gerekiyor. Mezopotamyalı kâtipler, ıslak kile, kamıştan yapılmış bir kalemle yazıyordu. Kalemin ucu, üçgen biçimli bir iz bırakıyordu. Bu iz, bir çiviye benzediği için, yazıya, Latince "cuneus", yani "kama" kelimesinden türetilen "cuneiform" adı verildi. Türkçede ise, "çivi yazısı" deniyor.

Kâtip, kalemi kile bastırarak, farklı yönlerde izler bırakıyordu: yatay, dikey ve çapraz. Ayrıca, kalemin köşesiyle, küçük bir açı biçiminde, "Winkelhaken" denilen bir iz bırakılıyordu. Bütün çivi yazısı işaretleri, bu birkaç ana izin, farklı kombinasyonlarından oluşuyor.

Kendi evinizde, biraz kil ve kesilmiş bir kamış ya da tahta çubukla, bu izleri denemek, çivi yazısını anlamanın, en eğlenceli yollarından biri. Kilin ne kadar ıslak olması gerektiğini, kalemin hangi açıyla tutulacağını ve işaretlerin ne kadar küçük yazılabileceğini, deneyerek keşfedebilirsiniz.

Resimden işarete

Çivi yazısı, ilk ortaya çıktığında, resim yazısına yakındı. MÖ dördüncü binyılın sonlarında, Uruk'ta, kâtipler, nesneleri, sadeleştirilmiş çizimlerle ifade ediyordu. Bir başak, arpayı; bir baş, insanı; bir yıldız, tanrıyı ya da göğü temsil ediyordu.

Zamanla, bu resimler, kamış kalemle yazılmaya uygun hale getirildi ve tanınmaz derecede soyutlaştı. Ayrıca, işaretler, doksan derece döndürüldü; bu dönüşün ne zaman ve neden gerçekleştiği, akademisyenler arasında tartışmalı. Sonuçta, Eski Babil dönemine gelindiğinde, işaretlerin çoğu, orijinal resimlerine, artık hiç benzemiyordu.

Yıldız işareti, bu dönüşümün, en güzel örneklerinden biri. Başlangıçta, sekiz kollu bir yıldız olarak çizilen bu işaret, Sumerce'de "dingir", yani tanrı, ve "an", yani gök, anlamına geliyordu. Akadca'da ise, "ilu", yani tanrı olarak okunuyordu. Bu işaret, aynı zamanda, tanrı adlarından önce, bir belirleyici olarak kullanılıyordu. Bir tabletteki tanrı adlarını bulmak için, bu işareti tanımak, size, çok yardımcı olur.

Üç tür işaret

Çivi yazısı işaretleri, üç farklı şekilde kullanılabiliyordu. Birincisi, logogram: bir işaret, tek başına, bir kelimeyi ifade ediyordu. Örneğin, "lugal" işareti, "kral" anlamına geliyordu. Bu işaret, aslında, "lu", yani adam, ve "gal", yani büyük, işaretlerinin birleşiminden oluşuyordu.

İkincisi, hece işareti: bir işaret, bir heceyi, yani bir ses değerini ifade ediyordu. Akadca, büyük ölçüde, hece işaretleriyle yazılıyordu. Bir kelime, birkaç hece işaretinin, art arda yazılmasıyla oluşturuluyordu.

Üçüncüsü, belirleyici: bir işaret, okunmuyor ama ardından ya da önünden gelen kelimenin, hangi kategoriye ait olduğunu gösteriyordu. Tanrı adlarından önce "dingir", şehir adlarından sonra "ki", yani yer, ve ağaçtan yapılmış nesnelerden önce "giş", yani ağaç işareti kullanılıyordu.

Bu üç kullanım, çivi yazısını, öğrenmesi zor ama mantıklı bir sistem haline getiriyor. Bir işareti gördüğünüzde, onun, bu üç kullanımdan hangisine ait olduğunu, bağlamdan anlamanız gerekiyor.

Transliterasyon

Akademik yayınlarda, çivi yazısı metinleri, genellikle, Latin harfleriyle, belirli bir sistemle yazılıyor. Bu sisteme, transliterasyon deniyor. Transliterasyonda, Akadca kelimeler küçük harflerle, italik olarak yazılıyor; Sumerce logogramlar ise, büyük harflerle ya da küçük büyük harflerle gösteriliyor. Belirleyiciler, üst simge olarak yazılıyor.

Örneğin, bir tanrı adı, "dingir" belirleyicisinin kısaltması olan küçük bir "d" harfiyle başlıyor. "dEn-líl" yazıldığında, bu, Enlil tanrısının adı demek. "uru" yazıldığında, şehir; "kur" yazıldığında, dağ ya da ülke. İşaretlerin üzerindeki aksan işaretleri ve alt simge rakamlar, aynı sesi ifade eden, farklı işaretleri ayırt etmek için kullanılıyor.

Transliterasyonu okumayı öğrenmek, çivi yazısının kendisini okumaktan, çok daha kolay. Ve akademik çevirileri, orijinal metinle karşılaştırmak için, harika bir araç. Bir çevirmenin, bir kelimeyi nasıl çevirdiğini, transliterasyona bakarak kontrol edebilirsiniz. Hatta, aynı metnin, iki farklı çevirisini yan yana koyup, transliterasyondaki aynı kelimenin, iki çevirmen tarafından nasıl farklı yorumlandığını görebilirsiniz. Bu karşılaştırma, çevirinin, her zaman bir yorum içerdiğini, size, somut olarak gösterir.

Başlangıç kaynakları

Çivi yazısını öğrenmek isteyen bir meraklı için, bazı kaynaklar, iyi bir başlangıç noktası olabilir. British Museum'un uzmanları Irving Finkel ve Jonathan Taylor'ın yazdığı "Cuneiform" adlı kitap, çivi yazısının tarihini ve işleyişini, genel okur için, anlaşılır bir dille anlatıyor. Bu kitap, bazı işaretlerin, nasıl yazılacağını da gösteriyor.

İnternette, bazı üniversiteler ve müzeler, çivi yazısı üzerine, ücretsiz dersler ve materyaller sunuyor. Ayrıca, çivi yazısı işaretleri, 2006'dan beri, Unicode standardında yer alıyor. Bu, bilgisayarınızda, uygun bir yazı tipiyle, çivi yazısı işaretlerini yazabileceğiniz anlamına geliyor.

Kendi adınızı yazmak

Çivi yazısına başlamanın, en keyifli yollarından biri, kendi adınızı, hece işaretleriyle yazmaya çalışmak. Bu, size, çivi yazısının hece sistemini, pratik bir şekilde öğretir. Ama dikkatli olmanız gerekiyor: Akadca'da, bazı sesler yok ve bazı hece kombinasyonları, yazılamıyor. Örneğin, Akadca'da "o" sesi yok; bu yüzden, "o" içeren bir adı, "u" ile yazmanız gerekebilir.

Bazı müzeler, ziyaretçilerin adlarını, çivi yazısıyla yazan, eğlenceli uygulamalar sunuyor. Bu uygulamalar, çivi yazısını, çocuklar ve yetişkinler için, daha erişilebilir hale getiriyor.

Bir müzede tablet okumak

Bir müzeye gittiğinizde, tabletlere, artık farklı bir gözle bakabilirsiniz. İlk olarak, tabletin, hangi döneme ait olduğunu gösteren etikete bakın. Ardından, tablette, tanrı belirleyicisini, yani yıldız işaretini arayın. Bu işareti bulduğunuzda, ardından gelen işaretlerin, bir tanrı adı olduğunu bilirsiniz.

Tabletin biçimi de, size, bir şeyler anlatabilir. Küçük, yastık biçimli tabletler, genellikle, mektuplar ya da makbuzlardır. Büyük, düzgün kenarlı ve sütunlara bölünmüş tabletler ise, genellikle, edebi ya da bilimsel metinlerdir. Silindir biçimli ya da prizma biçimli nesneler, çoğunlukla, kral yazıtlarıdır.

Bazı tabletlerin, kil zarflar içinde saklandığını da görebilirsiniz. Bu zarflar, tabletin içeriğinin, değiştirilmesini önlemek için kullanılıyordu. Zarfın üzerine, metnin bir özeti ve tarafların mühürleri basılıyordu. Kültepe'den gelen Eski Asur tabletlerinin bir kısmı, hâlâ, açılmamış zarflarının içinde duruyor.

İstanbul Arkeoloji Müzeleri'nin Eski Şark Eserleri Müzesi ve Ankara'daki Anadolu Medeniyetleri Müzesi, Türkiye'de, tabletleri yakından görebileceğiniz, en zengin yerler. Bir dahaki ziyaretinizde, bir tabletin önünde biraz daha uzun durup, tanıdık bir işaret aramaya ne dersiniz?

Tanrılar arasındaki ilişki

Mezopotamya geleneğinde, yazının icadı, tanrılarla ilişkilendiriliyordu. "Enmerkar ve Aratta Efendisi" adlı Sumer destanında, Uruk kralı Enmerkar, Aratta kralına gönderdiği mesajın çok uzun olduğunu görünce, onu, bir kil tablete yazıyor. Metin, bunu, yazının icadı olarak anlatıyor. Ama burada, yazıyı icat eden, bir tanrı değil, bir insan kral.

Diğer metinlerde ise, yazı, Nisaba ve Nabu gibi tanrılarla ilişkilendiriliyor. Nabu'nun simgesi, bir kâtip kalemiydi. Bu, yazının, Mezopotamyalılar için, kutsal bir sanat olduğunu gösteriyor.

Akademik okuma

Akademisyenler, çivi yazısının, Uruk'ta, MÖ dördüncü binyılın sonlarında, muhasebe ihtiyaçlarından doğduğunu düşünüyor. Denise Schmandt-Besserat, çivi yazısının, daha önce kullanılan kil sayma taşlarından geliştiğini öne sürdü; bu teori, genel olarak kabul görse de, ayrıntıları hâlâ tartışılıyor.

Sitchin'in okuması

Sitchin, çivi yazısını, Anunnaki'nin, insanlara verdiği bir armağan olarak yorumladı. Ona göre, yazı, insanların kendi başlarına geliştiremeyeceği kadar karmaşık bir sistemdi.

Ama çivi yazısının gelişimi, Uruk'taki tabletlerden itibaren, adım adım izlenebiliyor. İşaretler, yüzyıllar içinde, yavaş yavaş değişiyor ve gelişiyor. Bu, birden bire verilmiş bir armağan değil, uzun bir insan sürecinin ürünü.

Forumlarda

Forumlarda, çivi yazısını kendisi öğrenmeye çalışan kullanıcılar, az ama giderek artan bir sayıda. Bu kullanıcılar, genellikle, Sitchin'in çevirilerini kontrol etmek için, bu yola giriyor.

Bence bu, Anunnaki tartışmasının, en olumlu sonuçlarından biri. Bir iddiayı, metnin kendisine bakarak kontrol etmek, her zaman en iyi yol.

SohbeX teorisi

Spekülasyon olarak okuyun. Bence çivi yazısını öğrenmek, Anunnaki tartışmasını, kökten değiştirebilir. Birkaç işareti tanıyan, transliterasyonu okuyabilen bir okur, artık, çevirilere, körü körüne güvenmek zorunda kalmıyor. Belki de, bu tartışmanın asıl çözümü, daha fazla insanın, kil ve kalemle tanışması.

Bu bir yorum; kesin bir bilgi değil.

Size soru

Çivi yazısını öğrenmek ister misiniz? Kendi adınızı, çivi yazısıyla yazmayı denediniz mi? Yorumlarda yazın.

❤ 0 beğeni💬 0 yorumBeğenmek ve yorum yapmak için giriş yap