Cemdet Nasr: yazının yayıldığı dönem ve kent mühürleri
Mezopotamya kronolojisinde, bazı dönemlerin adı büyük kentlerden gelir: Uruk dönemi, Akad dönemi, Ur III dönemi. Bazılarının adı ise, neredeyse hiç kimsenin duymadığı küçük höyüklerden. Cemdet Nasr, bunlardan biri. Bağdat'ın yaklaşık seksen kilometre güneyinde, antik Kiş kentine yakın bir yerde bulunan bu küçük höyük, yaklaşık MÖ 3100 ile MÖ 2900 arasındaki dönemin adını taşıyor.
Bu dönem, Uruk döneminin büyük icatlarının, yani yazının, silindir mühürlerin ve anıtsal mimarinin, Mezopotamya'nın farklı kentlerine yayıldığı bir geçiş evresi. Ve Cemdet Nasr'dan çıkan küçük bir buluntu grubu, belki de Sümer kentlerinin ilk kez bir araya geldiğini gösteren ilginç bir ipucu sunuyor. Ben bu dönemi, büyük icatların ardından gelen sessiz ama belirleyici bir yayılma dönemi olarak görüyorum. Bir icadın yayılması, icadın kendisinden daha mı önemlidir sizce?
Kazıların hikâyesi
Cemdet Nasr, 1926'da, Oxford Üniversitesi ve Chicago'daki Field Müzesi'nin ortak Kiş kazı heyeti tarafından kazıldı. Kazıyı, Oxford'dan Asurolog Stephen Langdon yönetti; 1928'de, Ernest Mackay, kısa bir kazı mevsimi daha yürüttü.
Bu kazılar, o dönemin ölçütlerine göre bile, oldukça hızlı ve özensizdi. Buluntuların çoğunun tam olarak nerede bulunduğu kaydedilmedi. Ancak çıkan eserler, dikkat çekiciydi: renkli boyanmış çanak çömlekler, yüzlerce tablet ve mühür baskıları.
Yaklaşık altmış yıl sonra, 1988 ve 1989'da, İngiliz arkeolog Roger Matthews, Cemdet Nasr'da yeni kazılar yaptı. Matthews'un amacı, eski kazıların bıraktığı boşlukları doldurmak ve buluntuların bağlamını yeniden kurmaktı. Bu çalışma, Irak'ta 1990'daki Körfez Savaşı'ndan önce yapılan son yabancı kazılardan biri oldu.
Çok renkli çanak çömlek
Cemdet Nasr döneminin en tanınan özelliği, çok renkli çanak çömleği. Bu kaplar, kırmızı, siyah ve krem renkli boyalarla, geometrik desenlerle süslenmişti. Uruk döneminin sade, seri üretim kaplarından sonra, bu renkli çanak çömlek, estetik bir canlanma gibi görünüyor.
Bu çanak çömlek tarzı, Cemdet Nasr'ın yanı sıra, Kiş, Ur, Nippur ve başka alanlarda da bulundu. Ayrıca İran'ın güneybatısında ve Basra Körfezi kıyılarında da benzer kaplar ortaya çıktı. Umman'daki bazı mezarlarda bulunan Cemdet Nasr tarzı kaplar, bu dönemde Körfez boyunca ticaret ilişkilerinin olduğunu gösteriyor.
Tabletler
Cemdet Nasr'da, yaklaşık iki yüz kırk tablet ve parça bulundu. Bu tabletler, ön-çivi yazısıyla yazılmıştı ve Uruk'taki "Uruk III" adı verilen tabletlerle aynı döneme ait. Tabletler, 1991'de Robert Englund ve Jean-Pierre Grégoire tarafından "Proto-Cuneiform Texts from Jemdet Nasr" adıyla yayımlandı.
Tabletlerin hemen hepsi, idari kayıtlardı: tahıl, bira, hayvan, kumaş ve toprak hesapları. Bazı tabletler, büyük bir kurumun, belki bir tapınağın ya da bir saray benzeri yapının, ekonomisine ait görünüyor. Bu kurum, binlerce işçiye tayın dağıtıyor, tarlaları yönetiyor ve sürüleri izliyordu.
Bu tabletler, yazının artık yalnızca Uruk'ta değil, Mezopotamya'nın farklı kentlerinde de kullanıldığını gösteriyor. Uruk'ta icat edilen sistem, birkaç kuşak içinde, kuzeye ve güneye yayılmıştı. Englund, bu tabletleri, Kaliforniya Üniversitesi'nin yürüttüğü "Cuneiform Digital Library Initiative" projesinin bir parçası olarak dijital ortama da aktardı.
Kent mühürleri
Cemdet Nasr'dan çıkan en ilginç buluntulardan biri, "kent mühürleri" adı verilen bir grup mühür baskısı. Bu baskılarda, farklı kentlerin adları ya da sembolleri, birlikte görülüyor. Roger Matthews, bu mühürleri ayrıntılı olarak inceledi ve 1993'te "Cities, Seals and Writing" adlı bir eser yayımladı.
Matthews'a göre, bu mühürlerde, Ur, Larsa, Nippur, Uruk, Keş, Zabalam ve başka kentlerin sembolleri bir arada yer alıyordu. Bu, bu kentlerin, bir tür ittifak ya da ortak bir kurum içinde birlikte hareket ettiğini düşündürüyor. Belki de bu kentler, ortak bir tapınağa, örneğin Uruk'taki İnanna tapınağına, birlikte sunu gönderiyordu.
Benzer kent mühürleri, daha sonra, Ur'da, Erken Hanedanlık dönemine ait katmanlarda da bulundu. Bu, kentler arasındaki bu tür bir işbirliğinin, birkaç yüzyıl boyunca sürdüğünü gösteriyor.
Bazı araştırmacılar, bu ittifakı, daha sonraki dönemlerde bilinen "Kengir Birliği" ile ilişkilendirdi. Kengir, Sümerlerin kendi ülkelerine verdiği addı. Ancak böyle bir birliğin varlığı, kesin olarak kanıtlanmış değil; bu konu, araştırmacılar arasında tartışılmaya devam ediyor.
Uruk'un çöküşü mü, dönüşümü mü?
Cemdet Nasr dönemi, Uruk genişlemesinin sona erdiği dönemle de çakışıyor. Kuzeydeki Uruk kolonileri, Habuba Kabira ve diğerleri, bu dönemde terk edildi. Güneyde ise, Uruk, büyüklüğünü korumaya devam etti; ama artık tek büyük merkez değildi.
Bazı araştırmacılar, bu dönemi, bir tür çöküş olarak görüyor: Uruk'un bölgesel hâkimiyeti sona ermiş, kentler bağımsızlaşmıştı. Diğerleri ise, bunu bir dönüşüm olarak yorumluyor: Uruk'un icatları, artık bütün bölgenin ortak malı olmuştu ve farklı kentler, kendi yollarında gelişmeye başlamıştı.
Tanrılar arasındaki ilişki: kent tanrılarının doğuşu
Kent mühürleri, Sümer dininin önemli bir özelliğinin erken bir işareti olabilir: her kentin, kendi koruyucu tanrısı vardı. Ur'da Nanna, Larsa'da Utu, Nippur'da Enlil, Uruk'ta İnanna, Keş'te Ninhursag. Mühürlerdeki semboller, bu tanrılarla ilişkilendirilen işaretleri içeriyordu.
Örneğin Uruk'u temsil eden işaret, İnanna'nın sembolü olan halkalı kamış demetiydi. Ur'un işareti ise, belki Nanna ile ilişkili bir sembol. Yani kentler, tanrılarının sembolleriyle temsil ediliyordu.
Bu, daha sonraki Sümer edebiyatında çok belirgin olan bir fikrin, kentlerin tanrıların mülkü olduğu fikrinin, erken bir ifadesi olabilir. Sümer metinlerinde, her kent, belirli bir tanrıya aittir ve kralı, o tanrının yeryüzündeki temsilcisidir. Kentler arasındaki savaşlar bile, tanrılar arasındaki anlaşmazlıklar olarak anlatılır.
Kent mühürlerindeki ittifak ise, tanrıların da bir araya gelebileceğini gösteriyor. Belki de, sonraki metinlerde Nippur'da toplanan tanrılar meclisi fikri, böyle bir kentler birliğinin dinsel bir yansımasıydı.
Sayı sistemlerinin çokluğu
Cemdet Nasr ve Uruk III tabletlerinin en şaşırtıcı yanlarından biri, sayı sistemleri. Bugün biz, her şeyi aynı sayılarla sayarız: elma da, para da, gün de aynı rakamlarla yazılır. Ama bu tabletleri yazan katipler, sayılan şeyin türüne göre farklı sayı sistemleri kullanıyordu.
Englund ve Peter Damerow'un çalışmaları, ön-çivi yazılı tabletlerde, bir düzineden fazla farklı sayı sistemi olduğunu gösterdi. Tahıl için bir sistem, hayvanlar ve insanlar için başka bir sistem, tarla alanları için başka, zaman ölçümü için başka. Bazı sistemler altmışlık, bazıları onluk ve altmışlık karışımı, bazıları tamamen farklı oranlara dayanıyordu.
Aynı işaret, hangi sistemde kullanıldığına bağlı olarak, farklı bir değer taşıyabiliyordu. Yani bir tableti okumak için, önce neyin sayıldığını bilmek gerekiyordu. Bu karmaşık yapı, zamanla sadeleşti ve Mezopotamya'nın ünlü altmışlık sistemi öne çıktı. Bugün saatte altmış dakika, dakikada altmış saniye saymamız, bu uzun sürecin bize kalan mirası.
Akademik okuma
Akademisyenler, Cemdet Nasr dönemini, Uruk dönemi ile Erken Hanedanlık dönemi arasında bir köprü olarak görüyor. Bu dönemde, yazı ve yönetim teknikleri yayıldı, kentler arasında yeni ilişkiler kuruldu ve Sümer'in siyasi haritası, bağımsız kent devletlerinden oluşan bir yapıya doğru evrildi.
Bazı araştırmacılar, "Cemdet Nasr dönemi" adının yanıltıcı olduğunu, çünkü bu küçük höyüğün dönemin tamamını temsil etmediğini belirtiyor. Bu yüzden bazı kaynaklarda, aynı dönem için "Uruk III" adı da kullanılıyor.
Sitchin'in okuması
Sitchin, bu döneme özel bir ilgi göstermedi. Ancak onun anlatısında, Sümer kentlerinin her biri, belirli bir Anunnaki tanrısına verilmiş "tımar" gibiydi. Enlil Nippur'u, Enki Eridu'yu, Nanna Ur'u yönetiyordu. Bu anlatı, tanrıların fiziksel olarak kentlerde yaşadığını ve onları yönettiğini öne sürüyordu.
Kent mühürleri, kentlerin tanrılarla ilişkilendirildiğini gerçekten gösteriyor. Ancak akademik okumada, bu, dinsel bir aidiyet ve kimlik meselesi olarak yorumlanıyor, tanrıların fiziksel varlığına bir kanıt olarak değil.
Forumlarda
Forumlarda Cemdet Nasr, neredeyse hiç anılmıyor. Daha çok, Mezopotamya kronolojisi üzerine yapılan ayrıntılı tartışmalarda, Uruk ile Erken Hanedanlık arasındaki geçiş dönemi olarak bahsi geçiyor. Kent mühürleri ise, bazı başlıklarda, "ilk Birleşmiş Milletler" gibi esprili bir başlıkla paylaşılmış.
SohbeX teorisi
Spekülasyon olarak okuyun. Kent mühürleri bana, Sümer kentlerinin kendilerini birbirinden ayrı ama birbirine bağlı olarak gördüğü bir anı hatırlatıyor. Her kentin kendi tanrısı vardı; ama bu tanrılar, ortak bir meclise, ortak bir düzene aitti.
Belki de Anunnaki fikrinin kendisi, yani tanrıların bir aile ya da bir meclis olarak birlikte hareket etmesi, kentlerin birlikte hareket etmesinin dinsel bir ifadesiydi. Kentler bir araya geldikçe, tanrıları da bir araya geldi.
Bu bir yorum; kesin bir bilgi değil.
Size soru
Cemdet Nasr adını daha önce duymuş muydunuz? Sizce kent mühürleri, kentler arasında bir ittifakı mı, yoksa ortak bir tapınağa yapılan bağışları mı gösteriyor? Yorumlarda yazın.
Giriş yap