Çamur katmanı ve kil tablet: Eridu tufanı kazı çukurunda aranınca
1929 yılının başında, Ur'daki kazının derin bir sondaj çukurunda, işçiler beklenmedik bir şeyle karşılaştı. Çanak çömlek parçaları ve yaşam izleri birden kesiliyordu. Altında temiz, ince, suyun taşıdığı balçık vardı. Birkaç metre boyunca hiçbir insan izi yoktu. Sonra, balçığın altında, yeniden yaşam izleri başlıyordu.
Kazının yöneticisi Leonard Woolley, bu katmanı gördüğünde aklına ilk gelen şey tufandı. Sonradan yazdığı kitaplarda, karısının bu çukura bakarken "Elbette, bu tufan" dediğini aktardı. Bu sahne, Mezopotamya arkeolojisinin en çok anlatılan anlarından biri oldu.
Sümerce tufan anlatısını, Nippur'dan çıkan tek tableti, Poebel'in ilk okumasını ve Jacobsen'in "Eridu Tekvini" adlandırmasını bu blogda daha önce anlattım. Bu kez sorunun öbür tarafına geçmek istiyorum: Arkeologlar, metnin anlattığı tufanı toprağın içinde aradıklarında ne buldular?
Woolley'in çukuru
Woolley, Ur'da 1922'den 1934'e kadar kazı yaptı. Kraliyet Mezarlığı'nı bulması, onu dünya çapında ünlü yaptı. Tufan katmanı ise, Kraliyet Mezarlığı'nın altına doğru yapılan derin sondajlarda ortaya çıktı.
Woolley, bu katmanın büyük bir taşkının izi olduğunu düşündü ve bunu Tevrat'taki Nuh tufanıyla, Sümer ve Babil tufan anlatılarıyla ilişkilendirdi. Bu açıklama, dönemin basınında büyük ilgi gördü. Gazeteler, "Tufanın kanıtı bulundu" diye manşetler attı.
Ama Woolley'in yorumu, daha o dönemde bile tartışıldı. Katman, Ur höyüğünün her yerinde aynı kalınlıkta değildi. Bazı sondajlarda hiç görünmüyordu. Bu, taşkının bütün bölgeyi değil, yalnızca belli kısımlarını etkilediğini gösteriyordu.
Kiş ve Şuruppak
Aynı yıllarda başka kazılarda da benzer katmanlar bulundu. Kiş'te, Oxford ve Chicago'dan gelen ekip, birden fazla taşkın katmanı belgeledi. Stephen Langdon ve Louis Watelin'in yürüttüğü bu kazıda, bazı katmanlar Woolley'in Ur'daki katmanından farklı dönemlere aitti.
1931'de Erich Schmidt, Şuruppak'ta, bugünkü Fara'da, bir sondaj yaptı ve orada da bir taşkın katmanı buldu. Şuruppak, Sümer geleneğine göre tufan kahramanı Ziusudra'nın kentiydi. Bu yüzden oradaki katman, özel bir ilgi uyandırdı. Schmidt'in katmanı, Erken Hanedanlık döneminin başına, yaklaşık MÖ 2900 civarına tarihleniyordu.
Bu tarih ilginçti, çünkü Sümer Kral Listesi'nde tufan, Şuruppak'ın son kralından sonra geliyor. Eğer Şuruppak'taki katman tufan anlatısının arkasındaki bir olayı yansıtıyorsa, metin ile toprak arasında bir bağ kurulabilirdi.
Mallowan'ın değerlendirmesi
1964'te Max Mallowan, "Noah's Flood Reconsidered" adlı bir makale yayımladı. Mallowan, Woolley'in Ur'daki asistanlarından biriydi ve aynı zamanda Agatha Christie'nin eşiydi. Makalesinde, farklı kazılarda bulunan taşkın katmanlarını karşılaştırdı.
Mallowan'ın vardığı sonuç, katmanların aynı döneme ait olmadığıydı. Ur'daki, Kiş'teki ve Şuruppak'taki katmanlar farklı tarihlere aitti. Yani tek bir büyük tufan değil, farklı zamanlarda farklı kentleri vuran birçok yerel taşkın vardı. Mallowan, Şuruppak'taki katmanın Sümer geleneğindeki tufanla ilişkilendirilebileceğini düşündü; ama bunun bile kesin olmadığını vurguladı.
Bu değerlendirme, bugün de büyük ölçüde kabul görüyor. Güney Mezopotamya, Dicle ve Fırat'ın düzenli taşkınlarıyla şekillenmiş bir bölge. Nehirlerin yatak değiştirmesi, büyük taşkınlar, kentlerin bir kısmının sular altında kalması, bu bölgenin tarihinde sık görülen olaylar.
Bugünkü arkeoloji ne diyor?
Woolley'in döneminden bu yana, arkeolojik yöntemler çok değişti. Bugün araştırmacılar, bir katmanın nasıl oluştuğunu anlamak için toprak örneklerini mikroskop altında inceliyor, polen ve tortu analizleri yapıyor. Bu yöntemlerle, bir balçık katmanının nehir taşkınından mı, rüzgârın getirdiği tozdan mı, yoksa başka bir süreçten mi kaynaklandığı daha iyi anlaşılabiliyor.
Ur'daki katman üzerine yapılan sonraki incelemeler, bunun bir nehir taşkınından geldiği yorumunu büyük ölçüde destekledi; ama katmanın yayılımı sınırlıydı. Kentin bir kısmı sular altında kalmış, öbür kısmı kurtulmuş olabilirdi. Bu da bir kentin yok olması değil, bir mahallenin, bir yerleşim kesiminin terk edilmesi anlamına geliyordu.
Bir başka ilginç bulgu, güney Mezopotamya'nın kıyı çizgisinin binlerce yıl içinde değişmesi. Basra Körfezi'nin kıyısı, tarih öncesi dönemlerde bugünkünden daha içerideydi. Deniz seviyesindeki değişimler, bölgedeki yerleşim düzenini derinden etkiledi. Bazı araştırmacılar, Eridu gibi en eski kentlerin bu değişen kıyıya yakın kurulduğunu, sularla iç içe yaşadığını vurguluyor.
Eridu'nun kendisi de ilginç bir durum. Sümer geleneğine göre krallığın ilk indiği yer Eridu. Bu kentte, 1940'larda Iraklı arkeolog Fuad Safar ve İngiliz Seton Lloyd'un yürüttüğü kazılarda, birbiri üzerine inşa edilmiş uzun bir tapınak katmanları dizisi bulundu. En alttaki küçük yapılar, Ubeyd dönemine, yani yazının icadından çok önceki bir zamana aitti. Eridu, Sümerlerin kendi gözünde de çok eski bir kentti ve bu eskiliği toprak doğruluyor.
Metin ve toprak
Arkeolojik katmanlar ile tufan anlatısı arasındaki ilişki, araştırmacılar arasında hâlâ tartışılıyor. Bir görüşe göre, tufan anlatısı belli bir büyük taşkının toplumsal hafızadaki izini taşıyor. Başka bir görüşe göre ise, anlatı tek bir olaydan değil, nehir kıyısında yaşamanın sürekli tehlikesinden doğmuş.
Ben ikinci görüşe daha yakın hissediyorum. Sümerler, her yıl nehirlerin taşma tehlikesiyle yaşıyordu. Tufan anlatısı, bu korkunun en uç biçimi olabilir: Ya bu kez sular hiç çekilmezse? Ama birinci görüşü de tamamen dışlamıyorum. Şuruppak'taki katman ile Şuruppak'ın tufan kahramanının kenti olması arasındaki tesadüf, düşündürücü.
Çeviri sorunları
Sümerce tufan anlatısında kullanılan "a-ma-ru" kelimesi, genellikle "tufan" olarak çevriliyor. Ama bu kelime, aynı zamanda bir silah, bir yıkım gücü olarak da kullanılıyor. Bazı metinlerde tanrıların "amaru"su, onların düşmanlarını yok eden bir güç. Yani tufan, yalnızca bir su olayı değil, tanrısal bir silah olarak da düşünülüyordu.
Bu ayrım önemli. Arkeologlar, toprakta su izi arıyor. Ama metin, belki de bir tanrısal cezayı, bir yok edişi anlatıyor; su yalnızca o cezanın aracı.
Tanrılar arasındaki ilişki
Sümerce tufan anlatısında, tufan kararı tanrılar meclisinde veriliyor. An ve Enlil kararı alıyor; Enki, bu kararı Ziusudra'ya bir duvar aracılığıyla bildiriyor. İnanna'nın ve Nintur'un, insanların yok oluşuna ağladığı satırlar da var.
Bu yapı, Akadca anlatılarla benzer: Enlil kararlı, Enki koruyucu, ana tanrıça yaslı. Arkeologların bulduğu yerel taşkınlar ise, bu tanrısal yapıya hiçbir şey eklemiyor. Toprak, bir felaketin izini gösterebilir; ama o felaketin neden olduğunu, hangi tanrının kararıyla geldiğini söyleyemez. O kısım, yalnızca metinlerde.
Bu tanrısal yapının bir başka katmanı da Enki'nin Eridu ile bağı. Tufan anlatısının Eridu ile ilişkilendirilmesi tesadüf değil; insanları kurtaran tanrı, en eski kentin, suların içindeki kentin tanrısı. Kazı çukurlarında aranan su, metinlerde Enki'nin elinde hem tehlike hem de kurtuluş oluyor.
Sitchin'in okuması
Sitchin, tufanı, Antarktika buz tabakasının kayması sonucu oluşan küresel bir felaket olarak yorumladı. Ona göre Anunnaki bu felaketi önceden biliyordu ve insanları uyarmamaya karar verdi; ama Enki kurallara aykırı davrandı.
Arkeolojik bulgular, küresel bir tufanın izini göstermiyor. Woolley'in, Schmidt'in ve diğerlerinin bulduğu katmanlar yerel ve farklı tarihlere ait. Sitchin'in senaryosu, bu katmanları hesaba katmıyor. Ama Sitchin'in bir noktada haklı olduğu söylenebilir: Metinlerde, tanrılar arasında tufan konusunda bir anlaşmazlık var ve Enki, Enlil'in kararına karşı geliyor. Bu kısım, metinlerin kendisinde açıkça yazıyor.
Forumlarda tufan katmanları
Forumlarda Woolley'in tufan katmanı hâlâ sık sık "tufanın kanıtı" olarak paylaşılıyor. Mallowan'ın sonraki değerlendirmesi ise pek bilinmiyor. Bir İngilizce tartışmada, bir kullanıcı Woolley'in bulgusunu paylaştı; bir başkası, katmanın yalnızca Ur'un bir kısmında görüldüğünü, Kiş ve Şuruppak katmanlarıyla aynı döneme ait olmadığını açıkladı.
Türkçe bir forumda ise biri, "Arkeologlar tufanı buldu mu?" diye sordu. Cevaplar ikiye bölündü: Bir kısmı "evet, Ur'da" dedi; bir kısmı ise "yerel taşkınlar buldu, ama tek bir tufan değil" diye cevap verdi. Bu ikinci cevap bence daha dürüst.
SohbeX teorisi: Şuruppak'ın hafızası
Bu bölüm spekülatif.
Şuruppak'taki taşkın katmanı ile Ziusudra'nın Şuruppak'lı olması, bana bir yerel hafızanın büyüyerek evrensel bir hikâyeye dönüştüğünü düşündürüyor. Belki Şuruppak, bir zamanlar büyük bir taşkın yaşadı. O kentin yaşlıları, bu olayı nesilden nesile anlattı. Zamanla bu anlatı, bütün Sümer'in, sonra bütün insanlığın tufanına dönüştü.
Bunu kanıtlamak mümkün değil. Katmanın tarihi ile metnin yazıya geçtiği tarih arasında yüzyıllar var. Ama bir kentin felaketinin, bir medeniyetin efsanesine dönüşmesi, insan hafızasının nasıl çalıştığına dair güzel bir örnek olurdu.
Size soru
Bir efsanenin arkasında gerçek bir olay olup olmadığını bilmek, sizin için önemli mi? Yoksa efsanenin kendisi, anlattığı korku ve umut, yeterli mi? Ben ikisini birden istiyorum. Woolley'in çukuruna bakarken bir şey hissetmemek imkânsız; ama metni okurken de çamurun söyleyemediği şeyleri duyuyorum.
Giriş yap