Giriş yap
🏺 Anunnaki

Bir teoriye göre ziggurat başka bir boyuta açılan bir kapı mıydı? Etemenanki, Ur-Nammu'nun kulesi ve yeraltına hediyelerle inen bir kral

Mezopotamya'nın düz ovasında yükselen basamaklı tapınak kuleleri, yani zigguratlar, bugün bile insanı etkiliyor. Irak'ın güneyinde, Ur kentinin kalıntıları arasında duran büyük ziggurat, kerpiçten yapılmış, dört bin yılı aşkın bir süredir ayakta. Babil'deki büyük ziggurat ise artık yok; ama adı ve ölçüleri, çivi yazılı tabletlerde ve Yunan tarihçilerinin anlatılarında yaşıyor.

İnternetteki bazı boyut teorileri, zigguratları "boyut kapıları" ya da "enerji santralleri" olarak yorumluyor. Bu teorilere göre zigguratların tepesindeki tapınaklar, Anunnaki'nin başka bir boyuttan Dünya'ya geçtiği noktalar; kulelerin basamaklı yapısı ise bu geçişi kolaylaştıran bir frekans yükselticisi. Bazı anlatılarda zigguratlar, piramitlerle ve dünyanın farklı yerlerindeki basamaklı yapılarla birlikte, küresel bir "kapı ağı"nın parçası olarak sunuluyor.

Bunun modern bir teori olduğunu baştan söylemek gerekiyor. Ama zigguratların gök ile yer arasında bir bağ olarak düşünüldüğü, metinlerde açıkça görülüyor. Burada, bu bağın nasıl anlatıldığını ve zigguratların neden yapıldığını izlemeye çalışıyorum.

Ur'un zigguratı

Ur'daki büyük ziggurat, MÖ yirmi birinci yüzyılda, Ur'un Üçüncü Hanedanı'nın kurucusu Ur-Nammu tarafından yaptırılmaya başlandı ve oğlu Şulgi döneminde tamamlandı. Ay tanrısı Nanna'ya adanmıştı; Sümerce adı "Etemenniguru", yani "korku saçan ışıltının dayanağı olan ev" gibi bir anlama geliyordu. Kerpiçten yapılmış çekirdeği, pişmiş tuğla bir kaplamayla örtülmüştü; tuğlalar ise bitümle birbirine bağlanmıştı.

İngiliz arkeolog Leonard Woolley, 1920'ler ve 1930'larda Ur'da yaptığı kazılarda, zigguratın alt katlarını ortaya çıkardı ve yapının üç büyük merdivenle tepeye çıkıldığını gösterdi. Zigguratın en üst katı ve tepedeki tapınak günümüze ulaşmadı; ama alt katlar, 1980'lerde Irak hükümetinin yaptırdığı bir onarımla bugünkü görünümüne kavuştu.

Woolley, zigguratın duvarlarının hafifçe içe eğimli ve kavisli olduğunu, bunun da uzaktan bakıldığında yapıyı daha görkemli gösteren bir mimari incelik olduğunu fark etti. Kerpiç dolgunun içine, nemin dışarı atılması için delikler açılmıştı. Bu ayrıntılar, zigguratın deneyimli ustalar tarafından, iklimin ve malzemenin özelliklerini bilen bir mühendislik anlayışıyla yapıldığını gösteriyor.

Bir yapının dört bin yıl sonra hâlâ ayakta olması size ne düşündürüyor?

Babil'in Etemenanki'si

Babil'deki büyük ziggurat, "Etemenanki" adını taşıyordu. Bu ad, Sümerce "gök ile yerin dayanak platformunun evi" anlamına geliyor. Marduk'a adanmış olan bu ziggurat, Esagila tapınağının yanında yükseliyordu. Babil kralları Nabopolassar ve oğlu II. Nebukadnezar, MÖ yedinci ve altıncı yüzyıllarda zigguratı yeniden inşa ettirdi.

"Esagila Tableti" adıyla bilinen bir çivi yazılı metin, Etemenanki'nin katlarının ölçülerini veriyor. Bu ölçülere göre ziggurat, yedi katlı ve yaklaşık doksan metre yüksekliğinde, tabanı da yaklaşık doksan metreye doksan metre olan devasa bir yapıydı. Yunan tarihçisi Herodotos, MÖ beşinci yüzyılda Babil'i anlatırken, sekiz kuleden oluşan ve tepesinde bir tapınak bulunan bir yapıdan söz ediyor; bu yapının Etemenanki olduğu düşünülüyor.

Pek çok araştırmacı, Etemenanki'nin Tevrat'taki Babil Kulesi anlatısına ilham verdiğini öne sürüyor. Babil sürgünü sırasında Babil'de yaşayan Yahudiler, bu devasa yapıyı görmüş olmalılar. Kulenin göğe ulaşmak için yapılması ve dillerin karıştırılması anlatısı, belki de bu çok dilli imparatorluk başkentinin ve onun göğe uzanan kulesinin bir yansıması.

Büyük İskender, Babil'i ele geçirdikten sonra, harap durumdaki zigguratı yeniden yaptırmak için onu yıktırmaya başladı; ama ölümüyle bu proje yarım kaldı. Bugün Etemenanki'nin yerinde, yalnızca su dolu bir çukur ve taban kalıntıları görülüyor.

Tanrılar arasındaki ilişki: Ur-Nammu'nun inişi

Ur'un zigguratını yaptıran kral Ur-Nammu, kendisi de bir Sümer şiirinin konusu. "Ur-Nammu'nun Ölümü" adlı şiir, kralın bir savaşta öldürülüşünü ve yeraltına inişini anlatıyor. Şiire göre Ur-Nammu, savaş alanında terk ediliyor, "kırık bir testi gibi" bırakılıyor. Ur halkı yas tutuyor; tanrıların neden böyle bir kaderi ona layık gördüğü soruluyor.

Ur-Nammu, yeraltına iniyor. Ama eli boş gitmiyor: Yeraltının tanrılarına sunmak için hediyeler götürüyor. Şiir, bu hediyeleri tek tek sayıyor. Nergal'e silahlar, Gılgamış'a, Ereşkigal'e, Dumuzi'ye ve yeraltının diğer tanrılarına da her birinin konumuna uygun kaplar, giysiler ve süsler. Çevirmenler, bazı armağanların adlarını kesin olarak belirleyemiyor; ama sıralamanın tanrıların konumunu izlediği açık. Her tanrı, hediyesini alıyor ve Ur-Nammu'yu yeraltında kabul ediyor.

Şiirde Gılgamış, yeraltının bir yargıcı olarak görünüyor ve Ur-Nammu'ya yeraltının kurallarını öğretiyor. Ur-Nammu, yeraltında bir yer ediniyor; ama ağlamaya devam ediyor. Bitiremediği kent surlarını, yeni yaptırdığı sarayı, bıraktığı eşini ve çocuklarını düşünüyor. Şiirin bir bölümünde, Ur-Nammu'nun kendi ağıtı yer alıyor: Tanrılara hizmet etmiş, tapınaklar yaptırmış olmasına rağmen erken ölümünün nedenini soruyor.

Bu şiirde tanrılar arasındaki ilişki, yeraltının hiyerarşisi üzerinden anlatılıyor. Her yeraltı tanrısının bir konumu var ve Ur-Nammu, bu konuma göre hediyeler sunuyor. Bu, bir sarayın protokolüne benziyor: Yeni gelen bir kişi, saraydaki her yetkiliye konumuna uygun bir hediye sunuyor. Yeraltı, bu şiirde de bir saray, ve tanrılar onun yetkilileri.

Bir zigguratı yaptırmış bir kralın, yeraltında ağlamaya devam etmesi size ne düşündürüyor?

Şiirin bir başka ilginç yanı da yeraltının yalnızca tanrılardan oluşmaması. Ur-Nammu, orada ölmüş askerleri ve suçluları da buluyor; bazı çevirilere göre Gılgamış'ın yanında, ölülerin işlerinde bir görev üstleniyor. Yani bir kral, ölümden sonra da bir yönetici olarak kalıyor.

Akademik okuma

Asurologlar, zigguratları, Mezopotamya'nın kutsal dağ kavramıyla ilişkilendiriyor. Mezopotamya ovasında doğal dağlar yoktu; zigguratlar, tanrıların inebileceği yapay dağlar olarak düşünülüyordu. Pek çok zigguratın adı, bu dağ simgeciliğini yansıtıyor: Nippur'daki Ekur, "Dağ Evi" anlamına geliyordu.

Zigguratların tepesindeki tapınak, tanrının yeryüzüne indiğinde kaldığı yer olarak görülüyordu. Herodotos, Babil'deki zigguratın tepesindeki tapınakta büyük bir yatak bulunduğunu ve tanrının oraya geldiğine inanıldığını anlatıyor. Bu, zigguratın bir boyut kapısından çok, tanrının konukevi olarak düşünüldüğünü gösteriyor.

Uzmanlar, zigguratların aynı zamanda siyasi ve ekonomik birer simge olduğunu da vurguluyor. Bu devasa yapılar, milyonlarca kerpiç ve on binlerce işgünü gerektiriyordu. Bir kralın ziggurat yaptırması, onun gücünü, zenginliğini ve tanrılarla olan özel ilişkisini gösteriyordu.

Sitchin'in okuması

Sitchin, zigguratları Anunnaki'nin kontrol merkezleri olarak yorumladı. Ona göre zigguratların tepesindeki tapınaklar, iletişim ve gözlem istasyonlarıydı; Nippur'daki Ekur ise "Görev Kontrol Merkezi" olarak kullanılıyordu. Sitchin'in yorumu, zigguratları bir boyut kapısından çok, uzay teknolojisinin bir parçası olarak sunuyor.

Bu yorum da metinlerdeki tasvirlerle uyuşmuyor. Mezopotamya metinlerinde zigguratlar, tanrılara sunuların yapıldığı, ritüellerin gerçekleştirildiği ve tanrıların ikamet ettiği yerler olarak anlatılıyor; ama teknik aygıtlar ya da iletişim cihazları hiçbir yerde geçmiyor.

Neden bu kadar yayıldı?

Zigguratların "boyut kapısı" olarak yorumlanması, dünyanın farklı yerlerindeki basamaklı yapılar arasında kurulan benzerliklerle ilişkili. Mısır'ın basamaklı piramidi, Orta Amerika'nın basamaklı tapınakları ve Mezopotamya'nın zigguratları, uzaktan bakıldığında birbirine benziyor. Bu benzerlik, bazı yazarları ortak bir kaynak ya da ortak bir amaç aramaya yöneltti.

Arkeologlar ise bu benzerliklerin, yüksek ve kalıcı bir yapı inşa etmenin en kolay yolunun basamaklı bir biçim olmasından kaynaklandığını açıklıyor. Kerpiç, taş ya da toprakla yüksek bir yapı yapmak istediğinizde, tabanı geniş ve yukarı doğru daralan bir biçim kullanmak zorundasınız. Bu, ortak bir mühendislik çözümü.

Forumlarda

Forumlarda zigguratlar tartışmaları, genellikle "piramitler ve zigguratlar enerji santrali miydi?" sorusuyla birlikte yapılıyor. Bazı kullanıcılar, zigguratların belirli yıldızlara ya da manyetik alanlara göre hizalandığını öne sürüyor. Arkeologlar, Ur zigguratının köşelerinin ana yönlere baktığını doğruluyor; ama bunun bir enerji kapısıyla değil, gökyüzü gözlemiyle ve dinî simgecilikle ilgili olduğunu belirtiyor.

Irak'taki savaşlar sırasında Ur zigguratının yakınına bir askeri üs kurulması, forumlarda da tartışıldı. Bazı kullanıcılar, bunun ziggurattaki gizli bir teknolojiyi ele geçirme çabası olduğunu öne sürdü. Bu iddia, tamamen spekülatif; üssün, savaştan önce de var olan bir hava üssü olduğu biliniyor.

SohbeX teorisi

Spekülasyon olarak okuyun. Bana öyle geliyor ki Ur-Nammu'nun yeraltında ağlaması, zigguratların anlamı hakkında bize bir şey söylüyor. Bu kral, göğe uzanan bir kule yaptırmış, tanrılara hizmet etmiş; ama ölümden kaçamamış. Zigguratı, tanrılarla arasında bir bağ kurmuştu; ama bu bağ, onu ölümden korumaya yetmedi.

Belki de zigguratlar, bir boyut kapısı değil, insanın tanrılara uzanma isteğinin ve bu isteğin sınırlarının bir anıtı. Göğe uzanan bir kule, yeraltına inen bir kral: İkisi de aynı hikâyenin parçası. Ur'un zigguratı hâlâ ayakta; ama onu yaptıran kral, kendi ağıtını yazan bir şiirde yaşıyor.

Bu bir yorum; kesin bir bilgi değil.

Size soru

Zigguratları bir boyut kapısı, bir tanrı konukevi ya da bir kralın gücünün simgesi olarak mı görüyorsunuz? Ur-Nammu'nun yeraltına hediyelerle inmesini nasıl yorumluyorsunuz? Ur zigguratını görmek ister miydiniz? Yorumlarda yazın.

❤ 0 beğeni💬 0 yorumBeğenmek ve yorum yapmak için giriş yap