Bir teoriye göre tanrıların meclis salonu başka bir boyutta mıydı? Ubşu-ukkinna, sarhoş tanrılar ve Marduk'a verilen kader
Mezopotamya mitolojisinde tanrılar, önemli kararları tek başlarına vermiyor. Tufanı göndermek, bir kralı seçmek, bir kentin kaderini belirlemek ya da bir savaşçıyı evrenin hükümdarı yapmak gibi büyük kararlar, tanrıların bir araya geldiği bir mecliste alınıyor. Bu meclisin toplandığı yerin adı, Sümerce metinlerde "Ubşu-ukkinna" olarak geçiyor.
İnternetteki bazı boyut teorileri, bu meclis salonunu "boyutlar arası bir konsey" olarak yorumluyor. Bu teorilere göre Anunnaki meclisi, farklı boyutlardan gelen varlıkların toplandığı bir yer ve kararları, bizim dünyamızın zaman çizgisini değiştirebiliyor. Bazı anlatılarda bu konsey, "Galaktik Federasyon" ya da "Işık Konseyi" gibi modern kavramlarla eşleştiriliyor.
Bu yorumun modern bir yaratım olduğunu baştan söylemek gerekiyor. Ama tanrıların bir mecliste toplanması, Mezopotamya düşüncesinin en ilgi çekici özelliklerinden biri. Burada, bu meclisin metinlerde nasıl anlatıldığını ve Ubşu-ukkinna'nın nerede olduğunu izlemeye çalışıyorum.
Ubşu-ukkinna nerede?
Asurologlar, Ubşu-ukkinna'yı Nippur'daki Ekur tapınak kompleksiyle ilişkilendiriyor. Ekur, Enlil'in tapınağıydı ve Sümer döneminde Mezopotamya'nın en önemli dinî merkezlerinden biriydi. Ubşu-ukkinna, bu kompleksin içinde ya da yakınında, tanrıların toplandığı bir avlu ya da salon olarak düşünülüyordu. Sonraki dönemlerde, Babil'deki Esagila tapınağında da aynı adı taşıyan bir meclis yeri vardı.
Mezopotamya'nın tanrılar meclisi, Akadca metinlerde "puhrum" kelimesiyle de anlatılıyor. Bu kelime, aynı zamanda insanların toplandığı meclisleri, yani yaşlılar meclisini ya da kent meclisini de anlatıyordu. Yani tanrıların meclisi, insanların meclislerine benzer biçimde düşünülüyordu.
Danimarkalı Asurolog Thorkild Jacobsen, 1943'te yayımladığı "Eski Mezopotamya'da İlkel Halk Yönetimi" başlıklı makalesinde, bu tanrılar meclisinin, Mezopotamya'nın erken dönemlerindeki bir siyasi örgütlenmeyi yansıttığını öne sürdü. Ona göre Sümer kentleri, krallığın yerleşmesinden önce, yaşlılar ve özgür erkeklerden oluşan meclisler tarafından yönetiliyordu. Tanrıların meclisi, bu eski siyasi düzenin kozmik bir yansımasıydı. Jacobsen'in bu tezi, sonraki yıllarda hem destek hem eleştiri aldı; ama hâlâ tartışılan önemli bir görüş.
Tanrıların insanlar gibi bir mecliste toplanıp tartıştığını düşünmek size ne hissettiriyor?
Tanrılar arasındaki ilişki: Enuma Eliş'teki şölen
Tanrıların meclisinin en canlı anlatımı, Enuma Eliş'in üçüncü tabletinde yer alıyor. Bu noktada, Tiamat, eşi Apsu'nun öldürülmesinin intikamını almak için bir ordu kurmuş; on bir canavar yaratmış ve Kingu'yu ordusunun başına geçirmiş. Genç tanrılar, korku içinde. Ea ve Anu, Tiamat'a karşı çıkmaya çalışmış ama başarısız olmuş.
Tanrıların atası Anşar, bu durumda Marduk'u Tiamat'a karşı savaşçı olarak seçiyor. Marduk, bir şart koşuyor: Tiamat'ı yenerse, tanrıların meclisinde kaderleri belirleme yetkisinin ona verilmesini istiyor. Anşar, veziri Kaka'yı, yaşlı tanrılar Lahmu ve Lahamu'ya gönderiyor ve onları meclise çağırıyor. Kaka'nın mesajı, Tiamat'ın hazırlıklarını ve Marduk'un şartını ayrıntılı biçimde anlatıyor; bu mesaj, destanda neredeyse kelimesi kelimesine tekrarlanıyor.
Tanrılar, meclise geliyor. Önce birbirlerini kucaklıyor, sohbet ediyor ve bir şölene oturuyorlar. Ekmek yiyor, bira ve tatlı içki içiyorlar. Metin, içkinin onları gevşettiğini, bedenlerinin rahatladığını, kaygılarının dağıldığını ve neşelendiklerini anlatıyor. Bu rahatlık içinde, Marduk'un kaderini belirliyorlar.
Dördüncü tabletin başında, tanrılar Marduk için bir taht kuruyor. Ona, bütün evrenin krallığını veriyorlar ve onun sözünün değişmez olacağını ilan ediyorlar. Gücünü sınamak için, önüne bir giysi koyuyorlar: Marduk, sözüyle giysiyi yok ediyor, sonra yine sözüyle onu geri getiriyor. Tanrılar, sevinç içinde "Marduk kraldır" diye bağırıyor.
Bu sahnede tanrılar arasındaki ilişki, bir meclis kararıyla kurulan bir krallık olarak anlatılıyor. Marduk'un gücü, doğuştan gelmiyor; tanrıların meclisi tarafından veriliyor. Ama bu meclis, ağır bir tehdit altında, korku içinde ve sarhoşken karar veriyor. Bu, kararın meşruiyetine dair ilginç sorular uyandırıyor.
Tanrıların sarhoşken önemli bir kararı vermesini nasıl yorumluyorsunuz? Bu, bir mizah mı, bir eleştiri mi, yoksa bir ritüelin yansıması mı?
Atrahasis'teki meclis
Tanrıların meclisi, Atrahasis destanında da önemli bir yer tutuyor. Bu destanda, insanların gürültüsü Enlil'i rahatsız ediyor ve tanrılar meclisi, insanlara karşı bir dizi felaket göndermeye karar veriyor: önce salgın, sonra kıtlık, en sonunda tufan. Her kararda Enki, insanların yanında durmaya çalışıyor ve Atrahasis'e gizlice yol gösteriyor.
Tufan kararı da meclisin kararı. Enki, bu karara katılmak zorunda kalıyor; ama bir yemin ettiriliyor. Enki, yeminini bozmamak için, Atrahasis'le doğrudan değil, onun kamış evinin duvarıyla konuşuyor. Bu ince hile, meclisin kararlarının bağlayıcı olduğunu, ama bir tanrının bu kararları ustaca aşabileceğini gösteriyor.
Tufandan sonra, tanrılar Atrahasis'in sunusunun kokusunu alınca, sinekler gibi toplanıyor. Ana tanrıça, tufanı kararlaştıran meclise öfkeleniyor ve kendi kararına katıldığı için pişmanlık duyuyor. Bu sahne, meclisin kararlarının sonuçlarından tanrıların da etkilendiğini gösteriyor.
Meclis fikri, Gılgamış'ın hikâyelerinde de insan dünyasına iniyor. "Gılgamış ve Agga" adlı Sümer şiirinde, Kiş kralı Agga'nın elçileri Uruk'a geldiğinde, Gılgamış önce kentin yaşlılar meclisine danışıyor; yaşlılar, Kiş'e boyun eğmeyi öneriyor. Gılgamış, bu kararı beğenmiyor ve kentin genç erkeklerinden oluşan ikinci bir meclise gidiyor; gençler ise savaşmayı seçiyor. Jacobsen, bu şiiri, iki meclisli bir kent yönetiminin izi olarak yorumladı. Yaşlıların ve gençlerin ayrı ayrı danışıldığı bir yönetim, size bugünün hangi kurumlarını hatırlatıyor?
Akademik okuma
Asurologlar, tanrılar meclisini Mezopotamya'nın siyasi düşüncesinin bir yansıması olarak okuyor. Mezopotamya'da kralların gücü, tanrıların onayına dayanıyordu; tanrıların kendisi ise bir meclis düzeni içinde karar veriyordu. Bu, krallık kurumunun bile daha geniş bir düzenin parçası olduğunu ve kralın mutlak olmadığını gösteriyor.
Enuma Eliş'teki şölen sahnesi, bazı araştırmacılara göre Babil'deki Yeni Yıl festivali, yani Akitu ile bağlantılı. Bu festivalde, tanrıların heykelleri Babil'e getiriliyor, bir araya toplanıyor ve Marduk'un krallığı yeniden ilan ediliyordu. Enuma Eliş'in de bu festivalde okunduğu, geç dönem metinlerinden biliniyor. Yani tanrıların meclisi, yalnızca bir mit değil, her yıl tekrarlanan bir ritüelin anlatısıydı.
Şölende içilen içkinin anlatılması da, Mezopotamya'nın ziyafet kültürüyle ilişkilendiriliyor. Mezopotamya'da önemli anlaşmalar, ittifaklar ve kararlar, sık sık ortak yemeklerle ve içkilerle mühürleniyordu. Tanrıların şöleni, bu insan geleneğinin kozmik bir yansıması.
Sitchin'in okuması
Sitchin, Anunnaki meclisini, Nibiru'dan gelen ve Dünya'yı yöneten bir yönetim konseyi olarak yorumladı. Ona göre bu konsey, Anu, Enlil ve Enki gibi büyük tanrılardan oluşuyordu ve Dünya'daki önemli kararları, yani tufanı, insanların yaratılışını, kralların atanmasını belirliyordu. Sitchin'in anlatısında meclis, bir boyutlar arası konsey değil, uzaylı bir yönetimin karar organı.
Boyut teorileri ise Sitchin'in bu yönetim konseyini, daha soyut ve ruhsal bir düzleme taşıyor. Böylece meclis, bir uzaylı hükümeti olmaktan çıkıp, kozmik bir ışık konseyine dönüşüyor.
Neden bu kadar yayıldı?
Tanrıların meclisi fikrinin modern teorilerde bu kadar ilgi görmesi, insanların gizli bir yönetim organı fikrine duyduğu merakla ilişkili. Pek çok komplo teorisinde, dünyayı gizlice yöneten bir konsey ya da örgüt anlatısı var. Mezopotamya'nın tanrılar meclisi, bu anlatılara eski ve kutsal bir kaynak sunuyor.
Bilim kurgu edebiyatı ve sineması da bu fikre katkıda bulundu. Pek çok bilim kurgu eserinde, farklı gezegenlerden ya da boyutlardan gelen varlıkların bir araya geldiği konseyler ve federasyonlar anlatılıyor. Bu imgeler, Anunnaki meclisinin modern yorumlarını biçimlendiriyor.
Forumlarda
Forumlarda Anunnaki meclisi tartışmaları, genellikle "dünyayı kim yönetiyor?" sorusuyla birlikte yapılıyor. Bazı kullanıcılar, modern siyasi kurumların, Anunnaki meclisinin bir devamı olduğunu öne sürüyor. Bu iddiaların hiçbiri, tarihsel bir kanıta dayanmıyor. Eleştirel kullanıcılar ise Mezopotamya'nın meclis düşüncesinin, insanların kendi siyasi deneyimlerini tanrılara yansıtması olduğunu hatırlatıyor.
Bazı başlıklarda ise Jacobsen'in "ilkel halk yönetimi" tezi tartışılıyor. Kullanıcılar, halk yönetiminin kökenlerinin Yunanistan'dan çok daha eskiye, Mezopotamya'ya uzanıp uzanmadığını soruyor. Bu, akademik çevrelerde de tartışılan meşru bir soru.
SohbeX teorisi
Spekülasyon olarak okuyun. Bana öyle geliyor ki tanrıların sarhoşken Marduk'un kaderini belirlemesi, Enuma Eliş'in en insani sahnelerinden biri. Korku içindeki tanrılar, bir araya geliyor, yemek yiyor, içiyor ve rahatlıyor; sonra da en büyük kararlarını veriyorlar. Bu, bana insan meclislerini, aile toplantılarını ve kriz anlarındaki topluluk kararlarını hatırlatıyor.
Belki de tanrıların meclisi, bir boyutlar arası konsey değil, insanların zor zamanlarda nasıl karar verdiğinin bir aynası. Korku, dayanışma, rahatlama ve sonunda bir lidere güç verme. Marduk'a verilen kader, bir kozmik zorunluluktan çok, bir topluluğun korkusunun ve umudunun sonucu.
Bu bir yorum; kesin bir bilgi değil.
Size soru
Tanrıların bir mecliste toplanıp karar vermesi size ne düşündürüyor? Enuma Eliş'teki şölen sahnesini nasıl yorumluyorsunuz? Jacobsen'in "ilkel halk yönetimi" tezini ikna edici buluyor musunuz? Yorumlarda yazın.
Giriş yap