Bir teoriye göre Kurnugi, yani "dönüşü olmayan ülke", başka bir boyut muydu? İştar'ın inişi, Ea'nın yarattığı Asuşunamir ve hayat suyu tulumu
Akadca "İştar'ın Yeraltına İnişi" şiiri, yeraltını şu sözlerle anlatıyor: Kurnugi, yani dönüşü olmayan ülke; karanlık ev, Irkalla'nın evi; giren kimsenin çıkmadığı ev; yolcusunun geri dönmediği yol. Orada oturanlar ışıktan yoksun; toz onların ekmeği, çamur onların yiyeceği. Işık görmüyorlar, karanlıkta oturuyorlar; kuşlar gibi kanatlı giysiler giyiyorlar. Kapının ve sürgünün üzerine toz çökmüş.
İnternetteki bazı boyut teorileri, Kurnugi'yi "dönüşsüz bir boyut" ya da "bilincin hapsedildiği bir alt düzlem" olarak yorumluyor. Bu teorilere göre "dönüşü olmayan ülke" ifadesi, ölümden sonra ruhun girdiği ve bir daha çıkamadığı bir tuzağı anlatıyor; İştar'ın oradan geri dönmesi ise bu tuzaktan kurtulmanın mümkün olduğunu gösteren gizli bir bilgi. Bazı anlatılarda Ea'nın yarattığı Asuşunamir, bu kurtuluşun anahtarı olarak sunuluyor.
Bu, modern bir yorum. Ama "dönüşü olmayan ülke"den dönen bir tanrıçanın hikâyesi, gerçekten de çelişkili ve düşündürücü. Burada, bu şiirin nasıl kurulduğunu ve tanrılar arasındaki ilişkiyi nasıl anlattığını izlemeye çalışıyorum. Bu, SX Blog'daki üç yüzüncü Anunnaki yazısı; yeraltından dönüş hikâyesiyle bu eşiği geçmek bana yerinde göründü.
Şiirin kopyaları
İştar'ın İnişi, Sümerce "İnanna'nın Yeraltına İnişi" şiirinin daha kısa ve farklı bir Akadca versiyonu. Sümerce şiir yaklaşık dört yüz satır uzunluğunda; Akadca şiir ise yaklaşık yüz kırk satır. Akadca şiirin kopyaları, Asur'da ve Ninova'da, Asurbanipal'in kütüphanesinde bulundu; ayrıca Orta Asur dönemine tarihlenen daha eski bir kopya da biliniyor.
İki şiir arasındaki farklar, Asurologların ilgisini çekiyor. Sümerce şiirde İnanna'yı kurtarmak için Enki, tırnaklarının altındaki kirden iki varlık yaratıyor: kurgarra ve galatura. Akadca şiirde ise Ea, tek bir varlık yaratıyor: Asuşunamir. Sümerce şiirde İnanna'nın yerine yeraltına gönderilecek kişi, uzun bir arayışla bulunuyor ve sonunda Dumuzi seçiliyor; Akadca şiirde ise bu kısım çok kısa ve gizemli bir biçimde anlatılıyor.
Bir hikâyenin farklı dillerde ve farklı uzunluklarda anlatılması size ne düşündürüyor? Hangi versiyonun "asıl" olduğunu sormak sizce anlamlı mı?
Kapıdaki tehdit
Şiirde İştar, yeraltının kapısına geldiğinde, kapıcıya sert bir tehditte bulunuyor. Kapı açılmazsa, kapıyı kıracağını, sürgüyü parçalayacağını, kapının direklerini yıkacağını ve ölüleri yeryüzüne çıkaracağını söylüyor. Ölüler, yaşayanları yiyecek; ölülerin sayısı, yaşayanlarınkini aşacak.
Kapıcı, Ereşkigal'e gidiyor ve İştar'ın geldiğini haber veriyor. Ereşkigal, kız kardeşinin gelişini duyunca, yüzünün kesilmiş bir ılgın ağacı gibi sarardığını, dudaklarının kesilmiş bir kunduru sapı gibi karardığını anlatıyor. Ama kapıcıya, İştar'ı eski kurallara göre içeri almasını buyuruyor.
Yedi kapının her birinde, İştar bir süsünü bırakıyor: büyük taç, küpeler, boyun kolyesi, göğüs süsleri, doğum taşlarından kemer, el ve ayak bilezikleri ve en sonunda bedenini örten giysi. Her kapıda İştar soruyor: Neden bunu alıyorsun? Kapıcı, her seferinde aynı cevabı veriyor: Yeraltının hanımının kuralları böyledir.
Tanrılar arasındaki ilişki: Ea'nın çaresi
İştar, Ereşkigal'in önüne çıplak olarak geldiğinde, kız kardeşine saldırıyor. Ereşkigal, veziri Namtar'a İştar'ı sarayına kapatmasını ve ona altmış hastalık göndermesini buyuruyor: gözlerine, kollarına, ayaklarına, kalbine, başına, bütün bedenine. İştar, yeraltında hapsoluyor.
İştar'ın yeraltında hapsolmasıyla, yeryüzünde bereket duruyor. Şiir, bunu çarpıcı bir dille anlatıyor: Boğa ineğe binmiyor, eşek dişi eşeği gebe bırakmıyor; sokaktaki genç adam, genç kızı gebe bırakmıyor. Genç adam kendi odasında, genç kız kendi yanında uyuyor. İştar'ın yokluğu, bütün yaşamın üremesini durduruyor.
Büyük tanrıların veziri Papsukkal, yas içinde, ay tanrısı Sin'e ve bilgelik tanrısı Ea'ya gidiyor ve olanları anlatıyor. Ea, bilge yüreğinde bir çare buluyor. Asuşunamir adlı bir varlık yaratıyor; adı, Akadcada "görünüşü parlak olan" anlamına geliyor. Bazı çevirilerde Asuşunamir, bir "assinnu", yani İştar kültüne bağlı, cinsiyeti belirsiz bir tapınak görevlisi olarak tanımlanıyor.
Ea, Asuşunamir'e Kurnugi'ye gitmesini, Ereşkigal'in yüreğini sevindirmesini ve onun kendisine büyük tanrıların adıyla yemin etmesini sağlamasını söylüyor. Sonra Asuşunamir, Ereşkigal'den hayat suyu tulumunu istemeli. Asuşunamir, bunu yapıyor. Ereşkigal, sevinçle yemin ediyor; ama tulum istenince, kandırıldığını anlıyor ve öfkeyle Asuşunamir'e lanet ediyor: Kentin çöplüklerinden yiyeceğini, kentin lağımlarından içeceğini, duvarların gölgesinde oturacağını söylüyor.
Yine de yemin bağlayıcı. Ereşkigal, Namtar'a İştar'ı hayat suyuyla serpmesini ve onu geri göndermesini buyuruyor. İştar, yedi kapıdan geri geçiyor ve her kapıda süslerini geri alıyor. Şiirin son bölümü ise gizemli: Tammuz, yani Dumuzi, ve onun kız kardeşi Belili anılıyor; Tammuz'un yeraltından yükseleceği gün, ölülerin de yükselip tütsü kokusunu alacağı söyleniyor.
Bu şiirde tanrılar arasındaki ilişki, iki kız kardeş arasındaki bir çatışma ve bilge bir tanrının araya girmesiyle kuruluyor. Ea, her zamanki gibi, kurnaz bir çözüm buluyor: Güce karşı güç değil, Ereşkigal'in sevincini kullanan bir hile. Asuşunamir ise bu hilenin bedelini ödüyor; lanetlenen o.
Asuşunamir'in lanetlenmesini, bir kurtarıcının cezalandırılması olarak mı, yoksa bir rolün tanımlanması olarak mı okuyorsunuz?
Akademik okuma
Asurologlar, Asuşunamir'e yönelik lanetin, assinnu gibi tapınak görevlilerinin toplumdaki yerini açıklayan bir köken anlatısı olabileceğini öne sürüyor. Bu görevliler, İştar kültünde önemli roller üstleniyordu; ama aynı zamanda toplumun kenarında yaşıyordu. Ereşkigal'in laneti, onların neden böyle bir hayat sürdüğünü mitolojik olarak açıklıyor olabilir. Sümerce şiirde ise Enki'nin yarattığı kurgarra ve galatura, benzer kült görevlileriyle ilişkilendiriliyor.
Şiirin sonundaki Tammuz bölümü, uzmanlara göre bir ritüelle bağlantılı. Mezopotamya'da Tammuz ayında, Dumuzi için yas törenleri yapılıyordu. Bazı araştırmacılar, şiirin bu törenlerde okunduğunu ve son satırların ritüelin bir parçası olduğunu düşünüyor. Ölülerin yükselip tütsü kokusu alması, ölüler için yapılan sunularla ilişkili olabilir.
Kurnugi'nin "dönüşü olmayan ülke" olarak anlatılmasına rağmen İştar'ın geri dönmesi, akademik çevrelerde de tartışılıyor. Bir yoruma göre bu, tanrıların insanlardan farklı olduğunu gösteriyor: İnsanlar için dönüş yok, ama tanrılar özel koşullarda dönebiliyor. Bir başka yoruma göre ise İştar'ın dönüşü, mevsimlerin döngüsünü, yani bereketin her yıl yeniden gelişini anlatıyor.
Sitchin'in okuması
Sitchin, İştar'ın yeraltına inişini, İnanna'nın Afrika'nın güneyindeki Ereşkigal'in topraklarına yaptığı bir yolculuk olarak yorumladı. Ona göre İnanna, oraya siyasi bir amaçla gitmişti ve Ereşkigal tarafından tutuklanmıştı; "hayat suyu" ise bir tıbbi tedaviydi. Sitchin'in anlatısında Asuşunamir, Enki'nin gönderdiği bir robot ya da yapay bir varlıktı.
Bu yorum, Asuşunamir'in "yaratılması"nı bir teknoloji olarak okuyor. Metinde ise Ea'nın Asuşunamir'i nasıl yarattığına dair bir ayrıntı yok; yalnızca onu "yarattığı" söyleniyor. Sitchin'in yorumu, bu boşluğu kendi anlatısıyla dolduruyor.
Neden bu kadar yayıldı?
Kurnugi'nin "dönüşsüz boyut" olarak yorumlanması, ölümden sonra ne olduğuna dair evrensel bir kaygıyla ilişkili. İnsanlar, ölümün geri dönüşü olmayan bir son olup olmadığını her zaman sormuş. İştar'ın dönüşü, bu soruya mitolojik bir umut sunuyor: Dönüşü olmayan ülkeden bile dönülebilir.
Asuşunamir'in figürü de modern okurların ilgisini çekiyor. Cinsiyeti belirsiz, parlak görünüşlü, bilge bir tanrı tarafından yaratılmış ve bir tanrıçayı kurtaran bir varlık; bu figür, bugünün cinsiyet tartışmalarında da sık sık anılıyor.
Forumlarda
Forumlarda Kurnugi tartışmaları, genellikle "ruh tuzağı" ve "reenkarnasyon döngüsü" teorileriyle birlikte yapılıyor. Bazı kullanıcılar, Kurnugi'nin ruhların hapsedildiği bir yer olduğunu ve İştar'ın inişinin bu tuzaktan kaçışın bir haritası olduğunu öne sürüyor. Eleştirel kullanıcılar ise İştar'ın kurtuluşunun bir yemin ve bir hileyle sağlandığını, bir harita ya da teknikle değil, hatırlatıyor.
Türkçe forumlarda, Kurnugi kavramı ile Türkçedeki "ahiret", "öteki dünya" ya da "dönüşü olmayan yolculuk" gibi ifadeler arasında benzerlikler kuruluyor. Bazı kullanıcılar, Anadolu'daki ağıt geleneğiyle Dumuzi için yapılan yas törenleri arasında da bir paralellik görüyor.
SohbeX teorisi
Spekülasyon olarak okuyun. Bana öyle geliyor ki İştar'ın İnişi'nin en çarpıcı yanı, yeryüzünde bereketin durması. İştar yeraltındayken, hiçbir canlı üremiyor; genç adam ile genç kız ayrı ayrı uyuyor. Bu, bir tanrıçanın yokluğunun bütün dünyayı nasıl etkilediğini anlatıyor. Kurnugi'nin karanlığı, yalnızca yeraltında değil, yeryüzünde de hissediliyor.
Belki de "dönüşü olmayan ülke", bir boyut değil, bir yokluğun adı. Bir şey kaybolduğunda, ondan geriye bir boşluk kalıyor ve bu boşluk her şeyi etkiliyor. İştar'ın dönüşü, bu boşluğun dolmasını; Asuşunamir'in laneti ise bu dönüşün bir bedeli olduğunu anlatıyor. Ve Tammuz'a yakılan ağıtlar, her dönüşün bir başka yokluğu da beraberinde getirdiğini hatırlatıyor.
Bu bir yorum; kesin bir bilgi değil.
Size soru
"Dönüşü olmayan ülke"den dönen bir tanrıçanın hikâyesi size ne düşündürüyor? Asuşunamir'in lanetlenmesini nasıl yorumluyorsunuz? İştar'ın yokluğunda bereketin durmasını, mevsimlerin döngüsü mü, yoksa başka bir şey mi olarak okuyorsunuz? Yorumlarda yazın.
Giriş yap