Bir teoriye göre gök katları başka boyutlar mıydı? KAR 307, taştan üç gök ve Anu'nun üç yüz İgigi'si
"Yedi kat gök" ifadesi, Türkçede de pek çok dinî ve halk anlatısında geçiyor. Katlı gök fikri, insanlık tarihinde çok yaygın: Göğü, birbirinin üzerine dizilmiş katmanlar olarak düşünmek, pek çok kültürde karşımıza çıkıyor. Mezopotamya'da da göğün katlardan oluştuğuna dair metinler var; ama bu metinlerin sayısı az ve ayrıntıları şaşırtıcı.
İnternetteki bazı boyut teorileri, bu gök katlarını "boyut katmanları" olarak yorumluyor. Bu teorilere göre her gök katı, farklı bir titreşimde var olan bir boyut ve Anunnaki ile İgigi, bu boyutlarda yaşayan farklı varlık sınıfları. Bazı anlatılarda en üst gök, "kaynak boyut" olarak adlandırılıyor ve An, bu boyutun yöneticisi olarak sunuluyor.
Bu yorumu değerlendirmek için, Mezopotamya gök katlarını anlatan metinlerin kendisine bakmak gerekiyor. Bu metinlerin en ayrıntılısı, Asurologlar arasında "KAR 307" adıyla bilinen bir tablet.
Taştan üç gök
KAR 307, Asur kentinde bulunan ve Yeni Asur dönemine tarihlenen bir tablet. "KAR", Alman Asurolog Erich Ebeling'in yayımladığı "Asur'dan Dinî İçerikli Çivi Yazılı Metinler" adlı koleksiyonun kısaltması. Tablet, karmaşık ve gizemli bir metin; içinde tanrıların, kozmik yapının ve ritüel nesnelerin gizli anlamlarını açıklayan bölümler var.
Bu tabletin bir bölümü, göğü üç kat olarak anlatıyor. Wayne Horowitz'in "Mesopotamian Cosmic Geography" adlı kitabındaki çevirisine göre, üst gök "luludanitu" adlı bir taştan yapılmış ve Anu'ya ait; Anu, orada üç yüz İgigi tanrısını yerleştirmiş. Orta gök "saggilmud" adlı bir taştan yapılmış ve İgigi tanrılarına ait; Bel, yani Marduk, orada, lapis lazuliden bir kürsünün üzerindeki bir tapınakta oturuyor. Alt gök ise yeşim taşından, yani jasperden yapılmış ve yıldızlara ait; tanrı, takımyıldızlarını bu göğün üzerine çizmiş.
Aynı tablet, yeri de üç kat olarak anlatıyor. Üst yerde insanlar yaşıyor; orta yerde, Ea'nın Apsu'su bulunuyor; alt yerde ise altı yüz Anunnaki tanrısı kapatılmış. Böylece evren, üç gök ve üç yer olmak üzere altı katmandan oluşan bir yapı olarak anlatılıyor.
Horowitz, bu taşların renklerinin göğün farklı görünümleriyle ilişkili olabileceğini öne sürüyor. Luludanitu, kırmızı, beyaz ve siyah benekli bir taş olarak biliniyor; saggilmud mavi renkli bir taş; jasper ise yeşilimsi ya da başka renklerde olabiliyor. Gökyüzünün farklı zamanlarda farklı renklerde görünmesi, belki de bu taş tasvirlerine ilham vermişti.
Göğü taştan yapılmış katlar olarak düşünmek size ne düşündürüyor? Bu, bir boyut kavramından çok, bir yapı kavramı gibi gelmiyor mu?
Tanrılar arasındaki ilişki: Kimin hangi katta oturduğu
KAR 307'deki gök ve yer katları, aynı zamanda tanrılar arasındaki hiyerarşiyi de anlatıyor. En üst gökte Anu, en büyük tanrı olarak, üç yüz İgigi ile birlikte. Orta gökte Marduk, İgigi'nin arasında, lapis lazuliden kürsüsünde. Alt gökte yıldızlar, tanrıların gökteki görünür izleri. Yerin katlarında ise insanlar, Ea ve Anunnaki.
Bu dağılım, Mezopotamya'nın sonraki dönemlerinde İgigi ve Anunnaki kavramlarının nasıl ayrıştığını da gösteriyor. Eski Sümer metinlerinde Anunnaki, genellikle büyük tanrılar topluluğunu anlatan bir terimdi. Ama MÖ ikinci binyıldan itibaren, özellikle Akadca metinlerde, İgigi gök tanrıları olarak, Anunnaki ise yer ve yeraltı tanrıları olarak ayrışmaya başladı. KAR 307, bu ayrışmanın ileri bir aşamasını yansıtıyor: Üç yüz İgigi gökte, altı yüz Anunnaki yerin altında.
Enuma Eliş'in altıncı tabletinde de benzer bir dağılım var. Marduk, evreni düzenledikten sonra, Anunnaki'yi gök ve yer arasında bölüştürüyor: Üç yüzünü gökte, üç yüzünü yerde görevlendiriyor. Bu sayılar, KAR 307'deki sayılarla tam olarak aynı değil; ama ikisi de tanrıların kozmik katlara göre dağıtıldığını gösteriyor.
Marduk'un orta gökte oturması da dikkat çekici. Babil'in en yüce tanrısı, Anu'nun altında, ama yıldızların üstünde. Bu konum, onun hem gökle hem yerle bağlantılı bir aracı olarak görülmesini yansıtıyor olabilir. Anu, en yüksekte ama uzak; Marduk, ortada ve evrenin düzenini yöneten.
Tanrıların gök katlarına göre dağıtılmasını, bir hiyerarşi mi, yoksa bir iş bölümü mü olarak görüyorsunuz?
Akademik okuma
Horowitz, Mezopotamya'nın kozmik coğrafyasını incelediği kitabında, katlı gök anlatılarının Mezopotamya'da sınırlı sayıda metinde geçtiğini vurguluyor. Sümer metinlerinin çoğunda gök, tek bir alan olarak anlatılıyor; katlı gök ayrıntıları ise daha çok geç dönemin bilimsel ve teolojik metinlerinde ortaya çıkıyor. Bu, katlı gök fikrinin Mezopotamya'nın düşünce tarihinde zamanla geliştiğini gösteriyor.
Uzmanlar, KAR 307 gibi metinlerin, kâtiplerin ve rahiplerin gizli bilgilerini içeren "uzman metinleri" olduğunu da belirtiyor. Bu metinlerin bazılarının sonunda, bilgiyi yalnızca bilenlerin bilenlere göstermesi gerektiğini söyleyen notlar bulunuyor. Yani katlı gök anlatısı, halkın yaygın inancından çok, eğitimli bir azınlığın teolojik spekülasyonuydu.
Bazı araştırmacılar, Mezopotamya'nın katlı gök fikri ile sonraki geleneklerdeki yedi kat gök fikri arasında bir bağ olabileceğini öne sürüyor. Ama Mezopotamya metinlerinde genellikle üç gök anlatılıyor, yedi değil. Yedi kat gök fikrinin kökenleri, daha çok yedi gezegenle ilişkili geç antik çağ ve Helenistik dönem düşüncesine bağlanıyor.
Göğün katlarına dair başka bir ipucu, Etana anlatısında da var. Etana, bir kartalın sırtında göğe yükselirken, kartal ona aşağıyı göstermeyi sürdürüyor; yer giderek küçülüyor, deniz bir hendek, sonra bir bahçe arkı kadar görünüyor. Akadca versiyonun bazı parçalarında, Etana'nın Anu'nun göğüne, sonra daha yukarıdaki bir göğe ulaşmaya çalıştığı anlaşılıyor; ama metin eksik ve sonucu tartışmalı. Bu sahne, katlı gök fikrinin bir yükseliş anlatısıyla birleştiği nadir örneklerden biri. Bir kartalın sırtında göğe çıkan bir kralı düşündüğünüzde, aklınıza daha çok bir boyut geçişi mi, yoksa bir yolculuk mu geliyor?
Sitchin'in okuması
Sitchin, Mezopotamya'nın gök tasavvurunu, Güneş sisteminin gezegenleriyle ilişkilendirdi. Ona göre Sümerler, gezegenlerin sırasını ve özelliklerini biliyordu ve gök katları, gezegenlerin yörüngelerini anlatıyordu. Sitchin'in anlatısında İgigi, Mars'ta ya da gezegenler arasındaki istasyonlarda görev yapan Anunnaki'ydi.
Bu yorum, KAR 307'nin taştan katlar anlatısıyla pek uyuşmuyor. Tablette gezegenlerin yörüngeleri değil, renkli taşlardan yapılmış kozmik katmanlar anlatılıyor. Ama Sitchin'in İgigi'yi gökte görev yapan tanrılar olarak görmesi, metinlerdeki İgigi ile gök arasındaki ilişkiyi yansıtıyor; yalnızca bu ilişkiyi farklı bir çerçevede yorumluyor.
Neden bu kadar yayıldı?
Gök katlarının "boyut katmanları" olarak yorumlanması, pek çok dinî gelenekteki katlı gök anlatılarının modern bir yeniden yorumu. İslam geleneğinde yedi kat gök, Yahudi mistisizminde gök sarayları, Hint geleneğinde "lokalar" gibi kavramlar, farklı katmanlardan oluşan bir evren fikrini yaygınlaştırdı. Boyut teorileri, bu katmanları bilimsel görünen bir dille, "boyut" ya da "frekans" kelimeleriyle yeniden anlatıyor.
Mezopotamya'nın bu geleneklerin en eskilerinden biri olarak görülmesi de, gök katlarına özel bir ilgi uyandırıyor. Ama KAR 307 gibi metinlerin geç döneme ait olduğunu ve Sümer döneminin tamamını yansıtmadığını bilmek, bu ilgiyi daha dengeli kılabilir.
Forumlarda
Forumlarda gök katları tartışmaları, genellikle "yedi kat gök" ve "astral düzlemler" konularıyla birlikte yapılıyor. Bazı kullanıcılar, Mezopotamya'nın üç gök anlatısının, sonraki yedi kat gök anlatılarının "asıl" kaynağı olduğunu öne sürüyor. Bu iddia, tarihsel olarak tartışmalı; çünkü yedi kat gök fikrinin farklı kökenleri olabilir.
Bazı başlıklarda, KAR 307'deki taşların özel enerjileri olduğu ve bu taşların meditasyonda kullanılabileceği iddia ediliyor. Lapis lazuli, bu tartışmalarda en sık anılan taş; çünkü hem Mezopotamya'da çok değerli bir taştı hem de bugün "kristal şifası" uygulamalarında popüler. Eleştirel kullanıcılar, Mezopotamya'nın lapis lazuliye verdiği değerin, onun rengiyle ve uzak Afganistan'dan getirilmesinin zorluğuyla ilişkili olduğunu hatırlatıyor.
Bir başka tartışma konusu da üç yüz ve altı yüz sayıları. Bazı kullanıcılar bu sayılara gizli anlamlar yüklüyor; oysa Mezopotamya'nın altmışlık sayı sisteminde bu tür yuvarlak sayılar oldukça olağan.
SohbeX teorisi
Spekülasyon olarak okuyun. Bana öyle geliyor ki KAR 307'nin taştan gökleri, Mezopotamyalıların göğe nasıl baktığını çok güzel anlatıyor. Bir kâtip, gece gökyüzüne baktığında, yıldızların bir taşın yüzeyine çizilmiş gibi durduğunu görüyordu. Gündüz gökyüzü mavi, alacakaranlık kırmızımsı; bu renkler, belki de farklı taşlardan yapılmış katlar olarak anlaşılıyordu.
Bu, bir boyut kavramından çok, bir sanatçının ya da bir taş ustasının bakışı. Göğü bir yapı olarak, bir saray gibi, katları ve odaları olan bir bina olarak düşünmek. Belki de Mezopotamyalılar, göğü kendi tapınaklarına benzeterek anlıyordu: lapis lazuliden kürsüler, renkli taşlardan duvarlar ve her katta oturan farklı tanrılar.
Bu bir yorum; kesin bir bilgi değil.
Size soru
Göğü taştan yapılmış üç kat olarak düşünmek size ne düşündürüyor? İgigi'nin gökte, Anunnaki'nin yerin altında olması hakkında ne düşünüyorsunuz? Bir kâtibin, bilgisinin yalnızca bilenlere gösterilmesi gerektiğini yazması size ne hissettiriyor? Yorumlarda yazın.
Giriş yap