Giriş yap
🏺 Anunnaki

Bir teoriye göre Eridu bataklığı başka bir boyut muydu? Kamış kulübeler, kurutulan sular ve Güney Rüzgârı'nın kanadını kıran balıkçı Adapa

Güney Irak'ın bataklıkları, Fırat ile Dicle'nin denize ulaşmadan önce yayıldığı geniş bir su ve kamış dünyası. Bu bataklıkların kıyısında, bugün kuru bir çölün ortasında kalmış bir höyük var: Ebu Şahreyn, yani antik Eridu. Sümer geleneğine göre Eridu, krallığın gökten ilk indiği kent ve bilgelik tanrısı Enki'nin evi. Kent, tatlı su ile tuzlu suyun, kamışlıkla açık denizin buluştuğu bir yerde kurulmuştu.

İnternetteki bazı boyut teorileri, Eridu bataklığını "katmanlar arası bir eşik" olarak yorumluyor. Bu teorilere göre bataklık, ne tam kara ne tam su olan bir ara alan; bu yüzden fiziksel boyut ile Enki'nin Apsu'su arasındaki geçişin en kolay olduğu yer. Bazı anlatılarda Eridu'nun sisli sabahları, sudan yükselen buharlar ve kamışların arasındaki sesler, başka bir boyuttan sızan işaretler olarak sunuluyor.

Bu, modern bir yorum. Ama bataklığın Mezopotamya düşüncesindeki yeri, gerçekten de bir eşik fikrini çağrıştırıyor. Apsu üzerine daha önce yazdığım yazıda yeraltı sularının kendisine bakmıştım; burada ise yeryüzündeki bataklığa, onun insanlarına ve Eridu'nun bir balıkçısının hikâyesine bakıyorum.

Bataklıkta bir kent

Eridu'da 1946 ile 1949 arasında, Iraklı arkeolog Fuad Safar ve İngiliz arkeolog Seton Lloyd kazılar yaptı. Kazılarda, üst üste kurulmuş on sekiz tapınak katmanı ortaya çıkarıldı. En alttaki katman, kumul üzerine kurulmuş küçük, tek odalı bir yapıydı; en üstteki ise Ur'un Üçüncü Hanedanı döneminde yükselen bir ziggurat. Bu süreklilik, Eridu'nun binlerce yıl boyunca aynı noktada kutsal sayıldığını gösteriyor.

Tapınak katmanlarının bazılarında, sunak çevresinde balık kemikleri bulundu. Bu kemikler, tanrıya sunulan balıkların kalıntıları olarak yorumlandı. Enki'nin tatlı su ve balıkla ilişkisi, sonraki metinlerde de sürüyor: Enki'nin simgeleri arasında balık ve keçi-balık var; Asur dönemi kabartmalarında Enki'ye bağlı bilgeler, balık derisine bürünmüş figürler olarak gösteriliyor.

Eridu'nun bugün kuru bir çölün ortasında kalması da ilginç. Binlerce yıl içinde nehirlerin yatağı değişti, kıyı çizgisi güneye kaydı ve kentin çevresindeki sular çekildi. Antik çağda bataklığın kıyısında olan Eridu, şimdi kuru toprağın içinde bir höyük. Bataklığın kendisi ise daha doğuda, Fırat ile Dicle'nin birleştiği bölgede yaşamayı sürdürdü.

Kamışın insanları

Güney Irak bataklıklarında yaşayan topluluklar, "Maadan" ya da "Bataklık Arapları" olarak biliniyor. Bu topluluklar, yüzyıllar boyunca kamıştan evler, sandallar ve hasırlar yaparak, manda yetiştirerek ve balık tutarak yaşadı. Onların kamıştan yaptığı büyük konuk evleri, yani "mudhif"ler, kemerli kamış demetleriyle kuruluyor. Bazı araştırmacılar, bu yapıların, Sümer silindir mühürlerinde ve kabartmalarında görülen kamış yapılara çok benzediğini belirtiyor.

Bu benzerlik, beş bin yıllık bir yaşam biçiminin bataklıkta bir ölçüde sürdüğünü düşündürüyor. Ama bu sürekliliğin doğrudan bir soy bağı mı, yoksa aynı malzemeye ve aynı çevreye verilen benzer cevaplar mı olduğu tartışmalı. Kamış, bataklıkta en kolay bulunan yapı malzemesi; onunla kemerli bir yapı kurmanın yolları sınırlı.

Bataklıkların yakın tarihi ise acı. 1990'larda Irak hükümeti, bataklıkların büyük bir bölümünü kanallar ve setlerle kuruttu. Bataklıkların yaklaşık yüzde doksanı kurudu; binlerce insan evlerini terk etmek zorunda kaldı. 2003'ten sonra setlerin bir kısmı yıkıldı ve sular kısmen geri döndü. 2016'da UNESCO, "Güney Irak'ın Ahvarı" adıyla bataklıkları ve Eridu, Ur ve Uruk'un arkeolojik alanlarını birlikte Dünya Mirası Listesi'ne aldı. Bataklık ile kentler, bir arada korunmaya değer görüldü.

Bir yaşam biçiminin beş bin yıl sonra hâlâ izlerini taşıması ve sonra birkaç yılda yok olma tehlikesiyle karşılaşması size ne hissettiriyor?

Tanrılar arasındaki ilişki: Adapa ve Güney Rüzgârı

Eridu'nun en ünlü insanı, Akadca bir anlatının kahramanı olan Adapa. Adapa, Ea'nın, yani Enki'nin, Eridu'daki rahibi ve hizmetkârı. Ea, ona bilgelik vermiş; ama ölümsüzlük vermemiş. Adapa, her gün Ea'nın tapınağı için ekmek pişiriyor, su taşıyor ve balık tutuyor.

Bir gün Adapa, balık tutmak için sandalıyla denize açılıyor. Güney Rüzgârı esiyor ve sandalını devirip onu suya batırıyor. Adapa, öfkeyle Güney Rüzgârı'na lanet ediyor ve onun kanadını kırıyor. Yedi gün boyunca Güney Rüzgârı esmiyor. Gök tanrısı Anu, bunun nedenini soruyor; veziri İlabrat, Adapa'nın rüzgârın kanadını kırdığını söylüyor. Anu, Adapa'yı göğe, kendi huzuruna çağırıyor.

Ea, Adapa'yı bu yolculuk için hazırlıyor. Ona yas giysileri giymesini ve saçını dağınık bırakmasını söylüyor. Göğün kapısında, Dumuzi ve Gizzida adlı iki tanrı bekçilik ediyor; Adapa, onlara yeryüzünden iki tanrının kaybolduğu için yas tuttuğunu söyleyecek. Bu, iki tanrıyı memnun edecek ve onlar Anu'nun önünde Adapa'yı savunacak. Ve Ea, en önemli öğüdü veriyor: Anu sana ölüm ekmeği ve ölüm suyu sunacak; onları yeme ve içme. Sana bir giysi ve yağ sunacak; giysiyi giy, yağla yağlan.

Adapa, göğe çıkıyor ve her şeyi Ea'nın söylediği gibi yapıyor. Dumuzi ve Gizzida, onu Anu'nun önünde savunuyor. Anu'nun öfkesi yatışıyor ve Adapa'ya şaşırtıcı bir armağan sunuyor: yaşam ekmeği ve yaşam suyu. Ama Adapa, Ea'nın öğüdüne sadık kalarak bunları reddediyor. Anu gülüyor ve soruyor: Neden yemedin, neden içmedin? Artık yaşamayacaksın. Adapa, ölümsüzlüğü kendi eliyle geri çeviriyor ve yeryüzüne dönüyor.

Bu anlatıda tanrılar arasındaki ilişki, bir bilgelik tanrısı ile bir gök tanrısı arasındaki gizli bir gerilim üzerine kurulu. Ea, Adapa'yı korumak istiyor; ama onun ölümsüz olmasını da engelliyor. Ea, Anu'nun ne yapacağını bilmiyor muydu, yoksa bilerek mi yanlış yönlendirdi? Metin, bu soruyu cevapsız bırakıyor. Dumuzi ve Gizzida ise yeryüzünden kaybolmuş, ölümle ve yeraltıyla bağlantılı tanrılar; göğün kapısında duruyorlar ve bir insan için aracılık ediyorlar.

Ea'nın öğüdünü bir koruma mı, bir hile mi, yoksa bir yanılgı mı olarak okuyorsunuz?

Akademik okuma

Asurologlar, Adapa anlatısının farklı kopyalarla bilindiğini belirtiyor. En önemli kopyalardan biri, Mısır'daki Tell el-Amarna'da bulunan ve MÖ on dördüncü yüzyıla tarihlenen bir tablet. Diğer parçalar, Asurbanipal'in Ninova'daki kütüphanesinden geliyor. Ayrıca Tell Haddad'da bulunan Sümerce bir versiyon da yayımlandı. Bu yayılım, anlatının Yakın Doğu'da geniş bir okur kitlesine ulaştığını gösteriyor.

Uzmanlar, Adapa'nın ölümsüzlüğü kaçırmasını, Gılgamış destanındaki ölümsüzlük otunun yılan tarafından çalınmasıyla birlikte, Mezopotamya'nın insan ölümlülüğüne dair düşüncesinin bir parçası olarak görüyor. İnsanlar bilgelik kazanabilir; ama ölümsüzlük, onlara verilmiyor ya da onların elinden kaçıyor. Bazı araştırmacılar, Adapa'yı ilk apkallu, yani Enki'nin gönderdiği yedi bilgenin ilki olan Uanna ile de ilişkilendiriyor.

Rüzgârın kanadının kırılması imgesi de ilgi çekiyor. Mezopotamya sanatında rüzgârlar, kanatlı varlıklar olarak tasvir ediliyordu. Güney Rüzgârı'nın kanadını kıran bir balıkçı, doğa güçlerine karşı koyan bir insanın imgesi. Bataklıkta ve kıyıda yaşayan bir topluluk için, rüzgârın sandalları devirmesi gündelik bir tehlikeydi.

Sitchin'in okuması

Sitchin, Adapa'yı Enki'nin kendi soyundan gelen, yarı Anunnaki yarı insan bir "model insan" olarak yorumladı. Ona göre Adapa'nın göğe çıkışı, Nibiru'ya yapılan bir uzay yolculuğuydu; yaşam ekmeği ve suyu ise Anunnaki'nin uzun ömrünü sağlayan bir tedaviydi. Ea'nın onu bu tedaviden alıkoyması, Enki'nin insanların Anunnaki kadar uzun yaşamasını istememesiyle açıklanıyordu.

Bu yorum, anlatının bazı öğelerini korusa da, onları teknolojik bir çerçeveye taşıyor. Metinde göğe çıkış bir yolculuk olarak anlatılıyor; ama bu yolculuğun nasıl yapıldığına dair hiçbir ayrıntı yok. Sitchin, bu boşluğu kendi anlatısıyla dolduruyor.

Neden bu kadar yayıldı?

Bataklığın "boyutlar arası eşik" olarak yorumlanması, pek çok kültürde bataklıkların ve sisli suların gizemli yerler olarak görülmesiyle ilişkili. Avrupa folklorunda bataklıklar, yolcuları yanıltan ışıkların, ruhların ve perilerin yeri. Kelt geleneğinde sular ve sisler, öteki dünyaya açılan kapılar olarak anlatılıyor. Bu imgeler, Eridu bataklığına da kolayca taşınabiliyor.

Eridu'nun "ilk kent" olarak anılması da bu yorumları besliyor. Uygarlığın başladığı yer olarak görülen bir kentin, sıradan olmayan bir yerde, bir eşikte kurulmuş olması, pek çok okura anlamlı geliyor.

Forumlarda

Forumlarda Eridu bataklığı tartışmaları, genellikle bataklıkların kurutulmasıyla ilgili haber ve belgesellerle birlikte yapılıyor. Bazı kullanıcılar, bataklıkların kurutulmasının, bölgedeki gizli arkeolojik buluntuları ortaya çıkarmak ya da yok etmek için yapıldığını öne sürüyor. Bu iddiaların bir kanıtı yok; kurutmanın siyasi ve askeri nedenleri, belgelerle ve tanıklıklarla ayrıntılı biçimde biliniyor.

Bazı başlıklarda ise Adapa'nın ölümsüzlüğü reddetmesi, insan doğasına dair bir tartışmaya dönüşüyor. Kullanıcılar, ölümsüzlük sunulsa kabul edip etmeyeceklerini tartışıyor; bazıları Adapa'nın aslında doğru seçimi yaptığını düşünüyor.

SohbeX teorisi

Spekülasyon olarak okuyun. Bana öyle geliyor ki Eridu bataklığının eşik olması, bir boyut kapısından çok, bir geçim biçimini anlatıyor. Bataklıkta yaşayan biri, her gün kara ile su arasında gidip geliyor; sandala biniyor, kamış kesiyor, balık tutuyor ve rüzgârın sandalını devirebileceğini biliyor. Adapa, bu hayatın bir kahramanı: Bir balıkçı, rüzgâra öfkelenen, onun kanadını kıran ve sonra göğe hesap vermeye çağrılan bir insan.

Belki de Adapa'nın ölümsüzlüğü kaçırması, bataklığın insanlarına dair bir şey söylüyor. Onlar için yaşam, sürekli değişen sularla, rüzgârlarla ve mevsimlerle iç içe; sonsuz bir yaşam değil, her gün yeniden kurulan bir yaşam. Ve bu yaşam, beş bin yıl sonra, kurutulan sularla bir kez daha sınandı.

Bu bir yorum; kesin bir bilgi değil.

Size soru

Bir bataklığın kıyısında kurulmuş ilk kent fikri size ne düşündürüyor? Adapa'nın yaşam ekmeğini ve suyunu reddetmesini nasıl yorumluyorsunuz? Size ölümsüzlük sunulsa, kabul eder miydiniz? Yorumlarda yazın.

❤ 0 beğeni💬 0 yorumBeğenmek ve yorum yapmak için giriş yap