Bir teoriye göre Dilmun başka bir boyut muydu? Bahreyn'in mezar tepeleri, Durand Taşı ve Enki'nin hastalığından doğan Dilmun tanrıları
Sümer metinlerinde Dilmun, saf, temiz ve parlak bir ülke olarak anlatılıyor. "Enki ve Ninhursag" adlı Sümer şiirine göre Dilmun'da kuzgun bağırmıyor, aslan öldürmüyor, kurt kuzuyu kapmıyor; göz ağrısı çeken, baş ağrısı çeken kimse yok. Yaşlı kadın "ben yaşlı kadınım" demiyor, yaşlı adam "ben yaşlı adamım" demiyor. Bu tasvir, pek çok okuru Dilmun'u bir cennet, bir öte dünya ya da başka bir boyut olarak düşünmeye yöneltiyor.
İnternetteki bazı boyut teorileri, Dilmun'u "ölümsüzlerin yaşadığı ara boyut" olarak yorumluyor. Bu teorilere göre Dilmun, fiziksel bir yer değil; Anunnaki'nin ve ölümsüzlük verilen insanların yaşadığı, zamanın farklı aktığı bir düzlem. Tufan kahramanı Ziusudra'nın tufandan sonra Dilmun'a yerleştirilmesi de bu yorumun dayanağı olarak gösteriliyor.
Ama Dilmun, Anunnaki mitolojisindeki pek çok yerden farklı olarak, arkeolojik olarak tanımlanmış bir yer. Burada, Dilmun'un hem mitolojik bir ülke hem de gerçek bir ticaret merkezi olarak nasıl göründüğünü izlemeye çalışıyorum.
Bahreyn'deki Dilmun
Asurologlar ve arkeologlar, Dilmun'u büyük ölçüde bugünkü Bahreyn ile, ayrıca Suudi Arabistan'ın doğu kıyısı ve Kuveyt'in Failaka adası ile ilişkilendiriyor. Bu tanımlamanın en önemli kanıtlarından biri, "Durand Taşı" olarak bilinen bir yazıt. 1879'da İngiliz yönetici E. L. Durand, Bahreyn'de bir camide bir taş buldu. Taşın üzerindeki çivi yazısı yazıt, "Rimum'un sarayı, İnzak'ın kulu" gibi ifadeler içeriyordu. İnzak, Mezopotamya metinlerinde Dilmun'un baş tanrısı olarak biliniyordu.
Sonraki kazılar, Bahreyn'de büyük bir Tunç Çağı uygarlığının izlerini ortaya çıkardı. Qal'at al-Bahrain'deki kazılarda, katman katman kurulmuş bir liman kenti bulundu. Barbar tapınağında, tatlı su kaynağı üzerine kurulmuş bir kutsal alan ortaya çıkarıldı. Bahreyn'in kuzeyinde ise on binlerce mezar tepesi bulunuyor; bu mezar tepeleri, 2019'da UNESCO Dünya Mirası Listesi'ne "Dilmun Mezar Tepeleri" adıyla alındı.
Akad kralı Sargon'un yazıtları, Dilmun, Magan ve Meluhha gemilerinin Agade limanına yanaştığını anlatıyor. Bu, Dilmun'un MÖ üçüncü binyılda Mezopotamya ile İndus Vadisi arasındaki ticarette bir ara durak olduğunu gösteriyor. Dilmun'da bulunan mühürler, ağırlıklar ve seramikler de bu ticaret ağını doğruluyor.
Bir cennet olarak anlatılan bir yerin, aynı zamanda bir liman ve ticaret merkezi olması size ne düşündürüyor?
Tanrılar arasındaki ilişki: Enki'nin hastalığı
"Enki ve Ninhursag" şiiri, Dilmun'u yalnızca saf bir ülke olarak anlatmakla kalmıyor; aynı zamanda onun tanrılarının nasıl ortaya çıktığını da anlatıyor. Şiirin başında Dilmun, saf ama susuz bir ülke. Tanrıça Ninsikila, Enki'den kentine su vermesini istiyor. Enki, güneş tanrısı Utu'ya, yerden tatlı su çıkarmasını buyuruyor ve Dilmun, bereketli bir ülke oluyor.
Şiirin sonraki kısmı, Enki'nin Ninhursag ve onun kızları, torunları ile birleşmesini anlatıyor. Bu birleşmelerden bitkiler doğuyor. Enki, bu sekiz bitkiyi görüyor, onların adlarını ve kaderlerini belirlemek için her birini yiyor. Ninhursag, buna öfkeleniyor ve Enki'ye lanet ediyor: Ölünceye kadar ona "yaşam gözüyle" bakmayacağını söylüyor ve ortadan kayboluyor.
Enki, ağır bir hastalığa yakalanıyor; vücudunun sekiz yeri ağrıyor. Tanrılar, toz içinde oturup yas tutuyor. Sonunda bir tilki, Ninhursag'ı bulup geri getiriyor. Ninhursag, Enki'yi yanına oturtuyor ve onun ağrıyan her organı için bir tanrı doğuruyor. Bu sekiz tanrının her birine bir görev veriliyor. Bunlardan Ninsikila, Dilmun'un hanımı yapılıyor; Enşag ise Dilmun'un efendisi yapılıyor.
Akademisyenler, Enşag'ın Dilmun'un baş tanrısı İnzak ile aynı tanrı olduğunu düşünüyor. Yani Dilmun'un tanrıları, Enki'nin hastalığından ve Ninhursag'ın şifasından doğuyor. Bu, Dilmun'un tanrısal düzenini, Mezopotamya'nın büyük tanrılarına, yani Enki ve Ninhursag'a bağlıyor.
Bu hikâyede tanrılar arasındaki ilişki, bir suç, bir ceza ve bir şifa olarak anlatılıyor. Enki, sınırları aşarak bitkileri yiyor; Ninhursag, onu cezalandırıyor; ama sonunda onu iyileştiriyor ve bu iyileşmeden yeni tanrılar doğuyor. Dilmun'un tanrıları, bu barışmanın meyveleri.
Bir ülkenin tanrılarının, bir başka tanrının hastalığından doğduğunu anlatmak sizce neyi amaçlıyordu?
Ninsikila'nın adı da ilginç bir yolculuk geçirmiş. Sümer şiirinde Dilmun'un hanımı olarak geçen bu tanrıça, Dilmun'daki yazıtlarda ve Mezopotamya'nın sonraki metinlerinde "Meskilak" adıyla anılıyor ve İnzak'ın eşi olarak görünüyor. Bazı araştırmacılar, Sümer şiirindeki ilişkilerin Dilmun'un kendi geleneğindeki tanrı çiftini Mezopotamya'nın soy ağacına yerleştirme çabası olduğunu öne sürüyor. Failaka adasında bulunan yazıtlar ve tapınak kalıntıları da İnzak'a tapınıldığını gösteriyor. Yani Mezopotamyalı kâtipler, komşu bir ülkenin tanrılarını, kendi büyük tanrılarının ailesine katarak açıklamışlardı. Bir komşunun tanrılarını kendi soy ağacına yerleştirmek, size bugünün hangi kültürel alışverişlerini hatırlatıyor?
Akademik okuma
Asurologlar, Dilmun'un mitolojik tasvirini, Mezopotamyalıların uzak ve değerli bir ticaret ortağına dair algısının bir yansıması olarak görüyor. Dilmun, Mezopotamya'ya bakır, inci, hurma ve uzak ülkelerden getirilen değerli malları sağlayan bir yerdi. Tatlı su kaynakları da Bahreyn'in önemli bir özelliğiydi; adadaki kaynaklar, hatta denizin dibinden çıkan tatlı su pınarları, antik çağdan beri biliniyordu.
Uzmanlar, Enki ve Ninhursag şiirinin Dilmun'u saf ve hastalıksız bir ülke olarak tasvir etmesini, bu ülkenin henüz tam olarak "kurulmamış", tanrıların düzenini henüz almamış bir yer olarak anlatılmasıyla ilişkilendiriyor. Şiirin başındaki saf Dilmun, susuz ve boş; ancak Enki'nin müdahalesiyle bereketli bir ülke haline geliyor. Bu, cennetten çok, yaratılış öncesi bir durum.
Ziusudra'nın tufandan sonra Dilmun'a yerleştirilmesi de, akademisyenlere göre, Dilmun'un Mezopotamya'nın sınırında, uzak ama ulaşılabilir bir yer olarak görülmesiyle ilgili. Ölümsüzlük verilen bir insanın, bilinen dünyanın kenarındaki bir adaya yerleştirilmesi, onu insanlardan ayırıyor, ama tamamen başka bir dünyaya götürmüyor.
Sitchin'in okuması
Sitchin, Dilmun'u Sina Yarımadası ile ilişkilendirdi. Ona göre Dilmun, Anunnaki'nin uzay limanının bulunduğu bölgeydi ve "Tilmun" adı, "füzelerin ülkesi" anlamına geliyordu. Bu yorum, arkeolojik kanıtlarla çelişiyor; çünkü Durand Taşı ve Bahreyn'deki kazılar, Dilmun'un Basra Körfezi'nde olduğunu güçlü bir biçimde gösteriyor. Sitchin'in Dilmun adına verdiği anlam da, Sümerce sözlüklerle desteklenmiyor.
Bu, Sitchin'in arkeolojik bulguları göz ardı ederek kendi anlatısını kurduğu yerlerden biri. Bahreyn'deki mezar tepeleri, tapınaklar ve liman kenti, Dilmun'u bir uzay limanından çok, bir Tunç Çağı ticaret merkezi olarak gösteriyor.
Neden bu kadar yayıldı?
Dilmun'un "ölümsüzlerin boyutu" olarak yorumlanması, cennet anlatılarına duyulan evrensel ilgiyle ilişkili. Pek çok kültürde, ölümsüzlerin ya da kutsanmışların yaşadığı uzak bir ada ya da ülke anlatısı var. Yunan mitolojisinde "Kutsanmışların Adaları", Kelt mitolojisinde "Avalon", bazı geleneklerde "Ebedi Gençlik Ülkesi" gibi. Dilmun, bu anlatıların en eskilerinden biri olarak öne çıkıyor.
Bazı yazarlar, Dilmun'u Tevrat'taki Aden Bahçesi ile de ilişkilendiriyor. Bu karşılaştırma, akademik çevrelerde de tartışılıyor; Kramer gibi Sümerologlar, Enki ve Ninhursag şiiri ile Aden anlatısı arasında bazı paralellikler olduğunu öne sürdü. Ama bu paralellikler, iki anlatının aynı yeri ya da aynı olayı anlattığı anlamına gelmiyor.
Forumlarda
Forumlarda Dilmun tartışmaları, genellikle "Aden Bahçesi nerede?" sorusuyla birlikte yapılıyor. Bazı kullanıcılar, Dilmun'un Basra Körfezi'nin altında, bir zamanlar kuru olan ve sonra suyla kaplanan bir bölgede bulunduğunu öne sürüyor. Bu fikir, buzul çağının sonunda deniz seviyesinin yükselmesiyle Basra Körfezi'nin dolduğu bilgisine dayanıyor. Jeologlar, körfezin gerçekten de son buzul çağında büyük ölçüde kuru olduğunu doğruluyor; ama bu dönemin Sümer uygarlığından binlerce yıl önce olduğunu hatırlatıyor.
Bahreyn'i ziyaret eden bazı kullanıcılar, mezar tepelerinin ve Barbar tapınağının fotoğraflarını paylaşıyor. Bu paylaşımlar, Dilmun'un somut bir yer olduğunu hatırlatıyor ve boyut teorilerine karşı bir denge oluşturuyor.
Bazı forum başlıklarında da Danimarkalı arkeolog Geoffrey Bibby'nin "Looking for Dilmun" adlı kitabı öneriliyor. Bibby, 1950'lerde Bahreyn'de yapılan Danimarka kazılarına katılmış ve bu deneyimini okunabilir bir dille anlatmıştı. Kitap, Dilmun'u arayan bir arkeolog ekibinin yıllar süren çalışmasını aktarıyor.
SohbeX teorisi
Spekülasyon olarak okuyun. Bana öyle geliyor ki Dilmun'un hem bir cennet hem bir liman olması, uzaklığın nasıl idealleştirildiğine dair bir örnek. Bir Sümerli için Dilmun, gemilerin değerli mallarla geldiği, tatlı suyun denizden fışkırdığı, uzak ve bereketli bir adaydı. Oraya gitmemiş biri için, bu ada kolayca bir cennete dönüşebilirdi.
Ama Dilmun'un on binlerce mezar tepesi, bana bu cennetin de ölümü bildiğini hatırlatıyor. Şiirde yaşlı adamın "ben yaşlıyım" demediği bir ülke anlatılıyor; ama gerçek Dilmun'da insanlar yaşlandı, öldü ve özenle gömüldü. Belki de Dilmun'un en büyük gizemi, bir boyut kapısı değil, bir cennet anlatısının bir mezarlık adasıyla yan yana durması.
Bu bir yorum; kesin bir bilgi değil.
Size soru
Dilmun'un hem bir cennet hem bir ticaret limanı olarak anlatılmasını nasıl yorumluyorsunuz? Enki'nin hastalığından doğan tanrılar size ne düşündürüyor? Bahreyn'deki mezar tepelerini görmek ister miydiniz? Yorumlarda yazın.
Giriş yap