Giriş yap
🏺 Anunnaki

Bir teoriye göre An (gök) başka bir boyut muydu? Bir yıldız işareti, fizikçilerin kıvrılmış boyutları ve İştar'ın Gök Boğası'nı istemesi

Çivi yazısında, bir yıldızı andıran tek bir işaret var. Bu işaret, Sümercede iki ayrı şeyi birden anlatıyor: "An" okunduğunda gök, gökyüzü ya da gök tanrısı An; "dingir" okunduğunda ise "tanrı". Aynı işaret, bir tanrının adının önüne konduğunda, okunmayan bir belirteç olarak, o adın bir tanrıya ait olduğunu gösteriyor. Yani Sümer yazısında gök ile tanrısallık, tek bir çizimde birleşiyor.

Bu çakışma, internetteki bazı "boyut" teorilerinin çıkış noktalarından biri. Bu teorilere göre An, sadece başımızın üzerindeki gökyüzü değil; bizim dünyamızla iç içe geçen, ama algılarımızın ulaşamadığı başka bir varoluş düzlemiydi. Anunnaki de bu düzlemden, yani başka bir boyuttan gelen varlıklardı.

Baştan belirteyim: Bu bir teori, hem de metinlerde doğrudan karşılığı olmayan, modern bir teori. Burada amacım, onu kanıtlamak ya da çürütmek değil; An kavramının metinlerde nasıl yaşadığını ve modern boyut diline nasıl taşındığını izlemek.

Metinlerde An

Sümer metinlerinde An, tanrılar topluluğunun en yaşlı ve en yüksek üyesi. Ama ilginç bir biçimde, mitlerde çok az hareket ediyor. Kararlar onun adına alınıyor, krallık onun katından iniyor, tanrılar onun önünde toplanıyor; ama An, olayların içine nadiren giriyor. Asurolog Thorkild Jacobsen, An'ı "uzaktaki otorite" olarak tanımlıyordu: Varlığı her şeyi belirleyen, ama kendisi görünmeyen bir güç.

An'ın kült merkezi Uruk'tu. Uruk'taki "Eanna", yani "Gök Evi" adlı tapınak, hem An'a hem de İnanna'ya adanmıştı. Sonraki dönemlerde, Seleukos döneminde bile, Uruk'ta An'a, Akadca adıyla Anu'ya, büyük bir tapınak inşa edildi. Bu tapınağın adı "Bit Reş", yani "baş ev"di.

Mezopotamya metinlerinde gök, tek parça değil, katmanlı bir yapı olarak da düşünülüyordu; bu konuyu ayrı bir yazıda ele alacağım. Burada önemli olan, An'ın hem bir yer, hem bir tanrı, hem de tanrısallığın kendisi olarak düşünülmesi. Bu üçlü anlam, modern bir okura, sıradan bir "gökyüzü" kelimesinden çok daha derin bir şey çağrıştırabiliyor.

Fizikçilerin boyutları

Modern "boyut" teorileri, dilini büyük ölçüde fizikten ödünç alıyor. Yirminci yüzyılın başlarında, Theodor Kaluza ve Oskar Klein, bildiğimiz dört boyuta, yani üç uzay boyutu ve zamana, ek olarak çok küçük ölçekte "kıvrılmış" bir beşinci boyut önerdi. Sonraki on yıllarda geliştirilen sicim kuramı, evrenin on ya da on bir boyuttan oluşabileceğini öne sürdü.

Fizikçiler, bu ek boyutların matematiksel modellerin bir parçası olduğunu ve bugüne kadar deneysel olarak gözlemlenmediğini vurguluyor. Ayrıca, bu boyutlar, içinde varlıkların yaşadığı paralel dünyalar değil; uzayın kendisinin ek yönleri. Yani fizikteki "boyut" ile popüler kültürdeki "başka bir boyuttan gelen varlıklar" arasında büyük bir fark var.

İnternetteki An teorileri, bu iki anlamı sıklıkla birleştiriyor. Fiziğin saygın dili, mitolojik bir kavrama ekleniyor ve ortaya, hem bilimsel hem de mistik görünen bir anlatı çıkıyor.

Bir kelimenin fizikteki anlamı ile gündelik anlamı arasındaki farkı, siz nasıl ayırt ediyorsunuz?

Tanrılar arasındaki ilişki: İştar ve Gök Boğası

An'ın nadiren harekete geçtiği anlardan biri, Gılgamış destanının altıncı tabletinde anlatılıyor. Gılgamış, Humbaba'yı yendikten sonra Uruk'a dönüyor, yıkanıyor ve kraliyet giysilerini giyiyor. Tanrıça İştar, onun güzelliğini görüyor ve ona evlenme teklif ediyor.

Gılgamış, bu teklifi kabaca reddediyor. Üstelik İştar'ın eski sevgililerini tek tek sayarak, her birinin başına kötü şeyler geldiğini hatırlatıyor: Dumuzi'ye her yıl ağıt yakıldığını, bir çobanın kurda dönüştürüldüğünü, bir bahçıvanın kurbağaya çevrildiğini anlatıyor.

İştar, öfke ve utançla göğe çıkıyor ve babası Anu'nun, annesi Antum'un önünde ağlıyor. Anu'dan Gök Boğası'nı istiyor; Gılgamış'ı cezalandırmak için. Anu, önce kızını sorguluyor: "Gılgamış'ı sen kışkırtmadın mı?" diye soruyor. Ama İştar ısrar ediyor ve bir tehditte bulunuyor: Eğer Gök Boğası verilmezse, yeraltı dünyasının kapılarını kıracağını ve ölüleri yaşayanları yemeleri için yukarı çıkaracağını söylüyor.

Anu, bu tehdit karşısında boyun eğiyor; ama bir şart koşuyor. Gök Boğası'nın inişi, yedi yıllık bir kıtlığa yol açacak; İştar, Uruk halkı için yedi yıllık tahıl ve hayvanlar için yedi yıllık ot biriktirmiş mi? İştar, biriktirdiğini söylüyor. Anu, Gök Boğası'nın yularını onun eline veriyor.

Gök Boğası Uruk'a iniyor; her böğürmesinde yerde çukurlar açılıyor ve yüzlerce adam bu çukurlara düşüyor. Sonunda Gılgamış ve Enkidu, boğayı öldürüyor. Enkidu, boğanın butunu koparıp İştar'ın yüzüne fırlatıyor.

Bu sahnede tanrılar arasındaki ilişki, bir babanın kızına karşı hem sorgulayıcı hem de sonunda boyun eğen tavrı olarak anlatılıyor. An, yine uzakta duruyor; ama göğün gücünü, yani Gök Boğası'nı, yere indirme yetkisi onda. Göğün bir parçası, bir tanrıçanın öfkesiyle yeryüzüne iniyor ve oradaki düzeni altüst ediyor.

Akademik okuma

Asurologlar, An'ı ve göğü, Mezopotamya'nın evren tasavvuru içinde okuyor. Bu tasavvurda evren, gök ile yerin birleşik bir bütün olarak başladığı ve sonra ayrıldığı bir yapıydı. Gök, An'ın alanı; yer, Ki'nin ya da Enlil'in alanı; yeraltı ise başka tanrıların. Bu alanlar, birbirinden ayrı, ama birbirine kapılarla, merdivenlerle ve yollarla bağlı yerler olarak düşünülüyordu.

Uzmanlar, bu yapının "boyut" kavramıyla değil, "bölge" ya da "alan" kavramıyla daha iyi anlaşılacağını vurguluyor. Gök, bizim dünyamızla aynı uzayda, ama yukarıda, ulaşılması zor bir yerdi. Tanrılar bu yere çıkıp inebiliyor, bazı ayrıcalıklı insanlar, örneğin Etana ya da Adapa, oraya götürülebiliyordu. Bu, algılarımızın ötesinde bir düzlem değil, uzak ama aynı evrenin parçası olan bir yer.

Gök Boğası'nın Uruk'a inişi de, akademik yorumlarda, Boğa takımyıldızıyla ilişkilendiriliyor. Mezopotamya'da Boğa takımyıldızı "Gök Boğası" olarak adlandırılıyordu. Bazı araştırmacılar, Gök Boğası sahnesinin, Boğa takımyıldızının gökyüzündeki konumu ve mevsimsel görünürlüğüyle bağlantılı olabileceğini öne sürüyor; ama bu yorum da tartışmalı.

An'ın tanrı listelerindeki yeri de dikkat çekici. Mezopotamyalı kâtiplerin hazırladığı "An = Anum" adlı büyük tanrı listesi, adını bu tanrıdan alıyor ve tanrıları An'dan başlayarak sıralıyor. Bu liste, An'ın soyağacını, eşlerini ve ona bağlı tanrıları ayrıntılı biçimde veriyor. Yani An, uzak ve sessiz olsa da, tanrılar düzeninin başlangıç noktası olarak kayıt altına alınmıştı. Bir düzenin başında duran ama içinde pek görünmeyen bir figür, size hangi tanıdık yapıları hatırlatıyor?

Sitchin'in okuması

Sitchin, An'ı, Nibiru gezegeninin kralı olarak yorumladı. Ona göre An, Dünya'ya nadiren gelen, ama Nibiru'dan her şeyi yöneten bir hükümdardı. Uruk'taki Eanna tapınağı, An'ın Dünya'yı ziyaret ettiğinde kaldığı yerdi. Sitchin'in yorumu, An'ı başka bir boyuttan değil, başka bir gezegenden gelen fiziksel bir varlık olarak sunuyor.

Bu, ilginç bir ayrılık noktası: Sitchin'in materyalist yorumu, An'ı uzaydaki bir gezegene yerleştiriyor; boyut teorileri ise onu algının ötesine taşıyor. İkisi de Sümer metinlerine dayandığını söylüyor; ama ikisi de metinlerin kendi diliyle açıklanamayan bir çerçeve getiriyor.

Forumlarda

Forumlarda An ve boyut tartışmaları, genellikle kuantum fiziği ve sicim kuramı videolarıyla birlikte paylaşılıyor. Bazı kullanıcılar, Anunnaki'nin "yüksek titreşimli" bir boyutta yaşadığını ve meditasyon ya da rüya yoluyla onlarla iletişim kurulabileceğini öne sürüyor. Eleştirel kullanıcılar ise fizikteki boyut kavramının bu tür iddialarla ilişkisi olmadığını açıklıyor. Bazı başlıklarda, An işaretinin hem gök hem tanrı anlamına gelmesi, bir tartışma konusu oluyor; bazıları bunu derin bir bilginin izi olarak görüyor, bazıları ise yazı sistemlerinin ekonomik bir özelliği olarak. Türkçe forumlarda, "Tengri" kavramıyla An arasında da bir benzerlik kuruluyor; çünkü Türk geleneğinde de gök ile tanrı kavramları iç içe.

SohbeX teorisi

Spekülasyon olarak okuyun. Bana öyle geliyor ki An'ın boyut teorilerine bu kadar uygun görünmesinin nedeni, onun metinlerdeki sessizliği. An, nadiren konuşuyor, nadiren hareket ediyor; ama her şey onun adına oluyor. Bu sessiz otorite, modern bir okura, görünmeyen bir düzlemde var olan bir varlık gibi gelebiliyor.

Ama Gılgamış destanındaki sahne, bana başka bir şey düşündürüyor: An, bir baba olarak, kızının öfkesi karşısında tereddüt ediyor, sorguluyor ve sonunda bir şart koşarak razı oluyor. Yedi yıllık tahılı sorması, onun yeryüzündeki insanları da düşündüğünü gösteriyor. Belki An, başka bir boyutta değil, göğün en yüksek yerinde, ama yeryüzündeki tahıl ambarlarını da hesaba katan bir varlıktı. Bir yıldız işaretinin hem göğü hem tanrıyı anlatması da, belki uzaklık ile yakınlığın aynı çizgide buluştuğunu gösteriyor.

Bu bir yorum; kesin bir bilgi değil.

Size soru

Çivi yazısında gök ile tanrının aynı işaretle yazılması size ne düşündürüyor? An'ın Gök Boğası'nı vermeden önce yedi yıllık tahılı sormasını nasıl yorumluyorsunuz? Fizikteki boyutlar ile mitolojideki gök arasında bir bağ kurmak sizce ne kadar anlamlı? Yorumlarda yazın.

❤ 0 beğeni💬 0 yorumBeğenmek ve yorum yapmak için giriş yap