Bir tanrıça ve kuş listesi: Nanşe ve Kuşlar'ı Veldhuis nasıl okudu?
Sümer okullarında öğrenciler, kuş adlarını uzun listeler hâlinde ezberliyordu. Bu listelerde onlarca kuş adı, belirli bir sırayla diziliyordu. Aynı okullarda, bir tanrıçanın kuşları adlandırdığını anlatan kısa bir şiir de kopyalanıyordu. Niek Veldhuis, 2004'te yayımladığı bir kitapta bu iki metin türünün aslında birbirine bağlı olduğunu gösterdi.
Nanşe'yi bu blogda birkaç kez anlattım: dul ve yetimin koruyucusu, Nigin'in tanrıçası, yılbaşı yargısının sahibi. Bu kez onun bir başka yüzüne, kuşların ve balıkların tanrıçası olarak okul bilgisiyle kurduğu ilişkiye bakmak istiyorum. Bu yüz, popüler anlatılarda neredeyse hiç görünmüyor.
Veldhuis'in kitabı
Niek Veldhuis, Hollandalı bir asurolog; uzun süre Kaliforniya Üniversitesi Berkeley'de çalıştı. 2004'te Brill yayınevinden çıkan "Religion, Literature, and Scholarship: The Sumerian Composition Nanše and the Birds" adlı kitabı, tek bir kısa Sümer şiirini merkeze alıyor. Ama kitap, bu şiirin etrafında Sümer okul bilgisinin, sözlüklerin ve dinin nasıl iç içe geçtiğini anlatıyor.
Veldhuis, şiirin bilinen kopyalarını bir araya getirdi ve yeni bir metin kurdu. Kopyalar çoğunlukla Eski Babil dönemine ait ve Nippur ile Ur gibi okul merkezlerinden geliyor. Şiir uzun değil; ama dili yoğun ve kuş adlarıyla dolu.
Şiirin anlattığı
Şiir, Nanşe'nin bir kuşu, belki de kendi simgesi olan bir kuşu yarattığını ya da ona bir görev verdiğini anlatarak başlıyor. Sonra tanrıça, bataklıktaki kuşları tek tek adlandırıyor. Her kuşun adı, onun görünüşü ya da sesiyle ilgili kısa bir tarifle birlikte veriliyor. Bazı kuşlar şarkı söylüyor, bazıları sazlıklarda yuva yapıyor, bazıları suya dalıyor.
Bu adlandırma, bir yaratılış eylemi gibi okunabiliyor. Nanşe, kuşlara ad vererek onları dünyadaki yerlerine yerleştiriyor. Veldhuis, bunu Mezopotamya düşüncesinde ad vermenin varlık vermekle eşdeğer olduğu fikrine bağladı. Enuma Eliş de, gök ve yerin henüz adlandırılmadığı bir dönemle açılıyor.
Kuş listeleri
Sümer okullarında öğrenciler, "sözlük listeleri" denen uzun metinleri kopyalıyordu. Bu listeler, nesneleri kategorilere göre sıralıyordu: ağaçlar ve ahşap eşyalar, sazlar, kaplar, deri ürünleri, taşlar, bitkiler, balıklar, kuşlar. Bu listelerin sonraki dönemde birleştirilmiş büyük serisi, ilk satırından dolayı "ur5-ra = hubullu" adıyla biliniyor.
Veldhuis, Nanşe ve Kuşlar'daki kuş adlarının sırasının, okul kuş listelerinin sırasına benzediğini gösterdi. Yani şiirin yazarı, öğrencilerin zaten bildiği bir listeyi alıp ona şiirsel bir biçim vermişti. Öğrenci, bir yandan dil öğrenirken, bir yandan da bu listeyi bir tanrıçanın sözleri olarak yeniden duyuyordu.
Bu, Sümer okulunun bilgi ile din arasında bir ayrım yapmadığını gösteriyor. Kuşların adlarını bilmek, Nanşe'nin düzenini bilmek demekti. Bir sözlük listesi, aynı zamanda bir ilahi olabiliyordu.
Balıkların evi
Veldhuis'in kitabı, Nanşe ve Kuşlar'ı başka bir metinle de karşılaştırıyor: "Balıkların Evi". Bu metin, Miguel Civil tarafından 1961'de Iraq dergisinde yayımlandı. Şiirde biri, belki bir balıkçı, balıklar için bir ev hazırlıyor ve balıkları tek tek bu eve çağırıyor. Her balığın adı, onu tanımlayan kısa satırlarla birlikte geçiyor.
Balıkların Evi de, okul balık listeleriyle benzerlik taşıyor. Şiirin sonunda, eve gelen balıklar Nanşe'ye sunuluyor ya da en azından onun dünyasına bağlanıyor. Böylece kuşlar ve balıklar, Nanşe'nin bataklık dünyasının iki yarısı olarak, iki ayrı şiirde aynı mantıkla adlandırılıyor.
Civil'in yayını, bu tür şiirlerin varlığını ilk kez geniş bir okuyucu kitlesine duyurdu. Veldhuis ise kırk yıl sonra, bu şiirleri sözlük geleneğinin içine yerleştirdi.
Listeler neden bu kadar uzun yaşadı?
Sözlük listeleri, Mezopotamya'nın en uzun ömürlü metinleri arasında. Bazı listelerin ilk biçimleri, yazının icadından kısa süre sonra, Uruk'ta, MÖ dördüncü binyılın sonunda ortaya çıktı. Bu erken listeler, meslek adlarını, kapları, hayvanları sıralıyordu. Aynı listelerin biraz değişmiş biçimleri, yüzyıllar sonra Fara ve Ebla'da, daha sonra Eski Babil okullarında kopyalanmaya devam etti.
Bu süreklilik, Veldhuis'in araştırmalarının merkezinde. Ona göre listeler, yalnızca yazı öğretmek için değil, bir bilgi geleneğini aktarmak için kullanılıyordu. Bir öğrenci, kuş listesini kopyalarken, kendisinden bin yıl önceki yazıcıların da aynı kuşları aynı sırayla yazdığını biliyor olabilirdi. Liste, bir geçmişle bağ kurma aracıydı.
Nanşe ve Kuşlar, bu eski geleneğe bir edebi katman ekliyor. Liste, artık yalnızca bir adlar dizisi değil; bir tanrıçanın bataklıkta dolaşırken söylediği sözler. Bu katman, Eski Babil döneminde, Sümercenin artık konuşulmadığı bir zamanda eklenmiş olabilir. Ölü bir dili canlı tutmanın bir yolu, onu şiire dönüştürmekti.
Ebla'da bulunan sözlük listelerinin bazıları, Sümerce kelimelerin yanına yerel dilde karşılıklarını da veriyor. Bu, listelerin Mezopotamya dışında da kullanıldığını ve uyarlandığını gösteriyor. Kuş adlarının bir kısmı da bu yolla başka dillere geçti.
Hangi kuş hangisi?
Şiirdeki kuş adlarının çoğunun bugünkü hangi türe karşılık geldiği belirsiz. Sümerce kuş adları, genellikle kuşun sesini taklit eden ya da görünüşünü anlatan kelimeler. Bazı adların hangi kuşa ait olduğu, Akadca karşılıklarından ve tarif satırlarından tahmin ediliyor. Bazıları ise hiç belirlenemiyor.
Veldhuis, kuşları kesin türlere eşleştirmekten genellikle kaçındı. Bunun yerine, kuşların şiirdeki tariflerini ve listelerdeki yerlerini tartıştı. Bu temkinli tutum, bence doğru. Güney Irak'ın bataklıklarında bugün hâlâ yaşayan kuşlarla bir eşleştirme yapmak cazip; ama elimizdeki kanıt çoğu zaman bunu kesinleştirmeye yetmiyor.
Çeviri sorunları
Şiirin en büyük çeviri sorunu, kuş adlarını nasıl aktaracağımız. Bazı çevirmenler Sümerce adları olduğu gibi bırakıyor, bazıları tahmin edilen türün adını kullanıyor. İlk yol doğru ama okunması zor; ikinci yol okunaklı ama çoğu zaman bir tahmine dayanıyor.
Bir başka güçlük, kuşların tarif satırlarındaki ses taklitleri. Sümerce şiir, kuşların seslerini yansıtan tekrarlı heceler kullanıyor. Bu heceler çeviride kayboluyor. Veldhuis, transliterasyonu yanına koyarak okuyucunun bu sesleri en azından görebilmesini sağladı.
Tanrılar arasındaki ilişki
Nanşe, Enki'nin kızı olarak biliniyor. Enki ve Dünya Düzeni'nde Enki, Nanşe'ye denizi ve balıkları emanet ediyor. Nanşe ve Kuşlar, bu emanetin bir uzantısı olarak okunabilir: Enki düzeni kuruyor, Nanşe kendi alanındaki canlıları adlandırarak bu düzeni ayrıntılandırıyor.
Nanşe'nin kocası Nindara, kardeşi ise Ningirsu. Lagaş'taki bu tanrı ailesi, Gudea'nın yazıtlarında sık sık yan yana anılıyor. Şiirde bu tanrılar doğrudan görünmüyor; ama Nanşe'nin bataklık dünyası, Ningirsu'nun tarlaları ve Enki'nin suları arasında bir yer tutuyor. Nisaba ise, kuş listelerini kopyalayan öğrencilerin tanrıçası olarak, şiirin okul bağlamında görünmez bir ortak.
Sitchin'in okuması
Sitchin, Nanşe'yi Enki'nin kızı ve Anunnaki'nin alt kuşağından biri olarak kısaca andı. Kuşlar ve balıklarla ilişkisini, bazı antik uzaylı yazarları, genetik deneylerin ya da canlı türlerinin Anunnaki tarafından kataloglanmasının bir hatırası olarak okudu.
Akademik okumada ise bu katalog, bir genetik laboratuvarın değil, bir okul sınıfının ürünü. Kuş ve balık listeleri, Sümer okullarında yüzyıllar boyunca kopyalanan sözlük metinlerinin bir parçası. Nanşe ve Kuşlar, bu listelere bir tanrıçanın sesini veren bir şiir. Bir tür kataloğu var; ama bu katalog, insanların dünyayı adlandırma çabasının ürünü.
Forumlarda Nanşe'nin kuşları
Forumlarda Nanşe ve Kuşlar neredeyse hiç konuşulmuyor. İngilizce kuş gözlemcileri forumlarında, Mezopotamya bataklıklarındaki kuşlar anlatılırken bu şiire de zaman zaman değiniliyor. Başkaları, Irak bataklıklarının 1990'larda kurutulduğunu ve sonra kısmen yeniden suya kavuştuğunu hatırlattı. Tartışma, antik bir şiirden bugünkü bir ekolojik soruna uzanmıştı.
Türkçe forumlarda bu şiire şimdiye kadar hiç rastlamadım. Nanşe, Türkçe kaynaklarda genellikle yalnızca adalet tanrıçası olarak anılıyor.
Nanşe'nin kuşlarla kurduğu bağ, Lagaş bataklıklarında yaşayanlar için gündelik hayatın ta kendisiydi; siz bu ilişkiyi hangi kuşla özdeşleştirirdiniz?
SohbeX teorisi: Ezber için yazılmış bir ilahi
Bu bölüm spekülatif.
Belki de Nanşe ve Kuşlar, öğrencilerin kuş listesini daha kolay ezberlemesi için yazılmıştı. Kuru bir liste yerine, bir tanrıçanın sesiyle, ritimli satırlarla verilen adlar, akılda daha kolay kalır. Bugün çocuklara alfabeyi şarkılarla öğretmemize benzer bir yöntem.
Bu, şiirin dinsel değerini azaltmıyor. Bir ezber aracı, aynı zamanda bir dua olabilir. Ama Veldhuis'in gösterdiği liste-şiir benzerliği, bu pratik işlevi de akla getiriyor.
Bir başka ihtimal de, şiirin tapınakta, Nanşe'ye sunulan kuşlar ve balıklar adına okunmasıydı. Lagaş tapınaklarının kayıtlarında balıkçıların ve kuş avcılarının teslimatları var. Belki bir sunu töreninde, getirilen her canlının adı bu şiirden bir satırla anılıyordu. Bu ikinci okuma, birincisini dışlamıyor; bir metin hem okulda hem tapınakta yaşayabilirdi.
Okura soru
Çocukken bir listeyi şarkıyla ezberlediğiniz oldu mu? O şarkıyı bugün hatırladığınızda, listeyi mi yoksa melodiyi mi hatırlıyorsunuz? Nanşe'nin kuşlarını okurken, bir Sümer öğrencisinin aynı şeyi yaşadığını düşünmeden edemiyorum.
Giriş yap