Bir şiirin sokak haritası: Enlil ve Ninlil'i Nippur'un içinde okumak
Bazı hikâyeler bir şehirde geçer, bazıları ise bir şehrin kendisidir. "Enlil ve Ninlil" şiiri ikinci türden. Şiirdeki her sahne, Nippur'un bilinen bir yerinde geçiyor: Bir kanal, bir rıhtım, bir kutsal alan, bir kapı. Eski dinleyiciler bu şiiri dinlerken, kafalarında kendi kentlerinin sokaklarını yürüyordu. Bugün biz bu şiiri okurken, aynı sokakları ancak kazı raporlarından ve kırık bir kil haritadan tahmin edebiliyoruz.
Bu şiirin olay örgüsünü daha önce ayrıntılı anlatmıştım: Kanal kıyısındaki karşılaşma, meclisin sürgün kararı, Ninlil'in peşinden gidişi, üç kılık ve doğan üç yeraltı tanrısı. O yüzden bu kez olaylardan çok mekânlara bakacağım. Hikâye kısaca ne anlatıyor sorusuna, "Nippur'u anlatıyor" diye cevap vermeyi deneyeceğim.
Şiirin açılışı: Bir kent tasviri
Şiir, bir olayla değil, bir kent tasviriyle açılıyor. Önce kent anılıyor; sonra kentin içinden geçen kutsal kanal Id-sala, yani "saf kanal"; sonra kanalın rıhtımı Kar-geştina, yani "asma rıhtımı"; sonra kentin bir başka rıhtımı ve kuyusu. Ardından şiir, bu kentte yaşayan genç tanrıçayı, Ninlil'i ve onun annesini tanıtıyor.
Bu açılış, bir film sahnesi gibi. Kamera önce kentin geneline bakıyor, sonra kanala yaklaşıyor, sonra rıhtıma, sonra da karakterlere. Sümer şairinin bu yaklaşımı, dinleyiciyi önce mekâna yerleştirip sonra hikâyeye sokuyor. Dinleyici bu yerleri biliyordu; belki de her gün o rıhtımdan geçiyordu.
Kiur ve Ekur
Şiirin önemli sahnelerinden biri, Kiur'da geçiyor. Kiur, Nippur'daki büyük kutsal alanın bir parçası, Ninlil ile özellikle ilişkilendirilen bir bölge. Enlil'in tutuklanması da burada oluyor; elli büyük tanrı ve yedi kader belirleyici tanrı onu Kiur'da yürürken yakalıyor.
Ekur ise Enlil'in kendi tapınağı, "dağ evi". Nippur'un dini merkezi, bütün Sümer'in en önemli tapınaklarından biri. Şiirde Ekur ile Kiur'un yan yana anılması, Enlil ile Ninlil'in kutsal alanlarının da yan yana olduğunu gösteriyor. Bir çiftin iki odası gibi.
Pennsylvania Üniversitesi'nin ve sonra Chicago Üniversitesi'nin Nippur kazıları, bu kutsal alanın yapısını kısmen ortaya çıkardı. Ekur'un ziggurat ile birlikte geniş bir avlu içinde yer aldığı, Kiur'un da bu kompleksle ilişkili olduğu anlaşılıyor. Ama şiirdeki her mekânı kazı alanında tam olarak işaretlemek mümkün değil.
Kil üzerindeki harita
Nippur için elimizde çok nadir bir belge var: Kentin kil üzerine çizilmiş bir haritası. Bu tablet, Hilprecht'in Nippur kazıları sırasında bulundu ve bugün Almanya'da, Jena Üniversitesi'nin Hilprecht koleksiyonunda bulunuyor. Haritada kentin surları, kapıları, Ekur ve Kiur gibi kutsal yapılar, kentin içinden ve yanından geçen su yolları gösteriliyor. Yapıların adları çivi yazısıyla haritanın üzerine yazılmış.
Bu harita, büyük olasılıkla Kassit dönemine ait. Yani şiirin ilk yazıldığı dönemden daha geç. Tabletin bir kısmı kırık; haritanın kenarları eksik ve bazı etiketler okunamıyor. Yine de kalan kısım, bir kentin kendi yazıcıları tarafından nasıl görüldüğünü anlamak için eşsiz bir kaynak. Ama kentin genel yapısı, kutsal alanların yerleri büyük ölçüde aynı kalmıştı. Bu haritayı açıp şiiri okumak, bana bir şehrin turist rehberini elimde tutarak bir romanı okumak gibi geliyor.
Şiirin kapanışı: Bir övgü
Şiirin son satırları, olayların bitiminden sonra bir övgüye dönüşüyor. Enlil'e ve Ninlil'e ayrı ayrı övgüler söyleniyor: Enlil'in efendiliği, krallığı, sözünün değiştirilemezliği; Ninlil'in annelik gücü. Bu kapanış, şiirin bir kült bağlamında okunduğunu düşündüren en önemli ipuçlarından biri. Bir suç ve sürgün hikâyesi, iki tanrının övgüsüyle bitiyor.
Bu bana biraz garip gelmişti ilk okuduğumda. Bir tanrının işlediği suçu anlatan bir metin, neden onu övmeyle bitsin? Ama sonra düşündüm ki belki de övgü, hikâyenin bütününe yöneliktir. Enlil suç işledi, cezasını çekti, sonunda bereketin kaynağı oldu; Nanna'nın ve yeraltı tanrılarının babası. Övgü, onun bu bütün yolculuğunu kapsıyor. Ninlil ise bu yolculuğun yükünü taşıyan ana olarak övülüyor.
Şiirin eski dinleyicileri, bu kapanışta belki de kendi kentlerinin tanrılarına duydukları karmaşık duyguları buluyordu. Hem korku hem saygı, hem eleştiri hem bağlılık.
Yeraltına giden yol
Şiirin ikinci yarısı, Enlil'in kentten çıkıp yeraltına doğru yürüdüğü yolculuk. Bu yolculuk da mekânsal olarak anlatılıyor. Önce kentin kapısı, sonra "insan yiyen nehir" diye anılan bir su, sonra bir kayıkçının teknesi. Her durak, bir kılık ve bir doğum demek.
Bu duraklar, Mezopotamya'nın yeraltına iniş yolunun klasik unsurları. Kapı, nehir ve kayıkçı. Ama şiirde ilginç olan, bu duraklarda Nippur'un gerçek coğrafyasıyla mitik coğrafyanın birbirine karışması. Kentin kapısı, aynı zamanda yeraltına açılan ilk kapı. Kentin yanındaki nehir, aynı zamanda ölüler nehri.
Bu karışım, Mezopotamyalıların kendi kentlerini kozmik bir haritanın parçası olarak gördüklerini gösteriyor. Nippur'un kapısından çıkan biri, gerçek bir yolculuğa da çıkabilirdi, mitik bir yolculuğa da.
Tanrılar arasındaki ilişki
Mekânlar üzerinden bakınca, şiirdeki tanrı ilişkileri de farklı bir anlam kazanıyor. Enlil, kendi kentinde, kendi tapınağının yanında tutuklanıyor. Yani en güçlü tanrı, kendi evinin kapısında yargılanıyor. Bu, Nippur'un kendi tanrısını bile yargılayabilecek bir meclise ev sahipliği yaptığını gösteriyor.
Ninlil ise annesi Nunbaršegunu'nun uyarılarına rağmen kanal kıyısına gidiyor. Anne ile kız arasındaki bu sahne, bir evin içinden kentin kamusal alanlarına çıkışı anlatıyor. Ninlil, evin güvenliğinden kanalın açıklığına adım atıyor.
Doğan üç tanrı, yani Nergal, Ninazu ve Enbilulu, sonradan kendi kült merkezlerine sahip oluyor. Nergal Kutha'da, Ninazu ise Enegi ve Eşnunna'da. Yani Nippur'da geçen bir hikâye, başka kentlerdeki tanrıların kökenini de açıklıyor. Nippur, burada bir doğum yeri, bir ana kent.
Akademik okuma
Hermann Behrens 1978'de "Enlil und Ninlil" adlı bir monografiyle bu şiirin kapsamlı bir edisyonunu yayımladı. Behrens, şiirin dilini, yapısını ve mekânsal referanslarını ayrıntılı biçimde inceledi. Jerrold Cooper ise şiirin, Nippur'un kendi kült takvimiyle, özellikle bazı bayramlarla ilişkili olabileceğini tartıştı.
Bazı araştırmacılar, şiirin bir tür kuruluş mitolojisi olduğunu öne sürüyor: Nippur'un kutsal yerlerinin, tanrılarının ve onların çocuklarının kökenini anlatan bir metin. Bu okumada şiir, bir aşk hikâyesi ya da bir suç hikâyesi olmaktan çok, bir kentin kendi kutsal coğrafyasını açıklama çabası.
Sitchin'in Nippur'u
Sitchin, Nippur'u Anunnaki'nin "görev kontrol merkezi" olarak yorumladı. Ona göre Ekur, Enlil'in yönettiği bir iletişim ve kontrol merkeziydi; "Dur-An-Ki", yani "gök ile yer arasındaki bağ", Nippur'un bu işlevini anlatan bir isimdi. Sitchin, bu isimden yola çıkarak Nippur'da bir tür iletişim kulesi ya da kontrol odası olduğunu öne sürdü.
Bu okumada Enlil ile Ninlil'in hikâyesi, kontrol merkezinin yöneticisinin bir skandala karışması gibi görülüyor. Ama Nippur'un kil haritası, kazı bulguları ve şiirin mekânsal ayrıntıları, Sitchin'in tarif ettiği türden bir teknik tesise işaret etmiyor. Haritada kanallar, kapılar, tapınaklar ve parklar var; bir kontrol odası yok.
Forumlarda Nippur haritası
Nippur'un kil haritası, forumlarda zaman zaman "dünyanın en eski şehir haritası" olarak paylaşılıyor. Bu iddia tartışmalı; daha eski yerleşim planları ve topografik çizimler de var. Ama Nippur haritası, bilinen bir kentin içini yazılı etiketlerle gösteren en eski örneklerden biri olarak sık sık anılıyor.
Bir arkeoloji forumunda, biri haritayı kazı planlarıyla karşılaştıran bir çizim paylaştı. Diğer kullanıcılar, haritanın ne kadar doğru olduğunu tartıştı. Bazıları, haritanın ölçekli olmadığını ama yapıların göreli konumlarının kazı bulgularıyla uyumlu olduğunu belirtti.
Alternatif tarih forumlarında ise harita, "Anunnaki'nin şehir planlaması" başlıkları altında karşımıza çıkıyor. Bazı kullanıcılar, haritanın düzenli geometrisini bir tür ileri planlama bilgisi olarak yorumluyor.
SohbeX teorisi: Şiir bir yürüyüş rotası mı?
Bu bölüm bir spekülasyon.
Şiirin mekânları bu kadar ayrıntılı vermesi, bana onun bir tür tören yürüyüşüyle ilişkili olabileceğini düşündürüyor. Belki de bayramlarda, rahipler ve halk şiirdeki mekânları sırayla ziyaret ediyor, her durakta şiirin ilgili bölümünü okuyordu. Kanal kıyısı, Kiur, kent kapısı, nehir. Şiir, bir yürüyüş rotasının sözlü haritası olabilir.
Eğer öyleyse, şiirdeki üç kılık ve üç doğum da belki de üç durakta yapılan üç ayrı törenle ilişkiliydi. Bu durakların her birinde, yeraltı tanrılarından birine sunu yapılıyor olabilirdi. Bunu destekleyen doğrudan bir metin bilmiyorum; ama şiirin yapısı, böyle bir kullanıma çok uygun görünüyor.
Okura soru
Kendi şehrinizi anlatan bir hikâye var mı? Bir sokak, bir köprü, bir meydan hakkında anlatılan bir efsane? İstanbul'un, İzmir'in, Ankara'nın sokaklarında yürürken, oralarda geçen hikâyeleri düşünür müsünüz? Nippur'un insanları, kendi kentlerinin sokaklarında yürürken Enlil ile Ninlil'i düşünüyordu. Siz kimi düşünürsünüz?
Giriş yap