Giriş yap
🏺 Anunnaki

Bir gecede yazılan şiir: Kabti-ilāni-Marduk ve Erra'nın öfkesi

Mezopotamya edebiyatında yazarın adını bildiğimiz metin çok azdır. Çoğu şiir, kopyalayan yazıcıların adıyla, bazen hiçbir adla bize ulaşır. Erra Destanı bu kuralın parlak bir istisnası. Şiirin sonunda, onu kimin yazdığını, nasıl yazdığını ve ne kadar sadık kaldığını anlatan bir bölüm var. Yazarın adı Kabti-ilāni-Marduk, Dabibi soyundan.

Bu bölüm, bana hep bir imza gibi gelmiştir. Ama sıradan bir imza değil. Kabti-ilāni-Marduk, şiiri kendisinin uydurmadığını, bir gece rüyasında tanrı tarafından kendisine gösterildiğini söylüyor. Ve sabah uyandığında, ondan tek bir satır bile eksiltmediğini, tek bir satır bile eklemediğini.

Peki bu şiir ne anlatıyor, ve yazarı neden böyle bir açıklama yapma ihtiyacı duydu?

Uykudaki savaş tanrısı

Şiir, Erra'nın uykusuyla açılıyor. Erra, savaş ve salgın tanrısı. Ama şu anda yatağında, karısı Mami'nin yanında uyukluyor. Onu uyandırmaya çalışanlar var: Sebitti, yani Yediler. Bunlar, An tarafından yaratılmış ve Erra'nın emrine verilmiş yedi savaşçı tanrı. Ona, savaşa çıkmasını, ününü yeniden kazanmasını, insanlara kendini hatırlatmasını söylüyorlar.

Bir de Işum var. Işum, Erra'nın veziri ve yol göstericisi; gece bekçisi, sokakların koruyucusu. Işum, Erra'yı yatıştırmaya, onu felaket getirmekten alıkoymaya çalışıyor. Ama Erra, Sebitti'nin sözlerine kulak veriyor.

Bu açılış, bana bir saray dramı gibi geliyor. Bir kral, iki danışmanı arasında kalmış. Biri onu savaşa kışkırtıyor, öbürü barışı savunuyor. Ve kral, kışkırtıcıyı dinliyor.

Babil'e giden yol

Erra, Babil'e gidiyor ve Marduk'la konuşuyor. Marduk'u tahtından kısa bir süre ayrılmaya ikna ediyor. Marduk gidince, düzen bozuluyor. Erra, Babil'e ve başka kentlere saldırıyor. Şiirde, kentlerin yıkılışı, sokaklarda cesetlerin yığılışı, babaların oğullarını gömüşü ayrıntılı biçimde anlatılıyor.

Uruk'un, Der'in, Sippar'ın başına gelenler sayılıyor. Kentler birbirine düşüyor; komşu komşuya saldırıyor. Bu, salt dışarıdan gelen bir istila değil, bir iç savaş, bir toplumsal çöküş.

Işum'un konuşması

Şiirin dönüm noktası, Işum'un Erra'ya yaptığı uzun konuşma. Işum, Erra'ya yaptıklarını tek tek sayıyor. "Doğruyu da yanlışı da öldürdün" diyor. "Sana karşı günah işleyeni de, sana karşı günah işlemeyeni de." Bu, şiirin ahlaki merkezi. Erra'nın öfkesi, ayrım gözetmiyor.

Işum'un sözleri, Erra'yı yatıştırıyor. Erra, Işum'un haklı olduğunu kabul ediyor. Sonra, bir tür kehanet gibi, Akkad'ın yeniden yükseleceğini, düşmanlarının yenileceğini söylüyor.

Erra'nın Işum'a söylediği sözler de dikkat çekici: Eğer Işum orada olmasaydı, Erra her şeyi yok edecekti. Işum, adeta tanrısal öfkeye karşı bir fren.

Kolofon: Rüyada yazılan şiir

Şiirin son tabletinde, Kabti-ilāni-Marduk kendinden söz ediyor. Şiiri derleyenin, Dabibi'nin oğlu Kabti-ilāni-Marduk olduğunu, şiirin ona bir gece rüyasında gösterildiğini, sabah uyandığında onu olduğu gibi okuduğunu söylüyor. Tek satır eklemediğini, tek satır çıkarmadığını vurguluyor.

Sonra, şiirin kendisinin bir tür koruyucu güce sahip olduğunu belirtiyor. Bu şiiri okuyan, onu öven, ona saygı gösteren kişilere Erra'nın zarar vermeyeceği, salgının o evlere girmeyeceği söyleniyor. Erra'nın kendisi de bu şiiri onaylıyor ve övüyor.

Bu kolofon, şiirin bir tanrısal vahiy olarak sunulmasını sağlıyor. Yazar, kendi otoritesini değil, tanrının otoritesini öne çıkarıyor. Ve bu, metnin değiştirilmeden kopyalanması gerektiğine dair güçlü bir uyarı.

Şiirin yapısı ve okuma sırası

Erra Destanı beş tablete yayılıyor ve tabletlerin uzunlukları eşit değil. Birinci tablet, uyku sahnesini ve Sebitti'nin kışkırtmasını taşıyor. İkinci ve üçüncü tabletler, Babil'deki konuşmaları ve yıkımın başlangıcını; dördüncü tablet, Işum'un o büyük suçlama konuşmasını; beşinci tablet ise yatışmayı ve kolofonu. Bu sıra, bir sahne oyununun perdeleri gibi işliyor.

Benim dikkatimi çeken şu: Yıkımın en ayrıntılı anlatımı, anlatıcının ağzından değil, Işum'un geriye dönük konuşmasından geliyor. Yani okur, felaketin çoğunu bir suçlama olarak dinliyor. Bu, şiire tuhaf bir mesafe katıyor; kanlı sahneler, bir mahkeme tutanağı gibi okunuyor.

Bir de Erra'nın kendi sözleri var. Şiirin bir yerinde Erra, kendini anlatırken gökte yabani boğa, ormanda aslan, ülkede kral olduğunu, tanrılar arasında en öfkeli olanın kendisi olduğunu söylüyor. Bu övünme, bir savaş tanrısının kibrini gösteriyor; ama aynı zamanda okura, birazdan gelecek olanın uyarısını veriyor.

Tanrılar arasındaki ilişki

Erra Destanı, tanrılar arasındaki ilişkileri karmaşık bir şekilde gösteriyor. Erra ve Marduk arasındaki ilişki, bir tür güç mücadelesi. Erra, Marduk'u tahtından uzaklaştırarak kendi gücünü artırıyor. Ama bu, Marduk'u doğrudan yenerek değil, onu kandırarak yapılıyor.

Erra ve Işum arasındaki ilişki ise bir efendi ile vezir ilişkisi. Işum, Erra'ya bağlı, ama onun vicdanı gibi davranıyor. Bu ilişki, bir hükümdarın danışmanlarına kulak vermesinin önemini vurguluyor.

Sebitti, An tarafından yaratılmış ve Erra'ya verilmiş. Bu, An'ın, en eski gök tanrısının, savaş ve yıkımın da kaynağı olduğunu ima ediyor. Tanrılar dünyasında, yıkım bile bir düzene bağlı.

Erra'nın Nergal ile özdeşleştirilmesi de önemli. Birçok metinde Erra ve Nergal aynı tanrının iki adı olarak kullanılıyor; ikisi de yeraltı ve ölümle ilgili. Ama Erra Destanı'nda, Erra'nın kişiliği özellikle öfke ve kontrolsüz şiddet üzerine kurulu.

Akademik okuma

Erra Destanı'nın ilk kapsamlı edisyonu, Luigi Cagni tarafından 1969'da yayımlandı; 1977'de de İngilizce çevirisi çıktı. Şiirin kopyaları, Asur, Ninive, Babil, Ur ve Sultantepe gibi birçok yerden biliniyor. Bu yaygınlık, metnin birinci binyılda çok okunan bir eser olduğunu gösteriyor.

Şiirin tarihlenmesi tartışmalı. Bazı araştırmacılar, onu MÖ sekizinci yüzyıla, Babil'in Aramice konuşan kabileler ve Suteanlar tarafından istila edildiği bir döneme bağlıyor. Başkaları ise daha erken, MÖ on birinci yüzyıl civarında yazıldığını düşünüyor. Şiirde anılan kargaşa, belirli bir tarihsel olaya mı, yoksa genel bir çöküş deneyimine mi işaret ediyor, bu da tartışma konusu.

Kabti-ilāni-Marduk'un kim olduğu da tam bilinmiyor. Dabibi soyu, Babil'de bilinen bir yazıcı ailesi. Ama yazarın kendisi hakkında başka bir bilgi yok.

Şiirin dili de araştırmacıların ilgisini çekiyor. Standart Babil lehçesinde yazılmış, yoğun imgelerle dolu, bazı yerlerde neredeyse tiyatral. Konuşmalar uzun ve dramatik; anlatıcı sık sık sahneyi tanrıların ağzına bırakıyor. Bazı araştırmacılar, şiirin anlatıdan çok bir dizi konuşma olarak kurulduğunu, olayların büyük kısmının karakterlerin sözleriyle aktarıldığını vurguluyor.

Sitchin'in okuması

Sitchin, Erra Destanı'nı, Anunnaki arasındaki bir nükleer savaşın kaydı olarak okudu. Ona göre Erra, yani Nergal, Sina Yarımadası'ndaki uzay limanını ve yakındaki kentleri "dehşet silahları" ile yok etmişti. Sodom ve Gomora'nın yıkılışı, bu olayla bağlantılıydı.

Bu okuma, şiirin bazı yıkım betimlemelerine dayanıyor. Ama metinde nükleer bir silahı ima eden açık bir ifade yok. Yıkım, kılıçlar, salgın ve iç savaşla anlatılıyor. Sina Yarımadası'ndan söz edilmiyor; anılan kentler Babil, Uruk, Sippar, Der gibi Mezopotamya kentleri.

Akademik okumada, şiir bir siyasi ve toplumsal çöküşün teolojik yorumu olarak görülüyor. Kötü olaylar, tanrısal öfkenin sonucu; ama bu öfke, sonunda yatıştırılıyor ve düzen yeniden kuruluyor.

Forumlarda Erra Destanı

Forumlarda Erra Destanı, hemen her zaman Sitchin'in nükleer savaş teorisiyle birlikte anılıyor. "Antik nükleer savaş" başlıklarında, Erra'nın yedi silahı, yani Sebitti, sıklıkla yedi nükleer başlık olarak yorumlanıyor. Bazı kullanıcılar, Sebitti'nin aslında yedi tanrı olduğunu, silah değil karakter olduğunu hatırlatıyor.

Bir forum tartışmasında, kolofonun gerçek olup olmadığı soruldu. Bir kullanıcı, rüyada yazılan bir şiirin aslında yazarın kendi yaratıcılığını gizlemek için kullandığı bir edebi araç olduğunu öne sürdü. Bu, makul bir yorum. Ama antik dünyada rüyanın tanrısal bir mesaj taşıdığına dair inanç da güçlüydü; yazarın buna gerçekten inanmış olması da mümkün.

Daha sakin bir tartışmada ise bir okur, Işum'un rolünü sordu: Neden bir gece bekçisi tanrı, savaş tanrısını durdurabiliyor? Verilen cevaplardan biri hoşuma gitti. Işum, sokakları gece boyunca dolaşan, kapıları kontrol eden bir tanrı; yani sıradan insanların hayatını en yakından bilen tanrı. Felaketin bedelini en iyi o görüyor.

SohbeX teorisi: Bir yazarın korkusu

Bu bölüm spekülatif.

Kabti-ilāni-Marduk'un "tek satır eklemedim, tek satır çıkarmadım" demesi, bana bir yazarın korkusunu çağrıştırıyor. Belki de şiirin içeriği, yani Marduk'un tahtından uzaklaşması, yazarın döneminde tartışmalı bir konuydu. Babil'in baş tanrısının zayıf gösterilmesi, rahipleri ya da kralı kızdırabilirdi.

Yazar, şiiri bir rüyaya bağlayarak, sorumluluğu tanrıya yüklemiş olabilir. "Ben yazmadım, tanrı gösterdi." Bu, eleştiriden korunmanın akıllıca bir yolu. Şiirin kendisinin koruyucu bir güce sahip olduğunu söylemek de, onu yasaklanmaktan ya da değiştirilmekten koruyacak bir kalkan işlevi görüyordu.

Size kalan soru

Bir şeyi yaratıp onu bir başkasına, bir rüyaya, bir ilhama mal ettiğiniz oldu mu? Belki de Kabti-ilāni-Marduk'un yaptığı, bütün yaratıcı insanların bir anlamda hissettiği şeydir: Fikrin bir yerden geldiği, ama tam olarak kendine ait olmadığı duygusu.

❤ 0 beğeni💬 0 yorumBeğenmek ve yorum yapmak için giriş yap