"Bilgelik efendisini öveceğim": Aşşurbanipal Kütüphanesi'nden Ludlul ve antik uzaylı yorumları
Aşşurbanipal Kütüphanesi denince akla ilk gelen tablet, Gılgamış'ın tufan anlatısını taşıyan on birinci tablet. Ardından Enuma Eliş geliyor, sonra Anzu, sonra kehanet dizileri. Ama Ninova'nın raflarında, antik uzaylı tartışmalarında neredeyse hiç anılmayan bir şiir de vardı: bir adamın hastalığını, yalnızlığını ve sonunda iyileşmesini anlatan uzun bir monolog. Adı, ilk satırından geliyor: Ludlul bēl nēmeqi, "bilgelik efendisini öveceğim."
Ben bu şiiri ilk okuduğumda Eyüp'ün hikâyesini hatırladım. Sonra öğrendim ki bu benzetmeyi yapan ilk kişi ben değilmişim; akademisyenler de yıllardır bu iki metni yan yana tartışıyor. Bu kez Ninova'nın tufan tabletlerinden uzaklaşıp, kütüphanenin bir insanın acısını nasıl sakladığına bakmak istiyorum.
Metin ve kopyalar
Ludlul, dört tabletlik bir şiir olarak biliniyor; bazı araştırmacılar beşinci bir tablet olabileceğini düşünüyor. Kopyaların önemli bir kısmı Ninova'dan, Aşşurbanipal'in kütüphanesinden geliyor. Sultantepe, Asur, Babil ve Sippar'dan da kopyalar var. Şiir, Babil'de muhtemelen Kassit döneminde yazıldı ve yüzyıllar boyunca kopyalandı.
Wilfred Lambert, 1960'ta yayımladığı Babylonian Wisdom Literature adlı kitapta şiirin o güne kadarki en kapsamlı edisyonunu sundu. Daha sonra Amar Annus ve Alan Lenzi, 2010'da State Archives of Assyria Cuneiform Texts dizisinde yeni bir edisyon yayımladı. Takayoshi Oshima da 2014'te şiiri ve benzer metinleri ayrıntılı bir çalışmada ele aldı. Yeni bulunan parçalar, şiirin özellikle ilk tabletinin daha iyi anlaşılmasını sağladı.
Acı çeken adam
Şiirin anlatıcısı, kendini Şubşi-meşre-Şakkan olarak tanıtıyor. Yüksek mevkide bir memur; bir zamanlar saygı gören, sözü dinlenen biri. Ama bir gün her şey tersine dönüyor. Tanrısı onu terk ediyor, koruyucu tanrıçası ondan uzaklaşıyor. Kral ona öfkeleniyor; meslektaşları ona karşı komplo kuruyor. Evi elinden alınıyor, dostları yüz çeviriyor.
Ardından hastalık geliyor. Şiirin ikinci tableti, bu hastalığın en ayrıntılı tasvirlerinden birini sunuyor: başı ağrıyor, gözleri görmüyor, kulakları duymuyor, bedeni zayıflıyor, yemek yiyemiyor. Kâhinler ve büyücüler ona yardım edemiyor; fal bakıcılar işaretleri okuyamıyor. Adam, neden cezalandırıldığını anlamıyor; tanrılara saygı gösterdiğini, kurbanlarını eksiksiz sunduğunu söylüyor.
Tanrıların iradesi bilinebilir mi?
Şiirin en ünlü bölümü, bu sorunun sorulduğu satırlar. Anlatıcı, insanın kendi gözünde iyi olanın tanrının gözünde kötü olabileceğini, kendi aklında aşağılık görünenin tanrının katında iyi sayılabileceğini söylüyor. Tanrıların iradesini kim anlayabilir? Göklerin içindeki planı kim bilebilir?
Bu satırlar, Mezopotamya düşüncesinde nadir rastlanan bir şüphe ifadesi. Tanrılar ve insanlar arasındaki ilişki, genellikle bir karşılıklılık üzerine kurulu: insan kurban sunar, tanrı korur. Ludlul, bu karşılıklılığın her zaman işlemediğini kabul ediyor. İyi bir insan da acı çekebilir.
Rüyalar ve iyileşme
Üçüncü tablette dönüm noktası geliyor. Anlatıcı, bir dizi rüya görüyor. Rüyalarda ona birkaç figür görünüyor; aralarında ona arınma getiren bir genç adam ve elinde bir tablet tutan bir büyücü var. Bu figürler, ona Marduk'un onu bağışladığını bildiriyor.
Ardından iyileşme başlıyor. Marduk, hastalığı bir rüzgar gibi uzaklaştırıyor; anlatıcının gözleri açılıyor, kulakları duyuyor, bedeni güçleniyor. Dördüncü tablette anlatıcı, Babil'deki Esagila tapınağının kapılarından tek tek geçerek Marduk'a şükranlarını sunuyor. Her kapının adı, bir lütfun adı.
Hastalığın dili
Ludlul'un ikinci tabletindeki hastalık tasviri, Mezopotamya tıbbının diliyle örülü. Anlatıcı, hastalığını bir dizi kötü varlığın saldırısı olarak anlatıyor: başını bir iblis, boynunu bir başkası, göğsünü bir üçüncüsü ele geçiriyor. Bu dil, Ninova'daki tıbbi tabletlerde ve büyü metinlerinde de karşımıza çıkıyor. Hastalık, bedene dışarıdan giren kötü güçlerin işi olarak görülüyordu.
Aşşurbanipal'in kütüphanesinde, hastalıkları belirtilerine göre sınıflayan uzun bir teşhis dizisi de vardı. Bu dizi, hekimin hastaya giderken yolda gördüğü işaretlerden başlayıp, başın, boynun, göğsün ve diğer organların belirtilerine kadar ilerliyordu. Ludlul'un hastalık tasviri, bu sistemli yaklaşımın şiirsel bir yansıması gibi. Şiiri yazan kişi, dönemin hekimlik bilgisini iyi tanıyordu.
Bu bağlantı, kütüphanedeki metinlerin birbirinden kopuk olmadığını gösteriyor. Bir edebi metin, bir tıp metniyle aynı kelimeleri paylaşıyor; bir dua, bir teşhis dizisiyle aynı korkuları taşıyor. Ninova'nın rafları, bir bilgi ağı gibiydi.
Kassit dönemi ve memurlar
Anlatıcının saraydaki düşüşü, bir başka açıdan da ilginç. Şiirde krala yakın yedi kişinin ona karşı komplo kurduğu, her birinin farklı bir kötülük planladığı anlatılıyor. Bu sahne, Kassit Babil'inin sarayında yaşanan rekabetin edebi bir yansıması olabilir. Bir memurun gözden düşmesi, yalnızca bir felaket değil, bir toplumsal ölümdü. Sizce bir insanın itibarını kaybetmesi, hastalığından daha ağır mıdır?
Tanrılar arasındaki ilişki
Şiirin evreninde Marduk, diğer tüm tanrıların üzerinde. Anlatıcının kişisel tanrısı ve tanrıçası, Marduk'un öfkesi karşısında çekiliyor; Marduk bağışlayınca geri dönüyor. Bu yapı, Babil teolojisinin Marduk'u nasıl konumlandırdığını gösteriyor: kişisel tanrılar, büyük tanrının iradesine bağlı.
Şiirin girişi, Marduk'un iki yüzünü anlatan bir ilahi. O, öfkelendiğinde fırtına gibi; ama merhametli olduğunda bir anne gibi şefkatli. Hem yaralayan hem iyileştiren tanrı. Bu çift yönlülük, Enuma Eliş'teki savaşçı Marduk'la karşılaştırıldığında daha kişisel, daha yakın bir tanrı portresi sunuyor.
Akademik okuma
Akademisyenler, Ludlul'u Mezopotamya'nın "teodise" metinleri arasında sayıyor. Babil Teodisesi ve Sümerce "İnsan ve Tanrısı" adlı şiir de bu gruba giriyor. Bu metinler, haksız acının nedenini sorguluyor ve sonunda tanrıların iradesine teslimiyeti öğütlüyor.
Eyüp Kitabı ile karşılaştırma, özellikle yirminci yüzyılda yoğun bir tartışma konusu oldu. İki metin arasında doğrudan bir etkileşim olup olmadığı belirsiz; ama ikisi de aynı soruyu soruyor ve benzer bir yapıda ilerliyor: refah, felaket, sorgulama, kurtuluş.
Şiirin Kassit dönemi Babil'inde yazılmış olması da önemli. Anlatıcının saraydaki entrikaları, dönemin bürokrasisine dair bir yansıma olarak okunuyor. Şubşi-meşre-Şakkan adlı bir memurun Kassit dönemi belgelerinde geçtiği öne sürüldü; bu, anlatıcının gerçek bir kişiye dayanabileceğini düşündürüyor.
Esagila'nın kapıları
Dördüncü tablette anlatıcının geçtiği kapılar, şiirin en ritmik bölümü. Her kapının adı, bir iyilikle eşleşiyor: bolluk kapısında bolluk, selamet kapısında selamet buluyor. Anlatıcı, bir kapıdan diğerine geçtikçe eski hayatına adım adım geri dönüyor. Bu yapı, bir tören alayının sırasını, belki de gerçek bir tapınak ziyaretini yansıtıyor. Kapılardan geçen her adım, hem bedensel hem toplumsal bir iyileşme. Babil halkı da sonunda Marduk'un bir ölüyü dirilttiğini söyleyerek onu övüyor.
Antik uzaylı okumaları ve Sitchin
Ludlul, Sitchin'in kitaplarında yer almıyor. Antik uzaylı tartışmalarında da neredeyse hiç anılmıyor. Bunun nedeni, şiirin tanrısının gökten inen bir varlık değil, kişisel bir acıya cevap veren bir iyileştirici olması. Şiirde ne bir gemi, ne bir uçuş, ne de bir genetik müdahale var.
Forumlarda zaman zaman ilginç bir yorum çıkıyor: kimi kullanıcılar, anlatıcının iyileşmesini "Anunnaki tıbbı" olarak yorumluyor; rüyadaki figürler, onu tedavi eden uzaylı doktorlar. Bu okuma, metnin rüya yapısını ve Marduk'a yapılan teolojik vurguyu görmezden geliyor. Mezopotamya'da iyileşme, büyücülerin ve hekimlerin işiydi; ama son söz her zaman tanrıya aitti.
Forumlarda Ludlul
Forumlarda Ludlul, daha çok din tarihi ve karşılaştırmalı edebiyat tartışmalarında anılıyor. Forumlarda kimi kullanıcılar, şiirin Eyüp'ten daha "dürüst" olduğunu yazıyor; çünkü Ludlul'un anlatıcısı, tanrının adaletini sonuna kadar sorgulamıyor, ama acısını hiç saklamıyor. Başkaları, şiirin sonundaki Esagila kapılarının bir hac yolculuğunun tasviri olabileceğini önerdi.
Türkçe tartışmalarda şiir pek bilinmiyor. Aşşurbanipal Kütüphanesi, Türkçe forumlarda daha çok Gılgamış ve tufan bağlamında anılıyor.
Ludlul'un anlatıcısının iyileşmesini okurken siz en çok hangi sahnede durdunuz: rüyada mı, yoksa kapıdan geçişte mi?
SohbeX teorisi
Bir spekülasyon olarak şunu öne sürüyorum; bunu doğrulayacak bir kayıt yok.
Aşşurbanipal'in Ludlul'u kütüphanesinde bulundurması, bence onun kendi hayatıyla ilgili olabilir. Aşşurbanipal, kardeşi Şamaş-şum-ukin'le uzun ve kanlı bir iç savaş yaşadı; Asur kraliyet metinleri arasında ona atfedilen ve hastalıktan, kederden, tanrıların ilgisizliğinden yakınan bir metin de bulunuyor. Bir kral, belki de acı çeken memurun hikâyesinde kendi korkularını okuyordu.
Kütüphaneler, yalnızca bilgi depoları değil, sahiplerinin zihinlerinin de aynası. Bu bir spekülasyon; Aşşurbanipal'in Ludlul'u okuyup okumadığını bilmiyoruz.
Size soru
Bir kralın kütüphanesinde, bir memurun hastalık günlüğüne neden yer olsun? Sizce acıyı anlatan metinler, zaferi anlatan metinler kadar önemli miydi? Ve tanrıların iradesinin bilinemeyeceğini söyleyen bir şiir, tanrılara adanmış bir kütüphanede nasıl karşılanıyordu?
Ben Esagila'nın kapılarından tek tek geçen o adamı düşünüyorum. Her kapıda bir lütfu sayan, gözleri yeniden gören bir adam. Kütüphanenin en sessiz sevinci belki onun adımlarındaydı. Belki de bir kütüphanenin değeri, en büyük zaferleri kadar en küçük iyileşmeleri de saklamasında yatıyor.
Giriş yap