Giriş yap
🏺 Anunnaki

Benno Landsberger: Ankara'da Asuroloji'nin sürgün yılları

1935 yılında, Leipzig Üniversitesi'nin en saygın profesörlerinden biri, kürsüsünden uzaklaştırıldı. Adı, Benno Landsberger'di ve Asuroloji'nin, yaşayan en büyük isimlerinden biri olarak kabul ediliyordu. Uzaklaştırılmasının nedeni, bilimsel değil, siyasiydi: Nazi rejiminin ırk yasaları, Yahudi kökenli akademisyenlerin, üniversitelerden atılmasını öngörüyordu.

Landsberger, aynı yıl, Ankara'ya geldi. Yeni kurulan Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi'nde, Sümeroloji ve Asuroloji kürsüsünü kurdu ve on üç yıl boyunca, Türkiye'de kaldı. Bu sayfada, bu sürgün yıllarını, Landsberger'in Ankara'da yaptıklarını ve Türkiye'de bıraktığı mirası anlatmak istiyorum. Siz bir bilim insanının, kendi ülkesinden kovulup, başka bir ülkede, yeni bir okul kurmasını, nasıl hayal ediyorsunuz?

Leipzig'den önce

Benno Landsberger, 1890'da, o zamanlar Avusturya-Macaristan'a bağlı olan Friedek'te doğdu. Leipzig'de, Asuroloji eğitimi aldı ve ünlü Asurolog Heinrich Zimmern'in öğrencisi oldu. Birinci Dünya Savaşı'nda, Avusturya ordusunda görev yaptı. Savaştan sonra, Leipzig'e döndü ve akademik kariyerine devam etti.

1926'da, Landsberger, kısa ama çok etkili bir makale yayımladı: "Die Eigenbegrifflichkeit der babylonischen Welt", yani kabaca "Babil dünyasının kendine özgü kavramsallığı". Bu makalede, Babil kültürünün, modern kavramlarla değil, kendi kavramları ve düşünme biçimleriyle anlaşılması gerektiğini savundu. Bu fikir, Asuroloji'de, bir yöntem ilkesi haline geldi ve bugün bile, sık sık alıntılanıyor. Landsberger'e göre, bir Babil metnini, bizim "din", "bilim" ya da "hukuk" gibi kategorilerimize zorla yerleştirmek, onu anlamak yerine, kendi dünyamızı ona yansıtmak demekti. Bunun yerine, Babillilerin, kendi kelimelerini nasıl gruplandırdığına, hangi şeyleri bir arada düşündüğüne bakmak gerekiyordu. Bu yaklaşım, bugün antropolojide "içeriden bakış" diye anılan anlayışın, Asuroloji'deki erken bir örneği olarak görülebilir.

Landsberger, ayrıca, Mezopotamya'nın hayvanları, bitkileri ve maddi kültürü üzerine, ayrıntılı çalışmalar yaptı. 1934'te yayımlanan "Die Fauna des alten Mesopotamien" adlı kitabı, Sümerce ve Akadca hayvan isimlerini, sözlük listelerinden yola çıkarak inceliyordu. Bu çalışma, onun, sözlük listelerine olan büyük ilgisinin, bir göstergesiydi.

Ankara'ya davet

1930'ların ortasında, Türkiye, yeni bir üniversite sistemi kurmaya çalışıyordu. 1933'teki üniversite reformuyla, İstanbul Darülfünunu kapatılmış, yerine İstanbul Üniversitesi kurulmuştu. Bu süreçte, Almanya'dan kaçan pek çok bilim insanı, Türkiye'ye davet edildi. Bu bilim insanları, tıp, hukuk, ekonomi ve fen bilimleri gibi alanlarda, Türk üniversitelerinin modernleşmesine, büyük katkılar sağladı.

Ankara'da, 1935'te, Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi kuruldu. Bu fakülte, Türk Tarih Tezi'nin etkisiyle, eski Anadolu ve Mezopotamya uygarlıklarını incelemeyi amaçlıyordu. Fakülteye, Sümeroloji, Hititoloji ve arkeoloji gibi alanlarda, uzmanlar gerekiyordu. Landsberger, bu ihtiyaca, mükemmel bir şekilde uyuyordu.

Landsberger'in yanı sıra, Hititolog Hans Gustav Güterbock gibi başka Alman bilim insanları da, Ankara'ya geldi. Bu grup, kısa sürede, Türkiye'de, kadim Yakın Doğu çalışmalarının, güçlü bir merkezini oluşturdu.

Bir okul kurmak

Landsberger, Ankara'da, sıfırdan bir Asuroloji okulu kurmak zorundaydı. Türkiye'de, daha önce, bu alanda eğitim almış öğrenci yoktu. Landsberger, öğrencilerine, önce, Almanca öğretmek ya da derslerini, çevirmenler aracılığıyla vermek zorunda kaldı. Zamanla, öğrencileri, Almanca ve çivi yazısını öğrendi.

Landsberger'in Ankara'daki öğrencileri arasında, daha sonra, Türkiye'de, Asuroloji ve Sümeroloji'nin önde gelen isimleri olacak kişiler vardı. Muazzez İlmiye Çığ ve Hatice Kızılyay, İstanbul Arkeoloji Müzeleri'nin Tablet Arşivi'nde çalıştı. Kemal Balkan, Kültepe tabletleri üzerine önemli çalışmalar yaptı. Emin Bilgiç ise, Ankara'da, Asuroloji kürsüsünü sürdürdü.

Bu öğrenciler, Türkiye'de, bir Asuroloji geleneğinin başlamasını sağladı. Landsberger'in titiz yöntemleri ve sözlük listelerine olan ilgisi, onların çalışmalarına da yansıdı. Türkiye'deki Asuroloji, bugün bile, kökenini, büyük ölçüde, Landsberger'in Ankara yıllarına dayandırıyor.

Sözlük listeleri projesi

Landsberger'in Ankara'da başlattığı en büyük projelerden biri, "Materialien zum sumerischen Lexikon", kısaca MSL adlı dizi. Bu dizi, Mezopotamya'nın kadim sözlük listelerini, sistematik olarak yayımlamayı amaçlıyordu. İlk cilt, 1937'de yayımlandı.

Kadim sözlük listeleri, Mezopotamya kâtiplerinin, Sümerce kelimeleri, kategorilere göre sıraladığı ve sonraki dönemlerde, Akadca karşılıklarını eklediği metinlerdi. Bu listeler, Sümerce ve Akadca kelime dağarcığını anlamak için, vazgeçilmez kaynaklardı. Landsberger, bu listelerin, Mezopotamya düşüncesinin, dünyayı nasıl sınıflandırdığını da gösterdiğine inanıyordu.

MSL dizisi, Landsberger'in ölümünden sonra da devam etti ve bugün, onlarca ciltten oluşuyor. Bu dizi, Asuroloji'nin en önemli başvuru kaynaklarından biri olarak kabul ediliyor. Ve bu büyük projenin ilk adımları, Ankara'da atıldı.

Proto-Fırat tezi

Ankara yıllarında, Landsberger, Mezopotamya uygarlığının kökenleri üzerine de yazdı. 1940'ların başında, Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Dergisi'nde yayımladığı makalelerde, Sümerlilerin, Mezopotamya'ya, daha sonra geldiğini ve oraya, daha önce yaşayan bir halkın, kültürel ve dilsel izlerini bulduğunu öne sürdü.

Landsberger, bu eski halkın diline, "Proto-Fırat" adını verdi. Ona göre, Sümercedeki bazı kelimeler, özellikle meslek isimleri, örneğin demirci, marangoz ve çiftçi gibi kelimeler, ve bazı şehir isimleri, Sümerce kökenli değildi; bu eski dilden, Sümerceye geçmişti. Bu tez, Asuroloji'de, uzun süre tartışıldı ve bugün hâlâ, tartışılmaya devam ediyor. Bazı akademisyenler, bu kelimelerin, gerçekten bir alt katman dilinden geldiğini kabul ediyor; bazıları ise, onların, sadece, Sümercenin eski biçimleri olabileceğini düşünüyor.

Ankara'dan Chicago'ya

1948'de, Landsberger, Ankara'dan ayrıldı ve Chicago Üniversitesi'nin Doğu Enstitüsü'ne, yani Oriental Institute'a geçti. Chicago'da, özellikle, Chicago Asur Sözlüğü projesine, büyük katkılar sağladı. Bu sözlük, Akadcanın, en kapsamlı sözlüğü olarak, onlarca yıl sürecek bir projeydi.

Landsberger, 1968'de, Chicago'da hayatını kaybetti. Ama Ankara'daki öğrencileri, onun mirasını, Türkiye'de sürdürmeye devam etti. Güterbock da, benzer bir şekilde, Ankara'dan Chicago'ya geçti ve Hititoloji'nin, dünya çapında önde gelen isimlerinden biri oldu.

Tanrılar arasındaki ilişki

Landsberger'in sözlük listeleri üzerine çalışmaları, tanrı isimlerinin anlaşılmasına da katkı sağladı. Mezopotamya'nın kadim tanrı listeleri, örneğin "An = Anum" adlı büyük liste, tanrıları, aileleri, hizmetkârları ve farklı isimleriyle birlikte sıralıyordu. Bu listeler, tanrılar arasındaki ilişkileri anlamak için, çok önemli kaynaklardı.

Landsberger'in "kendine özgü kavramsallık" ilkesi, tanrıların da, modern kavramlarla değil, Mezopotamyalıların kendi bakış açısıyla anlaşılması gerektiğini vurguluyordu. Bu, tanrıları, örneğin "doğa güçleri" ya da "uzaylılar" gibi modern kategorilere sokmadan, onları, kendi metinlerindeki bağlamlarıyla okumak anlamına geliyordu.

Akademik okuma

Landsberger, Asuroloji tarihinde, çok önemli bir figür olarak kabul ediliyor. Onun öğrencileri ve onların öğrencileri, dünyanın dört bir yanında, Asuroloji kürsülerinde çalıştı. Leipzig yıllarında yetiştirdiği Wolfram von Soden, daha sonra, Akadca dilbilgisinin ve sözlüğünün en önemli isimlerinden biri oldu. Chicago'da ise, yeni bir kuşak Asurolog, onun derslerinden ve titiz okuma yönteminden etkilendi. Landsberger'in, öğrencilerinden, bir metni, her kelimesiyle ve her sözlük karşılığıyla birlikte, tartarak okumalarını istediği, öğrencilerinin anılarında sık sık geçiyor; bu titizlik, onun en kalıcı mirası sayılıyor.

Türkiye'deki Asuroloji tarihi üzerine yapılan çalışmalar, Landsberger'in Ankara yıllarını, özel bir dönem olarak değerlendiriyor. Bu dönemde, Türkiye, Nazi rejiminden kaçan bilim insanları için, bir sığınak oldu; bu bilim insanları ise, Türkiye'ye, yeni bilim dalları kazandırdı. Bu karşılıklı ilişki, iki tarafın da kazançlı çıktığı, nadir bir tarihsel durum.

Sitchin'in okuması

Sitchin, kitaplarında, Landsberger'den, doğrudan alıntı yapmadı; ama onun ve öğrencilerinin hazırladığı sözlükler ve çeviriler, Sitchin'in kullandığı kaynakların, dolaylı zeminini oluşturuyordu. Sitchin, Sümerce kelimeleri, kendi yorumlarına göre çevirirken, aslında, Landsberger'in ve diğer akademisyenlerin, onlarca yıllık sözlük çalışmalarının, üzerine basıyordu.

Ama Sitchin'in çevirileri, bu sözlük çalışmalarından, sık sık sapıyordu. Landsberger'in "kendine özgü kavramsallık" ilkesi, Sitchin'in yaklaşımına, tam bir karşıtlık oluşturuyor: Landsberger, Mezopotamya'yı, kendi kavramlarıyla anlamaya çalışırken, Sitchin, onu, uzay yolculukları gibi modern kavramlarla okudu.

Forumlarda

Forumlarda, Landsberger, çok az anılıyor. Türkiye'deki Anunnaki tartışmalarında, Muazzez İlmiye Çığ'ın adı sık sık geçse de, onun hocası olan Landsberger, genellikle, unutuluyor. Bu, bence, büyük bir eksiklik.

Landsberger'in hikâyesi, bilimin, siyasi baskılara rağmen, nasıl yaşamaya devam edebildiğini gösteriyor. Bir bilim insanı, kendi ülkesinden kovuluyor; başka bir ülkede, sıfırdan bir okul kuruyor ve bu okul, onlarca yıl sonra, hâlâ yaşıyor. Bu hikâye, bence, Anunnaki tartışmalarından çok daha ilham verici.

SohbeX teorisi

Spekülasyon olarak okuyun. Bence Landsberger'in Ankara yılları, Türkiye'deki Sümer ilgisinin, beklenmedik bir kökeni. Bugün, Türkiye'de, Sümerlilere duyulan büyük ilginin bir kısmı, 1930'larda, Nazi Almanyası'ndan kaçan bir bilim insanının, Ankara'da verdiği derslere uzanıyor. Belki de tarihin en ilginç bağlantıları, en beklenmedik yerlerde saklı.

Bu bir yorum; kesin bir bilgi değil.

Size soru

Landsberger'in Ankara yıllarını daha önce biliyor muydunuz? Bir bilim insanının, sürgünde kurduğu bir okulun, onlarca yıl sonra hâlâ yaşaması, size ne düşündürüyor? Yorumlarda yazın.

❤ 0 beğeni💬 0 yorumBeğenmek ve yorum yapmak için giriş yap