Giriş yap
🏺 Anunnaki

Belirleyiciler: okunmayan işaretler, tanrılaşan krallar ve yıldızların işareti

Çivi yazısıyla yazılmış bir metnin çevirisini okurken, bazen kelimelerin önünde ya da arkasında küçük, yukarıya yazılmış harfler görürsünüz. Bir tanrı adının önünde küçük bir "d", bir kent adının arkasında küçük bir "ki", bir ağaç adının önünde küçük bir "giš". Bunlar, belirleyici ya da determinatif adı verilen işaretler. Okunmuyorlar; ama metnin anlaşılması için hayati önemdeler.

Daha önceki bir yazıda, Edward Hincks'in bu işaretleri nasıl fark ettiğinden ve tanrı adlarının önündeki dingir işaretinden söz etmiştim. Şimdi ise o tek işaretin ötesine bakmak istiyorum: diğer belirleyicilere, tanrı belirleyicisini adının önüne koyan krallara ve yıldız belirleyicisinin Nibiru tartışmalarıyla ilişkisine. Ben belirleyicileri, Mezopotamyalıların dünyayı nasıl sınıflandırdığını gösteren küçük bir pencere olarak görüyorum.

Sessiz etiketler

Belirleyiciler, bir kelimenin hangi kategoriye ait olduğunu gösteren işaretler. Çivi yazısında, aynı işaret grubunun farklı anlamlara gelebildiği ya da bir kelimenin birden fazla biçimde okunabildiği durumlarda, belirleyiciler okura yol gösteriyordu.

En sık kullanılan belirleyicilerden bazıları şunlar. "Giš" işareti, ahşaptan yapılmış nesnelerin ve ağaçların önüne konuyordu: kapılar, sandalyeler, gemiler, sabanlar. "Uru" işareti, kent adlarının önüne konabiliyordu. "Ki" işareti, yer adlarının arkasına konuyordu; örneğin Nippur'un adı, "Nibru" ve ardından "ki" işaretiyle yazılıyordu. "Lú" işareti, meslek adlarının ve insan gruplarının önüne; "munus" işareti, kadınları ve kadın unvanlarını gösteren kelimelerin önüne konuyordu. "Kur" işareti, ülke ve dağ adlarının; "íd" işareti, nehir adlarının önüne konuyordu.

Ayrıca kuşlar, balıklar, taşlar, bitkiler, deri ve yün ürünleri, bakırdan yapılmış nesneler için de belirleyiciler vardı. Bu sistem, Mezopotamyalı katiplerin, dünyayı malzemeye ve türe göre sınıflandırdığını gösteriyor.

Okumadığınız bir işaretin, bir kelimenin anlamını değiştirebileceğini düşünmek size nasıl geliyor?

Belirleyicilerin sözcük listeleriyle ilişkisi

Belirleyicilerin kökeni, büyük ölçüde sözcük listelerine dayanıyor. Mezopotamyalı katipler, eğitimleri sırasında, belirli kategorilerdeki kelimeleri sıralayan uzun listeler kopyalıyordu. Bu listelerin en ünlüsü, Babil döneminde "HAR-ra = hubullu" adıyla bilinen ve ağaçlardan taşlara, hayvanlardan kaplara kadar pek çok kategoriyi içeren büyük bir sözlük dizisi.

Bu listelerde, aynı kategoriye ait kelimeler, aynı işaretle başlıyordu. Örneğin ahşap nesnelerin listesi, her satırda "giš" işaretiyle başlıyordu. Araştırmacılar, belirleyicilerin kullanımının, bu sınıflandırma geleneğiyle birlikte geliştiğini düşünüyor.

Tanrılar arasındaki ilişki: tanrılaşan krallar

Tanrı belirleyicisi, yalnızca tanrıların adlarının önüne konmuyordu. Mezopotamya tarihinin belirli dönemlerinde, bazı krallar da adlarının önüne bu işareti koydu. Bu, kralın kendisini tanrı olarak ilan ettiği anlamına geliyordu.

Bunun bilinen ilk örneği, Akad hanedanından Naram-Sin'di. Naram-Sin, MÖ üçüncü binyılın sonlarında, büyük bir isyanı bastırdıktan sonra, adının önüne tanrı belirleyicisini koymaya başladı. Bir yazıtında, Akad kentinin halkının, kendisini kentlerinin tanrısı olarak istediği ve büyük tanrılardan bunun için onay alındığı anlatılıyor. Louvre'daki ünlü zafer steli'nde, Naram-Sin boynuzlu bir taç takmış olarak tasvir ediliyor; boynuzlu taç, Mezopotamya sanatında tanrıların simgesiydi.

Ur'un Üçüncü Hanedanı'ndan Şulgi ve ondan sonraki krallar da, adlarının önüne tanrı belirleyicisini koydu. Şulgi için ilahiler yazıldı ve bazı yerlerde ona kurbanlar sunuldu. Sonraki dönemlerde, İsin hanedanının bazı kralları da bu geleneği sürdürdü. Ancak Eski Babil döneminin ortalarından sonra, bu uygulama büyük ölçüde ortadan kalktı. Hammurabi, adının önüne tanrı belirleyicisini koymadı.

Bu, tanrılar ile krallar arasındaki sınırın, Mezopotamya'da her zaman sabit olmadığını gösteriyor. Bir kral, belirli koşullarda, tanrıların dünyasına geçebiliyordu; ama bu geçiş, tanrıların onayını gerektiriyordu.

Gılgamış'ın adının da bazı metinlerde tanrı belirleyicisiyle yazıldığını biliyor muydunuz?

Yıldızın işareti

Belirleyiciler arasında, Anunnaki tartışmaları açısından özellikle ilginç olan biri var: "mul" işareti. Bu işaret, yıldızları, takımyıldızlarını ve gezegenleri gösteren kelimelerin önüne konuyordu. Yıldız biçimindeki üç ya da daha fazla işaretin bir araya getirilmesinden oluşuyordu.

Ünlü astronomi metni "MUL.APIN", adını, bu belirleyiciyle başlayan ilk satırından alıyor: "mul apin", yani "Saban yıldızı". Metinde, yüzlerce yıldız ve takımyıldız, bu belirleyiciyle listeleniyor.

Nibiru da, bazı metinlerde "mul" belirleyicisiyle yazılıyor. Bu, Nibiru'nun Mezopotamyalılar için gökyüzünde görülen bir cisim olduğunu gösteriyor. Ancak hangi cisim olduğu tartışmalı; bazı metinlerde Jüpiter'le, bazılarında ise belirli bir yıldızla ilişkilendiriliyor.

İlginç olan, bazı tanrı adlarının hem tanrı belirleyicisiyle hem de yıldız belirleyicisiyle yazılabilmesi. Örneğin Venüs gezegeni, bazen İştar'ın adıyla ve yıldız belirleyicisiyle yazılıyordu. Bu, Mezopotamyalılar için bir tanrının ve bir gök cisminin aynı varlığın farklı yönleri olabileceğini gösteriyor.

Tek işaretin üç yüzü: AN

Belirleyicilerin önemini en iyi gösteren örneklerden biri, AN işareti. Bu işaret, çivi yazısında birkaç farklı biçimde kullanılabiliyordu. Sümerce bir kelime olarak okunduğunda "gök" anlamına geliyordu. "Dingir" olarak okunduğunda "tanrı" anlamına geliyordu. Akadca metinlerde, aynı işaret "ilu" yani "tanrı" kelimesini ya da "şamû" yani "gök" kelimesini gösterebiliyordu. Bir de, okunmayan bir belirleyici olarak, tanrı adlarının önüne konabiliyordu.

Gök tanrısı An'ın, Akadca adıyla Anu'nun adı yazılırken, bu işaret iki kez kullanılabiliyordu: bir kez belirleyici olarak, bir kez de tanrının adı olarak. Okur, ilk işareti okumuyor, ikincisini "An" ya da "Anu" olarak okuyordu.

Bu durum, çivi yazısını öğrenenler için büyük bir zorluk. Aynı işaretin, bağlama göre bir kelime, bir hece ya da okunmayan bir etiket olabileceğini bilmek gerekiyor. Mezopotamyalı katipler de bu zorluğun farkındaydı; bu yüzden işaretlerin farklı okunuşlarını açıklayan özel listeler hazırlamışlardı.

Anunnaki adının kendisi de, bazı metinlerde tanrı belirleyicisiyle başlıyor ve ardından gelen işaretlerle yazılıyor. Yani adın içinde bile, okunmayan bir "tanrı" etiketi saklı.

Bir kelimenin içinde, okunmayan ama anlamı belirleyen bir işaret olması size dilin nasıl çalıştığı hakkında ne düşündürüyor?

Bu küçük işaretler, katiplerin zihnindeki düzeni bugüne taşıyor.

Akademik okuma

Akademik çevrelerde belirleyiciler, çivi yazısının en iyi anlaşılan yönlerinden biri olarak kabul ediliyor. Araştırmacılar, belirleyicilerin, yazının konuşma dilinden bağımsız bir sınıflandırma katmanı eklediğini vurguluyor. Bu sistem, Mısır hiyerogliflerinde de benzer biçimde kullanılıyordu; iki yazı sisteminin bu özelliği bağımsız olarak geliştirdiği düşünülüyor.

Belirleyicilerin kullanımı, dönemden döneme ve bölgeden bölgeye değişiyordu. Örneğin Hitit metinlerinde, belirleyiciler Mezopotamya'dan alınmıştı; ama bazı farklılıklarla kullanılıyordu.

Belirleyicilerin çeviri yayınlarında gösterilme biçimi de araştırmacılar arasında tam bir birlik içinde değil. Bazı yayınlarda küçük üst harflerle, bazılarında ise farklı işaretlerle gösteriliyor. Bu yüzden, farklı kitaplardan aynı metni okuyan biri, belirleyicilerin farklı biçimlerde yazıldığını görebilir. Bu farklılık, okurların kafasını karıştırabiliyor; ama metnin anlamını değiştirmiyor. Asıl önemli olan, bu küçük işaretlerin okunmadığını ve yalnızca kelimenin sınıfını gösterdiğini bilmek.

Sitchin'in okuması

Sitchin, dingir işaretini "roket" ya da "uzay aracı" ile ilişkilendiren yorumlar yaptı. Ancak belirleyici sisteminin bütününe bakıldığında, dingir işaretinin, ağaçları, kentleri, nehirleri ve yıldızları gösteren diğer belirleyicilerle aynı sınıflandırma mantığına ait olduğu görülüyor. Krallar bile, bu işareti adlarının önüne koyarak tanrılaşabiliyordu.

Sitchin'in "mul" belirleyicisini nasıl ele aldığı da önemli. Onun Nibiru yorumu, bu belirleyicinin bir gök cismini gösterdiği gerçeğine dayanıyor; ama hangi gök cismi olduğu konusunda, metinlerdeki çeşitliliği dikkate almıyor.

Sitchin'in okurları için belirleyici sistemini öğrenmek, onun yorumlarını sınamanın kolay yollarından biri olabilir.

Forumlarda

Forumlarda belirleyiciler, genellikle çevirilerdeki tuhaf küçük harflerin ne anlama geldiğini soran kullanıcılar tarafından gündeme getiriliyor. Bu başlıklarda, deneyimli kullanıcılar sistemin nasıl çalıştığını açıklıyor.

Naram-Sin'in tanrılaşması ise, özellikle Anunnaki forumlarında, "tanrı-krallar" ya da "melez krallar" teorileriyle ilişkilendiriliyor. Bu başlıklarda, tanrı belirleyicisi taşıyan kralların, Anunnaki ile insanlar arasındaki melezler olabileceği öne sürülüyor. Akademik yorum ise, bu uygulamayı siyasi ve dinsel bir meşruiyet stratejisi olarak açıklıyor.

Bazı başlıklarda ise Mısır hiyerogliflerindeki belirleyicilerle çivi yazısındakiler karşılaştırılıyor ve iki sistemin benzerlikleri soruluyor.

SohbeX teorisi

Spekülasyon olarak okuyun. Bana öyle geliyor ki belirleyiciler, Mezopotamya'nın tanrılar dünyasının nasıl bir "kategori" olduğunu gösteriyor. Tanrılar, ağaçlar, kentler ve yıldızlar gibi, kendi belirleyicisi olan bir sınıftı. Bir kral, belirli koşullarda bu sınıfa geçebiliyordu; bir gezegen, aynı anda hem tanrı hem yıldız olabiliyordu.

Belki de Anunnaki'yi anlamak için, onları "kim" olarak değil, "hangi sınıf" olarak düşünmek gerekiyor. Mezopotamyalı katipler için, dingir işareti bir tür kimlik değil, bir tür sınıflandırmaydı.

Bu bir yorum; kesin bir bilgi değil.

Size soru

Çevirilerdeki küçük belirleyici harflerini daha önce fark etmiş miydiniz? Bir kralın adının önüne tanrı işaretini koyması size ne düşündürüyor? Sizce bir gezegen ile bir tanrı aynı varlık olabilir mi? Yorumlarda yazın.

❤ 0 beğeni💬 0 yorumBeğenmek ve yorum yapmak için giriş yap