Giriş yap
🏺 Anunnaki

Behistun yazıtı: kayalıktaki üç dil ve Rawlinson'un tırmanışı

İran'ın batısında, Kirmanşah kentinin yakınlarında, eski bir ticaret yolunun üzerinde dik bir kayalık yükselir. Bu kayalığın yerden yaklaşık altmış metre yüksekliğinde, bir kabartma ve onun çevresinde uzun yazıtlar bulunur. Kabartmada, bir kral, ayağını yerde yatan bir adamın üzerine basmış; önünde, elleri bağlı ve boyunları bir iple birbirine bağlı dokuz esir duruyor. Kralın başının üzerinde, kanatlı bir kursun içinde bir figür süzülüyor.

Bu, Pers kralı I. Dareios'un Behistun yazıtı. Mezopotamya için önemi, Mısır için Rosetta Taşı'nın önemine benzetiliyor. Çünkü yazıt, aynı metni üç farklı dilde, Eski Farsça, Elamca ve Babilce Akadca ile anlatıyor. Bu üç dilli metin, on dokuzuncu yüzyılda çivi yazısının çözülmesinin anahtarı oldu. Ben bu yazıtı düşündüğümde, bir kralın meşruiyetini kanıtlamak için yazdırdığı bir propaganda metninin, binlerce yıl sonra unutulmuş bir dünyanın kapısını açmasının ironisini görüyorum.

Dareios'un hikâyesi

I. Dareios, MÖ 522'de Pers tahtına çıktı. Tahta çıkışının koşulları tartışmalı. Behistun yazıtındaki kendi anlatısına göre, Kiros'un oğlu Kambises, kardeşi Bardiya'yı gizlice öldürmüştü. Kambises Mısır'dayken, Gaumata adlı bir mag, yani bir rahip, kendini Bardiya olarak tanıtıp tahtı ele geçirdi. Kambises dönüş yolunda öldü. Dareios ve altı soylu arkadaşı, Gaumata'yı öldürdü ve Dareios kral oldu.

Ancak birçok araştırmacı, bu hikâyeyi şüpheyle karşılıyor. Bazılarına göre, tahttaki kişi gerçekten Bardiya'ydı ve Dareios, onu öldürüp tahtı ele geçirdikten sonra, bu eylemi meşrulaştırmak için "taklitçi Bardiya" hikâyesini uydurdu. Bu tartışma, Behistun yazıtının bir tarih belgesi olduğu kadar bir propaganda metni olduğunu da hatırlatıyor.

Dareios'un tahta çıkışından sonra, imparatorluğun birçok bölgesinde isyanlar çıktı. Yazıtta, Dareios'un bir yıl içinde dokuz "yalancı kral"ı yendiği anlatılıyor. Bunlardan ikisi Babil'de ortaya çıktı ve kendilerini Nabonid'in oğlu Nebukadnezar olarak tanıttı. Kabartmadaki dokuz esir, bu yalancı kralları temsil ediyor; ayağın altındaki adam ise Gaumata.

Tanrılar arasındaki ilişki: Ahuramazda ve Babil'in tanrıları

Behistun yazıtında Dareios, tüm başarılarını Ahuramazda'ya bağlıyor. Metin boyunca, "Ahuramazda'nın lütfuyla" ifadesi tekrar tekrar geçiyor. Dareios, Ahuramazda'nın ona krallığı verdiğini, düşmanlarına karşı ona yardım ettiğini ve yalancılara karşı onun yanında durduğunu söylüyor. Yazıtta "yalan" kavramı merkezi bir yer tutuyor: isyancılar, "yalan" tarafından yönlendirilen kişiler olarak tanımlanıyor.

Yazıtın Babilce sürümünde ilginç bir ayrıntı var. Babilce metinde, Ahuramazda için bir açıklama ekleniyor: "Aryaların tanrısı". Bu ekleme, Babilli okuyucuların Ahuramazda'yı tanımadığını ve bu yeni tanrının kim olduğunun açıklanması gerektiğini gösteriyor. Babilliler, Marduk'un, Nabu'nun ve Şamaş'ın dünyasında yaşıyordu; Ahuramazda onlar için yabancı bir tanrıydı.

Kiros, Babil'i ele geçirdiğinde, kendini Marduk'un seçilmişi olarak sunmuştu. Dareios ise Behistun'da, Marduk'tan hiç söz etmiyor; tüm gücü Ahuramazda'ya bağlıyor. Bu fark, iki kralın Babil'in tanrılarıyla ilişkisinin farklı olduğunu düşündürüyor. Bir kral, fethettiği halkın tanrısının adını kullanırken, diğeri kendi tanrısını öne çıkarıyor.

Kabartmadaki kanatlı figürün Ahuramazda'yı temsil ettiği genellikle kabul ediliyor; ama bazı araştırmacılar, figürün kralın ilahi yazgısını ya da başka bir kavramı simgelediğini öne sürüyor. Bu figürün, Asur sanatındaki kanatlı kurs figürünün bir devamı olduğu açık. Bir imparatorluğun tanrı simgesinin, bir başka imparatorluğun tanrısı için kullanılması size ne anlatıyor?

Rawlinson'un tırmanışı

Henry Creswicke Rawlinson, 1830'larda İran'da görevli bir İngiliz subayıydı. Behistun yazıtını kopyalamaya karar verdi. Ama yazıt, kayalığın yüksek bir yerinde ve ulaşılması zor bir konumdaydı. Dareios'un ustaları, yazıtı tamamladıktan sonra, ona ulaşılmasını engellemek için altındaki kaya basamaklarını kesip kaldırmıştı.

Rawlinson, 1835 ile 1837 arasında, merdivenlerle ve iplerle tırmanarak, önce Eski Farsça metnin büyük bölümünü kopyaladı. Eski Farsça metni, Georg Friedrich Grotefend'in daha önceki çalışmalarından yararlanarak büyük ölçüde çözdü. 1840'larda yeniden Behistun'a döndü ve Elamca metni kopyaladı.

Babilce metin ise en zor ulaşılan yerdeydi; bir kaya çıkıntısının üzerinde, neredeyse dik bir yüzeyde bulunuyordu. 1847'de Rawlinson, yerel bir Kürt gencinin yardımıyla, bu metnin kâğıt kalıplarını almayı başardı. Rawlinson'un anlatısına göre genç, kayalığın yüzeyinde, iplere ve kazıklara tutunarak ilerledi ve yazıtın üzerine nemli kâğıtlar bastırarak kalıplarını çıkardı.

Bu kalıplar, Akadca çivi yazısının çözülmesinde belirleyici oldu. Eski Farsça metinde çözülen kişi adları, Babilce metindeki karşılıklarıyla eşleştirildi ve Akadca işaretlerin ses değerleri belirlenmeye başlandı.

Yazıtın kopyaları

Dareios, Behistun yazıtının metnini imparatorluğun dört bir yanına gönderdi. Mısır'daki Elefantin adasında, Aramice yazılmış bir papirüs kopyası bulundu. Babil'de de yazıtın Akadca metnini taşıyan bir taş parçası bulundu. Bu, Dareios'un hikâyesinin, imparatorluğun farklı halklarına kendi dillerinde duyurulduğunu gösteriyor.

Yazıtın sonunda, Dareios, bu metni hem kil tabletlere hem de deri üzerine yazdırıp tüm ülkelere gönderdiğini söylüyor. Ayrıca, bu yazıtı ve kabartmaları koruyan kişiye Ahuramazda'nın dost olacağını, onları tahrip eden kişiye ise lanet edeceğini belirtiyor.

Bisutun dağının diğer hikâyeleri

Behistun, ya da bugünkü Farsça adıyla Bisutun, yalnızca Dareios'un yazıtıyla tanınmıyor. Aynı dağın eteklerinde, farklı dönemlerden kalma başka eserler de bulunuyor. Bunların en dikkat çekicisi, kayaya oyulmuş, uzanmış bir Herakles heykeli. Heykelin yanındaki Yunanca yazıta göre, bu eser MÖ ikinci yüzyılın ortalarında, Seleukos döneminde yapıldı. Yani Pers kralının yazıtının birkaç yüz metre ötesinde, bir Yunan kahramanı dinleniyor.

Dağda ayrıca Part dönemine ait kabartmalar da var. Bu kabartmalardan birinde, Part kralı II. Mithridates'in önünde duran soyluların tasviri bulunuyor; ama bu kabartma, sonraki dönemlerde üzerine bir yazıt eklenmesiyle büyük ölçüde zarar gördü. Sasani döneminde ise dağın eteğinde büyük bir yapı inşa edilmeye başlandığı, ama tamamlanmadığı düşünülüyor.

İran edebiyatında Bisutun, başka bir hikâyeyle de anılıyor: Hüsrev ile Şirin. Nizami'nin bu ünlü mesnevisinde, Şirin'e âşık olan taş yontucusu Ferhat, Şirin'e kavuşmak için Bisutun dağını delmeye girişiyor. Halk arasında, dağdaki bazı kesik yüzeylerin Ferhat'ın emeğinin izleri olduğu anlatılıyor. Bu hikâye, Türk edebiyatında da "Ferhat ile Şirin" adıyla çok sevilen bir anlatı haline geldi.

Aynı dağda, bir Pers kralının yazıtı, bir Yunan kahramanının heykeli ve bir âşığın efsanesi yan yana duruyor. Bir mekânın, farklı halkların hikâyelerini bu kadar katmanlı biçimde taşıması size nasıl geliyor?

Akademik okuma

Akademik çevrelerde Behistun yazıtı, hem Pers tarihinin hem de çivi yazısı çözümünün en önemli belgelerinden biri olarak görülüyor. Araştırmacılar, yazıtın Dareios'un meşruiyetini kurmak için yazılmış bir metin olduğunu ve "taklitçi Bardiya" hikâyesinin dikkatle değerlendirilmesi gerektiğini vurguluyor.

Ayrıca, Eski Farsça yazının, Dareios döneminde, büyük olasılıkla bu yazıt için özel olarak geliştirildiği düşünülüyor. Dareios, yazıtta, "Aryaca" yazıyı kendisinin yaptırdığını ima eden bir ifade kullanıyor. Behistun, 2006'da UNESCO Dünya Mirası Listesi'ne alındı.

Sitchin'in okuması

Sitchin, Behistun yazıtına doğrudan bir yorum getirmedi; ama çivi yazısının çözülmesine dayanarak çalıştığı tüm metinlerin, dolaylı olarak Rawlinson'un tırmanışına borçlu olduğunu söyleyebiliriz. Kanatlı kurs figürü ise Sitchin izleyicileri tarafından, Asur kabartmalarındaki benzer figürlerle birlikte, gökyüzünden gelen tanrıların ya da araçlarının bir tasviri olarak yorumlanıyor.

Behistun'un ardından gelen dönem ise bir yarış dönemiydi. Rawlinson'un yanı sıra İrlandalı din adamı Edward Hincks, Fransız Jules Oppert ve İngiliz William Henry Fox Talbot da Akadca metinler üzerinde çalışıyordu. Bu araştırmacıların bulguları, 1857'de Londra'da yapılan ünlü bir sınamayla karşılaştırıldı. Bu sınamaya ayrıca değineceğim; ama kısaca, dört araştırmacının aynı metni birbirinden bağımsız olarak büyük ölçüde benzer biçimde okuduğu söylenebilir.

Forumlarda

Forumlarda Behistun yazıtı, genellikle çivi yazısının nasıl çözüldüğü sorusuyla birlikte anılıyor. Bazı kullanıcılar, Rawlinson'un tırmanışını bir macera filmi sahnesi gibi anlatıyor. Bazıları ise yazıtın sadece kopyalanmasının değil, çözülmesinin de birçok araştırmacının ortak çalışması olduğunu vurguluyor.

Diğer başlıklarda ise kanatlı figürün Faravahar simgesiyle ilişkisi tartışılıyor.

SohbeX teorisi

Spekülasyon olarak okuyun. Bana öyle geliyor ki Behistun yazıtı, tanrıların dilinin değiştiği bir anın belgesi. Babilce metinde, Ahuramazda'nın "Aryaların tanrısı" olarak tanıtılması, Mezopotamya'nın tanrılarının artık imparatorluğun merkezinde olmadığını gösteriyor. Eski tanrıların dili, Akadca, yeni bir tanrının adını taşımak için kullanılıyordu.

Ve yine ironik bir biçimde, bu Akadca metin, yüzyıllar sonra Mezopotamya'nın eski tanrılarının metinlerini okumamızı sağladı. Ahuramazda'nın zaferini anlatan yazıt, Marduk'un, Enlil'in ve Enki'nin seslerini geri getirdi.

Bu bir yorum; kesin bir bilgi değil.

Size soru

Behistun yazıtını daha önce duymuş muydunuz? Bir propaganda metninin, binlerce yıl sonra bilimsel bir anahtar olması size ne düşündürüyor? Sizce "taklitçi Bardiya" hikâyesi gerçek mi? Yorumlarda yazın.

❤ 0 beğeni💬 0 yorumBeğenmek ve yorum yapmak için giriş yap