Giriş yap
🏺 Anunnaki

Babil Kronikleri: tanrıların kentten çıktığı yıllar

Babil'in yıllık kayıtlarında, bazen kısa ama ağır bir cümle geçiyor: "Nabu, Borsippa'dan Babil'e gelmedi; Bel çıkmadı; Akitu bayramı yapılmadı." Bu cümle, bir yılın sıradan geçmediğini, kentin yaşamının bir şekilde durduğunu gösteriyor. Bel, yani Marduk, tapınağından çıkmamıştı. Tanrı yürümediğinde, kent de yürümüyordu.

Bu cümleler, Babil Kronikleri adı verilen metin grubundan geliyor. Kronikler, birinci binyılda Babil'de tutulan, olayları yıl yıl kaydeden metinler. Savaşları, tahta çıkışları, ayaklanmaları ve bayramların yapılıp yapılmadığını not ediyorlar. Bir kentin yıllık bayramının iptal edilmesi, sizce o kentte yaşayanlar için ne anlama gelirdi?

Kroniklerin yapısı

Babil Kronikleri, Albert Kirk Grayson'ın 1975'te yayımladığı "Assyrian and Babylonian Chronicles" ile bir seri olarak bilinmeye başladı. Grayson, bu metinleri numaralandırdı ve çevirdi. Daha sonra Jean-Jacques Glassner, 2004'te, "Mesopotamian Chronicles" adlı derlemesinde, metinleri yeniden düzenledi. Bugün, İrving Finkel ve Reinhard Van der Spek gibi araştırmacıların hazırladığı, çevrim içi bir yayın da var.

Kroniklerin dili sade. Her girdi, bir kralın hükümdarlık yılıyla başlıyor: "Nabonid'in yedinci yılı." Ardından, o yıl olan önemli olaylar, kısa cümlelerle sıralanıyor. Yazarın yorumu, neredeyse hiç yok. Olaylar, sanki bir defterden okunur gibi aktarılıyor.

Bu sadelik, kronikleri, tarihçiler için değerli kılıyor. Kraliyet yazıtları, kralları övmek için yazılmıştı; kronikler ise, yenilgileri ve felaketleri de kaydediyor.

Nabonid Kroniği

Kroniklerin en ünlülerinden biri, Nabonid Kroniği. Bu metin, British Museum'da, BM 35382 numarasıyla korunuyor. Babil'in son yerli kralı Nabonid'in hükümdarlığını ve Pers kralı Kiros'un Babil'i ele geçirmesini anlatıyor.

Kroniğe göre, Nabonid, hükümdarlığının birkaç yılını, Arabistan'daki Tayma vahasında geçirdi. Bu yıllarda, kroniğin tekrar eden cümlesi şu: "Kral Tayma'daydı. Veliaht, büyük adamlar ve ordu Akkad'daydı. Kral, Nisan ayında Babil'e gelmedi. Nabu, Babil'e gelmedi. Bel çıkmadı. Akitu bayramı yapılmadı."

Akitu, Babil'in yeni yıl bayramıydı. Bayramın merkezinde, Marduk'un heykelinin tapınaktan çıkarılıp, kent dışındaki Akitu evine götürülmesi vardı. Bu törende, kralın bizzat bulunması gerekiyordu. Kral olmadığında, tanrı da yürüyemiyordu.

Tanrı heykelleri nereye gitti?

Kroniklerde, bayramların iptalinden başka, tanrı heykellerinin yer değiştirmesi de kaydediliyor. Nabonid Kroniği'ne göre, Kiros'un saldırısından önce, çevre kentlerin tanrıları, Babil'e getirildi. Bu, büyük olasılıkla, heykelleri düşmandan korumak için yapılmıştı. Kiros, Babil'i aldıktan sonra, bu tanrılar, kendi kentlerine geri gönderildi.

Tanrı heykellerinin taşınması, Mezopotamya'da büyük bir olaydı. Bir heykel, tanrının bir görüntüsü değil, tanrının kentteki varlığıydı. Heykel gittiğinde, tanrı da gitmiş sayılıyordu. Bu nedenle, savaşlarda, düşman kentlerin tanrı heykelleri ganimet olarak götürülüyordu.

Kroniklerde, bu tür olayların başka örnekleri de var. Örneğin, bir kronik, Marduk'un heykelinin, Hititler tarafından, Babil'den götürüldüğünü kaydeden geleneğe de değiniyor. Başka metinler, Elamlıların ve Asurluların da bu heykeli götürdüğünü anlatıyor.

Marduk Kehaneti ve tanrının yolculuğu

Kroniklerle birlikte okunan bir başka metin, Marduk Kehaneti. Bu metinde, Marduk, kendi ağzından konuşuyor ve Hatti ülkesine, Asur'a ve Elam'a yaptığı "yolculukları" anlatıyor. Yani tanrı, heykelinin götürüldüğü yılları, kendi isteğiyle yapılmış seyahatler olarak sunuyor.

Bu metin, bir yenilgiyi, tanrının iradesine bağlayarak anlamlandırma girişimi. Heykel düşman tarafından götürülmüş değil; tanrı, kendi isteğiyle gitmiş. Bu bakış, Babillilerin, felaketleri nasıl anlamlandırdığını gösteriyor.

Tanrılar arasındaki ilişki

Kroniklerde, Marduk ve oğlu Nabu, sürekli birlikte anılıyor. Akitu bayramında, Nabu, Borsippa'daki Ezida tapınağından, Babil'e, babasını ziyarete geliyordu. Bu ziyaret, bayramın önemli bir parçasıydı. Nabu gelmediğinde, bayram eksik kalıyordu.

Bu baba-oğul ilişkisi, Babil teolojisinin merkezindeydi. Marduk, evrenin düzenini kuran tanrıydı; Nabu ise, yazı ve bilgelik tanrısı olarak, kader tabletlerini yazan tanrı. Akitu'da, kralın ve kentin bir yıllık kaderi belirleniyordu; bu belirlemede, Nabu'nun rolü kritikti.

Nabonid'in, ay tanrısı Sin'e özel bir bağlılık göstermesi, kroniklerde doğrudan söylenmiyor. Ama başka metinler, özellikle Kiros Silindiri ve "Nabonid'in Kötülükleri" diye bilinen şiir, Nabonid'in, Marduk'u ihmal ettiğini iddia ediyor. Bu metinler, Pers propagandası olarak da okunabiliyor.

Akitu bayramının on iki günü

Akitu'nun Babil'deki ayrıntıları, Selevkos döneminden kalma bir ritüel tabletinden biliniyor. Bu metin, François Thureau-Dangin tarafından 1921'de "Rituels accadiens" adlı kitapta yayımlandı. Tablet, bayramın ilk günlerini, gün gün anlatıyor.

Bayramın beşinci gününde, ilginç bir tören yapılıyordu. Baş rahip, kralın kraliyet simgelerini alıyor, onu Marduk'un önüne getiriyor ve yanağına tokat atıyordu. Kral, diz çöküp, yıl boyunca Babil'e kötülük yapmadığını, tapınağı ihmal etmediğini söylüyordu. Metne göre, tokat sonrasında kralın gözünden yaş gelirse, Marduk'un ona razı olduğu düşünülüyordu; gelmezse, düşmanın yükseleceği.

Bayramın sonraki günlerinde, tanrıların heykelleri, bir araya getiriliyor ve kaderler belirleniyordu. Ardından, Marduk'un heykeli, büyük bir alayla, Akitu evine götürülüyordu. Bu alay, kentin en görkemli olayıydı.

Bu ayrıntılar, Nabonid Kroniği'ndeki "Akitu yapılmadı" cümlesinin ağırlığını anlamayı kolaylaştırıyor. Bayram yapılmadığında, kralın yıllık sınavı da yapılmıyordu. Kral, tanrının önünde hesap vermemiş, kent de kaderini öğrenmemiş oluyordu.

Diğer kronikler

Nabonid Kroniği dışında, başka kronikler de var. "Esarhaddon Kroniği", Asur kralı Esarhaddon döneminin olaylarını aktarıyor. "Akitu Kroniği", bayramın yapılamadığı yılları bir araya topluyor; bu metin, bayram iptallerine özel bir ilgi gösteriyor. "Diadokhoi Kroniği" ise, Büyük İskender'in ölümünden sonra, onun komutanlarının Babil üzerindeki mücadelelerini anlatıyor.

Bu çeşitlilik, kronik yazımının, birkaç yüzyıl boyunca, Babil'de canlı bir gelenek olarak sürdüğünü gösteriyor. Kâtipler, Pers ve Helenistik dönemlerde de, kendi dillerinde ve yazılarında, olayları kaydetmeye devam etti.

Akademik okuma

Akademisyenler, Babil Kroniklerini, Mezopotamya tarihinin en güvenilir kaynaklarından biri olarak görüyor. Ama aynı zamanda, bu metinlerin de bir bakış açısı taşıdığını vurguluyor. Caroline Waerzeggers, kroniklerin, Babil'in tapınak çevrelerinde, özellikle Esagila'da, üretildiğini ve bu çevrelerin bakışını yansıttığını gösterdi. Bu çevreler için, Akitu'nun yapılıp yapılmaması, bir kralın değerlendirilmesinde, belirleyici bir ölçüttü.

Nabonid Kroniği'nin bazı bölümlerinin, Kiros'un fethinden sonra yazıldığı ya da düzenlendiği de düşünülüyor. Bu durumda, Nabonid'in Tayma yıllarına yapılan vurgu, onu olumsuz göstermek için seçilmiş olabilir.

Sitchin'in okuması

Sitchin, tanrı heykellerinin taşınmasını ve tanrıların kentlerden "ayrılmasını", Anunnaki'nin Dünya'daki fiziksel hareketleri olarak yorumladı. "Marduk Kehaneti"ni, Marduk'un gerçek yolculuklarının kaydı olarak okudu ve bu yolculukları, Anunnaki arasındaki güç mücadelesine bağladı.

Akademik okumada ise, tanrıların "gitmesi", heykellerinin götürülmesi ya da tapınaktan çıkarılmaması anlamına geliyor. Metinler, bunu açıkça anlatıyor: heykeller, arabalarla ya da gemilerle taşınıyor; tanrılar, kendi başlarına uçmuyor.

Forumlarda

Forumlarda, Babil kronikleri daha çok Kiros Silindiri ile birlikte tartışılıyor. Kullanıcılar, Kiros'un "insan hakları beyannamesi" olarak sunulmasını sorguluyor; kroniklerin, olayların daha soğuk bir kaydını sunduğunu hatırlatıyor.

Bazı kullanıcılar, Akitu'nun iptalini, kentin "tanrısız kalması" olarak yorumluyor ve bunu, Anunnaki'nin Dünya'dan ayrılmasıyla ilişkilendiriyor. Başka kullanıcılar ise, bu cümlelerin, bir kralın yokluğunu kaydettiğini, tanrıların gerçekten gittiğini söylemediğini belirtiyor.

Türkçe forumlarda, Nabonid'in Tayma'da ne aradığı sorusu ilgi çekiyor. Kullanıcıların bir kısmı, Nabonid'in hastalandığını; bir kısmı ise, Arabistan'daki ticaret yollarını kontrol etmek istediğini düşünüyor. Akademik çevrelerde de, bu sorunun kesin bir yanıtı yok.

Kroniklerin sessizliği

Kroniklerde, bazı yıllar için, hiçbir şey yazılmıyor. Bu sessizlik, o yılın olaysız geçtiği anlamına mı geliyor, yoksa kâtiplerin bilgisi mi yoktu? Bu sorunun yanıtı, büyük olasılıkla, her yıl için farklı. Ama kroniklerin, her yılı eşit ayrıntıyla anlatmadığı açık.

Kroniklerin seçici olması, onları okurken dikkatli olmamızı gerektiriyor. Bir kâtibin önemli bulduğu olay, bizim önemli bulduğumuz olaydan farklı olabilir. Örneğin, kroniklerde, kıtlıklar, salgınlar ya da sıradan insanların yaşamı neredeyse hiç geçmiyor. Kroniklerin dünyası, kralların, ordularının ve tanrıların dünyası.

Bu sessizlik, kronikleri, bir tür aynaya dönüştürüyor. Kâtiplerin neyi yazdığına bakarak, neyi önemsediklerini; neyi yazmadıklarına bakarak, neyi sıradan saydıklarını görebiliyoruz. Bir bayramın iptali yazılmış; bir hasat kötü geçtiğinde ise, çoğu zaman, tek kelime yok.

Astronomik günlüklerde ise tam tersi: orada, arpa ve hurma fiyatları, nehrin yüksekliği, ay ay kaydediliyor.

SohbeX teorisi

Spekülasyon olarak okuyun. Bence "Bel çıkmadı" cümlesi, Babillilerin, tanrıyı bir ritimle düşündüğünü gösteriyor. Tanrı, her yıl, belirli bir günde, tapınağından çıkıp kente yürüyordu. Bu ritim bozulduğunda, kâtip bunu, bir savaş kadar önemli buldu. Belki de Babilliler için, düzenin kendisi, tanrının yürüyüşündeydi; yürüyüş durduğunda, düzen de sarsılıyordu.

Bu bir yorum; kesin bir bilgi değil.

Size soru

Bir kentin yıllık bayramı yapılmadığında, bu sizce bir kâtibin defterine yazılacak kadar önemli midir? Sizin hayatınızda, yapılmadığında eksikliğini hissettiğiniz bir yıllık gelenek var mı? Yorumlarda yazın.

❤ 0 beğeni💬 0 yorumBeğenmek ve yorum yapmak için giriş yap