Giriş yap
🏺 Anunnaki

Babil'in Teodisesi: tanrıları sorgulayan bir diyalog

İyi insanlar neden acı çeker? Kötüler neden zenginleşir? Tanrılar adil mi? Bu sorular, insanlık tarihinin en eski sorularından. Ve Babil'de, yaklaşık üç bin yıl önce, bu sorular, iki arkadaş arasındaki bir diyalog olarak, şiire döküldü.

Bu şiir, akademik literatürde, "Babil Teodisesi" adıyla biliniyor. "Teodise", tanrının adaletini, dünyadaki kötülük karşısında savunma çabası anlamına gelen bir terim. Ama Babil şiiri, bu savunmayı, kolayca yapmıyor. Acı çeken bir adam, sorularını, cesurca soruyor; arkadaşı, ona cevap vermeye çalışıyor. Bu sayfada, bu diyaloğa yakından bakmak istiyorum. Siz bu sorulara, kendi hayatınızda, nasıl cevap verdiniz?

Yapı ve akrostiş

Babil Teodisesi, yirmi yedi kıtadan oluşuyor ve her kıta, on bir satırdan. Kıtalar, sırayla, acı çeken adam ve onun arkadaşı tarafından söyleniyor. Acı çeken adam, şikâyetlerini dile getiriyor; arkadaşı, ona, geleneksel bilgelikle cevap veriyor.

Şiirin en ilginç özelliklerinden biri, bir akrostiş olması. Her kıtanın on bir satırı, aynı çivi yazısı hecesiyle başlıyor. Bu hecelerin, kıtaların sırasıyla bir araya getirilmesi, bir cümle oluşturuyor: "Ben, Saggil-kinam-ubbib, büyü uzmanı, tanrıya ve krala saygı gösteren." Bu cümle, şiirin yazarının adını veriyor.

Bu akrostiş, şiirin, dikkatle tasarlanmış bir eser olduğunu gösteriyor. Saggil-kinam-ubbib, sadece bir şiir yazmadı; adını, şiirin yapısının içine gizledi. Bir okur, şiiri okurken, bu gizli imzayı, ancak, her kıtanın ilk hecesine dikkat ederse fark edebilirdi.

Acı çeken adam

Acı çeken adam, şiire, kendi hayatını anlatarak başlıyor. Babasız ve annesiz büyüdüğünü, hayatının, acılarla dolu olduğunu söylüyor. Tanrılara saygı gösterdiğini, onlara sunular sunduğunu, ama bunun karşılığını görmediğini anlatıyor.

Sonra, gözlemlerini sıralıyor. Tanrılara saygı göstermeyen insanların zenginleştiğini, dindar insanların ise yoksullaştığını görüyor. Bir aslanın, tanrılara sunu sunmadan, en iyi eti yediğini; bir zenginin, tanrıları umursamadan, servetini artırdığını söylüyor.

Bu şikâyetler, şaşırtıcı derecede cesur. Acı çeken adam, tanrıların adaletini, doğrudan sorguluyor. Kadim bir dinî metinde, bu kadar açık bir sorgulama, beklenmedik bir şey.

Arkadaşın cevapları

Arkadaş, acı çeken adama, geleneksel cevaplarla karşılık veriyor. Ona, tanrıların yollarının, insanlar için anlaşılmaz olduğunu söylüyor. Kötülerin zenginliğinin, geçici olduğunu; sonunda, onların cezalandırılacağını hatırlatıyor. Acı çeken adamı, tanrılara karşı saygısızlıkla suçluyor ve ona, tanrılara dönmesini öğütlüyor.

Arkadaş, kaba ya da kötü niyetli değil. Onun sözleri, şefkatli ve kibar. Ama cevapları, acı çeken adamı ikna etmiyor. Diyalog ilerledikçe, iki tarafın arasındaki mesafe, kapanmıyor.

Şaşırtıcı bir son

Şiirin sonuna doğru, arkadaş, beklenmedik bir şey söylüyor. Tanrıların, insanları yaratırken, onlara yalan ve çarpık söz verdiğini kabul ediyor. Tanrıların, insanlara, yanlışı ve hileyi armağan ettiğini söylüyor. Bu yüzden, insanlar, zengini övüyor, yoksulu küçümsüyor.

Bu kabul, şiirin, en karanlık noktası. Arkadaş, acı çeken adamın şikâyetlerinin, haklı olduğunu kabul ediyor; ama bunun nedenini, tanrıların, insanları kusurlu yaratmasında buluyor. Adaletsizlik, tanrıların yarattığı insan doğasından kaynaklanıyor.

Şiir, acı çeken adamın, son bir duasıyla bitiyor. Adam, tanrılardan, ona merhamet etmelerini istiyor. Arkadaşına teşekkür ediyor ve tanrılara bir kez daha yöneliyor. Bu son, bir çözüm değil; bir teslimiyet ve bir umut.

Yazar kimdi?

Saggil-kinam-ubbib adı, akrostişin dışında da, Mezopotamya kaynaklarında geçiyor. Birinci binyılda yazılmış bir liste, ünlü âlimlerin ve onların yaşadığı kralların adlarını sıralıyor. Bu listede, Saggil-kinam-ubbib, Babil kralı Nebukadnezar I ve Adad-apla-iddina dönemleriyle ilişkilendiriliyor. Bu bilgi, şiirin, MÖ on birinci yüzyıl civarında yazılmış olabileceğini düşündürüyor.

Ama bu listenin güvenilirliği, tartışmalı. Kadim âlim listeleri, bazen, efsanevi bilgiler de içeriyor. Bu yüzden, Saggil-kinam-ubbib'in, tam olarak ne zaman yaşadığını, kesin olarak bilemiyoruz.

Akrostişte, yazar, kendisini, "büyü uzmanı" olarak tanıtıyor. Bu, onun, bir aşipu olduğunu gösteriyor. Bir aşipu'nun, tanrıların adaletini sorgulayan bir şiir yazması, ilginç bir durum. Aşipu, mesleği gereği, tanrılarla insanlar arasında aracılık yapan biriydi. Belki de, bu aracılık, ona, tanrıların davranışlarını, daha yakından gözlemleme ve sorgulama fırsatı verdi.

Mezopotamya'nın başka acı şiirleri

Babil Teodisesi, Mezopotamya'nın acı ve adalet üzerine yazılmış tek metni değil. "Ludlul bel nemeqi" adıyla bilinen bir başka şiir, acı çeken bir adamın, Marduk'un merhametiyle kurtuluşunu anlatıyor. Bu şiire, ayrı bir yazıda bakacağım. Bir Sümer metni ise, "Bir Adam ve Tanrısı" başlığıyla anılıyor ve acı çeken bir adamın, kişisel tanrısına yakarışını içeriyor.

Bu metinler, birlikte okunduğunda, Mezopotamya'da, acı sorusunun, uzun bir edebi geleneği olduğunu gösteriyor. Ama her metin, bu soruya, farklı bir cevap veriyor. "Bir Adam ve Tanrısı" metninde, tanrı, adamın yakarışını duyuyor ve onu kurtarıyor. Ludlul'da, Marduk, sonunda merhamet gösteriyor. Babil Teodisesi'nde ise, kesin bir kurtuluş yok; sadece bir dua ve bir umut.

Bu fark, bana, Babil Teodisesi'ni, bu geleneğin en karanlık ve en dürüst metni olarak düşündürüyor. Saggil-kinam-ubbib, okura, kolay bir cevap vermiyor. Sizce, bir şiirin, kolay bir cevap vermemesi, onu daha mı değerli kılar?

Tanrılar arasındaki ilişki

Şiirin sonunda, insanları yaratan tanrılar, adlarıyla anılıyor: Narru, Zulummar ve Mami. Bu adlar, Mezopotamya tanrı listelerinde, büyük tanrıların, yani Enlil, Ea ve tanrıça Mami'nin, farklı adları ya da sıfatları olarak geçiyor. Bu tanrılar, insanları yaratırken, onlara, yalan ve hileyi de verdiler.

Bu ifade, Atrahasis Destanı'ndaki yaratılış anlatısını hatırlatıyor. Atrahasis'te de, Enki ve Mami, insanları yaratıyor. Ama Babil Teodisesi, bu yaratılışı, eleştirel bir gözle değerlendiriyor: tanrılar, insanları, kusurlu yarattılar ve bu kusur, dünyadaki adaletsizliğin kaynağı.

Akademik okuma

Babil Teodisesi'nin standart edisyonu, W. G. Lambert'in 1960'ta yayımlanan "Babylonian Wisdom Literature" adlı kitabında yer alıyor. Lambert, şiirin, yaklaşık MÖ 1000 civarında yazıldığını öne sürdü; ama bu tarihleme, kesin değil. Daha yakın dönemde, Takayoshi Oshima, şiirin yeni bir edisyonunu yayımladı.

Akademisyenler, Babil Teodisesi'ni, İbranice Kutsal Kitap'taki Eyüp Kitabı ile karşılaştırıyor. İki metin de, acı çeken bir adam ve onun arkadaşları arasındaki diyalogları içeriyor. İki metin de, tanrının adaleti sorusunu soruyor. Ama iki metin arasında, doğrudan bir etkileşim olup olmadığı, tartışmalı.

Sitchin'in okuması

Sitchin, Babil Teodisesi'ne, kitaplarında, doğrudan yer vermedi. Ama şiirin sonundaki, tanrıların insanları kusurlu yarattığı ifadesi, Sitchin'in genel anlatısıyla, ilginç bir şekilde kesişiyor. Sitchin'e göre, Anunnaki, insanları, kendi çıkarları için, bir işçi olarak yarattı. Bu çerçevede, insanların kusurları, Anunnaki'nin bilinçli bir tasarımı olarak görülebilirdi.

Ama şiir, bu ifadeyi, bir mühendislik kaydı olarak değil, bir felsefi şikâyet olarak sunuyor. Saggil-kinam-ubbib, insanların neden adaletsiz olduğunu anlamaya çalışıyor; bir yaratılış laboratuvarını tarif etmiyor.

Forumlarda

Forumlarda, Babil Teodisesi, çok az biliniyor. Mezopotamya edebiyatına dair tartışmalar, genellikle, Gılgamış Destanı ve Enuma Eliş ile sınırlı kalıyor. Ama bazı kullanıcılar, Eyüp Kitabı ile ilgili tartışmalarda, Babil Teodisesi'ni, bir karşılaştırma noktası olarak anıyor.

Bu karşılaştırmalar, ilginç sorulara yol açıyor. Acı ve adalet sorusu, farklı kültürlerde, nasıl ele alındı? Babil şiirinin cevabı, Eyüp Kitabı'nın cevabından, nasıl farklı?

Diyalogun biçimi

Babil Teodisesi'nin bir diyalog olarak yazılması, rastlantı değil. Diyalog, bir soruyu, iki farklı bakış açısından ele almayı sağlıyor. Okur, hem acı çeken adamın öfkesini hem de arkadaşın sabırlı inancını duyuyor. Şiir, bu iki sesten birini, açıkça kazanan olarak ilan etmiyor.

Bu biçim, bana, Platon'un diyaloglarını hatırlatıyor; ama Babil şiiri, ondan birkaç yüzyıl önce yazıldı. İki metin arasında bir bağ olduğunu söylemek, mümkün değil. Ama düşünmenin, iki ses arasındaki bir konuşma olarak yazılması fikrinin, kadim dünyada, farklı yerlerde ortaya çıktığını görmek, ilginç.

Diyalog biçimi, okura da bir rol veriyor. Okur, iki sesi dinledikten sonra, kendi kararını vermek zorunda kalıyor. Şiir, cevabı okurun önüne koymuyor; onu, okurun kendisine bırakıyor. Kıtaların uzunluğu da dikkat çekici: her iki ses, eşit sayıda satırla konuşuyor; şiir, iki tarafa da aynı alanı tanıyor.

SohbeX teorisi

Spekülasyon olarak okuyun. Bence Babil Teodisesi, kadim dinin, sanıldığı kadar sorgusuz bir inanç olmadığını gösteren en güçlü metinlerden biri. Saggil-kinam-ubbib, tanrılara saygılı bir büyü uzmanıydı; ama tanrıların adaletini, cesurca sorguladı. Belki de inanç ve sorgulama, kadim dünyada da, birbirinin düşmanı değil, birbirinin yoldaşıydı.

Bu bir yorum; kesin bir bilgi değil.

Size soru

İyi insanların neden acı çektiği sorusuna, siz nasıl cevap veriyorsunuz? Arkadaşın, sonunda tanrıların insanları kusurlu yarattığını kabul etmesi, size nasıl geliyor? Yorumlarda yazın.

❤ 0 beğeni💬 0 yorumBeğenmek ve yorum yapmak için giriş yap