Giriş yap
🏺 Anunnaki

Babil'in on iki aylık takvimi ve artık ay

Nisannu, Ayyaru, Simanu, Duzu, Abu, Ululu, Taşritu, Arahsamna, Kislimu, Tebetu, Şabatu, Addaru. Bu on iki ad, Babil takviminin aylarıydı. Bazıları size tanıdık gelebilir. Çünkü bu adlar, İbrani takvimine Nisan, İyar, Sivan, Tamuz, Av, Elul, Tişri, Heşvan, Kislev, Tevet, Şevat ve Adar olarak geçti. Türkçe'de de, Nisan, Temmuz ve Eylül adlarının kökü, Süryanice yoluyla, bu Babil aylarına uzanıyor.

Yani bugün takvime baktığımızda, Babil'in bir izini görüyoruz. Nisan'ın adını her söylediğinizde, iki bin beş yüz yıllık bir Babil ayının adını tekrarladığınızı bilmek size ne düşündürüyor?

Ay ile güneş arasında

Babil takvimi, bir "ay-güneş takvimi" idi. Aylar, ayın evrelerine göre belirleniyordu: yeni bir ay, hilalin ilk görüldüğü akşam başlıyordu. Ama yıl, güneşe, yani mevsimlere bağlıydı. Yeni yıl, ilkbaharda, Nisannu ayıyla başlıyordu.

Sorun şuydu: on iki ay ayı, yaklaşık 354 gün ediyor. Güneş yılı ise, yaklaşık 365 gün. Her yıl, aradaki on bir günlük fark birikiyor. Bu farkı düzeltmezseniz, birkaç yıl sonra, ilkbahar ayı, kışa kayar.

Babilliler, bu sorunu, belirli aralıklarla, yıla on üçüncü bir ay ekleyerek çözdü. Bu ek aya, "artık ay" deniyor. Artık ay, genellikle, ikinci bir Ululu ya da ikinci bir Addaru olarak ekleniyordu.

Artık ayı kim belirliyordu?

Babil'in eski dönemlerinde, artık ayın eklenmesi, kralın kararıydı. Hammurabi'nin, bir mektubunda, valisi Sin-iddinam'a, artık ay ekleneceğini bildirdiği biliniyor. Mektupta, kral, bu yıl için, ikinci bir Ululu ayı ekleneceğini ve vergilerin buna göre toplanacağını söylüyor.

Bu, takvimin, bir siyasi karar olduğunu gösteriyor. Kral, gözlemcilerin ve kâhinlerin tavsiyesine göre, artık ay ekleyip eklememeye karar veriyordu. Bu karar, vergilerin, hasatın, bayramların zamanlamasını etkiliyordu.

MÖ beşinci yüzyıldan itibaren, artık ayın eklenmesi, düzenli bir kurala bağlandı. Babilli astronomlar, on dokuz yılda yedi artık ay eklenmesi gerektiğini buldu. Bu kural, akademik çevrelerde "on dokuz yıllık döngü" olarak biliniyor. On dokuz güneş yılı, yaklaşık 235 ay ayına eşit. Bu nedenle, on dokuz yıllık bir döngüde, on iki yıl on iki aylık, yedi yıl on üç aylık oluyordu.

Meton döngüsü

Bu on dokuz yıllık döngü, Yunanistan'da, "Meton döngüsü" olarak biliniyor. Adını, MÖ 432'de, Atina'da bu döngüyü öneren astronom Meton'dan alıyor. Ama Babilliler, bu döngüyü, büyük olasılıkla, Meton'dan önce, ya da aynı dönemde kullanıyordu.

Akademisyenler arasında, Meton'un bu döngüyü Babil'den öğrenip öğrenmediği tartışılıyor. Bir görüşe göre, Meton, Babil astronomisinden haberdardı ve döngüyü oradan aldı. Başka bir görüşe göre, iki kültür, bağımsız olarak aynı döngüyü keşfetti.

Bu döngü, bugün de, İbrani takviminde kullanılıyor. İbrani takvimi, on dokuz yıllık bir döngü içinde, yedi kez, ikinci bir Adar ayı ekliyor. Paskalya'nın tarihinin hesaplanmasında da, benzer bir döngü kullanılıyor.

Nisannu ve yeni yıl

Babil'de, yeni yıl, Nisannu ayının ilk gününde başlıyordu. Bu gün, Akitu bayramının da başlangıcıydı. Akitu, on iki gün süren, büyük bir dinî bayramdı. Bayramda, Marduk'un heykeli, tapınaktan çıkarılıp, kent dışındaki Akitu evine götürülüyordu.

Nisannu, ilkbaharda, arpa hasatının başladığı döneme denk geliyordu. Yeni yıl, doğanın yenilenmesiyle birlikte kutlanıyordu. Bu zamanlama, artık ay sisteminin önemini gösteriyor. Eğer artık ay eklenmezse, Nisannu, yavaş yavaş kışa kayacak ve yeni yıl bayramı, hasatla uyumunu yitirecekti.

Mezopotamya'da, bazı kentlerde, yeni yıl, sonbaharda, Taşritu ayında da kutlanıyordu. Ur'da, Akitu bayramı, yılda iki kez yapılıyordu: biri ilkbaharda, biri sonbaharda.

Ayların anlamları

Babil ay adlarının bazıları, anlamları biliniyor. Nisannu, "ilk" ya da "başlangıç" anlamına gelen bir sözcükle ilişkilendiriliyor. Simanu, "zamanı gelen" anlamında olabilir. Taşritu, "başlangıç" anlamına geliyor; sonbahar yeni yılının ayı. Duzu, tanrı Dumuzi'nin adını taşıyor.

Duzu ayı, Dumuzi için yas tutulan aydı. Bu ayda, kadınlar, Dumuzi'nin yeraltına gidişine ağlıyordu. Bu gelenek, İbranice'de "Tamuz" olarak, Hezekiel Kitabı'nda da anılıyor: Hezekiel, Kudüs tapınağının kapısında, Tamuz için ağlayan kadınları gördüğünü anlatıyor. Bugün, Arapça'da ve Türkçe'de, Temmuz ayının adı, bu tanrının adından geliyor.

Ululu, bazı metinlerde, İştar'ın ayı olarak anılıyor. Abu ise, ölülerin anıldığı aydı.

Tanrılar arasındaki ilişki

Babil takvimi, tanrıların düzeninin bir yansımasıydı. Enuma Eliş'in beşinci tabletinde, Marduk, yılı ve ayları düzenliyor. Ay tanrısı Sin'e, ayın evrelerini belirleme görevini veriyor: "Ayın başında, ülkeyi aydınlatmak için, boynuzlarla parla, altı gün boyunca; yedinci günde, taç yarım olsun."

Bu metin, ayın evrelerini, Sin'in bir görevi olarak sunuyor. Takvim, Marduk'un kurduğu, Sin'in yürüttüğü bir düzendi. Şamaş, yani güneş tanrısı ise, yılın mevsimlerini belirliyordu.

Ay ile güneş arasındaki uyumsuzluk, yani artık ay sorunu, bu iki tanrının düzenleri arasındaki bir gerilim olarak da düşünülebilir. Kral, artık ay ekleyerek, bu iki tanrının düzenini uzlaştırıyordu.

Günler ve haftalar

Babil'de, ayın günleri de, kendi anlamlarını taşıyordu. Ayın yedinci, on dördüncü, on dokuzuncu, yirmi birinci ve yirmi sekizinci günleri, bazı metinlerde, uğursuz ya da dikkat gerektiren günler olarak anılıyor. On dokuzuncu gün, özellikle önemliydi; çünkü önceki ayın ilk gününden itibaren sayıldığında, kırk dokuzuncu gün, yani yedi kere yedi, bu güne denk geliyordu.

Bazı araştırmacılar, bu yedi günlük aralıkların, haftanın kökenine katkıda bulunduğunu öne sürdü. Ama Babil'de, sürekli dönen yedi günlük bir hafta yoktu; bu günler, her ay, ayın evrelerine göre yeniden belirleniyordu.

Ayın on beşinci günü, dolunay günüydü ve Akadca'da "şapattu" adıyla anılıyordu. Bu sözcüğün, İbranice "şabat" sözcüğüyle ilişkisi, uzun süredir tartışılıyor. Friedrich Delitzsch, 1902'deki ünlü konferansında, bu bağlantıyı öne sürdü; ama akademisyenlerin çoğu, iki kavramın işlevlerinin farklı olduğunu belirtiyor. Şapattu, bir dolunay günüydü; şabat ise, haftanın yedinci günü.

Günlerin bölünmesi de ilginç. Babilliler, gün ve geceyi, üçer nöbete ayırıyordu; her nöbet, mevsime göre uzayıp kısalıyordu. Astronomlar ise, bir gün-geceyi, on iki "beru"ya, her beruyu da otuz "uş"a bölüyordu.

Akademik okuma

Akademisyenler, Babil takvimini, bilim tarihinin önemli bir parçası olarak görüyor. Lis Brack-Bernsen ve John Steele, Babil takviminin, gözlem ve hesaplama ile nasıl geliştiğini inceledi.

Sacha Stern, 2012'de yayımladığı "Calendars in Antiquity" adlı kitabında, Babil takviminin, antik dünyanın diğer takvimlerini nasıl etkilediğini gösterdi. Pers, Yahudi, Süryani ve diğer takvimler, Babil takviminden önemli öğeler aldı.

Sitchin'in okuması

Sitchin, Babil takvimini, Anunnaki'nin bir mirası olarak gördü. Ona göre, takvimin kökeni, Nippur'daki Enlil tapınağında, Anunnaki tarafından kurulan bir zaman sistemiydi.

Sitchin, "Nippur takvimi" kavramını, özellikle vurguladı ve bu takvimin, MÖ dördüncü binyılda başladığını öne sürdü. Akademik okumada ise, Nippur'un, Sümer döneminde, önemli bir dinî merkez olduğu ve takvimin, burada standartlaştırıldığı kabul ediliyor. Ama takvimin, MÖ dördüncü binyılda, belirli bir tarihte başladığına dair bir kanıt yok.

Forumlarda

Forumlarda, Babil takvimi, çoğunlukla, ay adlarının kökeni üzerinden tartışılıyor. Kullanıcılar, Temmuz'un adının Dumuzi'den, Nisan'ın Nisannu'dan geldiğini öğrenince, şaşırıyor.

Bazı kullanıcılar, Yahudi takviminin, Babil sürgünü sırasında, Babil takviminden etkilendiğini hatırlatıyor. Babil sürgününden önce, İbrani takviminde, ayların farklı adları vardı; sürgünden sonra, Babil adları kullanılmaya başlandı.

Türkçe forumlarda, Süryani takviminin, Türkçe ay adlarına etkisi de tartışılıyor. Kullanıcılar, Nisan, Temmuz, Eylül, Teşrin ve Kânun adlarının, Süryanice yoluyla Türkçe'ye geldiğini ve bu adların bir kısmının, Babil'e kadar uzandığını yazıyor. Osmanlı döneminde kullanılan Rumi takvimde, Teşrin-i Evvel ve Kânun-ı Sani gibi adlar vardı.

Bir başka tartışma, Türkçe'deki "Ağustos" ve "Mart" gibi adların Latin kökenli olduğu, yani takvimimizin, Babil, Süryani ve Roma katmanlarının bir karışımı olduğu üzerine. Kullanıcılar, bu karışımı, Anadolu'nun, farklı kültürlerin kesiştiği bir yer olmasının, takvimdeki bir izi olarak görüyor. Bu bakış, takvimi, bir tarih belgesine dönüştürüyor.

Her ay adının arkasında, başka bir dil, başka bir dönem ve başka bir inanç saklı.

SohbeX teorisi

Spekülasyon olarak okuyun. Bence Babil takvimi, insanların, iki farklı ritmi uzlaştırma çabasının bir örneği. Ay, bir ritimde; güneş, başka bir ritimde. İkisi hiçbir zaman tam olarak örtüşmüyor. Babilliler, bu uyumsuzluğu, her birkaç yılda bir ek bir ayla yamadı. Belki de takvim, her kültürün, düzensiz bir dünyaya, bir düzen giydirme girişimi.

Bu bir yorum; kesin bir bilgi değil.

Size soru

Temmuz ayının adının, yeraltına inen bir tanrıdan geldiğini bilmek, bu aya bakışınızı değiştirir mi? Bir yıla on üçüncü bir ay eklenseydi, onu nasıl geçirirdiniz? Yorumlarda yazın.

❤ 0 beğeni💬 0 yorumBeğenmek ve yorum yapmak için giriş yap