Babil haritası (Imago Mundi): dünyanın en eski haritalarından biri
Bir avuç içine sığacak kadar küçük bir kil tablet düşünün. Üzerinde, iki iç içe çember, ortadan geçen iki paralel çizgi ve çemberin dışına taşan üçgenler var. Çemberlerin içinde birkaç küçük daire ve dikdörtgen görülüyor. Tabletin üst kısmında ve arka yüzünde ise çivi yazısıyla yazılmış satırlar var. Bu tablet, British Museum'da korunan "Babil Dünya Haritası". Bilinen en eski dünya haritalarından biri olarak tanıtılıyor.
Ama bu harita, bugün anladığımız anlamda bir harita değil. Yolları, ölçekleri ya da gerçek kıyı çizgilerini göstermiyor. Babilli bir kâtibin dünyayı nasıl düşündüğünü, yani bir dünya görüşünü gösteriyor. Ve bu dünya görüşünün kenarlarında, tufan kahramanı Utnapiştim, efsanevi hayvanlar ve tanrıların bile ulaşamadığı yerler var.
Sippar'dan gelen tablet
Tablet, on dokuzuncu yüzyılın sonlarında, Babil'in kuzeyindeki Sippar kentinden British Museum'a geldi. Sippar, güneş tanrısı Şamaş'ın kutsal kentiydi ve orada çok sayıda tablet bulundu. Tablet, büyük olasılıkla Yeni Babil döneminde, yani MÖ altıncı ya da yedinci yüzyılda yazıldı; ama araştırmacılar, haritanın daha eski bir haritanın kopyası olabileceğini düşünüyor.
Tabletin yazısında, kâtibin adı da geçiyor. Kâtip, kendini Borsippa kentinden bir kişinin soyundan gelen biri olarak tanımlıyor. Yani bu harita, bir okulda ya da tapınakta çalışan, eğitimli bir kâtibin elinden çıkmış.
Haritada ne görülüyor?
Haritanın merkezinde, Babil'i temsil eden bir dikdörtgen var. Fırat nehri, haritanın üst kısmından aşağıya doğru akıyor ve Babil'in yanından geçiyor. Nehrin aşağıda bataklıklara ve Basra Körfezi'ne ulaştığı gösteriliyor. Haritada birkaç kent ve bölge daha adlandırılmış: Asur, Der, Susa, Urartu ve Habban gibi. Bu adlar, Babilli bir kâtibin bildiği dünyanın sınırlarını çiziyor.
Bu bilinen dünyayı, bir çember çevreliyor. Bu çemberin adı "marratu", yani "acı nehir" ya da "tuzlu su". Babilliler, dünyanın bir okyanusla çevrili olduğunu düşünüyordu. Bu düşünce, sonraki Yunan geleneğindeki, dünyayı çevreleyen "Okeanos" nehri düşüncesine benziyor.
Acı nehrin dışında ise üçgen biçimli bölgeler var. Bu bölgelere "nagû" deniyor, yani uzak bölgeler ya da adalar. Tabletin arka yüzündeki yazı, bu bölgeleri tek tek anlatıyor. Örneğin bir bölge için, "güneşin görülmediği yer" deniyor; bir başka bölge için, kanatlı kuşların bile uçarak ulaşamayacağı bir yer olduğu söyleniyor.
Dünyanın kenarında, okyanusun ötesinde, kuşların bile ulaşamadığı yerler olduğunu düşünmek, size nasıl bir duygu veriyor?
Utnapiştim ve efsanevi hayvanlar
Tabletin üst kısmındaki yazı, Marduk'un yarattığı ve dünyanın kenarlarında yaşayan hayvanları sayıyor: aslanlar, kurtlar, akrep-insanlar, dağ keçileri, ceylanlar, devekuşları, maymunlar ve başka varlıklar. Bu hayvanların bir kısmı gerçek, bir kısmı ise efsanevi.
Yazıda ayrıca üç insanın adı geçiyor: tufan kahramanı Utnapiştim, Akad kralı Sargon ve Nur-Dagan adlı bir kral. Bu üç kişi, dünyanın kenarlarına ulaşmış ya da orada yaşayan, olağanüstü insanlar olarak anılıyor. Utnapiştim, Gılgamış Destanı'nda da dünyanın kenarında, nehirlerin ağzında yaşayan bir ölümsüz olarak anlatılıyor. Gılgamış, ona ulaşmak için ölüm sularını geçmek zorunda kalmıştı.
Sargon ise efsanelerde, uzak ülkelere seferler yapan ve "dünyanın dört yönüne" hükmeden bir kral olarak anılıyordu. Haritanın yazısı, bu iki ünlü figürü, bilinen dünyanın sınırlarını aşan kişiler olarak bir araya getiriyor.
Gemi nereye oturdu?
Son yıllarda, British Museum'dan Irving Finkel, tabletin arka yüzündeki bir pasajı, tufan anlatısıyla ilişkilendirdi. Finkel, 2014'te yayımladığı "The Ark Before Noah" adlı kitabında, haritanın bir uzak bölgesinin tanımında, tufan gemisinin oturduğu yere bir gönderme bulunduğunu öne sürdü. Bu yorum, gemiyi Urartu'nun ötesine, yani Ağrı Dağı'nın da bulunduğu bölgeye yakın bir yere yerleştiren sonraki geleneklerle ilginç bir bağ kuruyor.
Ancak bu okuma, tabletin hasarlı kısımlarına dayanıyor ve araştırmacılar arasında tartışılıyor. Gılgamış Destanı'nda gemi, Nimuş adlı bir dağa oturuyor; Tekvin'de ise "Ararat dağları" üzerine. Ararat, Urartu adının İbranice karşılığı. Bu bağlantı, Mezopotamya ile İncil geleneği arasındaki coğrafi bilginin nasıl aktarıldığını gösteren ilginç bir örnek.
Tanrılar arasındaki ilişki: Marduk'un dünyası
Haritanın yazısında, dünyanın ve onun kenarlarındaki varlıkların Marduk tarafından yaratıldığı söyleniyor. Bu, Enuma Eliş'teki anlatıyla uyumlu: Marduk, Tiamat'ı yendikten sonra onun bedenini ikiye ayırarak gökyüzünü ve yeryüzünü yarattı. Haritadaki "acı nehir" de, belki de Tiamat'ın tuzlu sularının, dünyayı çevreleyen bir kalıntısı olarak düşünülebilir.
Babil'in haritanın merkezinde yer alması da bir tesadüf değil. Enuma Eliş'te Babil, tanrıların Marduk için inşa ettiği, dünyanın merkezindeki kent olarak anlatılıyor. Marduk'un tapınağı Esagila, "başı yüksek ev" anlamına geliyor ve gök ile yer arasındaki bir bağlantı noktası olarak görülüyordu. Harita, bu teolojik merkezi coğrafi bir merkez olarak da gösteriyor.
Mezopotamya'nın başka haritaları
Babil Dünya Haritası, Mezopotamya'dan kalan tek harita değil. Daha eski dönemlerden, kent planlarını ve tarlaları gösteren tabletler de biliniyor. Nippur kentinin bir planı, MÖ ikinci binyılın ortalarına tarihlenen bir tablette korunuyor. Bu planda kentin surları, kapıları, kanalları ve Enlil'in tapınağı Ekur gösteriliyor; hatta bazı ölçüler de yazılmış. Bu plan, kazılarda ortaya çıkan Nippur'un gerçek yapısıyla büyük ölçüde uyuşuyor.
Ayrıca Akad döneminden, Nuzi'de bulunan ve bir bölgenin dağlarını, nehirlerini ve yerleşimlerini gösteren küçük bir tablet de var. Bu tablette yönler de belirtilmiş: kuzey, güney, doğu ve batı. Bu tablet, bazı araştırmacılar tarafından bilinen en eski bölge haritalarından biri olarak gösteriliyor.
Tarla planları ise Mezopotamya'nın günlük yönetiminin bir parçasıydı. Tarlaların sınırları, sulama kanalları ve alanları, vergi ve miras hesapları için ölçülüp kaydediliyordu. Bu planlar, Babil matematiğinin geometri bilgisini de gösteriyor.
Bu örneklerle karşılaştırıldığında, Babil Dünya Haritası'nın farklı bir amacı olduğu daha açık görülüyor. Kent ve tarla planları, gerçek bir yeri ölçmek için çizilmişti; dünya haritası ise bilinen dünyanın tamamını ve onun ötesini bir düşünce olarak göstermek için. Mezopotamyalılar, ölçmeyi de hayal etmeyi de biliyordu. Sizce bu iki beceri, onların zihninde birbirinden ayrı mıydı, yoksa birbirini besliyor muydu?
Nippur planı ile Babil Dünya Haritası'nı yan yana koyduğumuzda, aynı kâtip geleneğinin iki farklı yüzünü görüyoruz: biri bir kentin sokaklarını ölçen, diğeri dünyanın kenarlarını düşleyen.
Akademik okuma
Akademik çevrelerde Babil Dünya Haritası, Mezopotamya kozmolojisinin ve coğrafi bilgisinin bir belgesi olarak inceleniyor. Harita, gerçek bir coğrafyayı değil, bir dünya modelini gösteriyor: merkezde bilinen ve düzenli dünya, çevresinde okyanus, onun ötesinde de bilinmeyen ve olağanüstü bölgeler.
Bu model, birçok eski kültürde görülen bir dünya görüşüyle benzerlik gösteriyor. Merkezde kendi kentini ya da ülkesini gören, kenarlara doğru gittikçe daha yabancı ve tuhaf varlıkların yaşadığı yerler hayal eden bir bakış. Harita, bu bakışın en eski görsel örneklerinden biri.
Sitchin'in okuması
Sitchin, Mezopotamya'nın coğrafi bilgisini, Anunnaki'nin Dünya'yı yukarıdan gördüğüne dair bir kanıt olarak yorumladı. Ona göre Anunnaki, uzay araçlarıyla Dünya'yı gözlemlemiş ve bu bilgiyi haritalara aktarmıştı. Babil Dünya Haritası, Sitchin'in kitaplarında merkezi bir eser değil; ama onun bazı okurları, haritadaki çemberi, Dünya'nın yuvarlak biçiminin bir bilgisi olarak yorumluyor.
Oysa haritadaki çember, yuvarlak bir Dünya'yı değil, okyanusla çevrili düz bir dünyayı gösteriyor. Harita, bir uzay aracından değil, bir kâtibin masasından, kendi bildiği kentlerden ve duyduğu efsanelerden yola çıkarak çizilmiş.
Forumlarda
Forumlarda Babil Dünya Haritası, genellikle "düz dünya" tartışmalarında karşımıza çıkıyor. Bazı kullanıcılar, haritayı eski insanların dünyanın düz olduğuna inandığının kanıtı olarak kullanıyor; bazıları ise haritanın gerçek bir dünya bilgisi taşıdığını savunuyor. Haritanın amacının bir dünya görüşünü göstermek olduğu, bu tartışmalarda çoğu zaman gözden kaçıyor.
Bazı başlıklarda da Finkel'in tufan gemisine dair yorumu, "Nuh'un gemisi bulundu" başlıklarıyla paylaşılıyor. Finkel'in kendisi ise geminin bulunduğunu değil, bir Babil metninde geminin oturduğu yere dair bir geleneğin izini bulduğunu söylüyor.
SohbeX teorisi
Spekülasyon olarak okuyun. Bana öyle geliyor ki Babil Dünya Haritası, bir kâtibin dünyayı bir hikâye gibi düşündüğünü gösteriyor. Merkezde bildiği kent, çevresinde bildiği ülkeler, onların ötesinde okyanus ve en uzakta, yalnızca destan kahramanlarının ve efsanevi hayvanların ulaşabildiği yerler.
Belki de bu harita, coğrafyanın sınırının bittiği yerde mitin başladığını gösteriyor. Kâtip, bilmediği yerleri boş bırakmak yerine, onları Utnapiştim ve Sargon gibi kahramanlarla ve kuşların bile ulaşamadığı bölgelerle doldurdu.
Bu bir yorum; kesin bir bilgi değil.
Size soru
Babil Dünya Haritası'nı bir coğrafya belgesi olarak mı, yoksa bir dünya görüşünün resmi olarak mı görüyorsunuz? Dünyanın kenarlarını efsanevi varlıklarla doldurmak size ne anlatıyor? Bugün bilinmeyeni hayal ederken biz de benzer bir şey yapıyor muyuz? Yorumlarda yazın.
Giriş yap