Giriş yap
🏺 Anunnaki

Babil'de karaciğer falı: koyun karaciğeri modelleri

British Museum'un vitrinlerinden birinde, avuç içi büyüklüğünde, kilden yapılmış tuhaf bir nesne duruyor. Yüzeyi, küçük bölmelere ayrılmış ve her bölme, çivi yazısıyla doldurulmuş. Bu nesne, bir koyun karaciğerinin kil modeli. Yaklaşık dört bin yıl önce, Babil'de, bir kâhin adayı, karaciğer falını, bu tür bir modelle öğreniyordu.

Karaciğer falı, Mezopotamya'nın en saygın kehanet yöntemlerinden biriydi. Krallar, bir savaşa çıkmadan, bir tapınak inşa etmeden ya da önemli bir atama yapmadan önce, kâhinlere danışıyordu. Kâhin, bir koyunu kurban ediyor, karaciğerini inceliyor ve tanrıların cevabını okuyordu. Bu sayfada, bu uygulamaya ve onun kil modellerine bakmak istiyorum. Siz önemli bir karar vermeden önce, bir işaret arar mısınız?

Barû: gören kişi

Karaciğer falı yapan uzmana, Akadca barû deniyordu. Bu kelime, "görmek" ya da "incelemek" anlamına gelen bir fiilden türetilmiş. Barû, uzun bir eğitimden geçiyor, kehanet metinlerini öğreniyor ve karaciğerin her bölümünün anlamını ezberliyordu.

Barû'nun işi, yalnızca bir teknik değil, bir dini ritüeldi. Kurbandan önce, barû, tanrılara dualar okuyor, kendisini arındırıyor ve tanrılardan, cevaplarını, kurbanın karaciğerine yazmalarını istiyordu. Bu dualarda, kehanetin tanrıları, Şamaş ve Adad, özellikle çağrılıyordu. Şamaş, güneş tanrısı ve adalet tanrısıydı; Adad ise, fırtına tanrısı. İkisi birlikte, "kehanetin efendileri" olarak anılıyordu.

Kil modeller

Kil karaciğer modelleri, Mezopotamya'nın farklı yerlerinde bulundu. Bunların en ünlülerinden biri, British Museum'da bulunan, Eski Babil dönemine tarihlenen model. Bu modelin yüzeyi, karaciğerin bölgelerine ayrılmış ve her bölgeye, o bölgede görülen işaretlerin anlamı yazılmış.

Fırat kıyısındaki Mari şehrinde ise, otuzdan fazla kil karaciğer modeli bulundu. Mari modelleri, ilginç bir özelliğe sahip: bazıları, belirli bir tarihsel olayla ilişkili kehanetleri kaydediyor. Örneğin, bir model, bir kralın başına gelen bir olayın, karaciğerde nasıl bir işaretle önceden bildirildiğini anlatıyor. Bu, modellerin, sadece eğitim aracı değil, aynı zamanda, kehanetlerin bir arşivi olduğunu gösteriyor.

Karaciğerin haritası

Barû, karaciğeri, bir harita gibi okuyordu. Karaciğerin farklı bölümleri, Akadca adlarla anılıyordu: "durak", "yol", "saray kapısı", "sıkı tutan", "parmak" gibi. Bu adlar, karaciğerin anatomik yapılarına karşılık geliyordu; ama aynı zamanda, simgesel anlamlar taşıyordu.

Her bölümün, sağ ve sol tarafları vardı. Genel olarak, sağ taraf, falı soran kişiyi ya da onun tarafını; sol taraf ise, düşmanı temsil ediyordu. Sağ tarafta güçlü ve sağlıklı bir işaret, iyi bir haber; sol tarafta aynı işaret ise, düşmanın güçlü olduğu anlamına gelebiliyordu.

Bu kurallar, bir mantık sistemi oluşturuyordu. Barû, karaciğeri incelerken, onlarca işareti, tek tek kaydediyor ve sonra, olumlu ve olumsuz işaretleri sayarak, genel bir sonuca varıyordu. Bu süreç, bir hesaplama gibiydi. Sonuç belirsiz çıktığında, barû, ikinci bir kurban isteyebiliyordu. Böylece, bir soru, birden fazla karaciğerle sınanıyor ve cevap, daha güvenilir kabul ediliyordu.

Barûtu serisi

Karaciğer falıyla ilgili kehanetler, birinci binyılda, Barûtu adıyla bilinen büyük bir seride derlendi. Bu seri, yaklaşık yüz tabletten oluşuyordu ve karaciğerin her bölümü için, binlerce olası işareti ve anlamını listeliyordu.

Kehanetler, Sakikku gibi, "eğer... o zaman..." kalıbını kullanıyordu: "Eğer durak yoksa, düşman ülkeyi istila edecek." Bazı kehanetler, tarihsel krallara atıfta bulunuyordu: "Eğer karaciğer şöyleyse, bu, Sargon'un kehanetidir." Bu tür kehanetler, Akad kralları Sargon ve Naram-Sin gibi ünlü figürlerin, kendi dönemlerinde, karaciğerde görülen işaretlerle ilişkilendirildiğini gösteriyor.

Krallara cevap

Asur krallarından Esarhaddon ve Asurbanipal'in dönemine ait, karaciğer falı sorularını ve cevaplarını içeren yüzlerce tablet bulundu. Bu tabletler, Şamaş'a yöneltilen sorular içeriyor: "Bu adamı, şu göreve atarsam, bana sadık kalacak mı?" ya da "Bu ordu, şu şehre saldıracak mı?"

Bu sorular, Asur kralının endişelerini, açık bir şekilde gösteriyor. Kral, isyanlardan, suikastlardan ve düşman saldırılarından korkuyordu. Her önemli kararı, tanrılara danışarak almak istiyordu. Bu tabletler, Ivan Starr tarafından, "Queries to the Sungod" adıyla, State Archives of Assyria serisinde yayımlandı.

Piacenza'daki bronz karaciğer

Karaciğer falı, Mezopotamya ile sınırlı kalmadı. 1877'de, İtalya'nın Piacenza kenti yakınında, bronzdan yapılmış bir koyun karaciğeri modeli bulundu. Bu model, Etrüsklere ait ve MÖ ikinci ya da birinci yüzyıla tarihleniyor. Yüzeyi, bölgelere ayrılmış ve her bölgeye, Etrüsk tanrılarının adları yazılmış.

Etrüskler, karaciğer falını, haruspex adı verilen uzmanlar aracılığıyla uyguluyordu. Romalılar da, bu uygulamayı, Etrüsklerden devraldı. Roma senatosu, önemli kararlardan önce, haruspex'lere danışabiliyordu.

Piacenza modeli ile Mezopotamya'nın kil modelleri arasındaki benzerlik, akademisyenlerin dikkatini çekti. İkisi de, karaciğeri, bölgelere ayrılmış bir harita olarak gösteriyor. Bu benzerlik, karaciğer falının, Mezopotamya'dan, Anadolu ve Doğu Akdeniz üzerinden, İtalya'ya kadar ulaştığını düşündürüyor. Ama bu yolculuğun, tam olarak nasıl gerçekleştiği, hâlâ tartışmalı. Etrüsklerin kökeni meselesi de, bu tartışmanın içine karışıyor.

Neden karaciğer?

Kadim insanlar, neden, geleceği okumak için, özellikle karaciğeri seçti? Bu sorunun kesin bir cevabı yok. Bazı akademisyenler, karaciğerin, kanla dolu, büyük ve görece düzgün yüzeyli bir organ olmasının, onu, okumaya elverişli kıldığını düşünüyor. Karaciğerin yüzeyindeki kıvrımlar, lekeler ve çıkıntılar, her hayvanda, biraz farklı.

Mezopotamya'da, karaciğer, aynı zamanda, duyguların ve yaşam gücünün merkezi olarak da görülüyordu. Akadca metinlerde, karaciğer, bazen, kalple birlikte, insanın iç dünyasını ifade eden bir organ olarak geçiyor. Belki de bu yüzden, tanrıların mesajının, en çok bu organa yazılacağına inanılıyordu. Siz bir organın, ruhun ya da duygunun merkezi sayılmasını, bugün hangi deyimlerde görüyorsunuz?

Tanrılar arasındaki ilişki

Karaciğer falında, Şamaş ve Adad, birlikte çağrılıyordu. Şamaş, her şeyi gören güneş olarak, gerçeği bilen tanrıydı. Adad ise, bazı yorumlara göre, gökten gelen işaretlerle ilişkisi nedeniyle, kehanetle bağdaştırıldı. Bu ikili, Mezopotamya'nın kehanet dualarında, sık sık birlikte anılıyor.

Kehanet dualarında, barû, Şamaş'tan, "kurbanın içine doğru cevabı yazmasını" istiyordu. Bu ifade, ilginç bir imge: tanrı, bir kâtip gibi, karaciğerin yüzeyine yazıyor; barû ise, bu yazıyı okuyor. Kehanet, bir tür tanrısal yazıydı.

Akademik okuma

Akademisyenler, karaciğer falını, Mezopotamya'nın bilgi kültürünün önemli bir parçası olarak inceliyor. Ulla Koch'un çalışmaları, Mezopotamya kehanet metinlerini, sistematik bir şekilde ele alıyor. Ulla Jeyes'in "Old Babylonian Extispicy" adlı kitabı ise, Eski Babil dönemi karaciğer falı metinlerini yayımlıyor ve yorumluyor.

Bazı akademisyenler, karaciğer falının, Mezopotamya'da, bir tür "bilim" olarak görülebileceğini tartışıyor. Elbette, bugünkü anlamda bir bilim değil; ama sistematik gözlem, sınıflandırma ve kurallara dayalı yorum içeren bir bilgi alanı.

Sitchin'in okuması

Sitchin, karaciğer falına, kitaplarında, özel bir yer ayırmadı. Ama onun genel yaklaşımına göre, tanrılarla iletişim kurmanın yolları, Anunnaki ile insanlar arasındaki gerçek bir ilişkinin izleriydi. Bu çerçevede, karaciğer falı, Anunnaki'nin, insanlarla dolaylı olarak iletişim kurduğu bir yöntem olarak görülebilirdi.

Bu yorum, bir soruyu da beraberinde getiriyor: eğer Anunnaki, insanlarla doğrudan iletişim kurabiliyorduysa, neden bir koyunun karaciğeri gibi dolaylı bir yönteme ihtiyaç duysunlar? Tabletler, bu soruyu sormuyor; çünkü kadim Mezopotamyalılar için, tanrılar, zaten, dolaylı yollarla konuşan varlıklardı.

Forumlarda

Forumlarda, karaciğer falı, genellikle, kadim dünyanın tuhaf adetlerinden biri olarak paylaşılıyor. Kil karaciğer modellerinin fotoğrafları, ilgi çekiyor. Bazı kullanıcılar, bu modelleri, Anunnaki'nin bıraktığı bir "harita" ya da "kod" olarak yorumluyor.

Türkçe forumlarda, karaciğer falının, Anadolu'daki bazı halk inançlarıyla ilişkisi de tartışılıyor. Hititler de, karaciğer falını uyguluyordu ve Hattuşa'da, kil karaciğer modelleri bulundu.

Türkçedeki izler

Türkçede de, karaciğerle ilgili güçlü deyimler var. "Ciğerim yandı", "ciğeri beş para etmez" ya da birine "ciğerim" diye seslenmek, bu organın, duygularla ve insanın özüyle ne kadar iç içe görüldüğünü gösteriyor. Bu deyimlerin, Mezopotamya'daki karaciğer inancıyla doğrudan bir bağı olduğunu söyleyemem; böyle bir bağ, kanıtlanmış değil. Ama farklı kültürlerin, aynı organa, benzer bir duygusal ağırlık yüklemesi, bana, ilginç geliyor. Belki de karaciğerin büyüklüğü ve kanla dolu olması, birçok toplumda, onu, yaşamın merkezi gibi gösterdi.

SohbeX teorisi

Spekülasyon olarak okuyun. Bence karaciğer falı, belirsizlik karşısında, insanın düzen arayışının en çarpıcı örneklerinden biri. Bir kral, geleceği bilemiyordu; ama bir koyunun karaciğerinde, binlerce kuralla okunabilecek bir cevap olduğuna inanmak, ona, bir kontrol duygusu veriyordu. Belki de bugün, istatistiklere ve tahmin modellerine duyduğumuz güven, aynı ihtiyacın, farklı bir biçimi.

Bu bir yorum; kesin bir bilgi değil.

Size soru

Önemli bir karar vermeden önce, siz neye danışırsınız? Kadim bir kâhinin karaciğer okumasıyla bugünkü tahmin yöntemleri arasında, bir benzerlik görüyor musunuz? Yorumlarda yazın.

❤ 0 beğeni💬 0 yorumBeğenmek ve yorum yapmak için giriş yap