Babel ve Bibel: Delitzsch'in Kaiser'in önündeki konferansı
13 Ocak 1902'de, Berlin'de, Alman Doğu Derneği'nin bir toplantısında, Asurolog Friedrich Delitzsch, bir konferans verdi. Dinleyiciler arasında, Alman İmparatoru II. Wilhelm de vardı. Konferansın başlığı, kısa ve çarpıcıydı: "Babel und Bibel", yani "Babil ve İncil". Bu konferans, Avrupa'da, yıllarca sürecek bir tartışmayı başlattı.
Bu sayfada, Babel-Bibel tartışmasını anlatmak istiyorum. Delitzsch ne söyledi? Neden bu kadar büyük bir tepki çekti? Ve bu tartışma, Asurolojinin tarihinde, nasıl bir iz bıraktı? Siz, bir bilimsel keşfin, dini inançları sarstığı bir anı, nasıl karşılardınız?
Delitzsch kimdi?
Friedrich Delitzsch, 1850'de, Erlangen'de doğdu. Babası Franz Delitzsch, ünlü bir Lutheran ilahiyatçı ve Eski Ahit uzmanıydı. Friedrich, babasının izinden giderek, Sami dillerini çalıştı; ama daha sonra, ilgisini, yeni gelişmekte olan Asurolojiye yöneltti.
Delitzsch, Asurolojinin kurucu figürlerinden biri oldu. Akadca dilbilgisi ve sözlüğü üzerine yaptığı çalışmalar, uzun yıllar boyunca, bu alanda vazgeçilmez başvuru kaynakları olarak kullanıldı. Leipzig'de ve daha sonra Berlin'de, birçok Asurologun yetişmesinde katkısı oldu. Alman Doğu Derneği'nin, yani Deutsche Orient-Gesellschaft'ın, kuruluşunda da, etkili oldu. Bu dernek, Babil ve Asur'daki Alman kazılarını destekliyordu.
Konferans
Delitzsch, konferansında, Babil'den gelen yeni keşiflerin, İncil'i, yani Tevrat'ı ve Eski Ahit'i anlamak için, ne kadar önemli olduğunu anlattı. Tufan anlatısının, Babil'de, çok daha eski bir versiyonunun bulunduğunu hatırlattı. Şabat gününün, Babil'deki "şapattu" kavramıyla bağlantılı olabileceğini öne sürdü. Yaratılış anlatısının, Babil'deki Enuma Eliş ile benzerliklerinden söz etti. Hatta, Tanrı'nın adı Yahve'nin, Babil kaynaklarında da geçtiğini iddia etti.
Delitzsch'in konferansı, dikkatli bir dille sunulmuştu; ama mesajı açıktı: Eski Ahit'in birçok unsuru, Babil'den alınmıştı. Bu, onun, Eski Ahit'in özgünlüğünü ve vahiy niteliğini, sorgulayan bir yaklaşım benimsediği anlamına geliyordu.
Kaiser, konferanstan etkilendi ve Delitzsch'ten, konferansı, sarayda, yeniden vermesini istedi. Konferans metni, kısa sürede, kitap olarak basıldı ve on binlerce kopya sattı.
İkinci ve üçüncü konferanslar
Delitzsch, 1903'te, ikinci bir konferans verdi. Bu konferansta, daha da ileri gitti. Eski Ahit'in, vahiy olarak kabul edilmemesi gerektiğini, Babil kültürünün, birçok açıdan, İsrail kültüründen daha üstün olduğunu öne sürdü. Eski Ahit'teki bazı ahlaki öğretileri de eleştirdi.
Bu ikinci konferans, büyük bir öfke dalgası yarattı. Protestan ve Katolik ilahiyatçılar, Yahudi akademisyenler ve din adamları, Delitzsch'e, sert bir şekilde cevap verdi. Basında, yüzlerce makale ve broşür yayınlandı.
Kaiser, bu kez, Delitzsch'ten, kamuoyu önünde, uzaklaşmak zorunda kaldı. II. Wilhelm, Alman Doğu Derneği'nin başkanına yazdığı ve kamuoyuna duyurulan bir mektupta, kendi inancını açıkladı ve Delitzsch'in, bilim adamı olarak sınırlarını aştığını ima etti. Bu mektup, tartışmayı daha da alevlendirdi.
Delitzsch, 1904'te, üçüncü bir konferans verdi; ama bu kez, dinleyiciler arasında Kaiser yoktu.
Panbabilonizm
Babel-Bibel tartışması, aynı dönemde ortaya çıkan, Panbabilonizm adlı akımla da bağlantılıydı. Bu akım, Hugo Winckler ve Alfred Jeremias gibi akademisyenler tarafından savunuldu. Panbabilonistlere göre, dünyadaki bütün mitler ve dinler, sonuçta, Babil astronomisine ve astral mitolojisine dayanıyordu.
Bu görüş, çok geçmeden, aşırı ve kanıtlarla desteklenmeyen bir yaklaşım olarak eleştirildi. Bugün, Panbabilonizm, bir akademik akım olarak, terk edilmiş durumda. Ama bu akım, Mezopotamya'nın, Yakın Doğu kültürleri üzerindeki etkisini abartmanın, ne kadar kolay olduğunu gösteren, bir uyarı olarak hatırlanıyor.
Delitzsch'in karanlık tarafı
Delitzsch'in hikâyesinin, daha karanlık bir tarafı da var. Hayatının son yıllarında, 1920 ve 1921'de, "Die große Täuschung", yani "Büyük Aldatmaca" adlı, iki ciltlik bir kitap yayınladı. Bu kitapta, Eski Ahit'i, açıkça, antisemitik bir dille eleştirdi ve Hristiyanlığın, Eski Ahit'ten tamamen ayrılması gerektiğini savundu.
Bu kitap, Delitzsch'in, Babel-Bibel konferanslarındaki bilimsel görünümlü eleştirilerinin, bir ölçüde, ideolojik bir yöne kaydığını gösteriyor. Bazı akademisyenler, bu çizginin, daha ilk konferanslarda bile, sezilebildiğini düşünüyor. Diğerleri ise, Delitzsch'in görüşlerinin, zamanla, radikalleştiğini öne sürüyor.
Bu kitap, daha sonra, Nazi döneminde, Eski Ahit'i reddeden "Alman Hristiyanları" hareketi tarafından da, kullanıldı. Delitzsch, 1922'de öldü; bu gelişmeleri görmedi. Ama onun mirası, bu nedenle, Asurolojinin tarihinde, tartışmalı bir yer tutuyor.
Tartışmanın sonuçları
Babel-Bibel tartışması, Asurolojiyi, akademik çevrelerin dışına taşıdı ve geniş kitlelerin ilgisini çekti. Bu, bir yandan, Alman kazılarına, daha fazla destek sağlanmasına yardımcı oldu. Babil ve Asur'daki Alman kazıları, bu dönemde, büyük bir ivme kazandı. Robert Koldewey'in Babil kazıları ve Walter Andrae'nin Aşur kazıları, bu dönemin ürünleriydi.
Öte yandan, tartışma, Mezopotamya ile Eski Ahit arasındaki karşılaştırmalı çalışmaların, nasıl yapılması gerektiği konusunda, önemli dersler bıraktı. Bugün, akademisyenlerin çoğu, benzerliklerin, tek yönlü bir kopyalama olarak değil, ortak bir kültürel ortam içindeki etkileşim ve dönüşüm olarak, değerlendirilmesi gerektiğini düşünüyor.
Şabat ve şapattu
Delitzsch'in konferansındaki iddialardan biri, Şabat günüyle ilgiliydi. Babil takviminde, "şapattu" adı verilen bir gün vardı. Delitzsch, bu kelimenin, İbranice "şabbat" ile aynı kökten geldiğini ve Şabat'ın, Babil'den alındığını öne sürdü.
Bugün bilinen kaynaklara göre, Babil'deki şapattu, ayın on beşinci günü, yani dolunay günüydü. Haftalık bir dinlenme günü değildi. Babil takviminde, ayın yedinci, on dördüncü, on dokuzuncu, yirmi birinci ve yirmi sekizinci günleri, bazı metinlerde, uğursuz ya da özel kısıtlamalar içeren günler olarak geçiyor. Bu günlerde, kralın, bazı işleri yapmaması gerektiği belirtiliyor.
Bu iki gelenek arasında, bir bağlantı olabilir mi? Kelimeler arasındaki benzerlik, dikkat çekici. Ama Babil'deki uygulama ile İsrail'deki haftalık dinlenme günü arasında, önemli farklar var. Şabat, Tevrat'ta, yaratılışın yedinci günüyle ve Mısır'dan çıkışla ilişkilendiriliyor; bir dinlenme ve kutsallık günü olarak tanımlanıyor. Babil'deki günler ise, daha çok, tehlikeli ve kaçınılması gereken günler olarak görülüyordu. Akademisyenlerin çoğu, bu konuda, doğrudan bir aktarımdan söz etmekten kaçınıyor.
Kaiser'in ilgisi
II. Wilhelm'in, Asurolojiye bu kadar ilgi göstermesi de, ayrıca düşünülmeye değer. Almanya, bu yıllarda, Osmanlı İmparatorluğu ile yakın ilişkiler kuruyordu. Bağdat Demiryolu projesi, iki ülke arasındaki ekonomik ve siyasi bağların, en görünür simgesiydi. Kaiser, 1898'de, Osmanlı topraklarına, İstanbul'dan Kudüs'e ve Şam'a uzanan, gösterişli bir gezi yapmıştı.
Mezopotamya'daki Alman kazıları, bu bağlamda, sadece bilimsel değil, aynı zamanda, siyasi bir prestij meselesiydi. İngiltere ve Fransa, Mezopotamya'da, uzun süredir kazı yapıyordu; Almanya ise, bu yarışa, geç katılmıştı. Babil'in İştar Kapısı'nın, parçalar halinde, Berlin'e taşınması ve bugün, Pergamon Müzesi'nde sergilenmesi, bu yarışın, en bilinen sonuçlarından biri. Delitzsch'in konferansı, işte böyle bir ortamda, Kaiser'in de katıldığı bir toplantıda verildi. Bu yüzden, tartışma, bilim, din ve siyasetin, iç içe geçtiği bir sahnede yaşandı. Sizce, bir kazının, bir müzeye taşınan bir kapının ya da bir konferansın, siyasi bir anlam taşıması, onun bilimsel değerini azaltır mı?
Tanrılar arasındaki ilişki
Delitzsch, Eski Babil dönemine ait, Ya-ve-ilu ve Ya-u-um-ilu gibi kişi adlarında, Yahve adını gördüğünü ve bunları "Yahve Tanrı'dır" şeklinde okuduğunu öne sürdü. Daha o yıllarda, Joseph Halévy gibi akademisyenler, bu adların, farklı şekillerde okunabileceğini gösterdi. Bu okuma, bugün, akademisyenlerin çoğu tarafından, kanıtlanmış kabul edilmiyor. Ama bu iddia, Babil tanrıları ile İsrail'in Tanrısı arasındaki ilişki sorusunu, geniş kitlelerin gündemine taşıdı.
Babil'de, Marduk'un, diğer tanrıların niteliklerini kendinde topladığı, bazı metinlerde, diğer tanrıların, Marduk'un farklı yönleri olarak tanımlandığı biliniyor. Bu, bazı akademisyenlerin, Babil'de de, bir tür tek tanrıcılığa doğru eğilim olduğunu öne sürmesine neden oldu; ama bu görüş, tartışmalı.
Akademik okuma
Klaus Johanning'in "Der Bibel-Babel-Streit" adlı kitabı, tartışmanın, ayrıntılı bir tarihini sunuyor. Reinhard Lehmann'ın "Friedrich Delitzsch und der Babel-Bibel-Streit" adlı çalışması da, bu konuda, başvurulması gereken eserlerden biri. Mogens Trolle Larsen, Asurolojinin erken tarihine ilişkin yazılarında, bu tartışmanın bağlamını da ele aldı.
Sitchin'in okuması
Sitchin, kendini, bir ölçüde, Delitzsch'in açtığı yolun bir devamcısı olarak görüyordu. O da, Tevrat'taki birçok anlatının, Mezopotamya kökenli olduğunu savundu. Ama Sitchin, bu kökenleri, Anunnaki'nin gerçek tarihine bağladı.
Ama Delitzsch, Mezopotamya mitlerini, gerçek tarih olarak değil, kültürel bir miras olarak görüyordu.
Forumlarda
Türk forumlarında, Babel-Bibel tartışması, nadiren biliniyor. Ama Tevrat'ın, Mezopotamya'dan etkilendiği fikri, sıkça tartışılıyor.
Bence bu tartışmanın tarihini bilmek, bugünkü tartışmaları, daha sağlıklı bir zemine oturtmaya yardımcı olabilir.
SohbeX teorisi
Spekülasyon olarak okuyun. Bence Delitzsch'in hikâyesi, bilimin, ideolojiden ne kadar kolay etkilenebileceğini gösteriyor. Bir Asurolog, tabletleri okurken, sadece tabletleri değil, kendi önyargılarını da okuyabilir. Bu, bugün Anunnaki teorilerini tartışan bizler için de, bir uyarı.
Bu bir yorum; kesin bir bilgi değil.
Size soru
Babel-Bibel tartışmasını, nasıl değerlendiriyorsunuz? Bilim ve inanç arasındaki bu çatışma, size, bugünkü tartışmaları hatırlatıyor mu? Yorumlarda yazın.
Giriş yap