Aynı satır, dört çeviri: Enlil ve Ninlil'i kim, nasıl okudu?
Bir çevirmenin önünde iki Sümerce kelime duruyor ve bunları nasıl aktaracağına karar vermesi gerekiyor. Bu karar, bir tanrının yüzyıllar sonra nasıl hatırlanacağını belirleyecek. Enlil ve Ninlil şiirinin kanal kıyısındaki sahnesi, tam olarak böyle bir karar anı. Ve bu sahne, yirminci yüzyıl boyunca farklı çevirmenler tarafından birbirinden epey farklı biçimlerde aktarıldı.
Şiirin konusunu, Nippur'un haritasıyla ilişkisini, Ninlil'in iki farklı evlilik hikâyesini daha önce konuştum. Enlil'in "kötü adam" olup olmadığını da sormuştum. Bu kez sorunun öbür tarafına geçmek istiyorum: Bu şiiri bize aktaranlar kimdi ve neden farklı sonuçlara vardılar?
Erken parçalar
Enlil ve Ninlil'in parçaları, Nippur kazılarından çıkan tabletler arasında yirminci yüzyılın başında tanınmaya başladı. Edward Chiera ve George Barton gibi araştırmacılar, Penn Museum'daki Nippur tabletlerinin kopyalarını yayımlarken, bu şiire ait parçaları da kayda geçirdi. O dönemde Sümerce henüz yeterince anlaşılmadığı için, bu parçaların içeriği tam olarak çözülemedi.
İlk okumalar, şiiri çoğunlukla Enlil'in Nippur'dan sürgün edilmesi ve tanrıların doğumu üzerine bir hikâye olarak özetliyordu. Kanal kıyısındaki sahne, bazen tamamen geçiştiriliyor, bazen de bir "evlilik" olarak aktarılıyordu. Bu, kısmen dilbilgisinin belirsizliğinden, kısmen de dönemin akademik yazım alışkanlıklarından kaynaklanıyordu.
Kramer'in anlatımı
Samuel Noah Kramer, 1944'te yayımladığı "Sumerian Mythology" kitabında Enlil ve Ninlil'i geniş bir okuyucu kitlesine anlattı. Kramer, hikâyeyi bir çevirinin yanında, kendi aktarımlarıyla sundu. Onun anlatımında Enlil, Ninlil'i ikna etmeye çalışıyor; Ninlil reddediyor; sonra Enlil onu bir kayığa alıp yanına götürüyor.
Kramer'in dili, dönemine göre oldukça açık sözlüydü; ama yine de bazı ifadeleri yumuşatıyordu. Bu, bir bilim insanının hem metne sadık kalmaya hem de geniş kitleye uygun bir dil kullanmaya çalışmasının sonucuydu. Kramer'in özeti, sonraki onlarca yıl boyunca popüler kitaplarda tekrarlandı.
Behrens ve eleştirel edisyon
Hermann Behrens'in 1978'de yayımladığı Almanca edisyon, şiirin bütün kopyalarını karşılaştıran ilk kapsamlı çalışmaydı. Behrens, metni satır satır dilbilgisel olarak inceledi. Onun çevirisi, Kramer'inkinden daha teknik ve daha sözcüğü sözcüğüne bir aktarımdı.
Behrens'in çalışması, kanal kıyısındaki sahnenin dilbilgisini açık hale getirdi. Ninlil'in reddettiği, Enlil'in buna rağmen onu aldığı, metinde açıkça söyleniyor. Şiirin devamında Enlil'in tanrılar meclisi tarafından "ritüel olarak kirli" ilan edilip kentten çıkarılması da bu sahneyle bağlantılı. Yani metin, Enlil'in eylemini sıradan bir evlilik olarak değil, cezalandırılan bir suç olarak sunuyor.
Jacobsen'in şiirsel çevirisi
Thorkild Jacobsen, 1987'de yayımladığı "The Harps that Once..." antolojisinde Enlil ve Ninlil'i şiirsel bir dille çevirdi. Jacobsen'in çevirisi, metnin edebi niteliğini öne çıkarıyordu. Ama aynı zamanda, Jacobsen'in kendi yorumlarını da içeriyordu.
Jacobsen, şiiri bir doğa miti olarak da okudu. Ona göre Enlil, rüzgârın ve fırtınanın tanrısıydı; Ninlil ise tahılın. Enlil'in Ninlil'i takip etmesi, rüzgârın tarlaları döllemesi, tahılın büyümesiyle ilişkiliydi. Bu okuma, şiirin karanlık sahnesini bir mevsim döngüsü alegorisine dönüştürüyordu.
Jacobsen'in yorumu, bazı araştırmacılar tarafından fazla kurgusal bulundu. Ama şiirin yalnızca bir suç hikâyesi değil, aynı zamanda bir doğurganlık hikâyesi olduğunu hatırlatması bakımından değerliydi.
ETCSL ve sonrası
Oxford'daki ETCSL projesi, Enlil ve Ninlil'in satır satır transliterasyonunu ve İngilizce çevirisini çevrimiçi yayımladı. ETCSL'in çevirisi, Behrens'in edisyonuna dayanıyordu ve sade bir dil kullanıyordu. Bu çeviri, bugün forumlarda ve popüler yazılarda en çok alıntılanan versiyon.
Son yıllarda, şiir üzerine yapılan akademik tartışmalar farklı bir boyut kazandı. Bazı araştırmacılar, metnin rıza ve ceza kavramlarını nasıl ele aldığını sorguluyor. Enlil'in cezalandırılması, Sümer toplumunun bu tür bir eylemi nasıl gördüğüne dair bir ipucu olarak okunuyor. Sümer hukuk metinlerinde de benzer suçlara verilen cezalar var; Ur-Namma yasalarında, evli olmayan bir kadına yönelik saldırının cezası belirtiliyor. Bu bağlam, şiirin dünyasını anlamak için yararlı.
Türkçeye nasıl geçti?
Bu şiirin Türkçeye geçişi de kendi başına bir hikâye. Türk okuyucusu, Enlil ve Ninlil'i büyük ölçüde Muazzez İlmiye Çığ'ın kitaplarından tanıdı. Çığ, Sümerceyi doğrudan bilen biri olarak, metni kendi yorumuyla anlattı. Onun anlatımı, Kramer'le birlikte çalışmış olmasının izlerini taşıyor; dili sade, ama bazı sahnelerde ölçülü.
Kramer'in "History Begins at Sumer" kitabının Türkçe çevirisi de, "Tarih Sümer'de Başlar" adıyla, birçok okuyucunun Sümer edebiyatıyla ilk tanışması oldu. Bu kitapta Enlil ve Ninlil ayrıntılı ele alınmıyor; ama Sümer mitolojisine dair genel çerçeveyi veriyor.
Bugün Türkçe internette dolaşan Enlil ve Ninlil anlatımlarının önemli bir kısmı, ETCSL'in İngilizce çevirisinden yapılmış ikinci el çeviriler. Yani Sümerceden İngilizceye, İngilizceden Türkçeye iki aşamalı bir aktarım. Her aşamada, çevirmenin seçimleri metni biraz daha değiştiriyor. Bunu okuyan biri olarak, alıntılara bakarken kaynak zincirini sormanın her zaman yararlı olduğunu düşünüyorum.
Kopyalar nerede?
Şiirin kopyaları, büyük ölçüde Nippur'dan, bir kısmı da Ur'dan geliyor. Penn Museum ve İstanbul Arkeoloji Müzeleri, bu kopyaların önemli bir kısmını barındırıyor. Bazı kopyalar, Nippur'daki yazıcı evlerinde, öğrencilerin kopyaladığı alıştırma tabletleri arasında bulundu. Bu, şiirin okul müfredatının bir parçası olduğunu gösteriyor.
Bir öğrencinin, bir tanrının yargılanmasını anlatan bu şiiri kopyalarken ne düşündüğünü bilmiyoruz. Ama o şiir, bir yazıcının yetişmesinde okunan metinlerden biriydi.
Çeviri sorunları
Kanal kıyısındaki sahnenin Sümerce ifadeleri, tek bir doğru çeviriye izin vermiyor. Bazı fiiller "öpmek", "birlikte olmak", "almak" gibi farklı anlamlarla çevrilebiliyor. Çevirmen, bağlamı ve dilbilgisini göz önüne alarak bir seçim yapmak zorunda.
Bir başka zorluk, Ninlil'in annesi Nunbarşegunu'nun öğütleri. Şiirin başında anne, kızını kanala gitmemesi konusunda uyarıyor; ama bu uyarı bazı çevirilerde bir yasak, bazılarında ise kızını Enlil'e yönlendiren bir öneri gibi okunuyor. Bu fark, hikâyenin bütün tonunu değiştiriyor: Bir uyarı mı, yoksa bir planın parçası mı?
Tanrılar arasındaki ilişki
Şiirin farklı çevirilerinde, tanrılar meclisinin rolü sürekli olarak öne çıkıyor. Elli büyük tanrı ve yedi kader belirleyici tanrı, Enlil'i yargılıyor. Bu, panteonun başı olan bir tanrının bile meclise karşı sorumlu olduğunu gösteriyor. Hangi çeviriyi okursanız okuyun, bu sahne aynı kalıyor: Enlil, kendi kentinden çıkarılıyor.
Ninlil'in Enlil'i takip etmesi ise farklı çevirilerde farklı biçimlerde yorumlanıyor. Bazılarında Ninlil, karnındaki çocuğun babasını arıyor. Bazılarında ise Enlil'e bağlılığını gösteriyor. Şiirin sonunda Ninlil, Enlil'in eşi ve Nippur'un tanrıçası olarak yüceltiliyor. Bu son, hikâyenin bütün karmaşıklığını bir uzlaşmaya bağlıyor.
Ninlil'in doğurduğu çocuklar da meclis kararının bir sonucu gibi. Ay tanrısı Nanna'nın yerine yeraltında başka tanrılar doğuyor.
Sitchin'in okuması
Sitchin, bu şiiri Anunnaki'nin kendi aralarındaki kuralları ve cezaları anlatan bir kayıt olarak okudu. Ona göre Enlil'in sürgünü, Anunnaki'nin bir tür mahkemesiydi. Bu nokta, aslında akademik okumayla örtüşüyor: Metin, gerçekten de bir tanrının yargılanmasını anlatıyor.
Fark, ayrıntılarda. Sitchin, Enlil'in sürgününü fiziksel bir sürgün, başka bir gezegene ya da üsse gönderilme olarak yorumladı. Akademik okumada ise sürgün, kentten ve onun kutsal alanından çıkarılma; yani ritüel bir dışlama. Enlil'in gittiği yer, yeraltı yolu; bir uzay istasyonu değil, ölülerin dünyasına uzanan bir yol.
Forumlarda çeviriler
Forumlarda Enlil ve Ninlil tartışılırken, kullanıcılar çoğu zaman farklı çevirileri birbirine karşı alıntılıyor. Bir İngilizce tartışmada, Kramer'in ve ETCSL'in çevirileri yan yana konuldu; aralarındaki ton farkı uzun uzun konuşuldu. Bir kullanıcı, "Hangisi doğru?" diye sordu. Bir başkası, ikisinin de Sümerce metne dayandığını, farkın çevirmenin seçimlerinden geldiğini açıkladı.
Türkçe forumlarda ise şiir genellikle Muazzez İlmiye Çığ'ın anlatımları üzerinden konuşuluyor. Çığ'ın anlatımı, Kramer'inkine benzer bir tonda. Bu da forumların, kaynağı fark etmeden belli bir çeviri geleneğini devam ettirdiğini gösteriyor.
SohbeX teorisi: Çevirmenin vicdanı
Bu bölüm spekülatif.
Bana öyle geliyor ki, Enlil ve Ninlil'in çeviri tarihi, çevirmenlerin kendi dönemlerinin değerlerini de yansıtıyor. Erken çevirmenler sahneyi yumuşatıyor, sonraki çevirmenler onu daha açık sözlü aktarıyor. Bu, metnin kendisinin değil, okuyucunun değişmesinin bir sonucu.
Eğer öyleyse, Sümer şiirleri yalnızca Sümerleri değil, onları okuyan bizleri de anlatıyor. Her çeviri, bir dönemin aynası. Bunu kanıtlamak zor; ama dört çeviriyi yan yana koyduğunuzda, bu ayna etkisini görmemek de zor.
Belki de bu yüzden, eski bir metnin yeni bir çevirisi çıktığında, ona yalnızca "daha doğru" diye değil, "bugün nasıl okunuyor" diye de bakmak gerekiyor.
Size soru
Bir metnin karanlık bir sahnesini çevirirken, çevirmenin onu yumuşatma hakkı var mıdır sizce? Yoksa metne olduğu gibi sadık kalmak mı gerekir? Ben ikincisinden yanayım. Ama erken çevirmenleri de suçlamıyorum; onlar da kendi dönemlerinin okuyucusuna yazıyordu.
Giriş yap