Giriş yap
🏺 Anunnaki

Austen Henry Layard: Nimrud'u Ninova sanan maceracı

1845 yılının sonbaharında, yirmi sekiz yaşında bir İngiliz genç, Musul'dan bir sal ile Dicle'nin aşağısına doğru yola çıktı. Yanında birkaç yardımcı, biraz para ve İstanbul'daki İngiliz büyükelçisinin desteği vardı. Hedefi, yerel halkın Nimrud adını verdiği büyük bir höyüktü. Birkaç gün içinde, höyüğün içinden, Asur krallarının sarayının duvarları, kabartmaları ve devasa kanatlı boğaları çıkmaya başladı.

Bu genç adam, Austen Henry Layard'dı. Onun kazıları, Avrupa'da Asur'a dair büyük bir merak uyandırdı. Kitabı, yayımlandığı dönemde çok satan kitaplar arasına girdi. Ama Layard'ın en ünlü kitabının adı, bir yanılgıyı da içinde taşıyordu: "Nineveh and Its Remains", yani "Ninova ve Kalıntıları". Oysa Layard'ın kazdığı yerin büyük kısmı, Ninova değil, Nimrud'du. Ben Layard'ın hikâyesini, Mezopotamya tanrılarının modern dünyaya nasıl yeniden girdiğini anlatan en renkli hikâyelerden biri olarak görüyorum.

Seylan'a giderken yolda kalan bir genç

Layard, 1817'de Paris'te doğdu ve çocukluğunun bir kısmını İtalya'da geçirdi. Gençliğinde Londra'da bir avukatın yanında çalıştı; ama bu iş onu tatmin etmedi. 1839'da, Seylan'da, bugünkü Sri Lanka'da bir iş bulmak umuduyla, kara yoluyla Asya'ya doğru yola çıktı.

Yolculuk sırasında, Anadolu'dan, Suriye'den ve Mezopotamya'dan geçti. Musul'un karşısındaki Kuyuncik ve Nimrud höyüklerini gördü. İran'da, Bahtiyari aşiretleriyle bir süre yaşadı. Sonunda Seylan'a hiç ulaşmadı; bunun yerine İstanbul'a döndü ve İngiliz büyükelçisi Stratford Canning'in yanında, resmi olmayan bir görevle çalışmaya başladı.

Canning, Layard'ın Mezopotamya'daki höyüklere olan ilgisini fark etti ve ona, Nimrud'da kazı yapması için kişisel olarak bir miktar para verdi. Layard, 1845'te kazılara başladı.

Bir hayatın, gidilmesi planlanan yere hiç ulaşmadan, yolda karşılaşılan bir höyükle değişmesi size nasıl geliyor?

Nimrud'un sarayları

Layard'ın Nimrud'da bulduğu yapıların en önemlisi, bugün Kuzeybatı Sarayı olarak bilinen, Asur kralı II. Asurnasirpal'in sarayıydı. Asurnasirpal, MÖ dokuzuncu yüzyılda, Kalhu adını verdiği bu kenti yeni başkenti olarak inşa etmişti.

Sarayın duvarları, kabartmalı taş levhalarla kaplıydı. Bu levhalarda, kralın av ve savaş sahneleri, saray törenleri ve kanatlı koruyucu varlıklar tasvir ediliyordu. Kapılarda, insan başlı kanatlı boğalar ve aslanlar duruyordu. Layard, bu devasa heykellerin bazılarını, büyük zorluklarla, sallar üzerinde Dicle'den Basra'ya, oradan da gemilerle Londra'ya gönderdi.

Layard, 1846'da Nimrud'da bir başka önemli eser daha buldu: III. Salmanasar'ın Siyah Dikilitaşı. Bu dikilitaşın üzerindeki bir sahnede, İsrail kralı Yehu ya da onun bir temsilcisi, Asur kralının önünde eğilmiş olarak tasvir ediliyor. Bu, Kitab-ı Mukaddes'te adı geçen bir kişinin, dönemin bir görsel kaynağında görüldüğü düşünülen en eski örneklerden biri. Bu buluntu, Avrupa'da büyük bir heyecan yarattı.

Nimrud mu, Ninova mı?

Layard, kazı yaptığı yerin, Kitab-ı Mukaddes'te sözü edilen büyük Asur kenti Ninova olduğunu düşünüyordu. Bu yüzden, 1849'da yayımlanan kitabına "Nineveh and Its Remains" adını verdi. Kitap, büyük bir başarı kazandı; kısa sürede birçok baskı yaptı.

Ancak çivi yazılı yazıtlar okunmaya başladıkça, Layard'ın kazdığı yerin aslında Kalhu, yani Kitab-ı Mukaddes'teki adıyla Kalah olduğu anlaşıldı. Gerçek Ninova, Musul'un karşısındaki Kuyuncik ve Nebi Yunus höyükleriydi.

Layard, daha sonra Kuyuncik'te de kazılar yaptı. Burada, Asur kralı Sanherib'in "eşi olmayan saray" adını verdiği sarayını buldu. Bu sarayın duvarlarında, Sanherib'in Lakiş kentini kuşatmasını anlatan ünlü kabartmalar da vardı. Ayrıca sarayın bazı odalarında, binlerce tablet parçası buldu; bunlar, sonradan Asurbanipal kütüphanesinin bir parçası olarak tanınacaktı.

Layard, bu ikinci dönem çalışmalarını 1853'te yayımlanan "Discoveries in the Ruins of Nineveh and Babylon" adlı kitabında anlattı.

Tanrılar arasındaki ilişki: Ninurta ve Anzu

Layard'ın Nimrud'da bulduğu eserler arasında, tanrılar arasındaki ilişkiler açısından özellikle ilginç olan biri var. Nimrud'daki Ninurta tapınağının girişinde, büyük bir kabartma bulundu. Bu kabartmada, ellerinde şimşek demetleri tutan kanatlı bir tanrı, aslan gövdeli, kartal ayaklı ve kanatlı bir canavarı kovalıyor.

Araştırmacılar, bu sahnenin, Ninurta ile Anzu kuşu arasındaki mücadeleyi anlatan mitle ilişkili olduğunu düşünüyor. Bu mite göre, Anzu adlı yaratık, Enlil'in yanından kader tabletlerini çalmış ve tanrılar dünyasında büyük bir kriz yaratmıştı. Tanrılar, tabletleri geri almak için bir kahraman aradı; sonunda Ninurta, Anzu'yu yendi ve tabletleri Enlil'e geri getirdi.

Bazı araştırmacılar ise kabartmadaki tanrının Ninurta değil, başka bir tanrı olabileceğini ve canavarın kimliğinin de tartışmalı olduğunu belirtiyor. Ama tapınağın Ninurta'ya adanmış olması, bu yorumu güçlendiriyor.

Bu kabartma, bugün British Museum'da sergileniyor. Asur'un başkentinde, bir tanrının, tanrılar dünyasının düzenini korumak için verdiği mücadele, tapınağın girişinde, ziyaretçileri karşılıyordu.

Sarayın kabartmalarında ayrıca, kutsal ağacın önünde duran kanatlı apkallu figürleri de var; bunları daha önce ayrı bir yazıda ele almıştım.

Çalışma yöntemleri

Layard'ın kazı yöntemleri, bugünkü standartlara göre oldukça kabaydı. Höyüklerin içinde tüneller kazarak, duvar kabartmalarının izini sürdü. Bu yöntem, kısa sürede çok sayıda eser bulmasını sağladı; ama yapıların katmanları ve bağlamları hakkında çok az bilgi kaydedildi. Ayrıca bazı eserler, taşıma sırasında zarar gördü ya da kayboldu.

Layard'ın en önemli yardımcılarından biri, Musullu Hormuzd Rassam'dı. Rassam, kazıların yönetiminde ve yerel işçilerle ilişkilerde büyük rol oynadı. Ayrıca Layard'ın yanında, yerel işçiler ve ustalar çalıştı; bunların çoğunun adı kaynaklarda geçmiyor.

Arkeolojiden siyasete

Layard, 1850'lerin başında arkeolojiyi bıraktı ve siyasete girdi. İngiliz parlamentosuna seçildi, çeşitli bakanlık görevlerinde bulundu. 1877'den 1880'e kadar, İngiltere'nin İstanbul büyükelçisi olarak görev yaptı. Yani bir zamanlar büyükelçinin yanında resmi olmayan görevlerle çalışan genç, yıllar sonra aynı şehirde büyükelçi oldu.

Hayatının son yıllarını Venedik'te geçirdi ve İtalyan resim sanatı üzerine çalıştı. 1894'te Londra'da hayatını kaybetti.

Londra'daki karşılanış

Layard'ın gönderdiği kabartmalar ve kanatlı boğalar, British Museum'a ulaştığında, büyük bir ilgiyle karşılandı. Müze, bu eserler için yeni galeriler hazırladı. Asur eserleri, kısa sürede Londra'nın en çok ziyaret edilen sergileri arasına girdi.

Bu ilgi, müzelerin dışına da taştı. On dokuzuncu yüzyılın ortalarında, Asur motifleri, takılarda, mobilyalarda ve mimari süslemelerde kullanılmaya başlandı. Kanatlı boğa figürleri, sakallı kral portreleri ve kutsal ağaç motifleri, Victoria dönemi İngiltere'sinin moda tasarımlarında görülebiliyordu.

Yani Asur tanrılarının ve koruyucu varlıklarının modern dünyadaki ilk "yeniden doğuşu", Anunnaki teorilerinden çok önce, Londra'nın salonlarında ve vitrinlerinde gerçekleşti.

Akademik okuma

Akademik çevrelerde Layard, Asuroloji'nin kurucularından biri olarak kabul ediliyor. Araştırmacılar, onun kazılarının, Asur sanatını ve tarihini Avrupa'ya tanıttığını ve çivi yazısının çözümü için gerekli malzemenin önemli bir kısmını sağladığını vurguluyor.

Ancak Layard'ın kazı yöntemleri, eserlerin taşınması sırasında yaşanan kayıplar ve yerel halkın katkılarının görmezden gelinmesi, eleştirel olarak ele alınıyor. Ayrıca Layard'ın eserleri, dönemin sömürgeci bağlamında, Osmanlı topraklarından İngiltere'ye taşındı. Bu, bugün eserlerin mülkiyeti ve iadesi tartışmalarında da gündeme geliyor.

Sitchin'in okuması

Sitchin, Layard'ın bulduğu eserlerin bazılarını, özellikle kanatlı figürleri ve kutsal ağaç sahnelerini, kitaplarında yorumladı. Ona göre bu figürler, Anunnaki'nin teknolojik aletlerini ve genetik işlemlerini gösteriyordu.

Ancak Layard'ın kitaplarında ve sonraki kazı raporlarında, bu eserlerin saraylarda ve tapınaklarda hangi bağlamlarda bulunduğu anlatılıyor. Bu bağlam, figürlerin koruyucu ve ritüel işlevleri olduğu görüşünü destekliyor.

Forumlarda

Forumlarda Layard'ın adı, genellikle Asur eserlerinin fotoğraflarıyla birlikte geçiyor. Bazı kullanıcılar, Layard'ın kitaplarının çevrimiçi kopyalarını paylaşıyor ve bu kitaplardaki gravürlerin, kazıların ilk günlerini gösterdiğini belirtiyor.

Bazı başlıklarda ise, Layard'ın götürdüğü eserlerin Irak'a geri verilmesi gerekip gerekmediği tartışılıyor. Bu tartışmalar, özellikle Irak'taki son yıllardaki savaş ve yağma olaylarından sonra, daha karmaşık bir hal aldı. Bazı kullanıcılar, bu eserlerin Londra'da güvende olduğunu savunuyor; diğerleri ise, eserlerin ait oldukları topraklara dönmesi gerektiğini düşünüyor.

SohbeX teorisi

Spekülasyon olarak okuyun. Bana öyle geliyor ki Layard'ın "Ninova" yanılgısı, Asur'un modern dünyadaki ilk imajını belirledi. Avrupalılar, Kitab-ı Mukaddes'teki Ninova'yı arıyordu; Layard da onlara Ninova'yı verdi. Ama bulduğu şey, aslında başka bir kentti ve başka bir hikâye anlatıyordu.

Belki de Anunnaki tartışmalarında da benzer bir şey oluyor. Herkes aradığı şeyi buluyor; ama bulduğu şey, aradığı şey olmayabilir. Ninurta'nın Anzu'yu kovaladığı kabartma, bir uzay savaşı olarak da, bir mitin tasviri olarak da okunabilir. Önemli olan, ne bulduğumuzu sormadan önce, nerede bulduğumuzu bilmek.

Bu bir yorum; kesin bir bilgi değil.

Size soru

Layard'ın hikâyesini daha önce duymuş muydunuz? Sizce Layard'ın götürdüğü eserler Irak'a geri verilmeli mi? Ninurta ile Anzu'nun mücadelesini anlatan kabartmayı görseniz, ne düşünürdünüz? Yorumlarda yazın.

❤ 0 beğeni💬 0 yorumBeğenmek ve yorum yapmak için giriş yap