Giriş yap
🏺 Anunnaki

Atlantis ve Anunnaki: İddia ne, kaynağı ne? Platon'un adası ile Sümer'in kurası

Anunnaki forumlarında bir başlık açıldığında, birkaç yorum sonra mutlaka Atlantis'in adı geçiyor. "Anunnaki Atlantis'i kurdu", "Atlantisliler Anunnaki'nin melez soyuydu", "tufan, Atlantis'i batıran felaketti" gibi cümleler, iki büyük efsaneyi tek bir hikâyede birleştiriyor. Bu birleşme o kadar yaygın ki, bazı okurlar Atlantis'in Sümer tabletlerinde geçtiğini sanıyor.

Pek çok kişi Atlantis'le ilk kez çizgi filmlerde tanışıyor; sulara gömülmüş parlak bir kent. Yıllar sonra Platon'un metnini okuduğumda, karşıma çok farklı bir şey çıktı: bir felsefecinin, ideal bir devletin nasıl çöktüğünü anlatan bir hikâyesi. Burada bu iki Atlantis arasındaki mesafeyi ve Anunnaki ile kurulan bağın nereden geldiğini açmak istiyorum.

İddia ne söylüyor?

Forumlardaki anlatıya göre Atlantis, Anunnaki'nin ya da onların insanlarla karışmış soyunun kurduğu ileri bir uygarlıktı. Bu uygarlık, Sümer metinlerinde anlatılan tufanla ya da başka bir felaketle sulara gömüldü. Hayatta kalanlar Mısır'a, Mezopotamya'ya ve Amerika'ya dağılarak oradaki uygarlıkları kurdu. Bu yüzden dünyanın farklı yerlerindeki piramitler ve tufan anlatıları birbirine benziyor.

Platon'un metni

Atlantis hakkındaki bütün anlatıların tek antik kaynağı, Atinalı filozof Platon'un iki diyaloğu: "Timaios" ve "Kritias". Bu diyaloglar, MÖ dördüncü yüzyılın ortalarında yazıldı. Platon'a göre hikâye, Atinalı devlet adamı Solon'un Mısır'daki Sais kentini ziyaretinde, oradaki rahiplerden duyduğu bir anlatı. Rahipler Solon'a, Herakles Sütunları'nın, yani Cebelitarık Boğazı'nın ötesinde büyük bir ada olduğunu, bu adanın güçlü bir krallık kurduğunu ve Akdeniz halklarına saldırdığını anlatıyor. Eski Atina bu saldırıya karşı direniyor ve galip geliyor. Ardından bir gün ve bir gece içinde büyük depremler ve sellerle Atlantis denize gömülüyor.

"Kritias" diyaloğu, adanın ayrıntılı bir tasvirini veriyor: iç içe halkalar biçiminde kanallar, Poseidon'un tapınağı, on kralın yönetimi. Ama diyalog yarıda kesiliyor; Zeus'un tanrıları toplayıp Atlantislileri cezalandırmaya karar verdiği anda, metin bitiyor.

Platon'un öğrencisi Aristoteles'in, Atlantis'i Platon'un icat ettiği bir hikâye olarak gördüğüne dair antik bir aktarım var. Akademisyenlerin çoğu da bugün Atlantis'i, Platon'un ideal devlet ve kibir üzerine düşüncelerini anlatmak için kurguladığı bir alegori olarak okuyor. Atlantis, zenginliği ve gücü yüzünden kibre kapılan, tanrıların cezasına uğrayan bir devlet; eski Atina ise sade ve erdemli bir devletin örneği.

Siz bir filozofun bir düşünceyi anlatmak için uydurduğu bir hikâyenin, iki bin yıl sonra gerçek bir tarih olarak okunmasını nasıl karşılıyorsunuz?

Tanrıların kurası

Platon'un metninde benim en çok dikkatimi çeken satır, Kritias'ın başında geçiyor. Tanrılar, dünyayı kura çekerek aralarında paylaşıyor; Poseidon'a Atlantis adası düşüyor. Bu sahneyi okuduğumda hemen bir Mezopotamya metnini hatırladım.

Atrahasis Destanı'nın açılışında, büyük tanrılar da dünyayı kura çekerek paylaşıyor. Anu göğe çıkıyor, Enlil yeryüzünü alıyor, Enki ise Abzu'ya, yeraltı sularına iniyor. "Kurayı çektiler, tanrılar paylaştılar" diye anlatılıyor bu an. Homeros'un İlyada'sında da benzer bir sahne var: Zeus göğü, Poseidon denizi, Hades yeraltını kura ile alıyor.

Bu benzerlik, forumlarda bazen Atlantis'in Mezopotamya kökenli olduğunun kanıtı olarak sunuluyor. Akademisyenler ise bunu, Doğu Akdeniz ve Mezopotamya arasındaki kültürel etkileşimin bir izi olarak görüyor. Walter Burkert'in "The Orientalizing Revolution" adlı kitabı, Yunan mitolojisindeki birçok motifin Yakın Doğu'dan geldiğini ayrıntılı olarak gösteriyor. M. L. West de "The East Face of Helicon" kitabında, Homeros ve Hesiodos'un Mezopotamya ve Anadolu edebiyatıyla olan bağlarını inceliyor.

Yani evet, Atlantis hikâyesinde Mezopotamya'dan gelen bir motif olabilir. Ama bu, Atlantis'in Anunnaki tarafından kurulduğu anlamına gelmiyor; bir hikâye motifinin bir kültürden ötekine geçtiği anlamına geliyor.

Donnelly'nin icadı

Atlantis'in modern popüler kültüre girişi, Amerikalı politikacı ve yazar Ignatius Donnelly'nin 1882'de yayımladığı "Atlantis: The Antediluvian World" kitabıyla başlıyor. Donnelly, Atlantis'in gerçek bir kıta olduğunu, dünyanın bütün uygarlıklarının kaynağı olduğunu ve tufan anlatılarının Atlantis'in batışını hatırladığını öne sürdü. Mısır ile Mayalar arasındaki benzerlikleri, Atlantis'ten yayılan ortak bir kültürün kanıtı olarak sundu.

Donnelly'nin kitabı, sonraki yüzyılın bütün Atlantis anlatılarının şablonunu oluşturdu. Teozofi hareketi, Edgar Cayce'nin okumaları ve sonunda Anunnaki anlatıları, bu şablonun üzerine eklendi. Anunnaki ile Atlantis'in birleşmesi, Platon'dan değil, Donnelly'den başlayan bu zincirin son halkası.

Dokuz bin yıl sorunu

Platon'un metninde Atlantis'in batışı, Solon'un zamanından dokuz bin yıl öncesine yerleştiriliyor. Forumlarda bu sayı, Atlantis'i buzul çağının sonuna, hatta Göbeklitepe'nin dönemine bağlamak için sık sık kullanılıyor. Ama bu sayının da bir sorunu var. Platon'a göre Atlantis'e karşı direnen eski Atina, o dönemde güçlü ve örgütlü bir devletti. Oysa arkeolojik olarak dokuz bin yıl önce Atina'nın bulunduğu yerde bir devlet yoktu; Yunanistan'da o dönemde avcı-toplayıcı topluluklar ve ilk tarım köyleri vardı.

Yani Platon'un sayısını harfiyen alırsak, Atlantis'in rakibi olan Atina'yı da harfiyen almamız gerekir ve bu da imkânsız bir tablo ortaya çıkarır. Bazı araştırmacılar, sayının Mısır'dan Yunanca'ya aktarılırken bir hata sonucu on kat büyütüldüğünü öne sürdü; dokuz yüz yıl olsaydı, tarih Thera patlamasının dönemine yaklaşırdı. Bu da bir spekülasyon; ama en azından metnin kendi iç tutarlılığını korumaya çalışan bir spekülasyon.

Ben bu tartışmayı okurken, bir sayının bir hikâyede ne kadar ağır bir yük taşıyabildiğini düşünmüştüm. Platon için dokuz bin yıl, belki de yalnızca "çok, çok eski" demenin bir yoluydu. Bizim için ise bir tarih, bir koordinat, bir kanıt. Siz eski metinlerdeki büyük sayıları harfiyen mi okursunuz, yoksa bir vurgu olarak mı?

Thera ve Minos

Atlantis'in gerçek bir olaya dayanıp dayanmadığı sorusu, akademik çevrelerde de tartışıldı. Yunan arkeolog Spyridon Marinatos, 1930'larda, Santorini adasındaki büyük volkanik patlamanın ve Girit'teki Minos uygarlığının çöküşünün, Atlantis hikâyesine ilham vermiş olabileceğini öne sürdü. Marinatos, 1960'larda Santorini'de Akrotiri kentini kazdı ve volkanik külün altında olağanüstü korunmuş evler, freskler ve sokaklar buldu.

Bu öneri hâlâ tartışmalı, ama en azından gerçek bir arkeolojik alana ve gerçek bir felakete dayanıyor. Akrotiri'nin freskleri, bir deniz uygarlığının renkli yaşamını gösteriyor: gemiler, yunuslar, balıkçılar, çiçek toplayan kadınlar. Bu freskleri gördüğümde, Atlantis'i aramak için uzaya değil, Ege'nin kendi derinliklerine bakmanın daha anlamlı olduğunu düşünmüştüm.

Tanrılar arasındaki ilişki

Platon'un Atlantis'inde tanrılar arasındaki ilişki, bir paylaşım ve bir yargı ilişkisi. Poseidon adayı alıyor, soyunu oraya yerleştiriyor; Zeus ise sonunda bu soyun kibrini cezalandırmak için tanrıları topluyor. Mezopotamya'da da benzer bir yapı var: Tanrılar meclisi, insanların gürültüsü ya da günahları yüzünden bir felaket kararı alıyor. Ama Mezopotamya'da bu kararın arkasında Enlil, ona karşı çıkan ise Enki. Platon'un hikâyesinde ise Atlantis'i savunan bir tanrı yok; Poseidon bile sessiz.

Akademik okuma

Akademisyenler, Atlantis'i büyük ölçüde Platon'un bir kurgusu olarak görüyor. Sümerologlar ise Mezopotamya metinlerinde Atlantis'e benzeyen bir adadan söz edilmediğini belirtiyor. Tufan anlatıları, Mezopotamya'nın kendi nehir taşkınlarıyla ilişkilendiriliyor; denize gömülen bir kıtayla değil.

Sitchin'in okuması

Sitchin, Atlantis'e kitaplarında geniş bir yer ayırmadı. Onun tufan anlatısı, Antarktika'daki buz tabakasının kayması gibi kendine özgü bir senaryoya dayanıyordu. Atlantis ile Anunnaki'nin birleştirilmesi, Sitchin'den çok, onun okurlarının ve yeni çağ yazarlarının işi.

Forumlarda

Forumlarda Atlantis'in yeri hakkında sayısız öneri var: Atlantik Okyanusu, Antarktika, Karadeniz, Bahamalar, hatta Türkiye'de bazı göller. Kimi kullanıcılar bu önerileri bir haritada topluyor; harita, neredeyse bütün dünyayı kaplıyor. Bu harita, bence Atlantis'in neden bulunamadığını çok iyi açıklıyor: Herkes onu kendi hayal ettiği yerde arıyor.

SohbeX teorisi

Spekülasyon olarak okuyun. Bana öyle geliyor ki Atlantis ile Anunnaki'nin bu kadar kolay birleşmesinin nedeni, ikisinin de aynı özlemi taşıması: kaybolmuş bir altın çağ. İnsanlar, geçmişte bir yerde her şeyin daha iyi, daha bilge, daha güçlü olduğu bir zaman olduğuna inanmak istiyor. Platon bu özlemi bir felsefe hikâyesine dönüştürdü; modern anlatılar ise onu bir uzay hikâyesine.

Bu bir yorum; kesin bir bilgi değil.

Platon'un yarım kalan diyaloğu, belki de Atlantis'in en dürüst hâli: Zeus konuşmaya başlıyor ve metin susuyor. Gerisini, yirmi dört yüzyıldır, her okur kendisi tamamlıyor.

Size soru

Platon'un "Timaios" ve "Kritias" diyaloglarını okudunuz mu? Tanrıların kura ile dünyayı paylaşması motifi size ne düşündürüyor? Atlantis'i siz nerede hayal ediyorsunuz? Akrotiri'yi ziyaret eden var mı? Yorumlarda paylaşın.

Bir sonraki yazıda laboratuvara geçeceğim: Anunnaki genlerini kanıtladığı iddia edilen DNA testlerine.

Siz o yarım cümleyi nasıl bitirirdiniz? Merak ediyorum. Yanıtlarınızı yorumlarda bekliyorum.

❤ 0 beğeni💬 0 yorumBeğenmek ve yorum yapmak için giriş yap