Asurolog olmak: bir uzmanın yetişme yolu
Anunnaki tartışmalarında, "akademisyenler" kelimesi, sıkça geçiyor. Bazen eleştiriyle, bazen saygıyla, bazen de şüpheyle. Ama bir Asurologun, aslında nasıl yetiştiğini, hangi dilleri öğrendiğini ve yıllarını neye harcadığını, pek az kişi biliyor. Bu sayfada, bu sorunun cevabını aramak istiyorum.
Bir insan, çivi yazısını okuyabilen bir uzman haline gelmek için, ne kadar çalışmak zorunda? Hangi okullarda, hangi kitaplarla eğitim alıyor? Ve Türkiye'de, bu yolda yürümek mümkün mü? Siz, birkaç bin yıllık bir dili öğrenmek için, kaç yılınızı vermeye hazır olurdunuz?
Bir disiplinin adı
Asuroloji, adını, Asur'dan alıyor. Bu, alanın tarihinden kaynaklanan, biraz yanıltıcı bir isim. On dokuzuncu yüzyılda, ilk büyük kazılar, Ninova ve Nimrud gibi Asur şehirlerinde yapıldı ve ilk okunan metinler, Asur kraliyet yazıtlarıydı. Bu yüzden, alan, Asuroloji olarak adlandırıldı. Ama bugün, Asuroloji, Sumer, Akad, Babil, Asur ve çivi yazısını kullanan diğer kültürlerin tamamını kapsıyor.
Türkiye'de, bu alan, iki ayrı bölüm halinde örgütlenmiş: Sümeroloji ve Asuroloji. Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi'nde, 1930'larda kurulan Sümeroloji bölümü, Türkiye'deki bu alandaki çalışmaların merkezi oldu. Bu bölümün kuruluşunda, Benno Landsberger gibi, Nazi Almanyası'ndan kaçan Alman akademisyenler, önemli katkılarda bulundu.
Diller
Bir Asurolog, birden fazla dil öğrenmek zorunda. İlk ve en önemli dil, Akadca. Akadca, bir Sami dili ve Arapça, İbranice ve Aramice ile akraba. Akadca'nın, binlerce yıllık tarihi boyunca, farklı lehçeleri ve dönemleri var: Eski Akadca, Eski Babilce, Eski Asurca, Orta Babilce, Orta Asurca, Yeni Babilce, Yeni Asurca ve Geç Babilce. Bir Asurolog, bu dönemlerin hepsini, en azından okuyabilecek düzeyde öğrenmeli.
İkinci dil, Sumerce. Sumerce, bilinen hiçbir dille akraba olmayan, yalınkat bir dil. Gramer yapısı, Akadca'dan çok farklı ve öğrenilmesi, çok daha zor. Sumerce'nin gramer yapısı üzerinde, akademisyenler arasında, bugün bile, tartışmalar sürüyor.
Bunların yanında, bir Asurolog, genellikle, Almanca, Fransızca ve İngilizce bilmek zorunda. Çünkü Asuroloji literatürünün büyük bir kısmı, bu dillerde yazılmış. Özellikle, on dokuzuncu ve yirminci yüzyılın başlarında, Almanca, alanın baskın diliydi. Bazı uzmanlar, Hititçe, Hurrice, Elamca ya da Ugaritçe gibi, çivi yazısını kullanan diğer dilleri de öğreniyor.
İşaretler
Dil öğrenmek, yolun sadece bir parçası. Asurolog, aynı zamanda, çivi yazısının işaretlerini öğrenmek zorunda. Çivi yazısında, yüzlerce farklı işaret var ve bu işaretlerin çoğunun, birden fazla okunuşu var. Bir işaret, bir hece, bir kelime ya da sadece bir belirleyici olarak kullanılabiliyor.
Ayrıca, işaretlerin şekli, dönemden döneme ve bölgeden bölgeye değişiyor. Eski Babil dönemindeki bir işaret, Yeni Asur dönemindeki aynı işaretten, çok farklı görünebiliyor. Bir Asurolog, bu farklı yazı biçimlerini, yani paleografyayı, öğrenmek zorunda.
Bu işaretleri öğrenmek için, genellikle, Rykle Borger'in "Mesopotamisches Zeichenlexikon" adlı işaret listesi gibi başvuru kitapları kullanılıyor. Öğrenciler, bu listeleri, yıllarca, yanlarında taşıyor. Listenin sayfaları, zamanla, notlarla ve işaretlerle doluyor.
Sözlükler
Akadca ve Sumerce öğrenmek için, büyük sözlük projeleri vazgeçilmez. Chicago Üniversitesi'nin Asur Sözlüğü, yani Chicago Assyrian Dictionary, alanın en büyük projelerinden biri. 1921'de başlatılan bu proje, yaklaşık doksan yıl sonra, 2010'da tamamlandı. Sözlük, yirmi altı ciltten oluşuyor ve bugün, internette, ücretsiz olarak erişilebilir.
Wolfram von Soden'in "Akkadisches Handwörterbuch" adlı Almanca sözlüğü de, alanın, vazgeçilmez başvuru eserlerinden biri. Sumerce için ise, Pennsylvania Üniversitesi'nin Sumer Sözlüğü projesi, uzun süre devam etti; ama bu proje, Akadca sözlüğü kadar kapsamlı bir şekilde tamamlanmadı.
Eğitim süreci
Bir Asurologun eğitimi, genellikle, lisans düzeyinde başlıyor. Bazı üniversitelerde, Asuroloji, ayrı bir lisans programı olarak sunuluyor; bazılarında ise, Ortadoğu çalışmaları, arkeoloji ya da tarih programlarının bir parçası olarak. Lisans döneminde, öğrenciler, Akadca'nın gramerini, çivi yazısının işaretlerini ve Mezopotamya tarihini öğreniyor.
Yüksek lisans ve doktora dönemlerinde, öğrenciler, belirli bir alanda uzmanlaşıyor. Bazıları, Sumer edebiyatına, bazıları Asur kraliyet yazıtlarına, bazıları ise, ekonomik ve idari metinlere odaklanıyor. Doktora tezi, genellikle, belirli bir metin grubunun yayınlanmasını ya da belirli bir konunun incelenmesini içeriyor.
Bir Asurologun, bağımsız bir uzman olarak çalışmaya başlaması, genellikle, on yıl ya da daha uzun bir eğitim sürecinin ardından mümkün oluyor. Ve bu eğitim, aslında, hiç bitmiyor. Her yeni tablet, her yeni metin, yeni sorular ve yeni öğrenme fırsatları getiriyor.
Önemli merkezler
Dünyada, Asuroloji eğitimi veren, önemli merkezler var. Chicago Üniversitesi'nin Doğu Enstitüsü, Pennsylvania Üniversitesi, Yale Üniversitesi, Oxford ve Cambridge üniversiteleri, Münih'teki Ludwig Maximilian Üniversitesi, Heidelberg Üniversitesi ve Leiden Üniversitesi, bu merkezlerin bazıları.
Türkiye'de ise, Ankara Üniversitesi DTCF'nin yanı sıra, birkaç başka üniversitede de, Sümeroloji, Asuroloji ya da Eskiçağ Tarihi bölümlerinde, çivi yazısı eğitimi veriliyor. Türkiye, Kültepe tabletleri gibi büyük arşivlere ev sahipliği yaptığı için, özellikle Eski Asurca alanında, önemli bir uzman birikimine sahip.
İlk ders kitabı
Bugün, Akadca öğrenmeye başlayan bir öğrencinin, büyük ihtimalle elinde tuttuğu kitap, John Huehnergard'ın "A Grammar of Akkadian" adlı eseri. Bu kitap, Eski Babilce'yi, adım adım öğreten, alıştırmalarla dolu bir ders kitabı. Öğrenciler, ilk derslerde, basamak basamak, isim çekimlerini, fiil kalıplarını ve ilk işaretleri öğreniyor.
Kitabın ilerleyen bölümlerinde, öğrenciler, Hammurabi Kanunları'ndan ve Eski Babil mektuplarından seçilmiş, kısa parçaları okumaya başlıyor. Bir öğrencinin, ilk kez, gerçek bir kanun maddesini, kendi başına çözdüğü an, bu yolculuğun, en ödüllendirici anlarından biri olarak anlatılıyor.
Sumerce için, böyle tek bir standart ders kitabı yok. Dietz Otto Edzard'ın gramer kitabı ve Bram Jagersma'nın kapsamlı Sumerce grameri, en çok başvurulan eserler arasında. Ama Sumerce'nin yapısı üzerindeki tartışmalar nedeniyle, farklı kitaplar, bazı konularda, farklı açıklamalar sunuyor.
Okuma grupları
Asuroloji eğitiminin, kitaplarda yazmayan bir yanı da var: okuma grupları. Birçok üniversitede, öğrenciler ve hocalar, haftada bir, bir araya gelerek, bir metni, satır satır birlikte okuyor. Bu toplantılarda, bir işaretin okunuşu, bir kelimenin anlamı ya da bir cümlenin yapısı, uzun uzun tartışılıyor. Bu gelenek, bilginin, kuşaktan kuşağa aktarılmasının, en canlı yollarından biri. Bir metni, bir masanın etrafında, birlikte çözmeye çalışmak, size de cazip gelir miydi?
Tanrılar arasındaki ilişki
Mezopotamya'da da, yazı öğrenmek, uzun ve zorlu bir süreçti. Kâtip okullarına, Sumerce'de "edubba", yani "tablet evi" deniyordu. Bu okullarda, öğrenciler, yıllarca, işaretleri kopyalıyor, kelime listelerini ezberliyor ve edebi metinleri yeniden yazıyordu.
Kâtiplerin koruyucu tanrıçası, Nisaba'ydı. Nisaba, aynı zamanda, tahılın ve hesabın tanrıçasıydı. Birçok Sumer edebi metninin sonunda, "Nisaba'ya övgüler olsun" ifadesi yer alıyor. Daha sonraki dönemlerde, Nabu, yazının ve bilgeliğin tanrısı olarak, Nisaba'nın yerini aldı.
Akademik okuma
Asuroloji, küçük ama son derece uluslararası bir alan. Dünya çapındaki Asurologlar, her yıl, Rencontre Assyriologique Internationale adlı bir konferansta bir araya geliyor. Bu konferans, alanın, en önemli buluşma noktalarından biri.
Alanın küçüklüğü, bazı sorunlar da yaratıyor. Akademik kadrolar sınırlı ve her yıl, doktorasını bitiren genç Asurologların, kalıcı bir iş bulması, kolay değil. Bazı üniversitelerde, Asuroloji bölümleri, bütçe kesintileri nedeniyle kapatıldı ya da küçültüldü. Bu durum, yayınlanmayı bekleyen yüz binlerce tablet düşünüldüğünde, alanın geleceği için, ciddi bir endişe kaynağı. Bir yandan, dijital projeler, tabletleri herkese açıyor; öte yandan, onları okuyabilecek uzmanların sayısı, artmak yerine, bazı ülkelerde azalıyor. Bu çelişki, Asurolojinin, bugün karşı karşıya olduğu en büyük sınavlardan biri.
Sitchin'in okuması
Sitchin, kendisini, Sumerce ve Akadca bilen biri olarak sundu. Ama akademik çevreler, onun, bu dilleri, bir Asurolog düzeyinde bilmediğini, sıkça vurguladı. Sitchin'in çevirileri, genellikle, kelimelerin etimolojisine dayalı, serbest yorumlar içeriyordu.
Bir Asurologun, on yılı aşan eğitim sürecini bilmek, bu eleştirinin, neden bu kadar yaygın olduğunu anlamaya yardımcı oluyor.
Forumlarda
Forumlarda, "akademisyenler ne biliyor ki" türünden yorumlar, sıkça görülüyor. Bu yorumlar, bir uzmanın, yıllarca harcadığı emeği, görmezden geliyor.
Bence bir Asurologun eğitimini bilmek, onların yorumlarına, daha fazla saygı duymamızı sağlayabilir; ama bu, onların her söylediğine, sorgulamadan inanmamız gerektiği anlamına gelmiyor.
SohbeX teorisi
Spekülasyon olarak okuyun. Bence Asurologlar, bir bakıma, Mezopotamya kâtiplerinin, modern mirasçıları. Onlar da, yıllarca, işaret listelerini ezberliyor, metinleri kopyalıyor ve kelimelerin anlamları üzerine tartışıyor. Belki de, bir Asurologun masasına bakmak, bir edubbanın içine bakmak gibi.
Bu bir yorum; kesin bir bilgi değil.
Size soru
Çivi yazısını öğrenmek ister miydiniz? Bir Asurologun eğitim sürecini, nasıl değerlendiriyorsunuz? Yorumlarda yazın.
Giriş yap