Giriş yap
🏺 Anunnaki

Aşur: kentiyle aynı adı taşıyan tanrı

Mezopotamya'nın tanrılarının çoğu, bir kentin koruyucusuydu: Nanna Ur'un, Enlil Nippur'un, Enki Eridu'nun, Marduk Babil'in. Ama bir tanrı, bundan da öteye gidiyordu. Aşur tanrısı, kentiyle aynı adı taşıyordu; tanrı ile kent arasında bir ayrım yapmak neredeyse imkânsızdı. Ve bu kentin adı, bir imparatorluğa, Asur'a dönüştü.

Aşur, Asur İmparatorluğu'nun baş tanrısıydı. Asur kralları, onun adına savaştı, onun adına yönetti ve kendilerini onun rahibi olarak tanıttı. Ama Aşur, diğer Mezopotamya tanrılarından çok farklıydı: bir ailesi, bir mitolojisi, hatta belirgin bir kişiliği bile yoktu. Ben bu tanrıyı incelerken, bir tanrının bir yerin kendisi olabileceği fikrinin, bizim tanrı anlayışımızdan ne kadar uzak olduğunu düşünüyorum.

Kent ve dağ

Aşur kenti, Dicle'nin batı kıyısında, bugün Kal'at Şerkat olarak bilinen yerde bulunuyordu. Kent, nehrin üzerinde yükselen kayalık bir çıkıntının üzerine kurulmuştu. Bazı araştırmacılar, Aşur tanrısının başlangıçta bu kayalık tepenin kendisinin kutsallaştırılmış biçimi olduğunu öne sürüyor. Bu görüşe göre, tanrı, kentin üzerine kurulduğu dağdı.

Bu yorum, Aşur'un tapınağının adıyla da destekleniyor. Tapınağın Sümerce adlarından biri, "E-hursag-kurkurra", "tüm ülkelerin dağının evi" anlamına geliyordu. Bu ad, aynı zamanda Nippur'daki Enlil tapınağıyla da bağlantılı bir ifade olarak yorumlanıyor.

Aşur kenti, 1903 ile 1914 arasında, Alman arkeolog Walter Andrae yönetiminde kazıldı. Bu kazılarda Aşur tapınağı, ziggurat, saraylar ve kraliyet mezarları ortaya çıkarıldı. Kazılarda bulunan çok sayıda tablet, Asur dininin ve tarihinin anlaşılmasına büyük katkı sağladı. Kal'at Şerkat, 2003'te UNESCO Dünya Mirası Listesi'ne alındı ve aynı yıl bir baraj projesi nedeniyle tehlike altındaki miras listesine de eklendi.

Ailesiz bir tanrı

Mezopotamya tanrılarının çoğunun bir ailesi vardı: eşleri, çocukları, ebeveynleri. Enlil'in eşi Ninlil, oğlu Ninurta'ydı; Enki'nin eşi Damgalnunna, oğlu Marduk'tu. Bu aile ilişkileri, mitlerin ve tanrılar arasındaki ilişkilerin ana dokusunu oluşturuyordu.

Aşur ise başlangıçta ailesiz görünüyor. Eski Asur dönemine ait metinlerde, Aşur'un bir eşi ya da çocukları hakkında bilgi yok. Ayrıca Aşur'un nasıl göründüğüne dair bir tasvir de yok; diğer tanrıların aksine, Aşur'un insan biçiminde bir heykeli olup olmadığı bile tartışmalı.

Bu durum, zamanla değişti. Asur İmparatorluğu genişledikçe, Aşur, Mezopotamya'nın geleneksel tanrılar dünyasına uyarlanmaya başladı. Aşur, Enlil ile özdeşleştirildi ve Enlil'in eşi Ninlil, Asurca adıyla Mullissu, Aşur'un eşi olarak kabul edildi. Enlil'in oğlu Ninurta da Aşur'un oğlu olarak görülmeye başlandı.

Bir tanrının, sonradan bir aileye kavuşması, size nasıl görünüyor?

Tanrılar arasındaki ilişki: Aşur, Enlil ve Anşar

Aşur'un Mezopotamya tanrılar dünyasındaki konumu, Asur'un siyasi gücüyle birlikte yükseldi. Orta Asur döneminde, MÖ on üçüncü yüzyıldan itibaren, Aşur "Asur'un Enlil'i" olarak anılmaya başladı. Enlil, Sümer geleneğinde tanrıların kralıydı; Aşur'un onunla özdeşleştirilmesi, Asur'un tanrısının da tanrıların kralı olduğu anlamına geliyordu.

Yeni Asur döneminde, Aşur bir adım daha yükseltildi. Asurlu yazıcılar, Aşur adını bazen "An-şar" olarak yazdı. Anşar, Enuma Eliş'te, Anu'nun babası, yani tanrıların en eski kuşaklarından biri olarak geçiyordu. Bu yazım, Aşur'u yalnızca tanrıların kralı değil, en yaşlı tanrılardan biri haline getiriyordu.

Bu süreçte, Babil'in tanrısı Marduk ile Aşur arasında bir rekabet de yaşandı. Babil'in yaratılış destanı Enuma Eliş'in Asur versiyonunda, Marduk'un adı Aşur ile değiştirildi. Ninova'da ve Aşur'da bulunan bu kopyalarda, Tiamat'ı yenen ve evreni düzenleyen tanrı, Marduk değil Aşur. Bu, iki imparatorluğun tanrılarının, aynı mit üzerinden üstünlük yarışına girdiğini gösteriyor.

Kral, Aşur'un rahibi

Asur kraliyet ideolojisinde, gerçek kral Aşur'du. İnsan kral, Aşur'un temsilcisi, onun rahibi ve vekiliydi. Asur kralları, unvanlarında kendilerini "Aşur'un vekili" ve "Aşur'un rahibi" olarak tanıtıyordu.

Orta Asur dönemine ait bir taç giyme töreni metni, bu ilişkiyi açıkça gösteriyor. Törende, rahip, "Aşur kraldır, Aşur kraldır" diye bağırıyordu. Yani tören, insan kralın değil, tanrının krallığının ilanıydı. İnsan kral, tanrının krallığını yeryüzünde uygulamakla görevlendiriliyordu.

Asur kralları, seferlerini de Aşur adına yaptı. Yıllıklarda, kralların "Aşur'un emriyle" savaşa çıktığı, düşmanlarına "Aşur'un korkunç ihtişamını" yaydığı ve fethedilen halklara "Aşur'un boyunduruğunu" yüklediği anlatılıyor. Fethedilen topraklar, Aşur'un toprakları olarak kabul ediliyordu.

Kanatlı kurs

Asur sanatında, bazı kabartmalarda kanatlı bir kursun içinde ya da üzerinde, bir insan figürü görülüyor. Bu figür, genellikle yay tutuyor ya da bir el hareketiyle kutsuyor. Birçok araştırmacı, bu figürün Aşur'u temsil ettiğini düşünüyor. Ama bazı araştırmacılar, figürün güneş tanrısı Şamaş olduğunu öne sürüyor.

Bu tartışma, Aşur'un görsel bir tasvirinin olup olmadığı sorusuyla bağlantılı. Eğer kanatlı kurs Aşur'u temsil ediyorsa, Aşur'un en azından sembolik bir biçimi vardı. Daha sonra, Pers döneminde, benzer bir kanatlı kurs figürü, Persepolis ve Behistun'da da görülüyor; bu figürün Ahura Mazda'yı mı yoksa başka bir kavramı mı temsil ettiği de tartışılıyor.

Tüccarların tanrısı ve yemin

Aşur'un en eski izlerinden bazıları, Asur kentinin kendisinden değil, Anadolu'dan geliyor. MÖ yirminci ve on dokuzuncu yüzyıllarda, Asurlu tüccarlar Kayseri yakınlarındaki Kaniş'te, bugünkü Kültepe'de, bir ticaret kolonisi kurmuştu. Kültepe'de bulunan binlerce tablet, bu tüccarların yazışmalarını, sözleşmelerini ve mahkeme kayıtlarını içeriyor.

Bu tabletlerde Aşur, tüccarların en çok andığı tanrı. Davalarda yeminler, "Aşur'un hançeri" ya da "Aşur'un sembolü" önünde ediliyordu. Bu sembolün tam olarak ne olduğu bilinmiyor; ama yemin törenlerinde fiziksel bir nesne olarak kullanıldığı anlaşılıyor. Tüccarların mektuplarında, Aşur'un ve Asur kentinin adının birlikte anılması, tanrı ile kentin ayrılmazlığını bir kez daha gösteriyor.

Bu dönemde Aşur kentinin yöneticileri, kendilerini kral olarak değil, "Aşur'un vekili" olarak tanıtıyordu. Kentin gerçek kralının tanrı olduğu düşüncesi, bu en eski dönemde bile vardı. Kentin yönetiminde, yaşlılar meclisi ve bir kent yönetimi de söz sahibiydi.

Bin yıl sonra, Yeni Asur döneminde, Asarhaddon'un vasal krallarla yaptığı antlaşmalarda da Aşur'un adı en başta geçiyor. Bu antlaşmaları bozan kişiye, Aşur'un ve diğer büyük tanrıların lanetleri yağdırılıyor. Yani Aşur, Kültepe'deki tüccarların yemin tanrısından, imparatorluk antlaşmalarının bekçisine dönüştü; ama her iki durumda da sözün ve anlaşmanın koruyucusu olarak kaldı.

Bir tanrının, ticaretin ve antlaşmaların güvencesi olması, sizce onun imparatorluk tanrısı olmasını kolaylaştırdı mı?

Akademik okuma

Akademik çevrelerde Aşur, Mezopotamya'nın en sıra dışı tanrılarından biri olarak inceleniyor. Araştırmacılar, Aşur'un bir kent tanrısından bir imparatorluk tanrısına dönüşümünü, siyasi gücün dini düşünceyi nasıl şekillendirdiğinin bir örneği olarak görüyor. Wilfred Lambert ve başka araştırmacılar, Aşur'un Enlil ve Anşar ile özdeşleştirilmesini ayrıntılı biçimde inceledi.

Bazı araştırmacılar, Asur dininde bir tür "tek tanrıcılığa" yönelim olduğunu, Aşur'un diğer tanrıları kapsayan yüce bir tanrı haline geldiğini öne sürdü. Bu görüş tartışmalı; çoğu araştırmacı, Asur dininin çok tanrılı kaldığını, ama Aşur'un diğer tanrıların üzerinde özel bir konuma sahip olduğunu düşünüyor.

Asur'un yıkılmasından sonra Aşur'a tapınma tamamen bitmedi; Aşur kentinde, Part döneminde bile tanrının adının anıldığı yazıtlar bulundu.

Sitchin'in okuması

Sitchin, Aşur'u, Anunnaki'den biriyle özdeşleştirmeye çalıştı. Sitchin'in okumasında, Asur'un Aşur'u, Enlil ya da onun soyundan bir tanrının bölgesel adı olarak görülebiliyordu. Kanatlı kurs ise, Sitchin ve izleyicileri tarafından, Anunnaki'nin gökyüzündeki araçlarının ya da Nibiru gezegeninin bir simgesi olarak yorumlandı.

Ancak Aşur'un tarihsel gelişimi, onun başlangıçta yerel bir kent tanrısı olduğunu, Enlil ile özdeşleştirilmesinin ise siyasi bir süreçle, sonradan gerçekleştiğini gösteriyor.

Forumlarda

Forumlarda Aşur, genellikle Asur İmparatorluğu'nun askeri gücü tartışmalarında anılıyor. Bazı kullanıcılar, kanatlı kurs simgesini, Zerdüştlükteki Faravahar simgesiyle karşılaştırıyor ve iki simge arasındaki bağlantıyı tartışıyor.

Diğer başlıklarda ise günümüz Süryani ve Asuri toplulukları, Aşur'un adını ve Asur mirasını kendi kimliklerinin bir parçası olarak anıyor.

SohbeX teorisi

Spekülasyon olarak okuyun. Bana öyle geliyor ki Aşur, bir tanrının bir imparatorluğun ihtiyaçlarına göre nasıl yeniden yazılabileceğinin en açık örneği. Başlangıçta bir kayalık tepenin ruhu olan bir tanrı, imparatorluk büyüdükçe önce Enlil'in yerine, sonra Anşar'ın yerine, sonra da Marduk'un destanının kahramanı yerine kondu. Her yükseliş, Asur'un yeni bir zaferine karşılık geliyordu.

Belki de Aşur'un ailesiz ve yüzsüz olması, onu bu kadar esnek yapan şeydi. Kişiliği olmayan bir tanrı, imparatorluğun istediği her rolü üstlenebilirdi.

Bu bir yorum; kesin bir bilgi değil.

Size soru

Bir tanrının bir kentle aynı adı taşıması size ne düşündürüyor? Aşur'un sonradan Enlil ile özdeşleştirilmesini nasıl yorumlarsınız? Sizce kişiliği belirsiz bir tanrı, daha mı güçlü yoksa daha mı zayıftır? Yorumlarda yazın.

❤ 0 beğeni💬 0 yorumBeğenmek ve yorum yapmak için giriş yap