Giriş yap
🏺 Anunnaki

Astronomik günlükler: Babillilerin altı yüz yıllık gözlem defteri

MÖ 652 civarından MÖ birinci yüzyıla kadar, yaklaşık altı yüz yıl boyunca, Babil'de bir grup gözlemci, her gece gökyüzüne baktı ve gördüklerini yazdı. Ayın konumu, gezegenlerin yıldızlara yakınlığı, bulutlar, rüzgârlar, yağmur. Ama yalnızca bunları değil: arpanın, hurmanın, susamın, yünün fiyatını; Fırat'ın su seviyesini; kentte olan önemli olayları da.

Bu kayıtlar, akademisyenlerin "astronomik günlükler" adını verdiği tabletlerde toplanıyor. Bilinen en uzun kesintisiz bilimsel gözlem dizisi olarak anılıyor. Altı yüz yıl boyunca, aynı işi yapan, kuşaktan kuşağa bilgiyi aktaran bir gözlemci topluluğu hayal edin. Siz, bir işi, kaç kuşak boyunca sürdürebilecek bir kuruluşa güvenirdiniz?

Sachs ve Hunger'in yayını

Astronomik günlüklerin büyük bir kısmı, British Museum'da korunuyor. Bu tabletlerin çoğu, 1870'lerde ve 1880'lerde, Babil'den, kaçak kazılar ve satın almalar yoluyla müzeye geldi. Tabletlerin kesin buluntu yerleri bilinmiyor; ama büyük olasılıkla, Babil'deki Esagila tapınağının çevresinden geliyorlar.

Bu tabletlerin yayımlanması, uzun bir süreç oldu. Abraham Sachs, 1950'lerden itibaren, tabletlerin kopyalarını hazırlamaya başladı. Sachs'ın 1983'teki ölümünden sonra, çalışmayı Hermann Hunger sürdürdü. "Astronomical Diaries and Related Texts from Babylonia" başlıklı dizi, 1988'den itibaren, Avusturya Bilimler Akademisi tarafından yayımlandı. Dizinin ilk üç cildi, günlükleri tarihe göre sıralıyor; sonraki ciltler, ilgili astronomik metinleri içeriyor.

Bu yayın, onlarca yıllık bir emeğin ürünü. Binlerce kırık tablet parçası, tek tek okunup, tarihlendirilip, birleştirildi.

Bir günlükte neler var?

Günlükler, genellikle, altı ya da yedi aylık dönemleri kapsıyor. Her ay için, gece gece, ayın ve gezegenlerin konumları kaydediliyor. Örneğin: "Gecenin başında, ay, Jüpiter'in bir arşın altındaydı." Burada "arşın", gökyüzünde açı ölçmek için kullanılan bir birim; yaklaşık iki ya da iki buçuk dereceye karşılık geliyor.

Her ayın sonunda, o ay içindeki piyasa fiyatları veriliyor. Fiyatlar, bir şekel gümüşle alınabilen mal miktarı olarak yazılıyor. Örneğin: "O ay, bir şekel gümüşle, şu kadar arpa, şu kadar hurma alınabiliyordu." Bu fiyatlar, ekonomi tarihçileri için, olağanüstü bir veri kaynağı.

Ardından, Fırat'ın su seviyesi kaydediliyor: "Nehir, o ay, şu kadar yükseldi" ya da "şu kadar alçaldı." Son olarak, kentte ya da ülkede olan önemli olaylar aktarılıyor.

Tarihin tanığı olarak günlükler

Günlüklerin olay kayıtları, bazen, başka hiçbir kaynakta bulunmayan bilgiler veriyor. Örneğin, MÖ 331'de, Gaugamela savaşı, günlüklerde kaydedilmiş. Günlüğe göre, Büyük İskender'in ordusu ile Pers kralı III. Darius'un ordusu karşı karşıya geldi ve Darius'un askerleri, onu bırakıp kaçtı. Bu kayıt, savaştan birkaç gün önce görülen bir ay tutulmasından da söz ediyor. Bu tutulma, savaşın tarihini, kesin olarak belirlemeyi sağladı.

Yine günlüklerde, Büyük İskender'in MÖ 323'te Babil'de ölümü de kaydedilmiş: "Kral öldü." Bu kısa cümle, büyük bir imparatorluğun kurucusunun ölümünü, bir astronomik gözlemin yanında, sıradan bir olay gibi aktarıyor.

Günlükler, Selevkos döneminde, kentteki salgınları, yangınları, kıtlıkları ve siyasi karışıklıkları da kaydediyor. Bu kayıtlar, Babil'in Helenistik dönemdeki yaşamına dair, eşsiz bir pencere sunuyor.

Neden fiyatlar ve nehir?

Gökyüzü gözlemlerinin yanında, fiyatların ve nehir seviyesinin neden kaydedildiği, akademisyenler arasında tartışılıyor. Bir görüşe göre, gözlemciler, gökteki olaylarla yeryüzündeki olaylar arasında bir ilişki arıyordu. Örneğin, belirli bir gezegen konumunun, arpa fiyatını etkileyip etkilemediğini görmek istiyorlardı. Bu durumda, günlükler, bir tür veri tabanı işlevi görüyordu.

Bu görüş, Enuma Anu Enlil geleneğiyle uyumlu. O gelenekte de, gökteki işaretler, ülkenin bolluk ya da kıtlık yaşayacağını haber veriyordu. Günlükler, bu işaretlerin gerçekten bu sonuçları doğurup doğurmadığını sınamak için tutulmuş olabilir.

Tanrılar arasındaki ilişki

Günlüklerde, tanrılar, doğrudan anılmıyor. Ama gözlemcilerin baktığı gök cisimlerinin her biri, bir tanrıya bağlıydı. Ay, Sin'in; güneş, Şamaş'ın; Venüs, İştar'ın; Jüpiter, Marduk'un gezegeniydi. Merkür, Nabu ile; Satürn, Ninurta ile; Mars ise, Nergal ile ilişkilendiriliyordu.

Bu nedenle, bir gözlemci, Jüpiter'in Venüs'e yaklaştığını yazdığında, aslında Marduk ile İştar'ın gökyüzünde buluştuğunu da kaydediyordu. Ama günlüklerin dili, bu teolojik çağrışımları dışarıda bırakıyor; yalnızca konumlar ve mesafeler var.

Bu, ilginç bir ayrım. Günlükler, Esagila'da, yani Marduk'un tapınağında tutulmuş olabilir; ama dilleri, neredeyse tamamen teknik. Tanrılar, metinde görünmüyor; ama gözlemlerin anlamı, tanrısal bir düzene dayanıyordu.

Ölçmenin dili

Günlüklerin en dikkate değer yanı, ölçüme verdikleri önem. Gözlemciler, ayın bir yıldıza uzaklığını, "arşın" ve "parmak" birimleriyle yazıyordu. Bir arşın, yirmi dört parmağa eşitti. Bu birimler, gökyüzündeki açıları, insan bedenine dayanan ölçülerle ifade ediyordu.

Gözlemciler, gökyüzünü, otuz bir referans yıldızıyla bölmüştü. Akademisyenler, bu yıldızlara "normal yıldızlar" adını veriyor. Bunlar, ayın ve gezegenlerin geçtiği yol üzerinde bulunan parlak yıldızlardı. Gözlemci, bir gezegenin konumunu, en yakın normal yıldıza göre veriyordu: "Mars, Akrep'in alnının bir arşın arkasındaydı."

Zaman da ölçülüyordu. Günlüklerde, ayın doğuşu ile güneşin batışı arasındaki süre, "uş" adı verilen birimle kaydediliyor. Bir uş, yaklaşık dört dakikaya karşılık geliyor. Bu ölçümler, bugün, ayın hareketlerini ve Dünya'nın dönüş hızındaki uzun dönemli değişimleri incelemek için kullanılıyor. F. Richard Stephenson, antik tutulma kayıtlarını kullanarak, Dünya'nın dönüşünün binlerce yıl içinde nasıl yavaşladığını hesapladı; bu hesaplarda, Babil günlükleri önemli bir yer tuttu.

Bu, şaşırtıcı bir süreklilik: Babilli bir gözlemcinin, iki bin beş yüz yıl önce, bir ay tutulmasını yazarken kullandığı sayı, bugün, bir jeofizikçinin hesabına giriyor.

Akademik okuma

Akademisyenler, astronomik günlükleri, bilim tarihinin en önemli kaynaklarından biri olarak görüyor. John Steele, Babil astronomisi üzerine çalışmalarında, günlüklerin, matematiksel astronominin gelişmesine nasıl katkıda bulunduğunu gösterdi. Günlüklerde biriken gözlemler, gezegenlerin hareketlerini hesaplamak için kullanılan döngülerin keşfedilmesine yardım etti.

Ekonomi tarihçileri de, günlükleri yoğun olarak kullanıyor. Robartus van der Spek ve Bas van Leeuwen gibi araştırmacılar, günlüklerdeki fiyat verilerini, antik ekonomiyi anlamak için analiz etti. Bu veriler, Helenistik dönemde, fiyatların savaşlara, salgınlara ve nehir seviyesine nasıl tepki verdiğini gösteriyor.

Sitchin'in okuması

Sitchin, Babil astronomisinin ayrıntılı bilgisini, Anunnaki'nin bir mirası olarak gördü. Ona göre, bu bilgi, insanların kendi gözlemleriyle edinebileceği bir düzeyde değildi.

Astronomik günlükler, bu iddiaya karşı güçlü bir kanıt sunuyor. Günlükler, bilginin nasıl biriktiğini, adım adım gösteriyor. Gözlemciler, her gece, çıplak gözle gökyüzüne bakıyor, gördüklerini yazıyor, bulutlu gecelerde "gözlemlemedim" diye not düşüyordu. Bu, dışarıdan verilmiş hazır bir bilgi değil; yüzyıllarca süren, sabırlı bir emeğin ürünü.

Forumlarda

Forumlarda, astronomik günlükler, Anunnaki tartışmalarında nadiren anılıyor. Kullanıcılar, Babil astronomisini genellikle, Nibiru ve "on ikinci gezegen" gibi iddialar üzerinden tartışıyor. Günlüklerin, gece gece tutulmuş sıradan gözlemler olduğunu öğrenen kullanıcılar, Babil astronomisine farklı bir gözle bakmaya başlıyor.

Bazı kullanıcılar, günlüklerde, Nibiru'nun ya da bilinmeyen bir gezegenin izini arıyor. Ama günlüklerde, beş gezegen, ay ve güneş dışında, kalıcı bir gezegen kaydı yok. Kuyruklu yıldızlar ve akan yıldızlar ise, ara sıra kaydedilmiş.

Türkçe forumlarda, günlüklerdeki Büyük İskender kayıtları, ilgi çeken bir konu. Kullanıcılar, İskender'in ölümünün, bir Babil tabletine "kral öldü" diye kısa bir notla geçmesini, tarihin ironisi olarak yorumluyor.

Gözlemcilerin sessiz emeği

Günlüklerin yazarlarının adları, çoğu zaman bilinmiyor. Tabletlerin sonunda, bazen bir kâtibin adı geçiyor; ama çoğu tablet, isimsiz. Altı yüz yıl boyunca, binlerce gece, gözlem yapan bu insanlar, tarihte iz bırakmadan çalıştı.

Bu isimsizlik, günlükleri, kolektif bir eser haline getiriyor. Bir gözlemci emekli olduğunda ya da öldüğünde, bir başkası onun yerini aldı. Bilgi, bireylerden değil, bir kurumdan, bir gelenekten aktarıldı. Selevkos döneminde, Esagila'nın kurulu bir gözlemci ekibine maaş ödediği, bazı belgelerden anlaşılıyor.

Bu kurumsal süreklilik, belki de günlüklerin en dikkate değer yönü. Babil, Pers, Makedon ve Selevkos yönetimlerini gördü; krallar değişti, savaşlar oldu, ama gözlemciler, gece gece, gökyüzüne bakmaya devam etti.

Bu süreklilik, bir hatırlatma da yapıyor: bilgi, yalnızca dahilerin parlak fikirleriyle değil, isimsiz insanların, gece gece tekrarladığı sıkıcı görünen işlerle de birikiyor.

SohbeX teorisi

Spekülasyon olarak okuyun. Bence astronomik günlükler, Babillilerin, gökyüzüyle yeryüzünü aynı defterde tutmak istediğini gösteriyor. Bir sayfada, Jüpiter'in konumu; aynı sayfada, arpanın fiyatı. Belki de bu, bugün bizim "büyük veri" dediğimiz şeyin en eski örneklerinden biri: her şeyi kaydet, ilişkileri sonra ara.

Bu bir yorum; kesin bir bilgi değil.

Size soru

Altı yüz yıl boyunca aynı işi sürdüren bir kurum sizce bugün mümkün mü? Babilli gözlemciler gibi, her gün kaydını tuttuğunuz bir şey var mı? Yorumlarda yazın.

❤ 0 beğeni💬 0 yorumBeğenmek ve yorum yapmak için giriş yap