Giriş yap
🏺 Anunnaki

Aslan avı kabartmaları: kralın, tanrıların ve aslanların sahnesi

British Museum'un Asur galerilerinde, bir duvar boyunca uzanan kabartmaların önünde insanlar sessizleşir. Taşa oyulmuş aslanlar, oklarla delinmiş, kanlar içinde, son nefeslerini veriyor. Bunlardan biri, "Yaralı Dişi Aslan" olarak bilinen figür, arka bacakları felç olmuş, ön bacaklarıyla kendini sürükleyerek kükrüyor. Bu sahne, eski dünya sanatının en çok etkileyen görüntülerinden biri olarak sıkça anılıyor.

Bu kabartmalar, Asurbanipal'in Ninova'daki Kuzey Sarayı'nı süslüyordu ve MÖ yedinci yüzyılın ortalarına tarihleniyor. Kabartmaların konusu, kralın aslan avı. Ama bu avlar, sıradan bir eğlence değildi; kralın tanrılar adına düzeni koruma görevini gösteren bir törendi. Ben bu kabartmalara bakarken, iki duyguyu aynı anda yaşıyorum: ustalığa hayranlık ve hayvanların acısına karşı rahatsızlık. Sizce bir sanat eseri, aynı anda hem güzel hem de rahatsız edici olabilir mi?

Kabartmaların bulunuşu

Kuzey Sarayı, 1853'te Hormuzd Rassam tarafından Ninova'nın Kuyuncuk höyüğünde keşfedildi. Rassam, aynı kazılarda Asurbanipal kütüphanesinin önemli bir bölümünü de buldu. Aslan avı kabartmaları, sarayın farklı odalarını ve koridorlarını süsleyen alçı taşı levhalar üzerindeydi.

Levhalar, duvarlardan sökülerek İngiltere'ye gönderildi. Bugün British Museum'un bir galerisinde, mümkün olduğunca orijinal sıralarına yakın biçimde sergileniyor. Bazı levhaların parçaları ise başka müzelere dağılmış durumda.

Avın sahneleri

Kabartmalar, avı adım adım anlatıyor. Bir sahnede, aslanlar kafeslerden salınıyor; bir hizmetkâr, kafesin kapısını kaldırıyor ve kendisi küçük bir koruyucu kafesin içinde duruyor. Bu ayrıntı, avın vahşi doğada değil, çevresi askerlerle ve kalkanlarla kuşatılmış bir alanda yapıldığını gösteriyor. Bir başka sahnede, seyirciler bir tepenin üzerinde toplanmış, avı izliyor.

Kral, savaş arabasının üzerinden ok atıyor; bazı sahnelerde ise yaya olarak, mızrak ya da kılıçla aslanla yüz yüze dövüşüyor. Bir sahnede kral, bir aslanı boğazından tutup kılıcını saplıyor. Bu, kralın kişisel cesaretini vurgulayan bir sahne.

Aslanların tasviri, son derece canlı. Yaralı aslanların kasları, yüz ifadeleri, acı içinde kıvranan bedenleri büyük bir ustalıkla işlenmiş. Bazı araştırmacılar, Asurlu ustaların aslanları, insanları tasvir ettiklerinden daha canlı biçimde işlediğini vurguluyor. İnsan figürleri, kral dahil, kalıplaşmış ve durgun; aslanlar ise hareket ve duygu dolu.

Avın sonu: tanrılara sunu

Kabartmaların bir sahnesi, avın dini anlamını açıkça gösteriyor. Avdan sonra kral, ölü aslanların önünde duruyor ve onların üzerine bir kaptan içki döküyor. Önünde, bir sunu masası ve buhurdan bulunuyor. Bu sahnenin yanındaki kısa yazıt, kralın avladığı aslanları tanrılara adadığını anlatıyor; araştırmacıların okumasına göre, burada savaş tanrıçası İştar'ın adı anılıyor.

Bu sahne, avın kralın tanrılara karşı görevinin bir parçası olduğunu gösteriyor. Kral, aslanları öldürerek, tanrıların verdiği düzeni koruduğunu ve bu zaferi onlara sunduğunu ilan ediyordu. Av, bir savaşın, bir tören sahnesinde yeniden canlandırılmasıydı.

Tanrılar arasındaki ilişki: aslan ve kral

Mezopotamya'da aslan, hem tanrısal gücün hem de kaosun simgesiydi. İştar'ın kutsal hayvanı aslandı; tanrıça, birçok tasvirde bir aslanın üzerinde ayakta durur halde gösteriliyor. Savaş ve yeraltı tanrısı Nergal de aslanla ilişkilendiriliyordu. Ninurta'nın bazı silahları aslan başlıydı.

Aynı zamanda aslan, insanların yerleşim yerlerini ve sürülerini tehdit eden vahşi doğanın simgesiydi. Kral, Mezopotamya geleneğinde "çoban" olarak görülüyordu: halkını, tanrıların sürüsünü, vahşi hayvanlardan ve düşmanlardan korumakla görevliydi. Aslan avı, bu görevin en açık ifadesiydi.

Bu iki anlam, aslan avı sahnelerinde birbirine karışıyor. Kral, bir yandan İştar'ın aslanı gibi güçlü ve korkusuz; bir yandan da kaosu temsil eden aslanları öldürerek tanrıların düzenini koruyor. Aslan, hem tanrının yanında hem de tanrının düşmanı olarak duruyor. Tanrılar ve kral arasındaki ilişki, bu çift anlamlı hayvanın bedeni üzerinden kuruluyor.

Eski bir gelenek

Kralın aslan avlaması, Asur'a özgü bir gelenek değildi. Uruk'ta bulunan ve MÖ dördüncü binyılın sonlarına tarihlenen "Aslan Avı Steli", bir figürün aslanları ok ve mızrakla avladığını gösteriyor. Bu figürün, Uruk'un erken dönemindeki yöneticiyi, "rahip-kral" denen kişiyi temsil ettiği düşünülüyor. Bu stel, bugün Bağdat'taki Irak Müzesi'nde.

Yani aslan avı, Mezopotamya'da yöneticiliğin en eski simgelerinden biriydi. Asurbanipal, kabartmalarında, üç bin yıllık bir geleneği sürdürüyordu. Asur kralı II. Asurnasirpal'in Nimrud'daki sarayında da, MÖ dokuzuncu yüzyıla ait aslan avı kabartmaları bulunuyor.

Asur yazıtlarında da krallar, avladıkları aslanların sayısıyla övünüyor. Bu sayılar, abartılı olabilir; ama kralın gücünü ve tanrılar tarafından desteklendiğini göstermek için kullanılıyordu. Bir yöneticinin gücünü göstermek için hayvan öldürmesi, sizce eski dünyada neden bu kadar yaygındı?

Son büyük kabartmalar

Asurbanipal'in aslan avı kabartmaları, Asur saray sanatının son büyük örnekleri arasında. Asurbanipal'in ölümünden kısa süre sonra, Asur İmparatorluğu çöktü ve Ninova MÖ 612'de yıkıldı. Kuzey Sarayı da yakılıp yağmalandı.

Bazı kabartmalarda, yüzlerin kasıtlı olarak tahrip edildiği görülüyor. Bu tahribatın, Ninova'yı ele geçiren düşmanlar tarafından, kralın tasvirlerini etkisiz hale getirmek amacıyla yapıldığı düşünülüyor. Mezopotamya'da bir tasvir, temsil ettiği kişinin bir parçası olarak görülüyordu; kralın yüzünü kazımak, onun gücünü yok etmek anlamına geliyordu.

Bahçe ziyafeti: aynı sarayın bir başka sahnesi

Kuzey Sarayı'nın en ünlü kabartmalarından biri, aslan avı sahnelerinden farklı ama onlarla aynı ideolojiyi paylaşan "Bahçe Ziyafeti" kabartması. Bu sahnede Asurbanipal, asmalarla ve palmiyelerle çevrili bir bahçede, bir divanın üzerine uzanmış halde içki içiyor. Karşısında kraliçe, muhtemelen Libbali-şarrat, bir tahtta oturuyor. Hizmetkârlar yelpaze sallıyor, müzisyenler çalgı çalıyor.

Sahne ilk bakışta huzurlu görünüyor. Ama dikkatli bakıldığında, ağaçlardan birinin dalında asılı bir insan başı fark ediliyor. Bu başın, Asurbanipal'in yendiği Elam kralı Teumman'a ait olduğu düşünülüyor. Teumman, Ulay Irmağı kıyısındaki bir savaşta öldürülmüş ve başı Ninova'ya getirilmişti. Aynı saraydaki başka kabartmalar, bu savaşı ayrıntılı biçimde anlatıyor.

Bu sahne, aslan avı kabartmalarıyla aynı mesajı veriyor: kral, tanrıların desteğiyle hem vahşi doğayı hem de düşmanlarını yenmiş ve şimdi bu zaferin huzurunu yaşıyor. Bahçe, düzenin; asılı baş ise yenilen kaosun simgesi. Kraliyet bahçesi, Mezopotamya geleneğinde tanrıların bahçesinin, bolluğun ve düzenin dünyadaki yansıması olarak da görülüyordu.

Bu kabartmayı ilk gördüğümde, ağaçtaki başı fark etmem birkaç saniye sürmüştü. Bu gecikme bana, Asur ustalarının izleyiciyi bilinçli olarak önce huzura, sonra şiddete götürdüğünü düşündürdü. Bir zafer anlatısının, şiddeti gizleyerek değil, onu bir bahçenin içine yerleştirerek sunması size ne anlatıyor?

Akademik okuma

Akademik çevrelerde aslan avı kabartmaları, hem sanat tarihi hem de siyasi ideoloji açısından inceleniyor. Araştırmacılar, kabartmaların, kralın tanrılar tarafından seçilmiş ve korunmuş bir düzen bekçisi olduğu fikrini görsel olarak aktardığını vurguluyor. Avın kapalı bir alanda, seyirciler önünde yapılması, onun bir gösteri, bir tören olduğunu açıkça ortaya koyuyor.

Sanat tarihçileri ise kabartmaların teknik ustalığını, özellikle hayvan anatomisinin işlenmesini, eski Yakın Doğu sanatının doruk noktalarından biri olarak görüyor.

Kabartmaların renkli olduğu da unutulmamalı. Bugün gri görünen taşların, araştırmacılara göre, başlangıçta boyalı olduğu ve bazı yerlerde renk izlerinin kaldığı biliniyor.

Sitchin'in okuması

Sitchin, aslan avı kabartmalarını doğrudan yorumlamadı. Ama Anunnaki yorumlarında, Mezopotamya kralının tanrılar adına yönetici olması, Anunnaki'nin insanlar arasından seçtiği aracılar fikriyle ilişkilendiriliyor. Bu yaklaşıma göre krallar, Anunnaki'nin dünyadaki temsilcileriydi.

Ancak aslan avı kabartmaları, kralın tanrılarla ilişkisini, ritüel ve sembol diliyle anlatıyor. Bu dil, tanrıları fiziksel varlıklar olarak değil, kralın gücünün kaynağı ve hedefi olarak sunuyor.

Forumlarda

Forumlarda aslan avı kabartmaları, genellikle eski sanatın en etkileyici örnekleri arasında anılıyor. Bazı kullanıcılar, "Yaralı Dişi Aslan" figürünün, eski dünyada hayvan acısına dair bir farkındalık olduğunu gösterdiğini öne sürüyor. Bazıları ise bu yorumun modern bir duyarlılığı geçmişe yansıttığını düşünüyor.

Diğer başlıklarda ise Mezopotamya'da aslanların varlığı tartışılıyor. Asya aslanı, yirminci yüzyıla kadar Irak ve İran'da yaşıyordu; bu bölgelerde artık yok.

SohbeX teorisi

Spekülasyon olarak okuyun. Bana öyle geliyor ki aslan avı kabartmaları, tanrılar ile kral arasındaki ilişkinin en kırılgan anını gösteriyor. Kral, tanrıların gücünü ödünç alarak aslanları öldürüyor, sonra bu zaferi tanrılara geri sunuyor. Ama ustalar, aslanları kraldan daha canlı işlemiş. Belki de taşı oyan eller, kralın ideolojisini anlatırken, farkında olmadan hayvanların acısına da tanıklık etti.

Ninova düştüğünde, kralın yüzleri kazındı; aslanların yüzleri ise çoğunlukla yerinde kaldı. Belki de düşmanlar, gerçek gücün kralda değil, onun öldürdüğü hayvanlarda saklı olduğunu sezdi.

Bu bir yorum; kesin bir bilgi değil.

Size soru

Aslan avı kabartmalarını gördünüz mü? Yaralı dişi aslan figürü size ne hissettiriyor? Sizce eski sanatçılar, hayvanların acısını bilinçli olarak mı işlediler? Yorumlarda yazın.

❤ 0 beğeni💬 0 yorumBeğenmek ve yorum yapmak için giriş yap