Giriş yap
🏺 Anunnaki

Asarhaddon'un veraset antlaşmaları: tanrılar adına sadakat

MÖ 672 baharında, Asur kralı Asarhaddon, imparatorluğun dört bir yanından gelen yöneticileri, vasal kralları ve yetkilileri, Kalhu'ya, yani Nimrud'a çağırdı. Onlardan, bir yemin istedi: kral öldüğünde, oğlu Asurbanipal'i, Asur'un kralı olarak tanıyacaklar ve ona sadık kalacaklardı. Bu yeminler, büyük kil tabletlere yazıldı ve tanrıların mühürleriyle mühürlendi.

Bu sayfada, Asarhaddon'un veraset antlaşmalarını anlatmak istiyorum. Bu antlaşmalarda neler yazıyordu? Neden bu kadar ağır lanetler içeriyordu? Ve neden, akademisyenler, bu metinleri, Tevrat'ın bazı bölümleriyle karşılaştırıyor? Siz, bir yemin metnini okurken, vaatlere mi, yoksa tehditlere mi daha çok dikkat edersiniz?

Nabu tapınağındaki tabletler

Bu antlaşmaların ilk kopyaları, 1955'te, Nimrud'da, Max Mallowan'ın yönettiği kazılarda bulundu. Kazıcılar, Nabu tapınağının bir odasında, büyük kil tabletlerin parçalarını ele geçirdi. Bu parçalar, bir araya getirildiğinde, en az sekiz farklı kopyanın varlığını ortaya koydu. Her kopya, farklı bir vasal yöneticiyle yapılmış antlaşmayı içeriyordu.

Bu vasallar, büyük ölçüde, İran'ın batısındaki dağlık bölgelerden, Medlerin topraklarından gelen yöneticilerdi. Bu yüzden, bu metinler, uzun süre, "Asarhaddon'un Vasal Antlaşmaları" olarak anıldı. İngiliz Asurolog Donald Wiseman, metinleri, 1958'de, ilk kez kapsamlı olarak yayınladı.

Daha sonraki yıllarda, akademisyenler, bu metinlerin, aslında, klasik anlamda bir vasal antlaşması değil, bir veraset düzenlemesine yönelik sadakat yeminleri olduğunu vurguladı. Bu yüzden, bugün, genellikle, "Asarhaddon'un Veraset Antlaşmaları" ya da Akadca terimle, "adê" metinleri olarak anılıyor.

Tanrıların mühürleri

Bu tabletlerin en dikkat çekici özelliklerinden biri, üzerlerine basılan mühürler. Tabletlerin üst kısmında, üç farklı mühür baskısı yer alıyor. Bu mühürler, kralın değil, tanrı Aşur'un mühürleri olarak tanımlanıyor.

Mühürlerden biri, Orta Asur dönemine, bir diğeri ise, Sanherib dönemine ait. En eskisi ise, Eski Asur dönemine kadar uzanıyor. Bu mühürler, antlaşmanın, sadece kral ile vasal arasında değil, tanrı Aşur'un kendisinin huzurunda yapıldığını gösteriyordu. Bir yemini bozmak, bu yüzden, sadece krala değil, tanrıya karşı işlenmiş bir suçtu.

Bu mühürlerin, kuşaklar boyunca korunmuş, eski nesneler olması da önemli. Asarhaddon, yeni bir düzen kurarken, onu, Asur'un en eski geleneklerine bağlıyordu.

Metnin içeriği

Antlaşma metinleri, oldukça uzun. Bazı kopyalar, altı yüzü aşkın satır içeriyor. Metin, Asarhaddon'un, Asurbanipal'i veliaht olarak belirlediğini ilan ederek başlıyor. Ardından, vasaldan beklenen yükümlülükler, ayrıntılı olarak sıralanıyor.

Vasal, Asurbanipal'i sevecek, onu koruyacak ve ona karşı yapılacak her türlü komployu bildirecekti. Eğer biri, Asurbanipal'e karşı kötü bir söz söylerse, ister bir kardeş, ister bir kâhin, ister bir rahip olsun, vasal, bunu derhal bildirmekle yükümlüydü. Vasal, aynı zamanda, Asurbanipal'in kardeşi Şamaş-şum-ukin'in, Babil tahtındaki konumuna da saygı gösterecekti.

Metin, olası her durumu öngörmeye çalışıyor. Kral, bir sefer sırasında ölürse ne olacak? Asurbanipal küçükken tahta çıkarsa ne olacak? Bir komplo, sarayın içinden gelirse ne yapılacak? Bu ayrıntılar, Asur sarayının, iç çatışmalardan ne kadar korktuğunu gösteriyor. Asarhaddon'un kendisinin, babasının öldürülmesinden sonra, kardeşleriyle savaşarak tahta çıktığını hatırlarsak, bu korku, anlaşılır.

Lanetler

Antlaşmaların en çarpıcı bölümü, lanetler. Metnin büyük bir kısmı, yeminini bozan vasalın başına gelecek felaketleri sıralıyor. Bu lanetler, Asur ve Babil panteonunun, hemen her tanrısının adıyla sıralanıyor.

Lanetlerden birine göre, Ay tanrısı Sin, yeminini bozanı, cüzzamla kaplayacak. Güneş tanrısı Şamaş, onun gözlerini karartacak. Bir başka lanete göre, gökyüzü bronz, yer ise demir gibi olacak; yani yağmur yağmayacak ve toprak ürün vermeyecek.

Bazı lanetler, sembolik eylemlerle de destekleniyordu. Örneğin, bir lanete göre, nasıl balmumu ateşte erirse, yeminini bozanın bedeni de öyle eriyecekti. Bu eylemlerin, yemin töreni sırasında, gerçekten uygulanıp uygulanmadığı, kesin olarak bilinmiyor; ama metin, bunu düşündürüyor.

Tesniye ile benzerlikler

Asarhaddon'un antlaşmaları, Tevrat araştırmacıları için de, büyük önem taşıyor. Çünkü bu metinlerin bazı bölümleri, Tevrat'ın Tesniye kitabıyla, şaşırtıcı benzerlikler gösteriyor.

Tesniye'nin yirmi sekizinci bölümünde, Tanrı'nın buyruklarına uymayanlara yönelik lanetler sıralanıyor. Bu lanetlerden biri, "Başınızın üzerindeki gök tunç, ayağınızın altındaki yer demir olacak" şeklinde. Bu ifade, Asarhaddon'un antlaşmalarındaki bronz gök ve demir yer lanetine, çok yakın. Ayrıca, Tesniye'nin on üçüncü bölümünde, insanı başka tanrılara yönlendiren bir peygamber, kardeş ya da yakın arkadaşın ihbar edilmesi gerektiği belirtiliyor; bu da, Asarhaddon'un antlaşmalarındaki, komplocuları ihbar etme yükümlülüğünü hatırlatıyor.

Bazı akademisyenler, Tesniye'nin yazarlarının, Asur antlaşma geleneğini bildiğini ve onu, Tanrı ile İsrail arasındaki ilişkiyi anlatmak için, bilinçli olarak dönüştürdüğünü öne sürüyor. Bu görüşe göre, Tesniye'de, Asur kralına duyulan sadakatin yerini, Tanrı'ya duyulan sadakat alıyor. Bu tez, tartışmalı; ama geniş bir ilgi görüyor.

Tayinat'taki kopya

2009'da, Türkiye'de, Hatay'daki Tell Tayinat'ta yapılan kazılarda, Asarhaddon'un antlaşmalarının, yeni bir kopyası bulundu. Bu kopya, bir tapınağın içinde, özel bir yerde sergilenmiş gibi duruyordu. Bu keşif, antlaşmaların, imparatorluğun batı bölgelerinde de yapıldığını ve tapınaklarda, kutsal bir nesne olarak muhafaza edildiğini gösterdi. Tayinat'ın kendisini ve bu keşfin ayrıntılarını, bir sonraki yazıda anlatacağım.

Antlaşmanın sonrası

Asarhaddon, MÖ 669'da, Mısır'a yönelik bir sefer sırasında öldü. Antlaşmalar, işte bu anda sınandı. Kayıtlara göre, veraset, büyük ölçüde, planlandığı gibi gerçekleşti: Asurbanipal, Asur tahtına, Şamaş-şum-ukin ise Babil tahtına çıktı. Bu geçişin sorunsuz olmasında, Naqia'nın, torunları adına bütün aileyi yemine bağlayan ayrı belgesinin de, bir payı olabilir.

Ama antlaşmaların öngördüğü uyum, uzun sürmedi. MÖ 652'de, Şamaş-şum-ukin, kardeşine karşı ayaklandı. Bu iç savaş, dört yıl sürdü ve Babil'in kuşatılmasıyla sona erdi. Geç kaynaklara göre, Şamaş-şum-ukin, sarayında, yangında öldü; bu ayrıntının ne kadar güvenilir olduğu, tartışmalı.

Bu ayaklanma sırasında, Asurbanipal'in, isyancıları, verdikleri yemini bozmakla suçladığı biliniyor. Yazıtlarında, isyana katılanların, tanrıların lanetine uğradığını anlatıyor. Yani antlaşma metinleri, yazıldıktan yıllar sonra bile, siyasi bir dil olarak, kullanılmaya devam etti. Kral, düşmanlarının yenilgisini, sadece askeri bir zafer olarak değil, tanrıların, bozulan yemin için verdiği bir ceza olarak sunuyordu.

Kırılmış tabletler

Nimrud'daki tabletlerin, bulunduğu durum da, kendi başına bir hikâye anlatıyor. Tabletler, Nabu tapınağının taht odasında, parçalanmış olarak ele geçirildi. Kazıcılar, bu kırılmanın, MÖ 612 civarında, Medlerin ve Babillilerin Asur'u yıktığı sırada, gerçekleştiğini düşünüyor.

Bu ironik bir durum, çünkü antlaşmaların büyük kısmı, tam da Med yöneticileriyle yapılmıştı. Bazı akademisyenler, tabletlerin, rastgele değil, kasıtlı olarak kırıldığını öne sürüyor; yani yemin bağının, sembolik olarak da sona erdirildiği düşünülüyor. Bu yorum, cazip; ama kesin değil. Bir sarayın yağmalanması sırasında, kil tabletlerin kırılması için, özel bir niyete gerek yok. Yine de, Nimrud'un başka binalarında, benzer bir seçici yıkımın izlerinin aranması, bu sorunun cevabına yaklaşmamızı sağlayabilir. Parçaların, bir araya getirilmesi, yıllar sürdü; bazı satırlar, hâlâ eksik. Bu eksikler, metnin bütününü anlamayı zorlaştırmıyor ama bazı ayrıntılarda, akademisyenlerin, birden fazla kopyayı karşılaştırarak, boşlukları doldurmasını gerektiriyor. Tayinat kopyasının önemi de, tam olarak burada ortaya çıkıyor.

Tanrılar arasındaki ilişki

Asarhaddon'un antlaşmalarında, tanrılar, sadece tanık değil, aynı zamanda, cezalandırıcı güçlerdi. Antlaşma, Aşur, Mulissu, Anu, Enlil, Ea, Sin, Şamaş, Adad, Marduk, Nabu, İştar ve diğer tanrıların huzurunda yapılıyordu. Her tanrı, kendi alanına uygun bir ceza veriyordu: Adad fırtınayla, Nergal salgınla, İştar savaşta yenilgiyle.

Bu, Mezopotamya'da, siyasi düzenin, kozmik düzenle iç içe geçtiğini gösteriyor. Bir krala ihanet etmek, aynı zamanda, bütün tanrılara karşı gelmek anlamına geliyordu.

Akademik okuma

Simo Parpola ve Kazuko Watanabe'nin "Neo-Assyrian Treaties and Loyalty Oaths" adlı cildi, bu antlaşmaların, standart akademik yayını. Tayinat kopyası ise, Jacob Lauinger tarafından, 2012'de, yayınlandı. Hans Ulrich Steymans gibi akademisyenler, antlaşmalar ile Tesniye arasındaki ilişkiyi, ayrıntılı olarak inceledi.

Sitchin'in okuması

Sitchin, Asur dönemi siyasi belgelerine, pek değinmedi. Ama bazı Anunnaki yazarları, antlaşmalardaki tanrı listelerini, Anunnaki'nin, insan krallar üzerindeki doğrudan kontrolünün kanıtı olarak yorumluyor.

Ama bu antlaşmalar, tanrıları, gökten inen varlıklar olarak değil, yeminlerin tanıkları ve koruyucuları olarak tanımlıyor.

Forumlarda

Forumlarda, Asarhaddon'un antlaşmaları, nadiren tartışılıyor. Ama Tesniye ile olan benzerlikleri, bazı dini tartışmalarda, ilgi çekiyor.

Bence bu antlaşmalar, Asur'un, nasıl yönetildiğini anlamak için, en iyi belgelerden biri.

SohbeX teorisi

Spekülasyon olarak okuyun. Bence Asarhaddon'un antlaşmaları, bir babanın korkusunun belgesi. Kendi babası öldürülmüş, kendisi kardeşleriyle savaşarak tahta çıkmıştı. Oğlunun aynı kaderi yaşamaması için, bütün imparatorluğu, bütün tanrılar adına, yemine bağladı. Ama sonunda, oğulları, yine de, birbirine düştü.

Bu bir yorum; kesin bir bilgi değil.

Size soru

Asarhaddon'un antlaşmalarındaki lanetleri, nasıl buldunuz? Tesniye ile olan benzerlikleri, nasıl yorumluyorsunuz? Yorumlarda yazın.

❤ 0 beğeni💬 0 yorumBeğenmek ve yorum yapmak için giriş yap