Anunnaki ve Atlantis hakkında uzmanlar ne diyor? Platon'un diyalogları, Santorini'nin külleri ve İnanna'nın iki talibi
Atlantis, batı dünyasının en ünlü kayıp uygarlığı. Okyanusun ortasında, güçlü bir donanmaya ve zengin şehirlere sahip olan, ama bir gün ve bir gece içinde denizin altına gömülen bir ada. Antik uzaylı anlatılarında Atlantis, sık sık Anunnaki ile birleştiriliyor: Bazı yorumcular, Atlantis'i Anunnaki'nin tufan öncesinde kurduğu bir merkez olarak, bazıları ise Anunnaki'nin bilgisini taşıyan kayıp bir insan uygarlığı olarak görüyor.
Bu birleşimin neden bu kadar yayıldığını, Ziusudra'nın gittiği ülke Dilmun üzerinden daha önce konuşmuştuk. Bu kez, Atlantis'in kendisini inceleyen klasik filologların, tarihçilerin ve arkeologların ne dediğine bakıyorum. Çünkü Atlantis'in kaynağı, Sümer tabletleri değil, tek bir yazarın, Platon'un iki diyaloğu.
Platon'un diyalogları
Atlantis hikâyesi, Yunan filozofu Platon'un MÖ dördüncü yüzyılda yazdığı "Timaios" ve "Kritias" adlı diyaloglarında anlatılıyor. Bu diyaloglarda, Atinalı devlet adamı Solon'un Mısır'a yaptığı bir yolculukta, Mısırlı rahiplerden bu hikâyeyi duyduğu aktarılıyor. Hikâyeye göre Atlantis, Herakles Sütunları'nın, yani bugünkü Cebelitarık Boğazı'nın ötesinde, büyük bir adaydı ve Platon'un zamanından dokuz bin yıl önce, Atina'ya karşı bir savaş başlatmıştı. Atinalılar, Atlantis'i yendi; ama sonra büyük depremler ve sellerle hem Atlantis hem de Atina'nın ordusu yok oldu.
Klasik filologların büyük çoğunluğu, Atlantis'i Platon'un felsefi bir kurgusu olarak görüyor. Platon, diyaloglarında ideal devlet, adalet ve kibrin cezası gibi konuları tartışıyordu. Atlantis hikâyesi, bu tartışmanın bir parçası: Kibirli ve açgözlü bir imparatorluk, erdemli ve ölçülü bir şehir karşısında yeniliyor ve sonunda tanrıların cezasıyla yok oluyor.
Uzmanlar, Platon'un başka diyaloglarında da benzer kurgusal anlatılar, yani "mitler", kullandığını hatırlatıyor. "Devlet" diyaloğundaki "Er Miti" ya da "Mağara Alegorisi", bunun bilinen örnekleri. Platon, bu anlatıları, felsefi fikirlerini daha anlaşılır kılmak için kullanıyordu.
Platon'dan önce Atlantis'ten söz eden hiçbir kaynak bilinmiyor. Mısır metinlerinde de, Solon'a anlatıldığı iddia edilen hikâyenin bir izi bulunmuyor. Antik çağda bile, Platon'un öğrencisi Aristoteles'in Atlantis'i Platon'un bir icadı olarak gördüğüne dair rivayetler var; ama bu rivayet, sonraki dönem yazarlar aracılığıyla bize ulaşıyor.
Bir filozofun öğretmek için kurduğu bir hikâyenin, binlerce yıl sonra gerçek bir tarih olarak okunması size ne düşündürüyor?
Santorini'nin külleri
Bazı arkeologlar ve tarihçiler, Atlantis hikâyesinin tamamen kurgu olmadığını, gerçek bir olayın hatırasından esinlenmiş olabileceğini öne sürdü. Bu konuda en çok anılan aday, Ege'deki Santorini adası, eski adıyla Thera.
Santorini, yaklaşık MÖ on yedinci ya da on altıncı yüzyılda, tarihin en büyük volkanik patlamalarından birini yaşadı. Bu patlama, adanın büyük bir kısmının denize çökmesine ve bugün görülen dev kalderanın oluşmasına yol açtı. Patlamanın külleri, Ege'nin geniş bir alanına yayıldı.
Yunan arkeolog Spyridon Marinatos, 1960'larda Santorini'deki Akrotiri yerleşimini kazdı ve volkanik küllerin altında, çok iyi korunmuş bir Minos dönemi şehri buldu. Akrotiri'nin evleri, renkli duvar resimleri ve kanalizasyon sistemi, bu uygarlığın ne kadar gelişmiş olduğunu gösteriyordu. Marinatos ve diğer bazı araştırmacılar, Santorini patlamasının ve Minos uygarlığının sonraki gerilemesinin, Atlantis hikâyesine ilham vermiş olabileceğini öne sürdü.
Bu yorum, bazı uzmanlar tarafından ilginç bulunuyor; ama diğerleri, Platon'un anlattığı Atlantis ile Santorini arasındaki farkların çok büyük olduğunu belirtiyor: Konum, büyüklük ve tarih tutmuyor. Yine de Santorini, Atlantis tartışmalarında gerçek bir arkeolojik bağlam sunan nadir örneklerden biri.
Donnelly'nin Atlantis'i
Atlantis'in modern popülerliği, büyük ölçüde Amerikalı politikacı ve yazar Ignatius Donnelly'nin 1882'de yayımladığı "Atlantis: The Antediluvian World" adlı kitaba dayanıyor. Donnelly, bu kitabında Atlantis'in gerçek bir kıta olduğunu ve dünyanın tüm büyük uygarlıklarının, Mısır'dan Meksika'ya kadar, Atlantis'ten yayıldığını iddia etti.
Tarihçiler, Donnelly'nin kitabının, yirminci yüzyılda Atlantis üzerine yazılan pek çok spekülatif eserin kaynağı olduğunu belirtiyor. Donnelly'nin yöntemi, farklı kültürler arasındaki benzerlikleri ortak bir kökene bağlamaktı; bu yöntem, sonraki antik uzaylı yazarları tarafından da benimsendi.
Tanrılar arasındaki ilişki: İnanna'nın iki talibi
Platon'un Atlantis'i, iki farklı yaşam biçiminin, yani açgözlü bir deniz imparatorluğu ile ölçülü bir kara şehrinin karşılaştırılmasına dayanıyor. Sümer edebiyatında da, iki farklı yaşam biçiminin bir tanrıçanın gözünde karşılaştırıldığı bir şiir var: "Dumuzi ve Enkimdu", akademik çevrelerde "İnanna'nın Kur'u" adıyla da biliniyor.
Şiirde İnanna'nın iki talibi var: Çoban Dumuzi ve çiftçi Enkimdu. İnanna'nın erkek kardeşi, güneş tanrısı Utu, ona çoban Dumuzi ile evlenmesini öneriyor. Utu'ya göre Dumuzi'nin sürüleri bol, kaymağı ve sütü lezzetli; onunla evlenen bir eş, bolluk içinde yaşar.
Ama İnanna, bu öneriye karşı çıkıyor. O, çiftçi Enkimdu'yu tercih ediyor. Ona göre çiftçi, tarlaları yeşerten, tahılı bollaştıran, kanalları sulayan bir talip. İnanna, çobanın kaba kumaşlarını ve sert yünlerini istemediğini söylüyor.
Dumuzi, bu reddi duyunca öne çıkıyor ve kendi değerini savunuyor. Çiftçinin verdiği her şeye karşılık, kendisinin de bir şey verebileceğini tek tek sıralıyor: Çiftçi siyah un verirse, o siyah süt verecek; çiftçi beyaz un verirse, o beyaz süt verecek; çiftçi bira verirse, o tatlı süt verecek. Bu karşılaştırma, şiirin en canlı kısmı.
Sonunda, Enkimdu, Dumuzi ile kavga etmek yerine onunla barışıyor. Sürülerinin tarlalarında otlamasına izin veriyor; Dumuzi de onu düğününe davet ediyor. İnanna, Dumuzi'yi eş olarak seçiyor.
Bu şiirde tanrılar arasındaki ilişki, Utu'nun aracılığı ve İnanna'nın seçimi üzerinden kuruluyor. Utu, kız kardeşine öneride bulunuyor; İnanna, bu öneriye karşı çıkıyor ama sonunda kabul ediyor. Dumuzi ve Enkimdu arasındaki rekabet ise bir savaşla değil, bir uzlaşmayla sona eriyor.
Akademik okuma
Asurologlar, "Dumuzi ve Enkimdu" şiirini, Mezopotamya'daki çobanlar ve çiftçiler arasındaki gerilimin ve bu iki ekonomik grubun birbirine bağımlılığının bir yansıması olarak okuyor. Çobanlar ve çiftçiler, aynı toprakları paylaşıyor ve birbirlerinin ürünlerine ihtiyaç duyuyordu. Şiir, bu ilişkiyi, bir rekabetten bir ortaklığa dönüştürüyor.
Klasik filologlar da Platon'un Atlantis'ini benzer bir biçimde, iki farklı yaşam biçiminin ve iki farklı değerler sisteminin karşılaştırılması olarak okuyor. Ama Platon'da sonuç uzlaşma değil, yıkım: Atlantis, kibrinden dolayı cezalandırılıyor. Uzmanlar, iki anlatı arasında doğrudan bir bağ kurmuyor; ama her ikisinin de, toplumların kendi değerlerini sorgulamak için hikâyeler kullandığını gösterdiğini belirtiyor.
Sitchin'in okuması
Sitchin, Atlantis'e kitaplarında merkezi bir yer vermedi. Onun ilgisi, Sümer ve Mezopotamya üzerineydi; Platon'un Atlantis'i, onun kaynak listesinde önemli bir yer tutmuyordu. Ama Sitchin'in tufan öncesi uygarlık anlatısı, Atlantis meraklıları tarafından kolayca benimsendi. Bazı yazarlar, Sitchin'in tufan öncesi şehirlerini Atlantis ile özdeşleştirdi ve iki anlatıyı birleştirdi.
Neden bu kadar yayıldı?
Atlantis-Anunnaki birleşiminin uzmanların itirazlarına rağmen yaşamasının bir nedeni, her iki anlatının da kayıp bir altın çağ fikrine dayanması. Bir zamanlar çok daha gelişmiş bir uygarlığın var olduğu ve bir felaketle yok olduğu fikri, pek çok insan için çekici. Bu fikir, bugünkü dünyanın sorunlarına bir karşılık olarak, kaybolmuş bir mükemmellik sunuyor.
İkinci neden, Atlantis'in konumunun belirsizliği. Platon'un tarifi, pek çok farklı yere uyacak kadar esnek. Bu esneklik, Atlantis'in Antarktika'dan Karadeniz'e, Kıbrıs'tan Bahamalar'a kadar sayısız yerde aranmasına yol açtı.
Forumlarda
Forumlarda Atlantis tartışmaları, Platon'un metinlerinden alıntılar paylaşıldığında farklı bir yöne dönüyor. Bazı kullanıcılar, Platon'un diyaloglarını ilk kez okuduklarını ve hikâyenin felsefi bağlamını fark ettiklerini söylüyor. Bazıları ise Platon'un gerçek bir bilgiyi aktardığına ve Atlantis'in bir gün bulunacağına inanmaya devam ediyor. Santorini teorisi, bazı başlıklarda orta yol olarak öne çıkıyor. Türkçe forumlarda, Atlantis'in Karadeniz ile ilişkilendirilmesi de sık tartışılıyor; bu teori, Karadeniz'in binlerce yıl önce yaşadığı su seviyesi değişimlerine dayanıyor ve jeologlar arasında da tartışmalı bir konu.
SohbeX teorisi
Spekülasyon olarak okuyun. Bana öyle geliyor ki Atlantis ve Sümer'in tartışma şiirleri, aynı soruya farklı cevaplar veriyor: İki farklı yaşam biçimi karşılaştığında ne olur? Platon'un cevabı, kibirli olanın yok olacağı. Sümer şiirinin cevabı ise, iki tarafın birbirine ihtiyaç duyduğu ve barışabileceği.
Belki Atlantis'i okyanusun dibinde aramak yerine, Platon'un sorduğu soruyu kendimize sormak daha anlamlı: Hangi yaşam biçimi kibre, hangisi ölçülülüğe götürüyor? Ve belki Dumuzi ile Enkimdu'nun barışı, bu soruya Platon'dan daha umutlu bir cevap veriyor. Çoban ve çiftçi, rekabet ettikleri halde, aynı toprağı paylaşmayı öğreniyor. Belki kayıp bir uygarlık değil, bu tür bir uzlaşma, aranması gereken asıl hazine.
Bu bir yorum; kesin bir bilgi değil.
Size soru
Atlantis'i Platon'un felsefi bir kurgusu olarak okumak, size hikâyeyi daha az mı yoksa daha çok mu ilginç kılıyor? Dumuzi ile Enkimdu'nun rekabetinin bir uzlaşmayla bitmesini nasıl yorumluyorsunuz? Kayıp bir altın çağ fikri sizce neden bu kadar çekici? Yorumlarda yazın.
Giriş yap