Anunnaki uzay limanı iddiası: İddia ne, kaynağı ne? "Mu" kelimesi ve Dilmun'un yeri
"Anunnaki'nin uzay limanı" ifadesi, kulağa bir bilim kurgu romanının bölüm başlığı gibi geliyor. Ama bu ifade, Anunnaki forumlarında neredeyse bir coğrafya terimi gibi kullanılıyor. Tufandan önce Sippar'da, tufandan sonra Sina'da bir uzay limanı; aralarında işaret kuleleri, iniş koridorları, kontrol merkezleri. Bu haritayı ilk gördüğümde, çizenin ne kadar emek verdiğine hayran kalmıştım.
Burada bu haritanın dayandığı kelimelere bakıyorum. Çünkü uzay limanı iddiası, bir arkeolojik buluntudan değil, birkaç Sümerce ve İbranice kelimenin okunuşundan doğuyor. Sina'daki iddiaları ayrı bir yazıda ele alacağım; burada daha çok iddianın dil dayanağını ve Dilmun'u konuşmak istiyorum.
İddia ne söylüyor?
Sitchin'in anlatısına göre Anunnaki, Dünya'ya ilk geldiklerinde Mezopotamya'da bir dizi yerleşim kurdu: Eridu ilk yerleşim, Nippur görev kontrol merkezi, Sippar uzay limanı. Bu kentler, bir iniş koridorunu belirleyecek şekilde, belli bir geometrik düzende yerleştirildi. Tufan bu yapıları yok edince, Anunnaki yeni bir uzay limanını Sina Yarımadası'nda kurdu.
Bu anlatı, Sitchin'in "The 12th Planet" ve "The Stairway to Heaven" kitaplarında ayrıntılı olarak işleniyor. Kitaplarda harita çizimleri, kentler arasındaki açı hesapları ve iniş yollarını gösteren diyagramlar var.
Mu kelimesi
İddianın en önemli dil dayanağı, Sümerce "mu" kelimesi. Sitchin, bu kelimeyi bir tür gök aracı, bir roket ya da uçan bir kapsül olarak yorumladı. Sümerce sözlüklerde ise "mu" kelimesinin en yaygın anlamları "ad" ve "yıl". Mezopotamya'da yıllar, o yıl yaşanan önemli bir olaya göre adlandırılıyordu; bu yüzden "ad" ile "yıl" aynı kelimeyle ifade edilebiliyordu.
Sitchin bu kelimeyi İbranice "şem" ile ilişkilendirdi. Şem, İbranice'de de "ad" anlamına geliyor. Tekvin'deki Babil Kulesi öyküsünde insanlar "kendimize bir ad yapalım" diyor. Sitchin, bu cümleyi "kendimize bir şem, yani bir roket yapalım" olarak okudu. Kule, bu okumada bir fırlatma rampası.
Bu okumayı ilk duyduğumda gülümsemiştim. Bir kelimenin "ad" anlamından "roket" anlamına sıçraması, bana bir kelime oyunu gibi geldi. Siz bu sıçramayı nasıl buluyorsunuz? Bir kelimenin bir dilde bir anlamı varken, başka bir dilde onu tamamen farklı bir şeye çevirmek, sizce ne kadar meşru?
Sippar'ın rolü
Sippar, Mezopotamya'nın kuzeyinde, Fırat kıyısında bir kent. Güneş tanrısı Utu ya da Şamaş'ın kenti. Kral Listesi'nde tufan öncesi krallık kentlerinden biri olarak geçiyor. Sitchin, Şamaş'ın Anunnaki'nin uzay limanı komutanı olduğunu ve Sippar'ın bu yüzden onun kenti olduğunu öne sürdü.
Arkeolojik olarak Sippar, Eski Babil döneminde önemli bir ticaret ve tapınak kenti. Kentteki Şamaş tapınağı Ebabbar'da büyük bir tablet arşivi bulundu. 1980'lerde Iraklı arkeologlar, Sippar'da raflarında tabletleri hâlâ yerinde duran bir tapınak kütüphanesi keşfetti. Bu buluntu, Mezopotamya arkeolojisinin en heyecan verici keşiflerinden biri. Ama bu kütüphanede bir uzay limanına dair bir kayıt bulunmadı; tabletler, edebi ve dini metinlerden oluşuyordu.
Dilmun nerede?
Uzay limanı iddiasının bir diğer parçası, Dilmun. Sümer metinlerinde Dilmun, saf ve kutsal bir ülke olarak tanımlanıyor. Enki ve Ninhursag şiirinde Dilmun, hastalığın ve yaşlılığın olmadığı, kuzgunun bağırmadığı, aslanın öldürmediği bir yer. Tufan kahramanı Ziusudra, tufandan sonra tanrılar tarafından ölümsüzlük verilerek Dilmun'a yerleştiriliyor.
Sitchin, Dilmun'u Sina Yarımadası'na yerleştirdi ve adını "füzelerin ülkesi" olarak yorumladı. Bu yorum, adın Sümerce işaretlerinin bir okunuşuna dayanıyor. Akademik literatürde ise Dilmun, büyük ölçüde Bahreyn adası ve çevresiyle, yani Basra Körfezi'nin batı kıyısıyla özdeşleştiriliyor.
Bu özdeşleştirmenin arkasında ciddi bir arkeolojik çalışma var. Danimarkalı arkeolog Geoffrey Bibby ve ekibi, 1950'lerden itibaren Bahreyn'de kazılar yaptı. Kal'at el-Bahreyn'de büyük bir yerleşim, Barbar'da bir tapınak ve binlerce mezar höyüğü buldular. Bibby'nin "Looking for Dilmun" kitabı, bu arayışın hikâyesini anlatıyor. Bahreyn'de bulunan mühürler ve yazıtlar, Mezopotamya ile Dilmun arasındaki ticareti belgeliyor.
Bibby'nin kitabını okurken, Dilmun'u arayan bir arkeoloğun, bir uzay limanı değil, bir ticaret limanı bulduğunu düşünmüştüm. Bakır, hurma, inci; Mezopotamya'dan gelen tüccarlar ve Meluhha'dan, yani İndus vadisinden gelen gemiler. Gerçek Dilmun, bir uzay limanı değil, eski dünyanın en hareketli limanlarından biri.
Babil Kulesi ve ziggurat
Babil Kulesi öyküsünün Mezopotamya'daki karşılığı, büyük olasılıkla Babil'deki Etemenanki zigguratı. Adı Sümerce'de "göğün ve yerin dayanağı olan ev" demek; yani adın kendisi bile göğe değil, göğü yere bağlamaya işaret ediyor. Herodot, Babil'i anlatırken katmanlı bir kuleden söz ediyor. Nabopolassar ve oğlu II. Nebukadnezar, yazıtlarında bu zigguratı onardıklarını ve "tepesini göğe eriştirdiklerini" yazıyor. "Göğe eriştirmek" ifadesi, Mezopotamya yapı yazıtlarında sık kullanılan bir övgü kalıbı; tapınağın yüceliğini anlatan bir şiir dili.
Sitchin bu dili harfiyen okudu ve kuleyi bir fırlatma rampasına çevirdi. Oysa Mezopotamya'da yüzlerce ziggurat var ve hiçbirinin kazısında yakıt, metal kalıntısı ya da yanma izi gibi bir fırlatma alanını düşündürecek bir buluntu çıkmadı. Ur'daki zigguratı Leonard Woolley kazdı; çamur tuğla çekirdeği, pişmiş tuğla kaplaması ve bitüm harcıyla, bir tapınağı taşıyan yapay bir dağ olduğu görüldü. Ziggurat, tanrının göğe inip çıktığı bir merdiven gibi düşünülmüş olabilir; ama bu merdivenin basamakları tuğladan, yolcuları ise dualardan oluşuyordu.
Siz bir zigguratın önünde dursaydınız, ilk aklınıza gelen bir rampa mı olurdu, yoksa bir dağ mı?
Tanrılar arasındaki ilişki
Sitchin'in uzay limanı anlatısında tanrılar arasındaki ilişki, bir görev dağılımı gibi. Enlil, Nippur'daki kontrol merkezinin yöneticisi. Utu, Sippar'daki uzay limanının komutanı. Enki, Eridu'daki ilk yerleşimin kurucusu. Ninhursag, tıp merkezinin başı. Bu görev dağılımı, Sümer tanrılarının kentleriyle olan gerçek ilişkilerini koruyor, ama bu ilişkileri bir teknik organizasyon şemasına çeviriyor.
Mezopotamya kaynaklarında ise her tanrının kenti, o tanrının evi. Tapınak, tanrının yeryüzündeki konutu. Tanrılar arasındaki ilişki, bir kurumun departmanları değil, bir ailenin evleri gibi. Nippur'da baba Enlil, Ur'da oğlu Nanna, Sippar'da torunu Utu. Bir aile ağacı, kent kent yeryüzüne yayılmış.
Akademik okuma
Akademisyenler Sitchin'in uzay limanı haritasını, Mezopotamya'nın gerçek coğrafyası ve kentlerin tarihsel gelişimiyle uyuşmayan bir yorum olarak görüyor. Mezopotamya kentlerinin konumları, nehirlerin yatakları, sulama olanakları ve ticaret yollarıyla belirlendi. Nehirler zamanla yatak değiştirdiği için, bazı kentlerin bugünkü konumları ile antik dönemdeki nehir kıyıları arasında farklar var.
Akademik okumada "mu" kelimesi, "ad" ve "yıl" anlamlarında. Dilmun ise Bahreyn ve çevresi. Bu iki nokta, uzay limanı iddiasının dil ve coğrafya dayanaklarını doğrudan sorguluyor.
Sitchin'in okuması
Sitchin'in okumasının gücü, bir harita sunması. Harita, soyut bir iddiayı somut bir görüntüye dönüştürüyor. Okuyucu, kentler arasındaki çizgileri görünce, bir plan olduğuna inanmaya daha yatkın oluyor. Ama haritadaki çizgiler, okumanın sonucu; kanıtı değil.
Forumlarda
Forumlarda uzay limanı iddiası, genellikle Google Earth ekran görüntüleriyle tartışılıyor. Kullanıcılar, Mezopotamya kentlerinin konumlarını işaretleyip açıları ölçüyor. Bazıları bu açılarda bir düzen bulduğunu söylüyor, bazıları ise herhangi bir nokta kümesinde benzer düzenler bulunabileceğini gösteriyor. Bu ikinci tür paylaşımlar, istatistik bilgisine sahip kullanıcıların katkısıyla çok öğretici olabiliyor.
SohbeX teorisi
Spekülasyon olarak okuyun. Bana öyle geliyor ki "mu" kelimesinin "ad" anlamı, uzay limanı iddiasından çok daha derin bir şey söylüyor. Sümerler için bir ad, bir kalıcılık biçimiydi. Krallar adlarını tuğlalara, heykellere, yazıtlara yazdırdı; çünkü ad, ölümden sonra da yaşayan şeydi. Belki de Babil Kulesi'ni inşa edenlerin istediği bir roket değil, tam da buydu: unutulmamak.
Bu bir yorum, bir tahmin. Kesin bir kanıt değil.
Neden hâlâ çekici?
Uzay limanı iddiasının neden hâlâ ilgi çektiğini düşündüğümde, aklıma hep aynı şey geliyor: insanlar, eski kentlerin rastgele yerlere kurulmadığını sezmek istiyor. Bu sezgi aslında doğru. Kentler rastgele kurulmadı; ama onları yerleştiren plan bir iniş koridoru değil, suyun, toprağın ve ticaretin planıydı. Fırat'ın bir kolu yatak değiştirdiğinde, koca bir kent birkaç kuşak içinde boşalabiliyordu. Bu da başlı başına bir drama. Belki de asıl yapılması gereken, bu dramayı uzay limanı kadar çekici anlatabilmek.
Size soru
Bir kelimenin "ad" anlamının "roket" anlamına dönüşmesini nasıl karşılıyorsunuz? Dilmun'u siz nerede hayal ediyorsunuz: bir uzay limanında mı, yoksa hurma ağaçlarıyla çevrili bir ticaret limanında mı? Bahreyn'i ziyaret edip oradaki mezar höyüklerini görenler var mı? Yorumlarda paylaşın.
Bir sonraki yazıda bu haritanın ikinci yarısına, Sina Yarımadası'na geçeceğim. Orada iddia daha da büyüyor: bir uzay limanı, bir savaş ve göğü kaplayan kötü bir rüzgâr. Kaynakları yine tek tek açacağız; çünkü sorulması gereken soru hep aynı.
Giriş yap