Anunnaki romanları: kurgu ile iddia arasında
Bir romanın kapağında, "kurgu" yazar. Bir tarih kitabının kapağında ise, genellikle, böyle bir uyarı yoktur; çünkü okur, kitabın, gerçeğe dayandığını varsayar. Ama bazı kitaplar, bu iki kategorinin arasında bir yerde durur. Anunnaki üzerine yazılan kitapların bir kısmı, tam olarak bu ara bölgede yaşıyor.
Bu sayfada, Mezopotamya'yı ve Anunnaki'yi konu alan romanlara, açıkça kurgu olarak yazılmış eserlere ve kurgu ile iddia arasındaki çizgiyi bulanıklaştıran kitaplara bakmak istiyorum. Bu çizgi neden önemli? Çünkü bir okur, bir romanı okurken, yazarın uydurmasına izin verir; ama bir tarih kitabını okurken, ondan dürüstlük bekler. Siz bir kitabın hangi tarafta durduğunu, nasıl anlıyorsunuz?
Açıkça kurgu: Gılgamış romanları
Mezopotamya'yı konu alan romanların en bilinen örnekleri, Gılgamış Destanı'ndan esinleniyor. Amerikalı bilim kurgu yazarı Robert Silverberg, 1984'te, "Gilgamesh the King", yani "Kral Gılgamış" adlı bir roman yayımladı. Bu romanda, Silverberg, destanı, Gılgamış'ın ağzından, birinci tekil şahısla anlatıyor. Roman, destanın olay örgüsüne büyük ölçüde sadık kalıyor; ama karakterlere, psikolojik bir derinlik ekliyor.
Silverberg, romanı yazarken, tanrıları, doğaüstü varlıklar olarak değil, Gılgamış'ın inandığı güçler olarak sunuyor. Okur, tanrıların gerçekten var olup olmadığını bilemiyor; yalnızca, Gılgamış'ın, onlara nasıl inandığını görüyor. Bu yaklaşım, romanı, bir mitoloji romanı olmaktan çok, bir inanç romanı yapıyor.
Avustralyalı yazar Joan London, 2001'de, "Gilgamesh" adlı bir roman yayımladı. Ama bu roman, Mezopotamya'da değil, yirminci yüzyılda geçiyor. Romanın kahramanı, Gılgamış Destanı'ndan etkilenen genç bir kadın; Avustralya'dan Ermenistan'a uzanan bir yolculuğa çıkıyor. Destan, romanın, bir arka planı ve bir aynası olarak işlev görüyor.
Sitchin'in kurgusu
Zecharia Sitchin, kitaplarının çoğunu, kurgu olmayan eserler olarak sundu. Ama "Enki'nin Kayıp Kitabı" gibi bazı kitapları, kurgu ile iddia arasındaki çizgiyi, açıkça bulanıklaştırdı. Bu kitap, Enki'nin anıları olarak kurgulanmış; ama okurların bir kısmı, onu, gerçek bir tabletin çevirisi olarak okudu.
Sitchin'in diğer kitapları da, anlatı yapısı açısından, romanlara benziyor. "The 12th Planet", "The Stairway to Heaven", "The Wars of Gods and Men"; bu kitaplar, bir kahraman anlatısı, bir çatışma ve bir doruk noktası içeriyor. Sitchin, kendini, bir tarihçi olarak sundu; ama okurların bir kısmı, onun kitaplarını, bir destan gibi okudu.
Anunnaki temalı bilim kurgu
Sitchin'den sonra, Anunnaki'yi konu alan çok sayıda bilim kurgu romanı yayımlandı. Bu romanların çoğu, küçük yayınevlerinden ya da kendi kendine yayıncılık yoluyla çıktı. Bu romanlarda, Anunnaki, genellikle, Nibiru'dan gelen uzaylılar olarak sunuluyor; Sitchin'in anlatısı, bu kurgu evrenlerinin çerçevesini oluşturuyor.
Bu romanların bir kısmı, kapaklarında, "gerçek olaylara dayanan" ya da "kadim tabletlerden esinlenen" gibi ifadeler taşıyor. Bu ifadeler, okura, romanın, bir şekilde, gerçeğe dayandığı izlenimini veriyor. Ama bu romanların dayandığı "gerçek", aslında, Sitchin'in yorumu; Sümer tabletleri değil.
Kurgu ile iddia arasındaki çizgi
Kurgu ile iddia arasındaki çizgi, edebiyatta, her zaman tartışılan bir konu. Tarihî romanlar, gerçek olayları ve kişileri anlatır; ama yazar, diyalogları, düşünceleri ve bazı olayları uydurur. Okur, bunu bilir ve kabul eder.
Sorun, bir eserin, kurgu olduğunu açıkça belirtmediği ya da bunu belirsiz bıraktığı zaman başlıyor. Bu durumda, okur, kurguyu, gerçek olarak algılayabilir. Dan Brown'ın "Da Vinci Şifresi" romanı, bu sorunun en ünlü örneklerinden biri. Roman, kurgu olarak yayımlandı; ama başında, "Bu romandaki bütün sanat eserleri, mimari, belgeler ve gizli ritüellerin tanımları doğrudur" yazan bir not vardı. Bu not, birçok okurun, romanın iddialarını, gerçek tarih olarak algılamasına yol açtı.
Tanrılar arasındaki ilişki
Romanlarda, Mezopotamya tanrıları arasındaki ilişkiler, genellikle, insan ilişkileri gibi işleniyor. Enki ve Enlil, iki kardeş; aralarındaki rekabet, bir aile draması. İnanna, hırslı bir kadın; Ereşkigal, kıskanç bir abla.
Bu insanlaştırma, Mezopotamya kaynaklarında da var. Sümer ve Akad metinlerinde, tanrılar, kıskanıyor, öfkeleniyor, aşık oluyor ve hata yapıyor. "İnanna ve Enki" adlı metinde, İnanna, Enki'yi sarhoş ederek, ondan, uygarlığın kurallarını, yani "me"leri alıyor. Bu, bir aile draması gibi okunabilecek, eğlenceli bir hikâye.
Ama Mezopotamya kaynaklarında, tanrılar, aynı zamanda, kozmik güçler: gökyüzü, rüzgâr, su, Venüs gezegeni. Romanlar, bu kozmik boyutu, genellikle, kaybediyor ya da onu, uzay teknolojisiyle değiştiriyor.
Mezopotamya'nın kendi kurguları
Kurgu ile iddia arasındaki çizgi, yalnızca modern bir sorun değil. Mezopotamya'nın kendisinde de, bu çizgiyle oynayan metinler vardı. Bunların en ünlü örneklerinden biri, "Akadlı Sargon'un Doğum Efsanesi". Bu metinde, Sargon, kendi ağzından konuşuyor: annesi, onu, bir sazdan sepete koyup, nehre bırakmış; bir sucu, onu bulup büyütmüş. Metin, Sargon'un ölümünden yüzyıllar sonra, büyük olasılıkla Yeni Asur döneminde, yazıya geçirildi.
Asurologlar, bu tür metinlere, "narû edebiyatı" ya da "kurgusal otobiyografi" adını veriyor. Bu metinler, ünlü bir kralın ağzından yazılmış gibi görünüyor; ama aslında, sonraki dönemlerin kâtipleri tarafından, belirli bir amaçla, örneğin bir ahlak dersi vermek için, kaleme alındı. "Kutha Efsanesi" de, Naram-Sin'in ağzından anlatılan, benzer bir metin.
Bu metinler, bugünkü okura, ilginç bir ayna tutuyor. Mezopotamyalılar da, geçmişin büyük figürlerini, kendi zamanlarının kaygılarıyla yeniden anlattı. "Enki'nin Kayıp Kitabı", bir anlamda, bu geleneğin modern bir uzantısı: ünlü bir figürün ağzından, sonradan yazılmış bir anı. Fark şu ki, Asurologlar, narû metinlerini, kurgusal olarak tanımlıyor ve buna göre okuyor.
Joan Goodnick Westenholz'un 1997'de yayımladığı "Legends of the Kings of Akkade" adlı kitap, bu metinlerin çevirilerini ve tartışmalarını bir araya getiriyor. Siz bir kralın ağzından, yüzyıllar sonra yazılmış bir metni, nasıl okurdunuz?
Akademik okuma
Akademisyenler, Mezopotamya'yı konu alan romanları, "alımlama çalışmaları" çerçevesinde inceliyor. Bu çalışmalar, antik metinlerin, modern edebiyatta nasıl yeniden yorumlandığını ele alıyor. Theodore Ziolkowski'nin 2011'de yayımladığı "Gilgamesh Among Us: Modern Encounters with the Ancient Epic" adlı kitabı, Gılgamış Destanı'nın, modern edebiyattaki izlerini, kapsamlı bir şekilde inceliyor.
Ziolkowski'ye göre, Gılgamış Destanı, yirminci yüzyılda, romanlarda, şiirlerde, operalarda ve resimlerde, sayısız kez yeniden yorumlandı. Bu yorumlar, destanın, farklı dönemlerin kaygılarına, nasıl cevap verdiğini gösteriyor: savaş sonrası travma, ölüm korkusu, dostluk ve kayıp.
Sitchin'in okuması
Sitchin, kendi kitaplarının, kurgu olarak okunmasına, büyük olasılıkla, karşı çıkardı. O, kendini, bir araştırmacı olarak görüyordu. Ama "Enki'nin Kayıp Kitabı", bu tutumun, bir istisnası gibi görünüyor: bu kitapta, Sitchin, açıkça, bir anlatı kurdu.
Belki de Sitchin, hayatının sonlarına doğru, kuramının, bir anlatı olarak daha güçlü olduğunu fark etti. Ya da belki, okurlarının, ondan, bir hikâye beklediğini anladı.
Forumlarda
Forumlarda, Anunnaki romanları, sık sık, kurgu olmayan kitaplarla birlikte tartışılıyor. Bazı kullanıcılar, bir romandaki bir sahneyi, Anunnaki'nin gerçekliğine dair bir kanıt olarak sunuyor. Bu, kurgu ile iddia arasındaki çizginin, ne kadar kolay bulanıklaşabildiğini gösteriyor. Aynı sorun, film ve dizilerde de görülüyor; bir sahnenin etkileyiciliği, onun kurgu olduğunu, kolayca unutturabiliyor. Bu yüzden, bir eserin hangi türde yazıldığını hatırlamak, okur için de, izleyici için de, küçük ama değerli bir alışkanlık.
Türkçe forumlarda, Gılgamış romanları, daha az biliniyor; ama Gılgamış Destanı'nın Türkçe çevirileri, sık sık tartışılıyor.
Bir okuma listesi
Mezopotamya'yı edebiyat aracılığıyla tanımak isteyenler için, birkaç öneri yapabilirim. Önce, destanın kendisi: Andrew George'un İngilizce çevirisi ya da Türkçe çevirilerden biri. Sonra, Silverberg'in "Kral Gılgamış"ı; destanı, bir roman olarak okumak için. Sonra, Ziolkowski'nin kitabı; destanın, modern dünyadaki yolculuğunu görmek için.
Bu sıralama, okura, önce kaynağı, sonra yorumu, sonra yorumun yorumunu okuma imkânı veriyor. Bence bu, kurgu ile iddia arasındaki çizgiyi, en iyi görmenin yolu.
Bu listeye, Sitchin'in bir kitabını da ekleyebilirsiniz; ama onu, Silverberg'in romanından sonra okuyun. Böylece, iki farklı yazarın, aynı kaynaktan, nasıl farklı dünyalar kurduğunu görebilirsiniz. Silverberg, kurgusunu, kurgu olarak sunuyor; Sitchin ise, kurgusunu, tarih olarak sunuyor. Bu fark, okurun, metne güvenme biçimini, kökten değiştiriyor.
SohbeX teorisi
Spekülasyon olarak okuyun. Bence Anunnaki anlatısı, aslında, bir roman olarak, daha dürüst olurdu. Sitchin'in kurduğu dünya, tutarlı, dramatik ve ilgi çekici; bir bilim kurgu serisi için, mükemmel bir malzeme. Ama bu dünya, bir tarih iddiası olarak sunulduğunda, kanıtın yükünü taşıyamıyor. Belki de Anunnaki'nin en doğru yeri, kütüphanenin, tarih rafı değil, bilim kurgu rafı.
Bu bir yorum; kesin bir bilgi değil.
Size soru
Mezopotamya'yı konu alan bir roman okudunuz mu? Bir romanın, gerçek tarih gibi algılanmasının, sizce, sorumlusu kim: yazar mı, okur mu? Yorumlarda yazın.
Giriş yap