Anunnaki reptilian mi? İddia ne, kaynağı ne? Ubeyd figürinleri ve David Icke
Anunnaki forumlarında en çok tartışma çıkaran sorulardan biri şu: Anunnaki sürüngen miydi? Bu soru sorulduğunda, genellikle bir fotoğraf paylaşılıyor. Fotoğrafta, uzun başlı, badem gözlü, kertenkeleyi andıran bir kil heykelcik var; kucağında bir bebek emziriyor. Altında da tek bir cümle: "Sümerler tanrılarını böyle gördü."
Bu fotoğrafı ilk gördüğümde ben de bir an duraksamıştım. Heykelcik gerçekten tuhaf ve etkileyici. Ama bir fotoğrafın altına yazılan cümle ile heykelciğin kendi tarihi arasında büyük bir mesafe olabilir. Burada o mesafeyi ölçmek istiyorum.
İddia ne söylüyor?
Reptilian iddiasının modern biçimi, büyük ölçüde İngiliz yazar David Icke'nin kitaplarından geliyor. Icke, 1999'da yayımlanan "The Biggest Secret" kitabında, sürüngen soylu varlıkların insanlığı binlerce yıldır gizlice yönettiğini öne sürdü. Bu kitapta ve sonraki yazılarında, Sümer'in Anunnaki'sini bu sürüngen varlıklarla ilişkilendirdi.
Burada hemen bir ayrım yapmak gerekiyor. Sitchin'in Anunnaki'si sürüngen değildi; Sitchin onları insana çok benzeyen, uzun boylu varlıklar olarak tanımlıyordu. Reptilian katmanı, Sitchin'in anlatısına sonradan, başka bir yazar tarafından eklendi.
Ubeyd figürinleri
Fotoğraftaki heykelcikler gerçek. Bunlar, Güney Mezopotamya'da, özellikle Ur ve Eridu'da bulunan, Ubeyd dönemine ait kil figürinler. Ubeyd dönemi, Sümer yazısından önce, MÖ altıncı ve beşinci binyıllara uzanan bir dönem. Yani bu figürinler, Anunnaki adının yazıya geçirildiği metinlerden çok daha eski.
Leonard Woolley, Ur kazılarında bu figürinlerden bazılarını mezarlarda buldu. Figürinler genellikle ince, ayakta duran, omuzlarında kil topçuklar ya da benekler bulunan, başları uzun ve gözleri çekik insanları gösteriyor. Bazıları kollarında bir bebek tutuyor. Akademisyenler, başın biçimini, Ubeyd dönemine ait bazı mezarlarda görülen kafatası şekillendirme geleneğiyle ya da bir başlık ya da bitüm kaplamasıyla açıklamaya çalışıyor. Omuzlardaki topçukların bir dövme ya da süs olabileceği öne sürülüyor.
Bu figürinlerin kimi temsil ettiği gerçekten bilinmiyor. Tanrıça mı, ata mı, koruyucu bir figür mü? Kesin bir yanıt yok. Ama bilinmeyen bir şeyi "sürüngen tanrı" olarak adlandırmak da bir yanıt değil, yalnızca başka bir tahmin.
Siz bu figürinlere baktığınızda ilk ne görüyorsunuz? Bir sürüngen mi, bir anne mi, yoksa yalnızca bilmediğimiz bir sanat üslubu mu?
Mezopotamya'da yılan ve ejderha
Mezopotamya ikonografisinde yılanlar ve yılan benzeri yaratıklar gerçekten var. Ningişzida, yılanlarla ilişkilendirilen bir yeraltı tanrısı. Gudea'nın Lagaş'taki libasyon kabında, birbirine sarılmış iki yılan, Ningişzida'nın simgesi olarak görülüyor. Marduk'un hayvanı Mušḫuššu, yılan başlı, aslan ön ayaklı, kartal arka ayaklı bir ejderha; Babil'deki İştar Kapısı'nda sırlı tuğlalar üzerinde sıra sıra yürüyor.
Ama bu figürlerin hiçbiri, tanrıların kendilerinin sürüngen olduğunu göstermiyor. Mezopotamya sanatında tanrılar, insan biçiminde, boynuzlu taçlarla betimleniyor. Yılan ve ejderha, tanrıların yanındaki simgesel hayvanlar, onların gücünü taşıyan figürler. Tıpkı Şamaş'ın yanındaki ışınlar ya da İştar'ın yanındaki aslan gibi.
Fotoğrafın yolculuğu
Forumlarda paylaşılan figürin fotoğraflarının çoğu, müze kataloglarından ya da Bağdat'taki Irak Müzesi'nin eski fotoğraflarından alınmış. Ama paylaşımlarda bu bilgi neredeyse hiç yer almıyor. Hangi kazıda bulunduğu, hangi katmandan çıktığı, hangi mezara ait olduğu kayboluyor; geriye yalnızca bir görüntü kalıyor. Arkeolojide bir nesnenin anlamı, büyük ölçüde onun bulunduğu bağlamdan gelir. Bir figürinin bir çocuk mezarında mı, bir kadın mezarında mı, bir tapınağın ana dolgusunda mı bulunduğu, onu nasıl yorumlayacağımızı değiştirir. Bağlamı silinen bir nesne ise her türlü yoruma açık hale gelir.
Ur'daki Ubeyd mezarlarını yayımlayan Woolley'nin raporlarında, figürinlerin bulunduğu mezarların ayrıntıları kayıtlı. British Museum ve Pennsylvania Üniversitesi Müzesi'nin çevrimiçi kataloglarında da bazı figürinlerin bulunma bilgileri yer alıyor. Bir fotoğrafın izini bu kataloglara kadar sürmek, birkaç dakikalık bir iş. Ama bu birkaç dakika, bir görüntüye tarihini geri veriyor. Siz bir fotoğrafın kaynağını en son ne zaman araştırdınız?
Tanrılar arasındaki ilişki
Reptilian iddiası, tanrıları tek bir türe, tek bir gruba indiriyor. Oysa Sümer metinlerinde tanrılar arasındaki ilişkiler çok katmanlı. Anunnaki ile Igigi arasındaki gerilim, Atrahasis Destanı'nda Igigi'nin ağır işlere isyan etmesiyle anlatılıyor. Enki ile Enlil arasındaki çekişme, birçok metinde tekrar ediyor. Bu ilişkiler, tanrıların bir tür değil, bir toplum olarak düşünüldüğünü gösteriyor.
Metinlerde tanrıların bedeni
Sümer ve Akad metinleri, tanrıların bedenlerini anlatırken insan bedeninin dilini kullanıyor. Enki'nin hastalandığı Enki ve Ninhursag şiirinde, tanrının çenesi, dişi, kaburgası, kolu ağrıyor; Ninhursag her ağrıyan organ için bir tanrıça doğuruyor. İnanna'nın Yeraltı Dünyasına İnişi'nde tanrıça, her kapıda tacını, gerdanlığını, göğüs süslerini, yüzüğünü, giysisini bırakıyor ve sonunda çıplak kalıyor. Gılgamış Destanı'nda Ea ve Şamaş, kahramanla konuşurken birer insan gibi davranıyor.
Bu metinlerin hiçbirinde pullu bir deri, bir kuyruk ya da sürüngen gözleri yok. Tersine, tanrıların "melammu" denen göz kamaştırıcı bir parıltıyla örtüldüğü anlatılıyor. Bu parıltı, tanrısallığın görsel işareti. Asurologlar, melammu kavramını tanrıların ve kralların korku salan ışıltısı olarak açıklıyor. Huwawa'nın yedi melammu katmanı, Gılgamış ile Enkidu'nun onu yenmeden önce birer birer soyduğu bir zırh gibi.
Bir tanrıyı ışıktan bir giysiyle anlatan bir kültür, aynı tanrıyı gizlice sürüngen olarak mı düşünüyordu? Metinler bu soruya oldukça açık bir yanıt veriyor.
Akademik okuma
Akademisyenler, Ubeyd figürinlerini sürüngen tanrılar olarak değil, Ubeyd kültürünün kendi sanat ve inanç dünyasının ürünleri olarak görüyor. Bu kültürün yazısı olmadığı için, figürinlerin anlamı hakkında kesin bir şey söylemek zor. Ama bu belirsizlik, onları binlerce yıl sonra yazılan Sümer metinlerindeki Anunnaki ile doğrudan eşleştirmeyi haklı kılmıyor.
Icke'nin kaynakları
Icke, kitaplarında Sümer'e dair bilgilerin önemli bir kısmını doğrudan tabletlerden değil, Sitchin'in kitaplarından aldığını açıkça belirtiyor. Yani reptilian anlatısı, ikinci elden bir yorumun üzerine kurulmuş üçüncü elden bir yorum. Bu zincirin her halkasında bir şey ekleniyor, bir şey kayboluyor. Sitchin tabletleri yeniden okudu, Icke Sitchin'i yeniden okudu, forumlar Icke'yi yeniden okudu. Tablete en uzak olan halka ise bugün en çok paylaşılan halka. Bir iddiayı değerlendirirken, zincirin kaçıncı halkasında durduğumuzu bilmek, en azından neyi sorgulamamız gerektiğini gösteriyor.
Sitchin'in okuması
Sitchin, reptilian iddiasını kendi kitaplarında savunmadı. Onun Anunnaki'si, insan genetiğini kendi genetiğiyle birleştiren, insana çok benzeyen varlıklardı. Bu da reptilian iddiasıyla doğrudan çelişiyor: İnsanı kendi suretlerinde yaratan tanrılar, nasıl sürüngen olabilir?
Neden sürüngen?
İnsanlığın en eski korkularından biri, yılan korkusu. Primatologlar ve psikologlar, bu korkunun evrimsel kökleri olabileceğini tartışıyor. Belki de reptilian iddiasının gücü, Sümer'den değil, bu çok eski korkudan geliyor. Bir varlığı sürüngen olarak tanımlamak, onu hemen yabancı, soğuk ve tehlikeli kılıyor. Bu da bir anlatıya hazır bir kötü karakter veriyor. Ama Sümer metinlerinin tanrıları, korkutucu oldukları kadar sevgi dolu, kıskanç, eğlenceli ve yaralanabilir de; tek bir korkuya sığmayacak kadar insani.
Forumlarda
Forumlarda reptilian tartışmaları genellikle çok çabuk siyasi bir boyut kazanıyor. Icke'nin kitaplarında sürüngen soy anlatısının, belirli gruplara yönelik eski komplo teorileriyle iç içe geçtiğini gösteren eleştiriler var. Bazı forum kullanıcıları bu boyutu fark edip uyarıyor; bu uyarılar, bence bu konudaki en önemli katkılar.
Forumlarda figürin fotoğrafının altına Woolley'nin kazı raporundan alıntı eklendiği de oluyor. Altına yazılan ilk yanıt, "Bunu bilmiyordum, teşekkürler" oldu. İkinci yanıt ise "Müzeler de gerçeği saklıyor" idi. İki yanıt arasındaki fark, bence bu konudaki bütün tartışmanın özeti. Biri yeni bir bilgiyle düşüncesini güncelliyor, diğeri yeni bilgiyi düşüncesine uydurmak için onu reddediyor. Ben her zaman birinci yanıtı yazan kişi olmak istiyorum; olamadığım günlerde de bunu hatırlamaya çalışıyorum.
SohbeX teorisi
Spekülasyon olarak okuyun. Bana öyle geliyor ki Ubeyd figürinleri, sürüngen tanrılardan çok, bir toplumun güzellik ve kimlik anlayışının izleri. Uzun baş, çekik göz ve omuzlardaki benekler, belki de o dönemin insanlarının kendilerini nasıl süslediğini, nasıl görmek istediğini gösteriyor. Bugün bizim moda dediğimiz şeyin, yedi bin yıl önceki karşılığı olabilirler.
Bu bir tahmin; kesin bir bilgi değil.
Size soru
Ubeyd figürinlerini müzede ya da fotoğrafta gördünüz mü? Size ne hissettirdi? Reptilian iddiasının Sitchin'in anlatısıyla bile çeliştiğini biliyor muydunuz? Bir fotoğrafın kaynağını araştırmak sizin için ne kadar önemli? Yorumlarda paylaşın.
Bir sonraki yazıda gökyüzüne döneceğim: Anunnaki'nin Orion'dan geldiği iddiasına.
Figürinler hâlâ müze vitrinlerinde, sessizce bekliyor. Belki bir gün yazısız bir kültürün dilini çözmenin bir yolunu buluruz; o güne kadar onlara kendi korkularımızı değil, kendi merakımızı yüklemeyi seçebiliriz.
Giriş yap