Giriş yap
🏺 Anunnaki

Anunnaki Orion'dan mı geldi? İddia ne, kaynağı ne? Göğün sadık çobanı

Kış gecelerinde gökyüzüne baktığımda, ilk bulduğum takımyıldız her zaman Avcı, yani Orion oluyor. Üç parlak yıldızdan oluşan kuşağı, şehir ışıklarının arasından bile seçilebiliyor. Belki de bu kolay görünürlük yüzünden, Orion antik gizemler hakkında yazılmış kitapların en sevilen takımyıldızlarından biri. Anunnaki forumlarında da sık sık şu iddiayla karşılaşıyorum: Anunnaki aslında Orion'dan geldi ve piramitlerden Sümer zigguratlarına kadar birçok yapı bu takımyıldıza göre konumlandırıldı.

Burada bu iddianın parçalarını ayırmak istiyorum. Çünkü iddia, Mısır'dan, Mezopotamya'dan ve modern popüler kitaplardan gelen farklı malzemeleri tek bir hikâyede birleştiriyor. Her birini ayrı ayrı açınca, ortaya çok daha ilginç bir tablo çıkıyor.

İddia ne söylüyor?

Forumlarda dolaşan anlatıya göre, Anunnaki Orion takımyıldızındaki bir yıldız sisteminden geldi. Sümerler bu kökeni gökyüzü haritalarına işledi, Mısırlılar da Giza piramitlerini Orion'un kuşağına göre yerleştirdi. Bazı versiyonlarda Nibiru, Orion yönünden gelen bir gezegen; bazılarında Anunnaki, Orion'daki bir imparatorluğun sürgünleri.

Bu anlatının hiçbir zaman tek bir yazarı olmadı. Sitchin, Anunnaki'nin kökenini Nibiru'ya bağladı ve Orion'u bu kökenin merkezine koymadı. Orion katmanı, başka yazarların ve özellikle Mısır üzerine yazılmış kitapların etkisiyle anlatıya eklendi.

Orion korelasyon kuramı

Orion iddiasının modern kaynağı, Belçikalı yazar Robert Bauval'ın 1994'te Adrian Gilbert ile birlikte yayımladığı "The Orion Mystery" kitabı. Bauval, Giza'daki üç büyük piramidin, Orion'un kuşağındaki üç yıldızın, Alnitak, Alnilam ve Mintaka'nın konumunu yeryüzünde yansıttığını öne sürdü. Menkaure piramidinin diğer ikisine göre biraz kaymış ve daha küçük olması, Mintaka'nın diğer iki yıldıza göre biraz kaymış ve daha sönük olmasıyla eşleştirildi.

Bu kuram, ilk duyulduğunda çok etkileyici. Ben de ilk okuduğumda, haritayı ve gökyüzü fotoğrafını yan yana koyup uzun uzun bakmıştım. Ama sonra gökbilimci Ed Krupp'ın eleştirisini okudum. Krupp, piramitlerle yıldızlar arasındaki eşleşmenin, haritanın ters çevrilmesini gerektirdiğini gösterdi. Yani Bauval'ın eşleşmesinde, kuzey yönü ile gökyüzündeki kuzey yönü uyuşmuyordu. Ayrıca üç piramidin farklı firavunlar tarafından, onlarca yıl arayla inşa edildiğini de hatırlattı.

Siz bir harita ile bir gökyüzü fotoğrafı arasında eşleşme ararken, haritayı çevirmeye ne kadar izin verirsiniz? Bir eşleşmenin değeri, onu bulmak için ne kadar oynama yapmamız gerektiğiyle ters orantılı değil mi?

Mezopotamya'da Orion

Peki Sümerler ve Babilliler Orion'u nasıl görüyordu? Mezopotamya gökbilimi hakkındaki en önemli kaynaklardan biri, MUL.APIN adlı iki tabletlik derleme. Bu derleme, yıldızları ve takımyıldızları, doğuş zamanlarını ve gökyüzündeki yollarını listeliyor. Bilinen kopyaların en eskisi, MÖ birinci binyılın başlarına tarihleniyor; ama içeriğinin daha eski gözlemlere dayandığı düşünülüyor. British Museum'daki bir kopya, MÖ 686 yılına tarihlenen bir kolofon taşıyor.

MUL.APIN'de bugün Orion dediğimiz takımyıldız, Sümerce "SIPA.ZI.AN.NA" olarak geçiyor. Bu ad, "göğün sadık çobanı" anlamına geliyor. Bu çoban, tanrıların habercisi Papsukkal ya da Ninşubur ile ilişkilendiriliyor. Yani Mezopotamya'da Orion, bir uzay imparatorluğunun merkezi değil, tanrılar meclisinin habercisi olan bir çobanın gökyüzündeki biçimi.

Bu adı ilk öğrendiğimde çok sevmiştim. Kış gecelerinde gökyüzünde yükselen bir çoban figürü, tarım ve hayvancılıkla yaşayan bir toplum için ne kadar anlamlı bir imge. Göğün sadık çobanı, sürüsünü gece boyunca izliyor.

Göğün yolları

MUL.APIN, yıldızları üç büyük "yol" üzerinde sınıflandırıyor: kuzeydeki Enlil yolu, ortadaki Anu yolu ve güneydeki Ea yolu. Bir yıldızın hangi yolda doğduğu, onun hangi tanrının bölgesine ait olduğunu belirliyordu. Göğün sadık çobanı, bu sınıflamada Anu yolunun yıldızları arasında sayılıyor. Yani Orion, Mezopotamya göğünde bile tek başına değil, tanrıların paylaştığı bir gök düzeninin parçası.

Bu sınıflama bana çok zarif gelmişti. Üç büyük tanrı, Anu, Enlil ve Ea, göğü üç şerit halinde aralarında bölüşüyor. Yeryüzünde kentleri, gökyüzünde yolları paylaşıyorlar. Tanrılar arasındaki ilişkiler, gökyüzünün haritasına bile yansımış. Bir Babilli gözlemci, ufukta yükselen bir yıldızı gördüğünde, aynı anda hangi tanrının alanına baktığını da biliyordu.

Hermann Hunger ve David Pingree, MUL.APIN'in 1989'da yayımlanan edisyonunda bu sistemi ayrıntılı olarak açıkladı. Edisyon, metnin farklı kopyalarını karşılaştırıyor ve yıldızların modern adlarla eşleştirilmesini tartışıyor. Bu eşleştirmelerin bir kısmı kesin, bir kısmı hâlâ tartışmalı. Bu dürüst belirsizlik, bence forumlardaki kesin iddiaların tam karşıtı.

Siz göğü üç tanrı arasında paylaştırılmış bir alan olarak düşünseydiniz, kendi ufkunuzda hangi yolu izlemek isterdiniz?

Mısır'da Orion

Mısır'da Orion, Sah adıyla biliniyordu ve Osiris ile ilişkilendiriliyordu. Piramit Metinleri'nde ölen firavunun göğe yükselip Sah ile, yani Osiris ile birleşeceği anlatılıyor. Bu metinler, Unas piramidinin iç duvarlarında, MÖ yirmi dördüncü yüzyılda yazılmış. Mısırlılar için Orion, ölümden sonra yeniden doğuşun, firavunun ölümsüzlüğünün bir simgesiydi.

Burada Mısır ile Mezopotamya arasında ilginç bir fark görüyorum. Aynı yıldız kümesi, bir kültürde ölüm ve yeniden doğuşun, diğerinde çobanlığın ve tanrısal haberciliğin simgesi. Bu, gökyüzünün evrensel bir mesaj taşımadığını, her kültürün kendi hayatını gökyüzüne yansıttığını gösteriyor.

Tanrılar arasındaki ilişki

Orion'un Mezopotamya'daki karşılığı olan Ninşubur, tanrılar arasındaki ilişkilerin en güzel örneklerinden birini sunuyor. İnanna'nın Yeraltı Dünyasına İnişi şiirinde Ninşubur, İnanna'nın sadık yardımcısı. İnanna yeraltına inmeden önce ona talimat veriyor: Üç gün içinde dönmezse, tanrıların kapısını çalıp yardım istemesini söylüyor. Ninşubur da öyle yapıyor; Enlil'e, Nanna'ya gidiyor, sonunda Enki'den yardım alıyor. İnanna kurtulduğunda, Ninşubur'u yeraltına onun yerine göndermeyi reddediyor, çünkü Ninşubur ona sadakatle hizmet etmiş.

Bu hikâye, Orion'u bir uzay imparatorluğundan çok daha anlamlı bir şeye dönüştürüyor: sadakatin gökyüzündeki simgesine. Belki de Mezopotamyalılar kış gecelerinde bu takımyıldıza baktıklarında, Ninşubur'un sadakatini hatırlıyordu.

Akademik okuma

Akademik okumada Orion iddiası, Mezopotamya kaynaklarıyla bağlantısız. Hiçbir Sümer ya da Akad metninde tanrıların Orion'dan geldiği yazmıyor. Tanrıların yeri, gökyüzünün katmanları, Anu'nun göğü, Enlil'in yeryüzü ve Enki'nin yeraltı suları, yani Abzu. Gezegenler ve yıldızlar ise tanrıların gökteki belirtileri, onların işaretleri olarak görülüyordu.

Sitchin'in okuması

Sitchin, kendi kitaplarında Orion'a özel bir köken rolü vermedi. Onun anlatısının merkezi Nibiru'ydu. Bu yüzden Orion iddiası, Sitchin okurları için bile bir ekleme. Forumlarda bazen bu iki anlatının birleştirildiğini ve Nibiru'nun Orion yönünden geldiğinin söylendiğini görüyorum; ama bu birleşimin herhangi bir yazılı kaynağı yok.

Forumlarda

Forumlarda Orion tartışmaları, genellikle bir harita yarışmasına dönüşüyor. Kullanıcılar, dünyanın farklı yerlerindeki üçlü yapıları Orion'un kuşağıyla eşleştiriyor: Meksika'daki Teotihuacan, Çin'deki piramit biçimli mezar höyükleri, hatta bazı modern yapılar. Bazı kullanıcılar bu yarışmayı tersine çevirip, hiçbir ilgisi olmayan rastgele üçlü yapıları da Orion'la eşleştiriyor ve eşleşmenin ne kadar kolay bulunduğunu gösteriyor. Bu tür paylaşımlar, hem eğlenceli hem öğretici.

Yıldızlar yer değiştirir

Bir de zamanın getirdiği bir sorun var. Yerin ekseni yavaşça yalpalıyor; bu harekete presesyon deniyor ve bir tam dönüşü yaklaşık yirmi altı bin yıl sürüyor. Bu yüzden bir takımyıldızın ufuktaki doğuş noktası ve doğuş zamanı, yüzyıllar içinde kayıyor. Bauval, bu kaymayı kullanarak piramitlerin düzenini çok daha eski bir tarihe bağlamaya çalıştı. Eleştirmenler ise bu tarihin, piramitlerin inşa edildiği bilinen dönemle hiçbir arkeolojik bağlantısı olmadığını belirtti. Gökyüzünün hareketi gerçek; ama o hareketin üzerine hangi tarihi yerleştireceğimiz, kanıtın değil tercihin konusu olabiliyor.

Kısacası Orion iddiası, birbirinden bağımsız üç kültürel geleneğin, Mısır'ın, Mezopotamya'nın ve modern popüler yazının, tek bir hikâyede eritilmesinden doğuyor. Bu geleneklerin her biri, ayrı ayrı okunduğunda çok daha zengin.

SohbeX teorisi

Spekülasyon olarak okuyun. Bana öyle geliyor ki Orion'un bu kadar çok gizem anlatısının merkezine yerleşmesinin nedeni, onun gökyüzündeki tanınabilirliği. Herkesin bulabildiği bir takımyıldız, herkesin üzerine bir hikâye kurabildiği bir takımyıldız. Sümerler onu bir çoban olarak gördü, Mısırlılar bir tanrı olarak, biz bugün bir köken olarak görüyoruz. Belki de Orion, her çağın kendi sorularını yansıttığı bir ayna.

Bu bir yorum; kesin bir bilgi değil.

Bu kış, şehir ışıklarından biraz uzaklaşabildiğiniz bir gece, Orion'u bulup birkaç dakika ona bakmanızı öneririm. Kuşağın üç yıldızından aşağı doğru sarkan sönük bir lekeyi göreceksiniz: Orion Bulutsusu, yeni yıldızların doğduğu bir gaz bulutu. Göğün sadık çobanının kemerinde, yıldızlar hâlâ doğmaya devam ediyor.

Size soru

Siz gökyüzünde Orion'u bulabiliyor musunuz? Ona baktığınızda bir çoban mı, bir avcı mı, yoksa başka bir şey mi görüyorsunuz? Bauval'ın haritasını ve Krupp'ın eleştirisini okudunuz mu? Ninşubur'un sadakat hikâyesini biliyor muydunuz? Yorumlarda paylaşın.

Bir sonraki yazıda gökyüzünde biraz daha ilerleyip Ülker'e, yani Pleiades'e geçeceğim.

❤ 0 beğeni💬 0 yorumBeğenmek ve yorum yapmak için giriş yap