Anton Parks ve Anunnaki: İddia ne, kaynağı ne? Hecelerin içine gizlenen anlatı
Fransızca konuşulan Anunnaki forumlarında, Sitchin'den sonra en çok anılan isim Anton Parks. Türkçe forumlarda ise adı daha az biliniyor; ama son yıllarda çeviri videolar ve alıntılar aracılığıyla onun anlatısının parçaları bizim forumlara da ulaştı. "Enki aslında Sa'am'dı", "Anunnaki'nin kraliçeleri Amasutum'du" gibi cümlelerle karşılaştığınızda, büyük ihtimalle Parks'ın izini görüyorsunuz.
Parks'ı okumak bana ilginç bir deneyim yaşattı. Sitchin'in yöntemini bildiğim için, Parks'ın onu nasıl dönüştürdüğünü izlemek, bir fikrin ikinci kuşağını izlemek gibiydi. Burada bu dönüşümü ve onun dayandığı kaynakları açmak istiyorum.
İddia ne söylüyor?
Anton Parks, 2005'ten itibaren yayımladığı "Les Chroniques du Ğírkù" adlı dizide, Anunnaki'nin hikâyesini çok daha karmaşık bir evren olarak anlatıyor. Dizinin ilk kitabı "Le Secret des Étoiles Sombres", yani "Karanlık Yıldızların Sırrı". Parks'ın anlatısında birden fazla tür, birden fazla gezegen ve uzun bir galaktik savaş var. Anunnaki, bu evrende birbirine rakip soylardan oluşuyor; bazıları sürüngen özellikler taşıyor, bazıları taşımıyor. Enki, Parks'ın anlatısında asıl adı Sa'am olan, insanlığa yardım eden bir figür.
Parks, bu bilgileri bir araştırmayla değil, gençliğinden itibaren gördüğünü söylediği görüntüler, yani bir tür vizyonlarla edindiğini öne sürüyor. Sonradan bu vizyonları Sümer kaynaklarıyla karşılaştırdığını ve örtüştüğünü gördüğünü anlatıyor.
Bu açıklamayı okuduğumda, Sitchin'den çok önemli bir farkı fark ettim. Sitchin, kendi iddialarını tabletlerin çevirisine dayandırıyordu. Parks ise iddialarının kaynağını kendi iç deneyimine dayandırıyor ve tabletleri sonradan bir doğrulama aracı olarak kullanıyor. Bu, iddianın sınanma biçimini de tamamen değiştiriyor. Bir çeviri, başka bir çeviriyle karşılaştırılabilir. Bir vizyon ise kiminle, neyle karşılaştırılabilir?
Hecelerin çözülmesi
Parks'ın en çok tartışılan yöntemi, Sümerce kelimeleri hecelerine ayırıp her heceye ayrı bir anlam vererek yeniden okuması. Sümerce, büyük ölçüde tek heceli köklerden oluşan bir dil ve birçok kelime gerçekten de birden fazla kökün birleşmesiyle oluşuyor. Parks, bu yapıyı kullanarak tanrı adlarını ve kavramları, içlerinde gizli mesajlar taşıyan şifreler gibi okuyor.
Örneğin bir tanrı adını oluşturan üç heceyi alıp, her heceyi bir Sümerce sözlükte ayrı ayrı arıyor ve bu anlamları birleştirerek yeni bir cümle kuruyor. Sonuçta ortaya çıkan cümle, genellikle kendi anlatısını destekleyen bir anlam taşıyor.
Dilbilimciler, bu yöntemin ciddi bir sorunu olduğunu belirtiyor. Sümercede bir hece, bağlamına göre onlarca farklı anlama gelebiliyor; çünkü dil, sesteş köklerle dolu. Bir okur, her hece için bu onlarca anlam arasından istediğini seçebildiğinde, hemen hemen her kelimeden hemen hemen her cümleyi çıkarabilir. Bu bir çözümleme değil, bir kombinasyon oyunu.
Bunu kendi dilimizde denemek mümkün. Türkçede "yaz" kelimesi hem mevsim hem de yazmak eylemi; "yüz" hem sayı hem surat hem de yüzmek. Bu sesteş kelimelerle kurulmuş bir cümleyi, her kelimenin farklı anlamını seçerek bambaşka bir cümleye dönüştürebilirsiniz. Siz hiç bir cümleyi böyle bir oyunla yeniden okumayı denediniz mi?
Sözlük kaynağı
Parks'ın kitaplarında Sümerce anlamlar için kullandığı kaynaklar arasında, amatör araştırmacı John Halloran'ın hazırladığı Sümerce sözlük öne çıkıyor. Bu sözlük, internette yaygın olarak kullanılan, kullanışlı bir başvuru aracı. Ama akademik çalışmalarda daha çok Pennsylvania Üniversitesi'nin ePSD adlı Sümerce sözlüğü kullanılıyor. ePSD, kelimelerin metinlerdeki gerçek kullanımlarını, hangi dönemde ve hangi bağlamda geçtiklerini gösteriyor. Bir kelimenin anlamını bağlamından koparıp tek başına almak, bu tür bir sözlükle çok daha zor.
Bir deneme: Enlil adını hecelemek
Yöntemin nasıl işlediğini görmek için Enlil adını ele alalım. Akademik okumada ad, "en" ve "lil" köklerinden oluşuyor; "en" efendi ya da rahip-yönetici, "lil" ise rüzgâr, hava ya da soluk. Bu yüzden Enlil genellikle "Rüzgârın Efendisi" ya da "Havanın Efendisi" olarak açıklanıyor, ancak bazı akademisyenler bu açıklamanın da tartışmalı olduğunu not ediyor.
Şimdi heceleme yöntemini uygulayalım. "En" için sözlükte efendi, rahip, büyü sözü gibi anlamlar var. "Li" için başka anlamlar, "il" için başka anlamlar bulunabilir; bunları istediğimiz gibi birleştirebiliriz. Bir okur Enlil'i "büyü sözlerinin efendisi" diye okuyabilir, bir başkası tamamen farklı bir cümle kurabilir. Her iki okuma da sözlükten alınmış gerçek anlamlarla yapılmış olur; ama hiçbiri metinlerdeki gerçek kullanımı yansıtmaz.
Bu denemeyi yaptığımda, yöntemin çekiciliğini de anladım. Her okuma, okurun bir sırrı kendisinin çözdüğü hissini veriyor. Bu his, çok güçlü bir bağ kuruyor. Ama bir sırrı çözdüğünüzü hissetmek ile gerçekten çözmek arasında büyük bir fark var.
Tanrılar arasındaki ilişki
Parks'ın anlatısında tanrılar arasındaki ilişkiler, Sitchin'den bile daha dramatik. Enki ile Enlil arasındaki rekabet, iki farklı soy ve iki farklı ideoloji arasındaki bir savaşa dönüşüyor. Kadın tanrıçalar, Parks'ın anlatısında daha güçlü bir konumda; Amasutum adını verdiği bir kadın rahibeler soyu, anlatının merkezinde yer alıyor.
Sümer kaynaklarında da kadın tanrıçaların güçlü olduğu doğru. Ninhursag, ana tanrıça olarak Enki ile birlikte yaratılışta rol alıyor. Nisaba, yazının ve tahılın tanrıçası. İnanna ise savaşın ve aşkın tanrıçası olarak, panteonun en güçlü figürlerinden biri. Ama "Amasutum" diye bir topluluk adı, bilinen Sümer metinlerinde geçmiyor. Kelime, Parks'ın heceleri birleştirerek kurduğu bir terim.
Bu noktada bir tercih yapmak gerekiyor. Sümer tanrıçalarının gerçek gücünü metinlerden okumak mı, yoksa onları modern bir anlatının içine yerleştirmek mi? Bence ilki çok daha etkileyici. Enheduanna'nın İnanna'ya yazdığı ilahiler, bir tanrıçanın gücünü anlatmak için hiçbir galaktik savaşa ihtiyaç duymuyor.
Vizyon ve kaynak arasındaki ilişki
Parks'ın anlatısı, okura bir güven ilişkisi öneriyor. Okur, yazarın gördüğünü söylediği şeyi görmediği için, ona inanıp inanmamaya karar vermek zorunda. Bu, tarih yazımından çok tanıklık edebiyatına yakın bir ilişki. Dini geleneklerde de benzer bir yapı var: Bir peygamberin, bir azizin ya da bir mistiğin vizyonu, onu duyanlar için bir inanç meselesi.
Mezopotamya'da da rüya ve vizyon, tanrılarla iletişimin bilinen bir yoluydu. Gudea'nın silindirlerinde, Lagaş hükümdarı Gudea bir rüyada tanrı Ningirsu'yu görüyor ve ondan tapınağını yeniden inşa etmesi buyruğunu alıyor. Rüyanın anlamını çözmek için tanrıça Nanşe'ye gidiyor. Bu metin, bir vizyonun nasıl yorumlandığını, yorumun nasıl bir uzmana danışılarak yapıldığını gösteriyor.
Gudea'nın rüyası, bir kralın kendi hükümranlığını tanrısal bir buyrukla meşrulaştırmasıydı. Parks'ın vizyonları ise bir yazarın kendi anlatısını meşrulaştırması. Aradaki fark, Gudea'nın rüyasının bir tapınağa, Parks'ın vizyonlarının bir kitap dizisine dönüşmesi. İkisi de bir iç deneyimi dış dünyada somut bir esere çeviriyor. Siz bir rüyanın ya da bir vizyonun, tarihsel bir bilgi kaynağı olabileceğine inanıyor musunuz?
Akademik okuma
Akademik çevrelerde Parks, Sitchin'den bile daha az tanınıyor. Bunun nedeni, Parks'ın çalışmasının akademik bir iddia taşımaması; o, kendi anlatısını açıkça vizyonlara dayandırıyor. Dolayısıyla akademisyenlerin onu çeviri hataları açısından eleştirmesi bile zor. Parks'ın yöntemi, akademik yöntemle aynı zeminde değil.
Sitchin'in okuması
Sitchin ile Parks arasında ilginç bir ilişki var. Parks, Sitchin'in çalışmasını tanıyor ve bazı noktalarda onunla aynı fikirde, bazı noktalarda ise ondan ayrılıyor. Örneğin Parks, Nibiru'nun bir gezegen olarak Anunnaki'nin yurdu olduğu fikrine Sitchin kadar bağlı değil. İkisi aynı kaynaklara bakıyor ama farklı yollarla farklı sonuçlara ulaşıyor. Bu da aslında bir şey gösteriyor: Aynı tabletlerden, farklı yöntemlerle birbiriyle çelişen anlatılar çıkarmak mümkün.
Forumlarda
Forumlarda Parks okurları, genellikle Sitchin okurlarından daha küçük ama daha bağlı bir grup. Parks'ın anlatısının karmaşıklığı, onu takip etmeyi zorlaştırıyor; ama bu zorluk, takip edenler için bir tür derinlik işareti gibi görülüyor. Bazı kullanıcılar Parks'ın heceleme yöntemini kendi başlarına uygulayıp yeni okumalar yapıyor; bu okumaların birbiriyle çeliştiğini görmek, yöntemin esnekliğini ortaya koyuyor.
SohbeX teorisi
Spekülasyon olarak okuyun. Bana öyle geliyor ki Parks'ın anlatısı, bir bilim kurgu evreni olarak okunduğunda çok daha tutarlı ve keyifli. Karakterleri, soyları ve savaşlarıyla, büyük bir fantastik dizinin bütün özelliklerini taşıyor. Belki de Parks'ın asıl katkısı, Sümer tanrılarından esinlenen modern bir mitoloji yaratmak. Bu mitolojiyi Sümer'in kendi mitolojisiyle karıştırmamak ise okurun sorumluluğu.
Bu bir yorum; kesin bir bilgi değil.
Size soru
Anton Parks'ın adını daha önce duymuş muydunuz? Bir yazarın iddialarını vizyonlara dayandırmasını nasıl değerlendiriyorsunuz? Türkçede sesteş kelimelerle bir cümleyi yeniden okumayı denemek ister misiniz? Yorumlarda paylaşın; bulduğunuz en ilginç yeniden okumayı merak ediyorum.
Bir sonraki yazıda okyanusun öte yakasına geçip, son yıllarda sosyal medyada çok konuşulan Billy Carson'ın Anunnaki anlatısına bakacağım.
Giriş yap