Anton Parks anlatısı neden bu kadar yayıldı? Fransızca bir destan, hece hece okunan Sümerce ve Enki'nin başka bir yüzü
Anunnaki tartışmalarında İngilizce konuşan dünya Sitchin'i tanırken, Fransızca konuşan okurların bir kısmı başka bir isimle büyüdü: Anton Parks. Parks, 2005'te "Le Secret des Étoiles Sombres" adlı kitapla başlayan ve "Les Chroniques du Gírkù" adını verdiği bir dizi yayımladı. Dizinin ikinci kitabı "Ádam Genisiš" 2007'de çıktı. Parks'ın anlatısı, son yıllarda çevirilerle ve videolarla Fransa dışına da taşındı; Türkçe tartışmalarda da adı giderek daha sık geçiyor. Burada bu anlatının neden ilgi gördüğünü, Sitchin'den nerede ayrıldığını ve uzmanların ona nasıl baktığını konuşmak istiyorum.
Bir romancı mı, bir tanık mı?
Parks'ın anlatısını Sitchin'den ayıran ilk özellik, kaynağı. Sitchin, tabletleri okuyan bir araştırmacı olduğunu söylüyordu. Parks ise anlatısının önemli bir kısmının, gençliğinden itibaren yaşadığını söylediği görüntülere dayandığını anlatıyor. Ona göre bu görüntüler, uzak geçmişte yaşanmış olayları bir tanığın gözünden gösteriyordu; o da bu görüntüleri daha sonra Sümer metinleriyle karşılaştırdı.
Bu nedenle Parks'ın kitapları, bir inceleme kitabından çok bir romana benziyor. Birinci tekil şahısla anlatılıyor, diyaloglar içeriyor ve bir karakterin gözünden uzun bir hikâye kuruyor. Aynı zamanda kitapların sonunda uzun açıklama bölümleri, sözlükler ve Sümerce kelime çözümlemeleri yer alıyor.
Bu iki katmanlı yapı, okurun nasıl okuyacağını belirsiz bırakıyor. Kitap bir roman mı, bir tanıklık mı, yoksa bir dil incelemesi mi? Parks'ın okurları arasında bu sorunun cevabı da farklılaşıyor.
Hece hece Sümerce
Parks'ın en tartışmalı yöntemi, Sümerce kelimeleri hecelerine ayırıp her heceye ayrı bir anlam vererek okuması. Bu yönteme göre bir tanrı adı ya da bir yer adı, birkaç ayrı kelimenin birleşimi olarak çözümleniyor ve böylece gizli bir anlam ortaya çıkıyor.
Bu yöntem, ilk bakışta etkileyici. Sümerce gerçekten de kısa kelime köklerinin birleşmesiyle uzun ifadeler oluşturabilen bir dil ve bazı tanrı adları gerçekten de birleşik yapıda. "En-ki" adı, genellikle "yerin efendisi" diye çevriliyor; "Nin-hursag" da "dağın hanımı" anlamına geliyor.
Ama Parks'ın yöntemi bunun çok ötesine gidiyor. Her hece için olası anlamların geniş bir listesinden seçim yapıldığında, hemen her kelimeden istenen anlam çıkarılabiliyor. Dilbilimciler bu tür okumaları, sonucun yöntemi değil, yöntemin sonucu belirlediği okumalar olarak görüyor.
Siz bir kelimeyi hecelerine ayırarak gizli anlam aramayı ikna edici buluyor musunuz?
Tanrılar arasındaki ilişki: Enki'nin başka bir yüzü
Parks'ın anlatısında Enki, Sitchin'in kitaplarında olduğu gibi insanlığın dostu ve yaratıcısı olarak görünüyor; ama farklı bir ad ve farklı bir kökenle. Parks, Anunnaki'yi kendi deyişiyle "Gina'abul" adını verdiği daha geniş bir ırklar ailesinin parçası olarak anlatıyor ve bu aile içinde sert hiyerarşiler, ittifaklar ve ihanetler kuruyor. Enki, bu hiyerarşide ezilen, başkaldıran ve insanlara bilgi veren bir figür olarak konumlanıyor.
Sümer metinlerinde Enki'nin gerçekten de bir bilgi tanrısı olduğu ve bazı metinlerde düzenin otoritesiyle gerilim yaşadığı biliniyor. "İnanna ve Enki" şiiri bunun iyi bir örneği. Şiirde İnanna, Eridu'ya Enki'yi ziyarete gidiyor. İkisi birlikte bira içiyor ve Enki, sarhoşken medeniyetin kurallarını ve becerilerini temsil eden "me"leri tek tek İnanna'ya veriyor: krallık, rahiplik, yazı, zanaatlar, müzik. Ayıldığında ne yaptığını fark ediyor ve me'leri geri almak için yardımcısı İsimud'u ve çeşitli yaratıkları İnanna'nın gemisinin peşine gönderiyor. İnanna ise hizmetkârı Ninşubur'un yardımıyla her saldırıyı atlatıp me'leri Uruk'a ulaştırıyor.
Bu şiirde Enki, ne yüce bir kurtarıcı ne de bir isyancı. Cömertliği ve dikkatsizliği aynı sahnede görünen, kaybettiği şeyi geri almaya çalışan ama sonunda yeni durumu kabul eden bir tanrı. Parks'ın anlatısındaki trajik ve kahraman Enki, bu çok yönlü karakterin yalnızca bir yüzünü öne çıkarıyor.
Şiirde dikkatimi çeken bir ayrıntı daha var: Enki'nin gönderdiği yaratıklar her seferinde İnanna'nın gemisine ulaşıyor, ama gemiyi geri götüremiyor. Ninşubur her seferinde bir sözle ya da bir hareketle onları uzaklaştırıyor. Bu tekrar, Sümer şiirinin sevdiği bir yapı; aynı sahne küçük farklarla defalarca anlatılıyor. Okura sabır öğreten bir ritim bu. Sonunda Enki pes ediyor ve Uruk'a giden me'lerin orada kalacağını kabul ediyor; hatta bazı yorumlara göre şehrine bir tür bereket diliyor.
Kaybını kabul eden, öfkesini bir kutsamaya çeviren bir tanrı, bana Parks'ın trajik kahramanından çok daha ilginç geliyor. Bir yenilgi, onurlu bir uzlaşmaya dönüşüyor. Sümerliler, tanrılarında bile kaybetmeyi bilen bir karakter görmek istemiş olabilir mi? Bu sorunun cevabını bilmiyoruz, ama metin bu soruyu sormamıza izin veriyor.
Akademik okuma
Akademik çevreler Parks'ın anlatısını, Sitchin'inkinden de az tartıştı. Bunun bir nedeni, Parks'ın kitaplarının büyük ölçüde Fransızca kalması; bir başka nedeni de anlatının bir kısmının kişisel görüntülere dayanması. Bir görüntü iddiasını tarihsel yöntemle sınamak mümkün değil; tarihçiler de genellikle bu tür iddiaları kendi alanlarının dışında görüyor.
Sümerologların genel tutumu, Parks'ın hece çözümlemelerine yönelik. Sümerce sözlükler, örneğin Pennsylvania Üniversitesi'nin hazırladığı elektronik Sümerce sözlük, her işaretin farklı dönemlerde ve bağlamlarda nasıl okunduğunu gösteriyor. Bu sözlüklerle karşılaştırıldığında, Parks'ın okumalarının bağlamı dikkate almadığı ve aynı işaret için çok farklı dönemlerden anlamları bir araya getirdiği görülüyor.
Bir de "İnanna ve Enki" gibi metinlerin akademik yorumu var. Akademisyenler bu şiiri genellikle Uruk'un dini ve siyasi öneminin artışını meşrulaştıran bir anlatı olarak okuyor: Medeniyetin değerleri, eski merkez Eridu'dan yükselen merkez Uruk'a taşınıyor. Bir şehir rekabeti, iki tanrı arasındaki bir bira sofrasına dönüşüyor.
Sitchin'in okuması
Sitchin, Parks'tan önce yazdı ve Parks'ın anlatısı üzerine bir değerlendirme yapmadı. Ama iki yazarın okurları sıkça karşılaştırma yapıyor. Sitchin'in anlatısı daha çok bir tarih kitabı biçiminde, tarihler ve yer adlarıyla kurulmuş. Parks'ınki ise daha çok bir iç dünya anlatısı; duygular, ilişkiler ve kişisel çatışmalar ön planda. Sitchin'e yöneltilen "bu metinler böyle demiyor" eleştirisi Parks'a da yöneltiliyor; ama Parks'ın okurları, görüntü iddiası nedeniyle bu eleştiriyi daha az önemli buluyor.
Neden bu kadar yayıldı?
İlk neden, anlatının duygusal derinliği. Sitchin'in kitapları bir tarih ders kitabı kadar soğuk olabiliyor. Parks'ın kitapları ise karakterlerin acısını, öfkesini ve sevgisini anlatan bir roman sıcaklığına sahip. Okurlar, Enki'yle özdeşleşebiliyor.
İkinci neden, gizli bilgi duygusu. Hece çözümlemeleri, okura sıradan çevirilerin göremediği bir anlam katmanına ulaşıyormuş hissi veriyor. Bu his, kendini ana akım bilgiye yabancı hisseden okurlar için çok çekici.
Üçüncü neden, Sitchin'e bir alternatif sunması. Sitchin'i okuyup tatmin olmayan, ama Anunnaki fikrinden de vazgeçmek istemeyen okurlar için Parks, aynı dünyanın başka bir haritasını sunuyor.
Dördüncü neden, video çağı. Parks'ın anlatısı, Fransızca konuşan ülkelerdeki video içerik üreticileri aracılığıyla, kitapları okumayan geniş bir kitleye ulaştı. Bu videolar zamanla başka dillere de altyazıyla taşındı.
Forumlarda
Forumlarda Parks tartışmaları genellikle iki soru etrafında dönüyor. Birincisi, görüntü iddiasının nasıl değerlendirileceği: Bazı kullanıcılar bunu bir tanıklık olarak kabul ediyor, başkaları bir yaratıcı yazım yöntemi olarak görüyor. İkincisi, hece çözümlemelerinin geçerliliği: Eleştirel kullanıcılar, aynı yöntemle başka dillerdeki kelimelerden de benzer gizli anlamlar çıkarılabileceğini göstermeye çalışıyor. Türkçe tartışmalarda Parks çoğu zaman Sitchin'le birlikte anılıyor ve iki anlatı arasındaki farklar yeterince ayrılmadan konuşuluyor.
Bu karşılaştırmalar ilginç ama bir uyarıyı da hak ediyor: Bir dilin hecelerinden anlam üretmek, o dili okumakla aynı şey değil. Sümerceyi okumak, binlerce tabletin bağlamını, yazıcıların alışkanlıklarını ve dönemden döneme değişen işaret değerlerini bilmeyi gerektiriyor.
SohbeX teorisi
Spekülasyon olarak okuyun. Bana öyle geliyor ki Parks'ın anlatısı, Sümer metinlerinin kendisinde var olan bir ihtiyaca cevap veriyor: tanrıların iç dünyasına bakma ihtiyacına. Sümer şiirleri tanrıları sık sık konuşturuyor, kızdırıyor, sarhoş ediyor, üzüyor. Ama bu duyguları kısa, ölçülü ve çoğu zaman tekrar eden kalıplarla anlatıyor. Okur, Enki'nin me'leri kaybettiğinde ne hissettiğini merak ediyor; metin ise sadece onun yardımcısını tekrar tekrar gönderdiğini söylüyor.
Parks bu boşluğu bir romancı gibi dolduruyor. Belki de anlatısının bu kadar çok okura dokunmasının nedeni, tarihsel bir keşif değil, binlerce yıl önce yazılmış karakterlere bir iç ses vermesi. Bu, eski metinlerle kurulabilecek meşru bir ilişki; yeter ki o iç sesin metnin değil, yazarın sesi olduğunu unutmayalım.
Bu bir yorum; kesin bir bilgi değil.
Size soru
Anton Parks'ın adını daha önce duymuş muydunuz? Bir anlatının kişisel görüntülere dayandığını söylemesi, onu sizin için daha mı ilginç, yoksa daha mı az güvenilir yapıyor? Enki'nin me'leri sarhoşken verdiği sahneyi bir şehir rekabeti olarak mı, yoksa bir karakter hikâyesi olarak mı okursunuz? Yorumlarda yazın.
Giriş yap