Anton Parks anlatısı hakkında uzmanlar ne diyor? Hecelere bölünen kelimeler, bir dilbilimcinin itirazı ve Kuş ile Balık'ın tartışması
Fransız yazar Anton Parks, 2000'lerin başından itibaren yayımladığı kitaplarla, Anunnaki anlatısına Fransızca konuşan dünyada yeni bir soluk getirdi. "Les Chroniques du Ğírkù" adlı dizisinde, kendisine görüler ve hatıralar yoluyla ulaştığını söylediği bir hikâyeyi anlatıyor. Bu hikâyede Enki, Sümer metinlerindeki bilge tanrıdan farklı bir kimliğe bürünüyor ve insanlığın kökeni, Parks'ın kendi kozmolojisi içinde yeniden yorumlanıyor.
Parks'ın anlatısının nasıl yayıldığını ve Enki'ye nasıl bir yüz verdiğini daha önce konuşmuştuk. Bu kez, onun yöntemine, özellikle de Sümer kelimelerini çözümleme biçimine, dilbilimcilerin ne dediğine bakıyorum. Çünkü Parks'ın kitaplarının en dikkat çekici yanı, Sümerce kelimeleri hecelere ayırıp her heceye bir anlam vererek yeni ve gizli anlamlar bulması.
Hecelere bölünen kelimeler
Parks'ın yöntemine göre, Sümerce bir kelime ya da ad, onu oluşturan hecelere bölünebilir ve her hece, kendi başına bir anlam taşıyan bir kelime olarak okunabilir. Bu hecelerin anlamları bir araya getirildiğinde, kelimenin "gizli" ya da "asıl" anlamı ortaya çıkıyor. Parks, bu yöntemle tanrı adlarına, yer adlarına ve hatta bazı modern dillerdeki kelimelere yeni anlamlar veriyor.
Örneğin bir tanrının adı, üç ya da dört heceye bölünüyor; her heceye, Sümer sözlüklerinde o sesle ilişkilendirilen anlamlardan biri veriliyor; ve ortaya, tanrının kökenini ya da işlevini anlatan uzun bir cümle çıkıyor. Parks'ın okurları için bu yöntem, Sümercenin derinliklerinde saklı bir bilgiyi açan bir anahtar gibi görünüyor.
Dilbilimcilerin itirazı
Sümer dilbilimcileri, bu yönteme birkaç ana nedenle karşı çıkıyor. İlk neden, çivi yazısının yapısıyla ilgili. Çivi yazısında aynı ses, pek çok farklı işaretle yazılabiliyor ve aynı işaret, pek çok farklı sesle okunabiliyor. Örneğin Sümercede "du" sesi, "gitmek", "inşa etmek" ve başka anlamlara gelen farklı işaretlerle yazılabiliyor. Bu durum, dilbilimcilerin "eşseslilik" olarak adlandırdığı olgu.
Eşseslilik, Parks'ın yönteminin en zayıf noktası olarak görülüyor. Bir heceye anlam verirken, o sesin karşılık gelebileceği onlarca farklı kelime arasından seçim yapmak gerekiyor. Bu seçim, yazının kendisinden değil, yorumcunun tercihinden geliyor. Böylece, neredeyse her kelimeye istenen anlam verilebiliyor.
İkinci neden, Sümercenin dilbilgisiyle ilgili. Sümerce, eklemeli bir dil; yani kelimeler, kök ve eklerin bir araya gelmesiyle oluşuyor. Bu, Türkçeye benzer bir yapı. Ama bu, her hecenin bağımsız bir kelime olduğu anlamına gelmiyor. Türkçede "evlerimizden" kelimesini hecelere ayırıp her heceye ayrı bir anlam vermeye çalışmak, kelimenin gerçek yapısını, yani kök ve eklerini, görmemize engel olur.
Üçüncü neden, yöntemin modern dillere de uygulanması. Parks, bazı modern kelimelerin de Sümerce hecelere ayrılarak gizli anlamlar taşıdığını öne sürüyor. Dilbilimciler, bu yaklaşımın tarihsel dilbilimin bütün yöntemleriyle çeliştiğini, çünkü dillerin birbirinden nasıl türediğini gösteren ses değişim kurallarını hiç dikkate almadığını belirtiyor.
Bir kelimeyi hecelere bölüp her heceye istediğiniz anlamı verebilseydiniz, hangi kelimeyi denemek isterdiniz?
Görüler ve kaynaklar
Parks'ın anlatısının bir başka özelliği, kaynaklarının bir kısmının görüler ve kişisel deneyimler olması. Parks, hikâyesinin önemli bir bölümünü, kendisine çocukluğundan beri gelen görülerle öğrendiğini söylüyor. Sümer metinlerini ise bu görüleri doğrulamak için kullanıyor.
Tarihçiler, bu yaklaşımın akademik tarih yazımından kökten farklı olduğunu belirtiyor. Akademik tarih yazımında, metinler ve arkeolojik buluntular, bir yorumun başlangıç noktası. Parks'ta ise görü, başlangıç noktası; metinler, bu görüye uyacak biçimde okunuyor. Uzmanlar, bu tür bir okumanın, kişisel bir inanç ya da sanatsal bir yaratım olarak değerlendirilebileceğini, ama tarihsel bilgi olarak sunulamayacağını vurguluyor.
Tanrılar arasındaki ilişki: Kuş ile Balık'ın tartışması
Sümer edebiyatında, kelimelerin ve iddiaların bir yargıç önünde tartıldığı bir tür var: Tartışma şiirleri. Bu şiirlerde iki karşıt varlık, örneğin yaz ile kış, kazma ile saban, koyun ile tahıl, kendi üstünlüklerini savunuyor ve sonunda bir tanrı kararı veriyor. Bunlardan biri, "Kuş ile Balık'ın Tartışması".
Şiir, Enki'nin dünyayı düzenlemesini anlatarak başlıyor. Enki, nehirleri, kanalları ve bataklıkları yaratıyor; sazlıkları kuşlarla, suları balıklarla dolduruyor. Ama bir süre sonra, Balık ile Kuş arasında bir anlaşmazlık çıkıyor.
Balık, Kuş'a hakaret ediyor. Onun gürültücü olduğunu, bahçeleri ve tarlaları yağmaladığını, insanların ondan şikâyet ettiğini söylüyor. Kuş, bu hakaretlere karşılık veriyor: Kendi tüylerinin güzelliğini, sesinin tatlılığını ve tapınaklarda ona verilen değeri anlatıyor. Balık'ın ise kokulu, kaygan ve insanların ağlarına düşen bir varlık olduğunu söylüyor.
Tartışma büyüyor; Balık, Kuş'un yuvasını bozuyor, Kuş da Balık'ı yakalamaya çalışıyor. Sonunda ikisi, kararı Enki'ye bırakıyor. Enki, iki tarafı dinledikten sonra, Kuş'un lehine karar veriyor. Gerekçesi, Kuş'un sesinin tanrıların tapınağında, Ekur'da yankılanması ve onun tanrıların sofrasında yer alması.
Bu şiirde tanrılar arasındaki ilişki, Enki'nin yaratıcı ve yargıç rolünü bir arada taşımasıyla görülüyor. Enki, hem kuşları ve balıkları yaratan hem de aralarındaki anlaşmazlığı çözen tanrı. Diğer tanrılar, özellikle Enlil'in tapınağı Ekur, kararın gerekçesinde dolaylı olarak yer alıyor: Kuş'u üstün kılan, tanrıların dünyasına yakınlığı.
Akademik okuma
Asurologlar, tartışma şiirlerini Sümer okul eğitiminin bir parçası olarak görüyor. Bu metinler, kâtip adaylarına sadece yazmayı değil, aynı zamanda tartışmayı, karşıt görüşleri ifade etmeyi ve bir kararın gerekçesini anlamayı öğretiyordu. Tartışma şiirlerindeki argümanlar, Mezopotamya'nın günlük hayatına, ekonomisine ve değerlerine dair zengin bilgiler sunuyor.
Dilbilimciler, bu tür metinlerin Sümercenin inceliklerini anlamak için de çok değerli olduğunu belirtiyor. Tartışmalarda kullanılan kelime oyunları, eş anlamlı ve zıt anlamlı kelimeler, dilin nasıl işlediğine dair ipuçları veriyor. Bu ipuçları, Parks'ın hece yönteminden çok farklı bir yaklaşımla, yani bağlam içinde, dilbilgisine dikkat ederek okunuyor.
Sümerce sözlük çalışmalarının da uzun bir tarihi var. Mezopotamyalı kâtipler, binlerce yıl önce Sümerce ve Akadca kelimeleri yan yana listeleyen sözlükler hazırladı. Modern dilbilimciler, bu eski sözlükleri de kullanarak Sümercenin anlamlarını yeniden kuruyor. Yani akademik okuma, sadece modern tahminlere değil, Mezopotamyalıların kendi açıklamalarına da dayanıyor. Bu, kelimelerin anlamını belirlemede, hece yönteminin sahip olmadığı bir dayanak sunuyor.
Sitchin'in okuması
Parks, kendi anlatısını Sitchin'den ayırmaya özen gösteriyor ve Sitchin'in bazı yorumlarını eleştiriyor. Ama iki yazar arasında yöntemsel bir benzerlik de var: Her ikisi de Sümerce kelimelere, akademik sözlüklerden farklı, kendi yorumlarına dayanan anlamlar veriyor. Sitchin bunu çeviri yoluyla, Parks ise hece çözümlemesi yoluyla yapıyor. Uzmanların her ikisine yönelttiği eleştiri de benzer: Kelimelerin anlamı, yorumcunun ihtiyacına göre belirleniyor.
Neden bu kadar yayıldı?
Parks'ın anlatısının uzmanların itirazlarına rağmen okunmasının bir nedeni, hece yönteminin okura bir keşif hissi vermesi. Okur, bir kelimeyi hecelere bölüp her heceye anlam verdiğinde, kendisi de bir şifre çözüyormuş gibi hissediyor. Bu katılım duygusu, pasif bir okumadan çok daha çekici.
İkinci neden, Parks'ın anlatısının Fransızca konuşan dünyada, Sitchin'e alternatif bir ses olarak konumlanması. Sitchin'i fazla materyalist ya da teknolojik bulan okurlar için Parks, daha ruhani ve kozmik bir anlatı sunuyor.
Forumlarda
Forumlarda Parks tartışmaları, özellikle hece yönteminin örnekleri paylaşıldığında hararetleniyor. Bazı kullanıcılar, bu yöntemle kendi isimlerinin ya da Türkçe kelimelerin anlamlarını çözmeye çalışıyor. Eleştirel kullanıcılar ise eşsesliliği gösteren örnekler paylaşarak, aynı yöntemle bir kelimeye birbirine zıt anlamlar verilebileceğini gösteriyor. Türkçe forumlarda, Sümercenin eklemeli yapısının Türkçeye benzemesi, bu tartışmalara ayrı bir boyut katıyor; bazı kullanıcılar, Türkçe ile Sümerce arasında akraba ilişkisi olduğunu öne sürüyor. Dilbilimciler ise bu benzerliğin yapısal bir benzerlik olduğunu, bir akrabalık göstermediğini vurguluyor; çünkü dünyada pek çok birbiriyle ilgisiz dil, eklemeli yapıya sahip.
SohbeX teorisi
Spekülasyon olarak okuyun. Bana öyle geliyor ki Parks'ın hece yöntemi, Kuş ile Balık'ın tartışmasına bir yargıç olmadan bakmaya benziyor. Her hece, kendi anlamını savunuyor; ama aralarındaki seçimi yapacak bir Enki yok, yani bağlam ve dilbilgisi yok. Böylece okurun kendisi yargıç oluyor ve istediği heceyi kazanan ilan ediyor.
Sümer tartışma şiirleri ise bize başka bir şey öğretiyor: Karşıt görüşleri sonuna kadar dinlemek ve sonra bir gerekçeyle karar vermek. Enki'nin kararı, Kuş'un tanrıların tapınağına yakınlığına dayanıyor; yani bir bağlama. Belki Sümerceyi okumak da böyle bir şey: Her kelimeyi, onu çevreleyen satırların, metnin ve geleneğin içinde tartmak. Bu daha yavaş bir yöntem; ama sonunda verilen kararın bir gerekçesi oluyor.
Bu bir yorum; kesin bir bilgi değil.
Size soru
Bir kelimeyi hecelere bölüp gizli anlamlar aramak size heyecan verici mi geliyor, yoksa güvenilmez mi? Kuş ile Balık'ın tartışmasında Enki'nin kararını adil buluyor musunuz? Sümerce ile Türkçe arasındaki yapısal benzerlik hakkında ne düşünüyorsunuz? Yorumlarda yazın.
Giriş yap