Giriş yap
🏺 Anunnaki

Annunaki DNA testi efsanesi hakkında uzmanlar ne diyor? Kaynaşmış bir kromozom, geri çekilen bir iddia ve Lamga tanrılarının kanından doğan iki insan

İnternette dolaşan iddialardan biri, insan DNA'sında Anunnaki'nin izlerinin bulunduğu ve bu izlerin bir DNA testiyle tespit edilebileceği. Bazı paylaşımlar, ticari DNA testlerinin sonuçlarında "bilinmeyen" bir payın Anunnaki kökenini gösterdiğini; bazıları ise insan genomundaki bazı özelliklerin, örneğin ikinci kromozomun yapısının ya da "çöp DNA" denen bölgelerin, bir genetik müdahalenin kanıtı olduğunu öne sürüyor.

Bu efsanenin nasıl yayıldığını, Rh negatif kan grubu ve 223 gen iddiaları üzerinden daha önce konuşmuştuk. Bu kez, genetikçilerin ve biyologların bu iddialara verdiği cevaplara, özellikle de iki popüler kanıta, yani ikinci kromozoma ve çöp DNA'ya odaklanıyorum.

Kaynaşmış bir kromozom

İnsanların 23 çift kromozomu var; şempanzelerin, gorillerin ve orangutanların ise 24 çift. Bu fark, bazı Anunnaki yorumcuları tarafından, insanların genetik olarak değiştirildiğinin kanıtı olarak sunuluyor: İki kromozomun "birleştirilmesi", bir müdahalenin izi olarak görülüyor.

Genetikçiler, bu farkın nasıl oluştuğunu ayrıntılı biçimde açıklıyor. İnsanların ikinci kromozomu, ortak atamızda ayrı olarak bulunan iki kromozomun uç uca kaynaşmasıyla oluştu. Bu kaynaşmanın izleri, kromozomun yapısında açıkça görülüyor. Normalde kromozomların uçlarında bulunan "telomer" adlı tekrarlı diziler, ikinci kromozomun ortasında, kaynaşma noktasında da bulunuyor. Ayrıca, normalde her kromozomda bir tane bulunan "sentromer" adlı yapının, ikinci kromozomda bir tane aktif, bir tane de etkisiz kalıntısı var.

Bu izler, genetikçilere göre doğal bir kaynaşmanın beklenen sonuçları. Kromozom kaynaşmaları, doğada pek çok türde gözlemleniyor; örneğin bazı at türleri ve fareler arasında da kromozom sayısı farkları, benzer kaynaşmalardan kaynaklanıyor. İnsanlarda bile, bugün hâlâ kromozom kaynaşması taşıyan bireyler var; bu duruma "Robertson tipi translokasyon" deniyor.

Yani ikinci kromozomun yapısı, bir müdahalenin değil, evrimin sıradan bir olayının izi. Hatta bu yapı, insanların ve diğer büyük maymunların ortak bir atadan geldiğinin en güçlü kanıtlarından biri olarak görülüyor.

Bir kanıtın, iki tamamen farklı hikâyeyi destekleyecek biçimde okunabilmesi size ne düşündürüyor?

Geri çekilen bir iddia

Anunnaki DNA efsanesinin bir başka dayanağı, 2001'de yayımlanan ilk insan genomu taslağında yer alan bir iddia. Bu taslakta, insan genomunda bakterilerden doğrudan aktarılmış olabilecek iki yüzü aşkın gen bulunduğu öne sürülmüştü. Bu iddia, "yatay gen aktarımı" olarak adlandırılan bir sürece dayanıyordu.

Bu iddia, Anunnaki yorumcuları tarafından hemen benimsendi: İnsan genomunda, evrimle açıklanamayan, dışarıdan eklenmiş genler vardı. Ama birkaç ay içinde, genetikçi Steven Salzberg ve arkadaşları, "Science" dergisinde yayımladıkları bir makaleyle bu iddiayı çürüttü. Salzberg'in ekibi, bu genlerin diğer canlıların genomlarında da bulunduğunu, ama ilk analizde bu canlıların genomları henüz tam olarak bilinmediği için gözden kaçırıldığını gösterdi.

Bilim dünyasında, bu iddia kısa sürede geri çekildi. Ama internette, ilk iddia yaşamaya devam etti ve "223 gen" rakamı, Anunnaki paylaşımlarında hâlâ sık sık tekrarlanıyor. Bu durum, bilimsel bir düzeltmenin, ilk iddianın yayıldığı kadar geniş bir kitleye ulaşmasının zorluğunu gösteriyor.

Çöp DNA

Bazı paylaşımlar, insan genomunun büyük bir kısmının protein kodlamayan ve uzun süre "çöp DNA" olarak adlandırılan bölgelerden oluşmasını, Anunnaki'nin bıraktığı gizli bir mesaj ya da kapatılmış yetenekler olarak yorumluyor.

Genetikçiler, çöp DNA teriminin artık eskidiğini ve bu bölgelerin önemli bir kısmının, genlerin ne zaman ve nerede çalışacağını düzenleyen işlevler taşıdığını belirtiyor. Bir kısmı ise, eski virüslerin kalıntıları ya da kendini kopyalayan DNA parçaları. Bu bölgelerin incelenmesi, genetikte en hareketli araştırma alanlarından biri; ama burada bir mesaj ya da kapatılmış bir yetenek bulunduğuna dair hiçbir kanıt yok.

Ticari DNA testleri

Ticari DNA testleri, kişinin genetik kökenini, dünyanın farklı bölgelerinden alınmış örneklerle karşılaştırarak tahmin ediyor. Test sonucunda "tanımlanamayan" ya da "belirsiz" bir pay görülmesi, bazı paylaşımlarda Anunnaki kökeninin işareti olarak yorumlanıyor.

Genetikçiler, bu belirsiz payın, test şirketinin karşılaştırma için kullandığı referans veritabanının sınırlılığından kaynaklandığını açıklıyor. Eğer bir kişinin atalarının yaşadığı bölgeden yeterli referans örnek yoksa, o kökenin bir kısmı belirsiz olarak gösteriliyor. Bu, bilinmeyen bir türün değil, eksik bir veritabanının işareti.

Tanrılar arasındaki ilişki: Lamga tanrılarının kanından doğan iki insan

Mezopotamya'da insanın yaratılışını anlatan pek çok metin var. Atra-Hasis destanındaki We-ila'nın kanı ve Enki ile Ninmah'ın kil masası, bunların en bilinenleri. Ama daha az bilinen bir metin daha var: Asur şehrinde bulunan ve akademik yayınlarda "KAR 4" kataloğ adıyla anılan, Sümerce ve Akadca iki dilli bir yaratılış metni.

Bu metin, gök ile yerin ayrılmasından sonra başlıyor. Büyük tanrılar, yani An, Enlil, Utu ve Enki, Anunnaki ile birlikte oturuyor ve kendilerine bir soru soruyor: Şimdi ne yapmalıyız, ne yaratmalıyız? Gök ve yer düzenlenmiş, kanallar açılmış, Dicle ve Fırat yataklarına yerleşmiş; ama tanrıların işlerini yapacak kimse yok.

Anunnaki, bir öneride bulunuyor: "Lamga" adı verilen iki tanrıyı, yani zanaatkâr tanrıları, kurban edelim ve onların kanından insanlığı yaratalım. Bu insanların görevi, tanrıların tarlalarını işlemek, kanalları açmak, tapınakları inşa etmek ve bayramları kutlamak olacak.

Metne göre, bu kandan ilk iki insan yaratılıyor ve onlara adlar veriliyor: "Ullegarra" ve "Annegarra". Bu iki insan, bolluğun ve bereketin taşıyıcıları olarak tanımlanıyor. Tanrılar, onların soyunun çoğalmasını ve tanrıların işlerini sonsuza kadar sürdürmesini istiyor. Ana tanrıça Aruru, bu kaderi onaylıyor.

Bu metinde tanrılar arasındaki ilişki, bir meclis kararı olarak anlatılıyor. Büyük tanrılar soruyu soruyor, Anunnaki cevap veriyor ve karar ortak olarak alınıyor. İnsanlık, iki zanaatkâr tanrının fedakârlığıyla doğuyor. Bu, insanların zanaatkârlık yeteneğinin tanrısal bir kökene sahip olduğunu da ima ediyor.

Akademik okuma

Asurologlar, KAR 4'ü, Atra-Hasis ve Enuma Eliş ile birlikte, Mezopotamya'da insanın tanrı kanından yaratılması temasının bir başka örneği olarak görüyor. Bu tema, insanın tanrılarla akraba olduğu, ama aynı zamanda onların hizmetinde olduğu düşüncesini ifade ediyor. İnsanın içindeki tanrısal kan, ona akıl ve yetenek veriyor; ama onu tanrılara borçlu kılıyor.

Uzmanlar, bu metinlerin bir "genetik müdahale" anlatısı olarak okunmasına karşı çıkıyor. Kan, Mezopotamya düşüncesinde yaşamın ve kimliğin simgesiydi; tanrı kanından yaratılmak, bir laboratuvar işlemini değil, insanın tanrısal bir öze sahip olduğu inancını anlatıyor. Bu inanç, pek çok kültürde farklı biçimlerde karşımıza çıkıyor.

Sitchin'in okuması

Sitchin, insanın yaratılışını, Anunnaki'nin genetik mühendislikle Homo erectus'u değiştirerek yaptığı bir işlem olarak yorumladı. Ona göre tanrı kanı, Anunnaki DNA'sıydı; kil ise insan benzeri bir türün genetik malzemesiydi. Sitchin'in bu yorumu, DNA efsanesinin köşe taşı haline geldi.

Genetikçiler ise, insanların diğer canlılarla olan genetik ilişkisinin, kademeli bir evrim sürecini gösterdiğini vurguluyor. İnsan genomu, şempanzelerle, gorillerle ve diğer primatlarla, beklenen ölçüde benzerlik ve farklılık taşıyor. Aniden eklenmiş, kaynağı bilinmeyen bir genetik malzemeye dair bir kanıt yok.

Neden bu kadar yayıldı?

DNA efsanesinin uzmanların cevaplarına rağmen yaşamasının bir nedeni, genetiğin karmaşıklığı. Kromozomlar, telomerler ve sentromerler gibi kavramlar, çoğu insan için yabancı. Bu karmaşıklık, bir iddianın doğruluğunu kontrol etmeyi zorlaştırıyor.

İkinci neden, bilimsel düzeltmelerin yavaş yayılması. 223 gen iddiası, bilim dünyasında aylar içinde geri çekildi; ama internette, ilk iddia yıllar sonra bile tekrarlanıyor.

Üçüncü neden, ticari DNA testlerinin yaygınlaşması. Milyonlarca insan, kendi DNA sonuçlarına bakıyor ve bu sonuçlardaki belirsizlikleri anlamlandırmaya çalışıyor.

Forumlarda

Forumlarda DNA tartışmaları, ikinci kromozomun kaynaşması açıklandığında hararetleniyor. Bazı kullanıcılar, bu açıklamayı ilk kez duyduklarını ve evrimin bu kadar net bir izini görmenin şaşırtıcı olduğunu söylüyor. Bazıları ise kaynaşmanın da bir müdahale sonucu olabileceğini öne sürüyor. Eleştirel kullanıcılar, Robertson tipi translokasyonun günümüz insanlarında da görüldüğünü hatırlatıyor. Bazı başlıklarda, kullanıcılar kendi ticari DNA testlerinin sonuçlarını paylaşıyor ve belirsiz payları tartışıyor; bu tartışmalarda genetikçiler ya da biyoloji öğrencileri, referans veritabanlarının nasıl çalıştığını açıklıyor.

SohbeX teorisi

Spekülasyon olarak okuyun. Bana öyle geliyor ki KAR 4'teki Ullegarra ve Annegarra, bir genetik deneyin değil, insanların kendi emeğini anlamlandırma isteğinin ürünü. Mezopotamyalılar, tarlalarda, kanallarda ve tapınaklarda çalışırken, bu emeğin tanrısal bir kökeni ve amacı olduğuna inanmak istedi. Zanaatkâr tanrıların kanından doğmak, onların ellerindeki becerinin kutsal olduğu anlamına geliyordu.

Belki bugün, DNA'mızda Anunnaki izleri ararken de benzer bir isteği taşıyoruz: Kendi varlığımızın sıradan olmadığına, özel bir kökenimiz olduğuna inanmak. Ama genetiğin bize gösterdiği hikâye de, bence en az bunun kadar şaşırtıcı: Milyonlarca yıllık bir süreç, kaynaşan kromozomlar, eski virüslerin izleri ve bütün canlılarla paylaşılan bir akrabalık. Belki Ullegarra ve Annegarra'nın asıl mirası, bu akrabalığı fark etmek.

Bu bir yorum; kesin bir bilgi değil.

Size soru

İkinci kromozomun kaynaşmasını öğrenmek, insanın kökenine bakışınızı değiştiriyor mu? Bir bilimsel iddianın geri çekilmesine rağmen yaşamaya devam etmesini nasıl açıklıyorsunuz? KAR 4'teki iki zanaatkâr tanrının kanından insan yaratılmasını nasıl yorumluyorsunuz? Yorumlarda yazın.

❤ 0 beğeni💬 0 yorumBeğenmek ve yorum yapmak için giriş yap