Ancient Aliens ve Anunnaki: İddia ne, kaynağı ne? Ekranın kurduğu Sümer
Anunnaki adını ilk kez nerede duydunuz? Bu soruyu forumlarda birkaç kez sordum. Yanıtların büyük bir kısmı aynıydı: bir belgesel. Özellikle de History Channel'ın "Ancient Aliens" dizisi. Birçok kişi için Sümer tabletleri, kitaplardan önce, dağınık saçlı bir yorumcunun "Ben uzaylı demiyorum ama..." diye başlayan cümleleriyle tanıştı.
Ben de diziyi yıllarca, bazen merakla, bazen gülümseyerek izledim. Burada dizinin Anunnaki anlatısını nasıl kurduğuna bakmak istiyorum. Amacım diziyi küçümsemek değil; bir televizyon formatının bir iddiayı nasıl şekillendirdiğini anlamak.
İddia ne söylüyor?
Dizinin Anunnaki bölümlerinde anlatı, büyük ölçüde Sitchin'in kitaplarını izliyor. Anunnaki gökten inen varlıklar, insanı genetik müdahaleyle yaratmış, altın için Dünya'ya gelmiş. Ekranda silindir mühürlerin yakın çekimleri, dramatik müzik ve ardı ardına sıralanan sorular var: "Sümerler bu bilgiyi nereden aldı?", "Ya bu tabletler gerçek bir olayı anlatıyorsa?"
Von Däniken'in mirası
Ancient Aliens'ın düşünsel kökeni, İsviçreli yazar Erich von Däniken'in 1968'de yayımlanan "Tanrıların Arabaları" kitabına uzanıyor. Von Däniken, dünyanın dört bir yanındaki antik yapıları ve sanat eserlerini, uzaylı ziyaretlerinin izleri olarak yorumladı. Kitap milyonlarca sattı ve bir türün doğmasına yol açtı. Von Däniken dizide de sık sık konuk olarak yer aldı.
Sitchin'in "The 12th Planet" kitabı 1976'da yayımlandığında, bu türün içine Mezopotamya'ya özgü bir katman ekledi. Ancient Aliens, bu iki kaynağı birleştirdi: von Däniken'in genel çerçevesi ve Sitchin'in Sümer'e özgü anlatısı.
Soru cümlesinin gücü
Diziyi izlerken en çok dikkatimi çeken şey, soru cümlelerinin yoğunluğu oldu. Anlatıcı neredeyse hiç kesin bir iddiada bulunmuyor; bunun yerine soruyor. "Mümkün mü?", "Olabilir mi?", "Ya eğer?" Bu soru biçimi, izleyiciyi bir sonuca götürüyor, ama sonucun sorumluluğunu izleyiciye bırakıyor.
Bu yöntemi ilk fark ettiğimde, kendi yazılarımda da soru sorduğumu düşündüm. Ben de size sorular soruyorum. Fark nerede? Belki de şurada: Bir soruyu, yanıtını aramaya davet etmek için mi soruyoruz, yoksa yanıtı zaten ima etmek için mi? Siz bir belgeseldeki sorunun hangi türden olduğunu nasıl ayırt ediyorsunuz?
Silindir mühürlerin yakın çekimi
Dizide Anunnaki'yi anlatırken en sık kullanılan görsel, Berlin'deki Ön Asya Müzesi'nde bulunan VA 243 numaralı silindir mühür. Mührün baskısında, oturan bir tanrının yanında bir yıldız ve çevresinde on bir nokta var. Sitchin bu düzeni Güneş sistemi olarak yorumladı. Dizide bu görüntü, dramatik bir yakın çekimle ekrana geliyor.
Ama ekranda gösterilmeyen bir şey var: mührün üzerindeki yazı. Mührün yazıtı, sahibinin adını ve bir tanrıya bağlılığını belirtiyor. Asurolog Michael Heiser, bu mühür üzerine yazdığı bir incelemede, yıldız sembolünün Mezopotamya'da Güneş'i değil, genellikle bir tanrıyı ya da yıldızı belirttiğini ve noktaların düzeninin gezegen dizilimiyle uyuşmadığını gösterdi. Bir görüntünün yakın çekimi, onun yazısını kadrajın dışında bırakabiliyor.
Uzman seçimi
Ancient Aliens'ta konuşan kişilerin çoğu, yazarlar, araştırmacılar ve gizem meraklıları. Sümerologlar ve Asurologlar ise neredeyse hiç yer almıyor. Bu, bir kurgu tercihi. Eleştirmen ve yazar Jason Colavito, yıllar boyunca dizinin bölümleri üzerine eleştiriler yazdı; bu eleştirilerde, bölümlerde kullanılan antik metinlerin nasıl kesilip yeniden düzenlendiğini gösterdi.
2012'de Chris White adlı bir izleyici, "Ancient Aliens Debunked" adlı uzun bir video hazırladı. Video, dizide öne sürülen iddiaları birer birer ele alıyor ve kaynaklarla karşılaştırıyor. Bu video da milyonlarca kez izlendi. Bir televizyon dizisine, bir izleyicinin evde hazırladığı yanıt videosunun bu kadar ilgi görmesi, bana izleyicilerin yalnızca anlatı değil, aynı zamanda kaynak da istediğini göstermişti.
Kurgu masasının dili
Bir belgeselin anlattığı şey, yalnızca konuşulan cümlelerden ibaret değil. Müzik, kurgu ritmi, kamera açısı ve ses efektleri de bir anlam üretiyor. Ancient Aliens'ta bir silindir mühür ekrana geldiğinde, alçak bir gürültü ve ardından gerilimli bir yaylı çalgı motifi duyuluyor. Görüntü yavaşça yakınlaşıyor, bir noktada donuyor. Bu teknik, izleyiciye "burada önemli bir şey var" mesajını, tek kelime söylemeden veriyor.
Aynı mührü bir müze kataloğunda gördüğünüzde, beyaz bir zemin üzerinde, ölçüleriyle, envanter numarasıyla ve kısa bir açıklamayla karşılaşırsınız. Ne müzik vardır ne de yakınlaşma. İki sunum arasındaki fark, nesnenin kendisinden değil, onu çevreleyen dilden geliyor. Medya araştırmacıları buna "çerçeveleme" diyor: Bir bilginin hangi bağlamda, hangi tonla sunulduğu, onu nasıl algıladığımızı belirliyor.
Bir deneme yapmanızı öneririm. Dizinin herhangi bir sahnesini sesi kapalı izleyin, sonra aynı nesnenin müze sayfasına bakın. Aynı nesne size aynı şeyi söylüyor mu? Ben bu denemeyi yaptığımda, heyecanın büyük bir kısmının müzikle birlikte kaybolduğunu fark etmiştim.
Tanrılar arasındaki ilişki
Dizide tanrılar arasındaki ilişkiler, genellikle bir aile dramından çok bir teknik ekip olarak anlatılıyor. Enki bir bilim insanı, Enlil bir komutan. Oysa Sümer metinlerinde bu iki tanrı arasındaki ilişki çok daha katmanlı. Enki ve Dünya Düzeni şiirinde Enki, Enlil'in otoritesini tanıyarak dünyayı düzenliyor. Atrahasis'te ise Enlil'in insanlığı yok etme kararına karşı gizlice çıkıyor ve Atrahasis'i uyarıyor. Bu ilişki, bir hiyerarşi ile bir vicdan arasındaki gerilim gibi.
Televizyon formatı, bu tür karmaşık ilişkileri anlatmaya pek uygun değil. Kırk dakikalık bir bölümde, bir tanrının hem itaatkâr hem asi olabileceğini anlatmak zor. Bu yüzden tanrılar, ekranda tek boyutlu karakterlere dönüşüyor.
Bir bölümü kaynakla izlemek
Size bir öneri: Dizinin Anunnaki'ye ayrılmış bir bölümünü, yanınızda Oxford Üniversitesi'nin ETCSL adlı Sümer edebiyatı çeviri sitesi açıkken izleyin. Bölümde bir tabletten alıntı yapıldığında, durdurun ve aynı metni sitede bulup okuyun. Alıntının öncesindeki ve sonrasındaki satırlara bakın. Bir tanrının "gökten indiği" söylenen bir satır, metnin bütününde bir tapınağa yapılan tören ziyareti olabilir; bir "silah" kelimesi, bir ağıtın içinde bir benzetme olabilir. Bu yöntem, bir bölümü izlemeyi iki katı zaman alan bir işe dönüştürüyor. Ama karşılığında, ekranın size söylediği ile tabletin size söylediği şeyi yan yana koyabiliyorsunuz. Ben bu alışkanlığı edindiğimden beri, hiçbir belgeseli aynı gözle izleyemiyorum. Siz de bir gün denemek ister misiniz?
Akademik okuma
Akademisyenler, Ancient Aliens'ı genellikle sert bir dille eleştiriyor. Bu eleştirilerin bir kısmı, dizinin antik insanların yeteneklerini küçümsediği yönünde. Piramitleri, zigguratları, takvimleri uzaylılara atfetmek, onları yapan insanların emeğini ve zekâsını görmezden gelmek anlamına geliyor. Mısırbilimci Sarah Parcak gibi araştırmacılar, bu tür anlatıların antik toplumlara karşı bir tür saygısızlık içerdiğini dile getirdi.
Sitchin'in okuması
Sitchin, dizinin ilk yıllarında yaşıyordu ve 2010'da öldü. Dizi, onun anlatısını çok geniş bir kitleye taşıdı. Ama dizide Sitchin'in kitaplarındaki ayrıntılı dil tartışmaları, yani hangi kelimeyi nasıl okuduğu, neredeyse hiç yer almıyor. Ekranda yalnızca sonuçlar kalıyor: Anunnaki uzaylıdır, Nibiru bir gezegendir. Bu sonuçların nasıl üretildiği, kadrajın dışında.
Formatın ekonomisi
Bir televizyon dizisinin uzun yıllar sürmesi için her bölümde yeni bir gizem gerekir. Bir gizemin çözülmesi ise dizinin sonu demektir. Bu yüzden dizinin yapısı, soruları açık bırakmaya dayanıyor. Bir bölüm "Belki de yanıt hiçbir zaman bilinemeyecek" diye bittiğinde, bir sonraki bölüm için kapı açık kalıyor. Bu, bir bilim belgeselinin tam tersi bir motivasyon. Bilim, soruları kapatmaya çalışır; gizem formatı ise onları açık tutmaya.
Forumlarda
Forumlarda Ancient Aliens, hem bir giriş kapısı hem de bir alay konusu. Dizinin yorumcularının yüz ifadeleri ve "uzaylılar" diyen meşhur karesi, internet kültürünün en yaygın şakalarından birine dönüştü. Ama aynı forumlarda, diziyle bu konuya ilgi duyup sonra Kramer'in ya da Jacobsen'in kitaplarını okumaya başlayan kullanıcılarla da karşılaşıyorum. Bir dizi, yanlış yanıtlar verse bile, doğru soruları sorduran bir kapı olabiliyor.
SohbeX teorisi
Spekülasyon olarak okuyun. Bana öyle geliyor ki Ancient Aliens'ın asıl başarısı, Sümer'i popüler kültüre geri getirmesi. Okul kitaplarında birkaç paragrafla geçiştirilen bir uygarlık, bir televizyon dizisi sayesinde milyonlarca kişinin merak konusu oldu. Bu merakın yönü yanlış olabilir, ama merakın kendisi değerli. Asıl soru, bu merakı tabletlerin kendisine nasıl yönlendirebileceğimiz.
Bu bir yorum; kesin bir bilgi değil.
Size soru
Ancient Aliens'ı izlediniz mi? Anunnaki ile ilk kez bu dizide mi tanıştınız? Bir belgeseldeki soru cümlelerini nasıl değerlendiriyorsunuz? Diziden sonra Sümer hakkında bir kitap okuma isteği duydunuz mu? Yorumlarda paylaşın.
Bir sonraki yazıda ekrandan tekrar kitaplara döneceğim: Sitchin'in çok ciltli Dünya Tarihçeleri dizisine.
Ekran kapandığında tabletler yerinde duruyor; onları okumak için hiçbir zaman geç değil.
Giriş yap