Ancient Aliens belgeseli neden bu kadar yayıldı? Bir dağınık saç, bir soru cümlesi ve Enki ile Ninmah'ın kil masası
Anunnaki adını ilk kez bir kitaptan değil, bir televizyon programından duyan çok kişi var. Bu programların başında da "Ancient Aliens" geliyor. History kanalında 2010'dan bu yana yayımlanan dizi, antik uygarlıkların arkasında dünya dışı ziyaretçilerin olduğu fikrini, belgesel biçiminde, uzun yıllar boyunca milyonlarca izleyiciye taşıdı. Programın bir sahnesinden doğan bir internet şakası, bugün neredeyse herkesin tanıdığı bir görsele dönüştü. Ben burada dizinin Anunnaki anlatısını nasıl taşıdığına, Sümer metinlerini nasıl kullandığına ve neden bu kadar etkili olduğuna bakmak istiyorum.
Bir kitaptan bir diziye
Dizinin fikir kökeni, İsviçreli yazar Erich von Däniken'in 1968'de yayımlanan "Erinnerungen an die Zukunft" adlı kitabına uzanıyor. İngilizcede "Chariots of the Gods?" adıyla bilinen bu kitap, piramitlerden Nazca çizgilerine kadar pek çok antik yapının dünya dışı ziyaretçilerin yardımıyla yapıldığını öne sürdü. Von Däniken, kitabında kesin cevaplar yerine sorular sordu: Bu nasıl yapılmış olabilir? Kim yardım etmiş olabilir?
Bu soru üslubu, kırk yıl sonra "Ancient Aliens" dizisinin de imzası oldu. Dizi, önce 2009'da tek bölümlük bir özel program olarak yayımlandı; ardından düzenli bir diziye dönüştü. Von Däniken de dizide konuk olarak sıkça göründü. Programın en tanınan yüzü ise "Legendary Times" dergisinin yayıncısı Giorgio Tsoukalos oldu.
Bir yüz, bir cümle, bir meme
Tsoukalos'un dikkat çeken saç modeli ve el hareketleriyle konuştuğu bir sahne, internette bir şakaya dönüştü. Görselin üstüne "I'm not saying it was aliens", altına da "but it was aliens" yazılarak paylaşıldı. Bu meme, programın üslubunu çok iyi özetliyor: Bir şey kesin olarak söylenmiyor, ama soru öyle sorulduğu için cevap kendiliğinden ortaya çıkıyor.
Bu şaka, ironik olarak diziyi izlemeyen insanlara bile tanıttı. Bir televizyon programının adı, bir internet şakası aracılığıyla bütün bir kuşağın kültürel dağarcığına girdi. Anunnaki de bu dağarcığın bir parçası olarak, ciddi bir inanç kadar bir şaka nesnesi olarak da yayıldı.
Siz bu görseli ilk gördüğünüzde dizinin kendisini biliyor muydunuz?
Dizide Sümer
Dizinin pek çok bölümünde Sümer, "insanlığın ilk uygarlığı ve dünya dışı ziyaretlerin en açık izi" olarak sunuldu. Bu bölümlerde Zecharia Sitchin'in yorumları sıkça kullanıldı: Anunnaki'nin gökten inenler anlamına geldiği, insanın genetik bir deneyle yaratıldığı, silindir mühürlerdeki sembollerin gezegenleri gösterdiği.
Bu anlatıda en çok başvurulan metinlerden biri, Sümerce "Enki ve Ninmah" şiiri. Şiirde tanrılar ağır işlerden yorulmuş ve şikâyet ediyor. Enki'nin annesi Nammu, onu uyandırıp tanrıların yükünü hafifletecek bir varlık yaratmasını istiyor. Enki, Abzu'nun kilinden bir biçim yapılmasını öneriyor ve doğum tanrıçalarının yardımıyla insan yaratılıyor.
Dizide bu sahne, bir laboratuvar deneyinin anlatımı olarak okundu. Kil, genetik malzeme; doğum tanrıçaları, taşıyıcı anneler; Enki ise baş bilim insanı.
Tanrılar arasındaki ilişki: Enki, Ninmah ve sarhoş bir yarış
Şiirin devamı, dizide pek anlatılmayan ama tanrılar arasındaki ilişkiyi en iyi gösteren kısım. İnsanın yaratılmasının ardından bir ziyafet düzenleniyor. Enki ile Ninmah bu ziyafette bira içiyor ve aralarında bir yarışa giriyorlar. Ninmah, kilden kusurlu insanlar yapıyor; Enki ise her birine toplumda bir yer buluyor. Gözleri görmeyen birine şarkıcılık, ayakları tutmayan birine gümüşçülük gibi bir görev veriyor.
Sonra roller değişiyor. Enki bir varlık yapıyor ve Ninmah'tan ona bir yer bulmasını istiyor. Bu varlık o kadar güçsüz ki ne ekmek yiyebiliyor ne de ayakta durabiliyor. Ninmah ona bir yer bulamıyor ve yarışı kaybediyor. Metnin bu kısmı tabletlerde hasarlı olduğu için tam anlaşılamıyor; ama Ninmah'ın öfkelendiği ve Enki'nin onu yatıştırmaya çalıştığı anlaşılıyor.
Bu sahne bana çok insani geliyor. İki büyük tanrı, yaratıcılıklarını sarhoş bir ziyafette yarıştırıyor. Bir taraf kusur yaratıyor, diğer taraf kusurlu olana anlam veriyor. Bu bir laboratuvar değil, bir tartışma masası. Ve bu masada, toplumun en kırılgan üyelerine nasıl yer açılacağı sorusu soruluyor.
Akademik okuma
Arkeologlar ve tarihçiler, diziye çok sayıda eleştiri yöneltti. Arkeolog Kenneth Feder, "Frauds, Myths, and Mysteries" adlı ders kitabında antik uzaylı iddialarının yöntemsel sorunlarını ayrıntılı biçimde tartışıyor. Feder'e göre bu iddialar, antik insanların yeteneklerini küçümsüyor ve arkeolojik kanıtların bütününü değil, seçilmiş parçalarını kullanıyor.
Yazar Jason Colavito, dizinin bölümlerini yıllarca tek tek inceleyen eleştiriler yayımladı. Colavito, antik uzaylı fikrinin kökenlerini H. P. Lovecraft'ın öykülerine ve yirminci yüzyıl başının okült yazınına kadar izleyen bir kitap da yazdı. Ona göre bu fikir, bilimden değil, kurgudan doğdu.
Sümerologlar açısından ise sorun, metinlerin bağlamından koparılması. "Enki ve Ninmah" şiiri, insanın neden çalıştığını ve toplumun farklı üyelerinin nasıl bir yer bulduğunu anlatan bir mit olarak okunuyor. Şiir, bir bilimsel deneyin raporu değil, bir dünya görüşünün ifadesi.
Asurolog Wilfred G. Lambert ve Alan Millard'ın "Atra-Hasis" baskısı da bu tartışmada sık anılıyor. Atra-Hasis destanında insan, öldürülen bir tanrının eti ve kanının kille karıştırılmasıyla yaratılıyor ve amacı yine tanrıların işini üstlenmek. Akademisyenler, Enki ve Ninmah ile Atra-Hasis'in aynı temayı paylaştığını, ama ayrıntılarda ayrıldığını vurguluyor. Bu farklılıklar, tek bir "gerçek olay" kaydından değil, kuşaklar boyunca yeniden anlatılan bir mitten söz ettiğimizi gösteriyor. Dizi ise bu farkları çoğu zaman tek bir hikâyede eritiyor; izleyici, iki ayrı şiirin ayrı dünyalarını değil, birleştirilmiş tek bir senaryoyu görüyor. Bir mitin varyantları, onun nasıl yaşadığını gösterir; varyantları silmek, mitin canlılığını da silmek demek. Sizce bir metnin farklı sürümlerini bilmek, ona olan güveninizi azaltır mı, artırır mı?
Sitchin'in okuması
Sitchin, dizinin ilk yıllarında görünen ve fikirleri en sık başvurulan yazarlardan biriydi. Onun Anunnaki'yi gökten inen bir ırk, insanı da onların genetik müdahalesinin ürünü olarak okuması, dizinin Sümer bölümlerinin omurgasını oluşturdu. Sitchin 2010'da öldü; ama fikirleri dizi aracılığıyla yaşamaya devam etti. Bugün Anunnaki hakkında bilinen pek çok şey, aslında Sitchin'in kitaplarından değil, bu dizinin onun kitaplarını aktardığı bölümlerden geliyor.
Neden bu kadar yayıldı?
Dizinin etkisinin ilk nedeni, belgesel biçimi. Uzmanlarla yapılmış röportajlar, dramatik müzik, antik yapıların hava görüntüleri ve bilgisayar animasyonları, izleyiciye ciddi bir eğitim programı izliyormuş hissi veriyor. History kanalının adı da bu hissi güçlendiriyor.
İkincisi, soru üslubu. Dizi nadiren "bu kesin" diyor; daha çok "olabilir mi?" diye soruyor. Bu üslup, eleştiriyi zorlaştırıyor. Bir soruyu çürütmek, bir iddiayı çürütmekten daha zor.
Üçüncüsü, tekrar. Dizi yıllar boyunca yüzlerce bölüm yayımladı. Aynı fikirler farklı bölümlerde, farklı açılardan tekrar tekrar anlatıldı. Bu tekrar, fikirleri izleyicilerin zihninde tanıdık ve dolayısıyla inandırıcı hale getirdi.
Dördüncüsü, internet. Dizinin bölümleri, kesitleri ve meme'leri sosyal medyada sürekli dolaştı. Diziyi hiç izlemeyen biri bile, onun fikirleriyle bir paylaşımda, bir videoda ya da bir şakada karşılaşabiliyordu.
Forumlarda
Forumlarda "Ancient Aliens" tartışmaları genellikle iki uçta yaşanıyor. Kimi kullanıcılar diziyi "gerçekleri gösteren tek program" olarak görüyor; başkaları ise onu bir eğlence programı olarak izlediğini, ciddiye almadığını söylüyor. Bir üçüncü grup da diziyi Colavito'nun ya da Feder'in eleştirileriyle karşılaştırarak bölüm bölüm çözümlemeye çalışıyor. Türkçe tartışmalarda dizinin bölümleri genellikle altyazılı kesitler halinde paylaşılıyor ve bu kesitler, bağlamından daha da koparılmış oluyor.
SohbeX teorisi
Spekülasyon olarak okuyun. Bana öyle geliyor ki "Ancient Aliens" dizisinin asıl başarısı, merak duygusunu bir cevaba dönüştürmesi. Antik bir yapının önünde durup "bunu nasıl yapmışlar?" diye sormak çok doğal bir insani tepki. Arkeoloji bu soruya uzun, ayrıntılı ve çoğu zaman yorucu bir cevap veriyor: taş ocakları, rampalar, işçi köyleri, kuşaklar boyu birikmiş beceri. Dizi ise aynı soruya tek bir kelimeyle cevap veriyor: uzaylılar.
Bu kısa cevap, merakı tatmin ediyor ama aynı zamanda bitiriyor. İzleyici, cevabı bulduğunu düşündüğü için daha fazla soru sormuyor. Enki ile Ninmah'ın masasındaki sahne ise bunun tam tersini yapıyor bence. Orada her cevap yeni bir soru doğuruyor: Bu varlığa nasıl bir yer bulunur? Bu kusur neye dönüşebilir? Belki de eski metinlerin bize öğrettiği, cevaplardan çok soruların değerli olduğu.
Bu bir yorum; kesin bir bilgi değil.
Size soru
"Ancient Aliens" dizisini hiç izlediniz mi, yoksa onu sadece o meme'den mi tanıyorsunuz? Bir belgeselin biçimi, size içeriğinden daha çok mu güven veriyor? Enki ile Ninmah'ın sarhoş yarışını bir laboratuvar deneyi olarak mı, yoksa toplumun kırılgan üyelerine yer açma üzerine bir hikâye olarak mı okursunuz? Yorumlarda yazın.
Giriş yap