Giriş yap
🏺 Anunnaki

Amarna mektupları: Akadca nasıl diplomasi dili oldu?

Bir Mısır firavununa, Babil'den, Hitit ülkesinden, Mitanni'den ve Kenan kentlerinden mektuplar geliyor. Mektuplar papirüse değil, kil tabletlere yazılmış. Dil Mısırca değil, Mezopotamya'nın dili Akadca. Bu sahne, MÖ on dördüncü yüzyılda, Mısır'ın kısa ömürlü başkenti Ahetaton'da, bugünkü adıyla Tell el-Amarna'da yaşanıyordu. Bu mektuplara bugün "Amarna mektupları" deniyor.

Anunnaki tartışmaları genellikle Sümer'e ve Babil'e odaklanıyor. Ama Amarna mektupları, Mezopotamya'nın dilinin ve tanrılarının, Mısır'dan Anadolu'ya kadar uzanan bir dünyada nasıl dolaştığını gösteriyor. Bu mektuplarda, bir kral başka bir krala tanrı heykeli gönderiyor, tanrıların adına yeminler ediliyor ve Mezopotamya mitleri, Mısırlı kâtiplerin okul tabletlerinde kopyalanıyor.

Bir başkentin arşivi

Ahetaton, firavun Akhenaton tarafından, Aton adlı güneş diskine adanmış yeni bir başkent olarak kuruldu. Akhenaton'un ölümünden kısa süre sonra kent terk edildi. Bu yüzden Amarna, yalnızca birkaç on yıl boyunca kullanılmış bir başkent ve arşivi, bu kısa dönemin bir fotoğrafı gibi.

Mektuplar, 1880'lerin sonunda Amarna'da bulundu ve kısa sürede antika piyasasına dağıldı. Bugün Berlin, Londra, Kahire, Paris, Oxford ve başka yerlerdeki müzelerde korunuyorlar. Toplamda yaklaşık üç yüz seksen tablet biliniyor. Mektupların çoğu, Akhenaton'un babası III. Amenhotep'in son yıllarına ve Akhenaton'un saltanatına ait.

Mektuplar, ilk yayımlandıklarından beri farklı numaralarla anılıyor. Bugün en yaygın kullanılan sistem, Norveçli araştırmacı Jørgen Alexander Knudtzon'un 1907-1915 arasında yayımladığı baskıdaki numaralar. Mektuplar, "EA" kısaltması ve bir numarayla anılıyor; örneğin "EA 1" ya da "EA 17".

Büyük krallar kulübü

Amarna mektuplarının bir kısmı, dönemin büyük güçlerinin kralları arasında yazışmalar. Bu krallar, birbirlerine "kardeşim" diye hitap ediyordu. Mektuplar, Babil'in Kassit kralları Kadaşman-Enlil ve Burnaburiaş, Mitanni kralı Tuşratta, Hitit kralı Şuppiluliuma, Asur kralı Aşur-uballit ve Kıbrıs'taki Alaşiya kralı tarafından yazılmıştı.

Bu mektuplar, bir diplomasi sisteminin işleyişini gösteriyor. Krallar, birbirlerine armağanlar gönderiyor, evlilik ittifakları kuruyor ve birbirlerinin elçilerini ağırlıyordu. Babil kralı Burnaburiaş, bir mektubunda, firavunun gönderdiği altının eksik olduğundan ve fırında eritildiğinde azaldığından şikâyet ediyor. Bir başka mektupta, firavunun kendisine yeterli saygıyı göstermediğini, hastalığında ona bir elçi göndermediğini söylüyor.

Asur kralı Aşur-uballit'in mektupları ise, Asur'un bu kulübe yeni katılan bir güç olduğunu gösteriyor. Babil kralı Burnaburiaş, bir mektubunda, Asurluların kendi tebaası olduğunu ve firavunun onlarla doğrudan ilişki kurmaması gerektiğini söylüyor.

Krallar arasındaki bu yazışmaları okumak, size bugünkü diplomatik ilişkileri hatırlatıyor mu?

Neden Akadca?

Amarna mektuplarının neredeyse tamamı Akadca yazılmış. Mısır, Akadcayı kendi ana dili olarak kullanmıyordu. Mitanni'nin dili Hurrice, Hitit'in dili Hititçe idi. Peki bu krallar neden birbirlerine Akadca yazıyordu?

Bunun nedeni, Akadcanın, Mezopotamya'nın binlerce yıllık yazı geleneği sayesinde, Yakın Doğu'nun ortak yazı dili haline gelmiş olması. Çivi yazısı ve Akadca, Mezopotamya'dan Suriye'ye, Anadolu'ya ve Kenan'a yayılmıştı. Bu bölgelerde kâtipler, Akadcayı ve çivi yazısını öğrenmek için eğitim alıyordu. Bu eğitim, Mezopotamya'nın kâtip okullarındaki eğitimin bir benzeriydi.

Amarna'da bulunan tabletler arasında, Mısırlı kâtiplerin Akadca öğrenmek için kullandığı metinler de var. Bunlar arasında sözcük listeleri ve Mezopotamya mitlerinin kopyaları bulunuyor. Bu mitler arasında, Adapa ve Güney Rüzgârı'nın hikâyesi, Nergal ve Ereşkigal'in hikâyesi ve Akad kralı Sargon'un bir seferini anlatan "Savaş Kralı" adlı metin yer alıyor.

Tanrılar arasındaki ilişki: Ninova'nın İştar'ı Mısır'da

Amarna mektuplarının en ilginç örneklerinden biri, Mitanni kralı Tuşratta'nın, hasta olan III. Amenhotep'e yazdığı bir mektup. Tuşratta, bu mektupta, Ninova'nın İştar'ının heykelini Mısır'a gönderdiğini söylüyor. Mektuba göre, tanrıça Tuşratta'ya, Mısır'a, sevdiği ülkeye gitmek istediğini söylemişti. Tuşratta, tanrıçanın firavunu iyileştirmesini ve sonra geri dönmesini diliyor.

Bu mektup, tanrıların bir ülkeden diğerine gönderilebildiğini, yani heykellerin bir tür diplomatik ziyaret yapabildiğini gösteriyor. Ninova'nın İştar'ı, bir Mezopotamya tanrıçasıydı; ama Hurri dünyasında da büyük saygı görüyordu. Hurri geleneğinde İştar, Şauşka adıyla anılıyordu. Tanrıçanın Mısır'a gönderilmesi, Mezopotamya'nın, Hurri'nin ve Mısır'ın tanrılar dünyasının birbirine nasıl bağlandığını gösteriyor.

Mektuplarda, krallar sık sık kendi tanrılarının adlarıyla yemin ediyor ve dualar ediyordu. Kenan kentlerinin yöneticileri ise firavuna yazdıkları mektuplarda, firavunu "güneşim" ve "tanrım" diye anıyordu. Bu hitaplar, Mısır'ın firavunu tanrısal bir figür olarak gören anlayışının, Akadca bir dille ifade edilmesiydi.

Kenan'dan gelen yardım çağrıları

Amarna mektuplarının büyük kısmı, büyük krallardan değil, Mısır'ın denetimindeki Kenan kentlerinin yöneticilerinden geliyor. Bu mektuplarda yöneticiler, firavuna sadakatlerini bildiriyor, komşularının ihanetinden şikâyet ediyor ve yardım istiyordu.

Biblos kenti yöneticisi Rib-Hadda, firavuna onlarca mektup yazdı. Bu mektuplarda, kentinin kuşatıldığını, komşu yöneticilerin onu terk ettiğini ve firavunun yardım göndermediğini anlatıyor. Kudüs yöneticisi Abdi-Heba da benzer mektuplar yazdı. Mektuplarda sık sık "Habiru" adlı bir gruptan söz ediliyor; bu grup, toplumun dışında kalan, bazen paralı asker, bazen yağmacı olarak görülen insanlardı. Bazı araştırmacılar, Habiru adıyla İbrani adı arasında bir bağ olabileceğini tartıştı; bu bağ, bugün de tartışılıyor.

Adapa, Amarna'da

Amarna'da bulunan Adapa tableti, bu mitin bilinen en eski ve en eksiksiz nüshalarından biri. Hikâyede, Eridu'nun bilge rahibi Adapa, balık tutarken Güney Rüzgârı'nın kanadını kırıyor. Bunun üzerine gök tanrısı Anu, onu göğe çağırıyor. Adapa'nın efendisi Ea, ona göğe gittiğinde sunulacak yiyeceği ve içeceği almamasını, çünkü bunların ölüm yiyeceği ve ölüm suyu olacağını söylüyor.

Ama Anu, Adapa'ya aslında yaşam yiyeceği ve yaşam suyu sunuyor. Adapa, Ea'nın uyarısına uyarak bunları reddediyor ve böylece ölümsüzlük fırsatını kaçırıyor. Anu, bunun üzerine güler ve Adapa'yı yeryüzüne geri gönderir.

Bu hikâye, Ea'nın Adapa'yı bilerek mi yanılttığı, yoksa Anu'nun tepkisini mi yanlış tahmin ettiği sorusuyla, Mezopotamya mitolojisinin en çok tartışılan hikâyelerinden biri. Amarna tabletinde, bazı işaretlerin üzerinde kırmızı mürekkeple konmuş noktalar var. Araştırmacılar, bu noktaların, Mısırlı bir kâtip öğrencisinin metni okurken sözcükleri ayırmak için kullandığı işaretler olduğunu düşünüyor.

Yani Mezopotamya'nın ölümsüzlük üzerine en düşündürücü hikâyelerinden biri, Mısır'da, bir öğrencinin dil dersi kitabı olarak kullanılıyordu. Bir mitin, dil öğrenmek için okunması, sizce onun anlamını değiştirir mi?

Akademik okuma

Akademik çevrelerde Amarna mektupları, Geç Tunç Çağı'nın uluslararası ilişkilerinin en önemli kaynağı olarak görülüyor. Araştırmacılar, mektupları, bir "büyük güçler sistemi"nin, yani birbirini eşit sayan büyük krallar arasındaki bir diplomatik düzenin belgesi olarak inceliyor. Bu sistem, armağan alışverişi, evlilik ittifakları ve karşılıklı tanıma üzerine kuruluydu.

Dil açısından da mektuplar ilgi çekici. Kenan'dan gelen mektupların Akadcası, yerel dillerin, özellikle Kenan dilinin etkisini taşıyor. Bu mektuplardaki bazı sözcükler ve dil yapıları, sonradan İbranice gibi dillerde görülen özelliklerin erken örnekleri olarak inceleniyor.

Sitchin'in okuması

Sitchin, Mezopotamya ile Mısır arasındaki bağlantıları, Anunnaki'nin farklı bölgeleri farklı tanrı soylarına paylaştırdığı bir düzenin parçası olarak yorumladı. Ona göre Mısır'ın tanrıları, Enki'nin soyundan gelen Anunnaki'ydi; Mezopotamya'nın tanrıları ise Enlil'in soyundan. Amarna mektupları, Sitchin'in kitaplarında merkezi bir yer tutmuyor; ama onun genel anlatısında, bu bölgeler arasındaki ilişkiler, tanrılar arasındaki ilişkilerin bir yansıması olarak görülüyor.

Mektupların kendisi ise bize daha somut bir tablo sunuyor: armağanlar, evlilikler, şikâyetler ve yardım çağrılarıyla dolu, insan krallar arasındaki bir diplomatik dünya. Tanrılar bu dünyada var; ama yeminlerde, dualarda ve diplomatik armağanlar olarak gönderilen heykellerde.

Forumlarda

Forumlarda Amarna mektupları, genellikle Akhenaton'un tek tanrı inancıyla birlikte tartışılıyor. Bazı kullanıcılar, Akhenaton'un Aton inancını, Musa'nın tek tanrı inancının bir öncülü olarak görüyor; bazıları ise Akhenaton'u bir "uzaylı firavun" olarak yorumluyor. Akhenaton'un sanattaki alışılmadık tasvirleri, özellikle uzun yüzü ve bedeni, bu tür yorumların kaynağı oluyor.

Eleştirel kullanıcılar, bu tasvirlerin Amarna döneminin kendine özgü sanat üslubunun bir parçası olduğunu, bazı araştırmacıların ise bir hastalığın belirtileri olabileceğini tartıştığını hatırlatıyor. Ama "uzaylı" yorumu için bir kanıt bulunmuyor.

SohbeX teorisi

Spekülasyon olarak okuyun. Bana öyle geliyor ki Amarna mektupları, Mezopotamya'nın en kalıcı mirasının ne bir tapınak ne de bir kral, bir yazı ve bir dil olduğunu gösteriyor. Sümer'de doğan çivi yazısı ve Akad'da gelişen dil, bin yıl sonra, Mısır'ın bir başkentinde, krallar arasındaki yazışmaların ortak aracı olmuştu.

Belki de Anunnaki'nin dünyaya yayılması, tanrıların değil, kâtiplerin işiydi. Mısırlı bir kâtip, Akadca öğrenirken Adapa'nın hikâyesini kopyaladığında, Mezopotamya'nın tanrıları, onun eliyle Nil kıyısına ulaşmış oluyordu.

Bu bir yorum; kesin bir bilgi değil.

Size soru

Akadcanın bir diplomasi dili haline gelmesini nasıl yorumluyorsunuz? Bir tanrı heykelinin bir ülkeden diğerine "iyileştirmek için" gönderilmesi size ne düşündürüyor? Bugün ortak bir dil, uluslararası ilişkilerde ne kadar etkili? Yorumlarda yazın.

❤ 0 beğeni💬 0 yorumBeğenmek ve yorum yapmak için giriş yap