Altın madeni iddiası neden bu kadar yayıldı? Bir metalin insan zihnindeki ağırlığı
Anunnaki'nin Dünya'ya altın için geldiği iddiası, forumlarda en kolay kabul gören iddialardan biri. Nibiru'nun yörüngesi ya da genetik müdahale konusunda kuşkulu olan kullanıcılar bile, "altın meselesi" geldiğinde daha yumuşak bir tona geçiyor. "Mantıklı aslında," diyor bazıları, "altın neden bu kadar değerli, hiç düşündün mü?"
Daha önceki bir yazıda, bu iddianın dayandığı Atrahasis Destanı'nı ve Sitchin'in "kazı" kelimesini nasıl okuduğunu ele almıştım. Burada başka bir soruyu sormak istiyorum: Bu iddia neden bu kadar çok insanın aklına yatıyor? Bence yanıt, Sümer tabletlerinden çok, altının kendisinde ve onun bizim kültürümüzdeki yerinde.
Altının gizemi
Altın, insanlık tarihinin en eski değerli metallerinden biri. Paslanmıyor, kararmıyor, kolayca işlenebiliyor ve parlıyor. Ama pratik kullanım alanları, en azından modern elektronikten önce, sınırlıydı. Bakır ve tunç alet yapımında, demir silah ve tarım aletlerinde kullanıldı; altın ise neredeyse yalnızca süs ve değer saklama aracı oldu.
Bu durum, birçok insana tuhaf geliyor. Neden pratik bir işe yaramayan bir metal, binlerce yıl boyunca bu kadar değerli kabul edildi? Anunnaki iddiası, bu soruya bir yanıt veriyor: Çünkü tanrılar onu istiyordu ve insanlara da onu değerli görmeyi öğrettiler. Bu yanıt, bir merak boşluğunu dolduruyor.
Ekonomistler ve antropologlar ise altının değerini, onun nadirliği, dayanıklılığı, bölünebilirliği ve görsel çekiciliğiyle açıklıyor. Bu özellikler, altını bir değer ölçüsü olarak kullanmaya çok uygun kılıyor. Ama bu açıklama, bir hikâye kadar akılda kalıcı değil. Siz altının değerini düşündüğünüzde, aklınıza ilk ne geliyor?
1971 ve altın standardının sonu
Sitchin'in "The 12th Planet" kitabı, 1976'da yayımlandı. Bu tarih bence çok önemli. 1971'de ABD Başkanı Richard Nixon, doların altına çevrilebilirliğini askıya aldı; böylece Bretton Woods sistemi sona erdi. 1970'lerin ortasında Amerika, petrol krizleri ve enflasyonla sarsılıyordu. Altın fiyatları, serbest piyasada hızla yükseldi.
Bu ortamda altın, Amerikan kamuoyunun gündeminin merkezindeydi. Altın standardının sonu, paranın değerinin neye dayandığı sorusunu herkesin aklına getirmişti. Sitchin'in kitabı, tam bu sorunun ortasına bir yanıt bıraktı: Altının değeri, insanlıktan bile eski; tanrılar onun için bu gezegene geldi.
Bunu düşündüğümde, bir anlatının yayılmasının, onun içeriği kadar zamanlamasına da bağlı olduğunu fark ettim. Aynı kitap, altının gündemde olmadığı bir dönemde yayımlansaydı, bu iddia bu kadar güçlü bir yankı uyandırır mıydı?
Ngwenya madeni
Forumlarda altın madeni iddiasını desteklemek için sık kullanılan bir argüman, Güney Afrika'daki "dünyanın en eski madeni". Sitchin, kitaplarında Afrika'daki antik maden izlerinden söz etti ve bunları Anunnaki'nin altın madenleriyle ilişkilendirdi. Bu argümanın kaynağı, Esvatini'deki, eski adıyla Svaziland'daki Ngwenya madeni.
Ngwenya'da 1960'larda yapılan kazılarda, Adrian Boshier ve Peter Beaumont, çok eski bir maden işletmesinin izlerini buldu. Radyokarbon tarihlemeleri, madenin on binlerce yıl önce kullanıldığını gösterdi. Ama bu madende çıkarılan şey altın değil, hematit ve speküladır; yani kırmızı aşı boyası yapımında kullanılan demir oksit mineralleri. Eski insanlar bu boyayı vücut süslemesi, mağara resimleri ve ritüeller için kullanıyordu.
Bu ayrıntıyı ilk öğrendiğimde gülümsemiştim. Dünyanın en eski madeninde altın değil, boya aranıyordu. İnsanlar, altından çok önce, renklerin peşindeydi. Bu da bana insanlığın değer verdiği şeylerin her zaman pratik olmadığını, ama her zaman anlamlı olduğunu hatırlatmıştı.
Monatomik altın ve ORMUS
1990'larda altın iddiası yeni bir boyut kazandı. Amerikalı çiftçi David Hudson, "monatomik altın" ya da "ORMUS" adını verdiği bir maddeyi keşfettiğini ve bu maddenin olağanüstü özelliklere sahip olduğunu öne sürdü. Bu iddia, Anunnaki anlatısıyla birleşti: Anunnaki'nin altını, kendi atmosferlerini korumak için değil, bu mucizevi maddeyi üretmek için istediği söylendi.
Bilim insanları, Hudson'ın iddialarının bağımsız laboratuvarlarda doğrulanmadığını ve hakemli dergilerde yayımlanmadığını belirtti. Ama bu iddia, alternatif sağlık ürünleri pazarında bir ürün kategorisine dönüştü. Böylece Anunnaki'nin altını, internetten sipariş edilebilen bir takviye haline geldi.
Bu dönüşüm, bana bir anlatının ekonomik bir değere nasıl çevrilebildiğini gösterdi. Sitchin'in kitabında bir mit okuması olan şey, birkaç kuşak sonra bir ürün etiketine dönüşmüştü.
Mezopotamya'da altının dili
Mezopotamya metinlerinde altın, Sümerce "guşkin", Akadca "hurāṣu" olarak geçiyor. Tapınak envanterlerinde, kraliyet yazıtlarında ve ticaret mektuplarında sık sık anılıyor. Ama bu metinlerde altın, tanrılar için çıkarılan bir hammadde değil, tanrılara sunulan bir armağan. Krallar, tanrı heykellerini altınla kaplattıklarını, tapınak kapılarını altın levhalarla süslediklerini övünerek anlatıyor.
Asur kralı Esarhaddon'un yazıtlarında, Babil'deki Marduk heykelinin yeniden yapımı için altın ve değerli taşlar kullandığı ayrıntılı olarak anlatılıyor. Tanrı heykellerinin "ağzının açılması" denen ritüelle canlandırılması, altının bu süreçteki yerini daha da önemli kılıyordu. Altın, tanrının yeryüzündeki bedeninin parıltısıydı.
Bu bakış açısı, Sitchin'in okumasını tersine çeviriyor. Tabletlerde tanrılar altını insanlardan almıyor; insanlar altını tanrılara veriyor. Altın, bir sömürünün değil, bir bağlılığın ifadesi. Tanrılar ile insanlar arasındaki ilişki, bir madenci ile bir patron arasındaki ilişkiden çok, bir ev sahibi ile misafiri arasındaki ilişkiye benziyor: İnsanlar tanrılarına en iyi yemeği, en güzel giysiyi ve en parlak metali sunuyor.
Ninova'daki Asur saray arşivlerinde bulunan mektuplarda, tanrı heykellerinin altın kaplamasının onarılması için kuyumculara verilen talimatlar bile var. Bu mektupları okumak, altının tanrılar dünyasındaki yerini çok somut bir biçimde gösteriyor: bir işçilik, bir özen ve bir sorumluluk meselesi.
Siz bir tanrıya altın sunan bir Babilliyi, bir tanrı için altın kazan bir köleden daha mı az ilginç buluyorsunuz?
Tanrılar arasındaki ilişki
Atrahasis Destanı'nda, Igigi tanrılarının ağır işten bıkıp isyan etmesi anlatılıyor. Igigi, Enlil'in evini kuşatıyor, aletlerini yakıyor ve "artık çalışmayacağız" diyor. Bu isyan, bir işçi grevinin en eski edebi anlatımlarından biri olarak okunabilir. Ama Igigi'nin yaptığı iş, altın kazmak değil, kanal kazmak; Dicle ile Fırat'ın yataklarını açmak, sulama kanallarını temizlemek.
Bu ayrıntı, altın iddiasının bir ekleme olduğunu gösteriyor. Tabletlerde tanrılar arasındaki gerilim, bir maden değil, bir tarım işi etrafında dönüyor. Mezopotamya'nın bütün ekonomisi sulamaya dayanıyordu; kanalların bakımı, en ağır ve en önemli işti. Tanrıların bile bu işten bıkması, Mezopotamyalıların kendi emeklerine verdikleri değeri gösteriyor.
Akademik okuma
Akademisyenler, Mezopotamya'da altının değerli olduğunu, ama bölgenin kendisinde altın madeni olmadığını belirtiyor. Mezopotamya'nın altını, Anadolu'dan, İran'dan ve muhtemelen Mısır ile Nubya'dan ticaret yoluyla geliyordu. Ur'daki kraliyet mezarlarında bulunan altın eserler, örneğin Kraliçe Puabi'nin başlığı, bu uzun mesafeli ticaretin ne kadar gelişmiş olduğunu gösteriyor.
Sitchin'in okuması
Sitchin, altın iddiasını Nibiru'nun atmosferini korumak için altın tozuna ihtiyaç duyulduğu fikrine bağladı. Bu fikir, 1970'lerin uzay teknolojisinde altın kaplamaların ısı ve radyasyon kalkanı olarak kullanılmasından esinlenmiş gibi görünüyor. Apollo aya iniş modüllerinin altın renkli folyolarla kaplı görüntüleri, o dönemin herkesin aklındaki imgelerden biriydi.
Forumlarda
Forumlarda altın iddiası, genellikle bir "aha" anı yaratıyor. Kullanıcılar, altının neden değerli olduğunu sorgulamaya başladıklarında, Anunnaki iddiasının bir yanıt sunduğunu hissediyor. Ama bazı kullanıcılar, Ngwenya'nın hematit madeni olduğunu ya da Igigi'nin kanal kazdığını öğrendiğinde, bu "aha" anının yerini bir başka merak alıyor: "O zaman bu iddia nereden çıktı?"
SohbeX teorisi
Spekülasyon olarak okuyun. Bana öyle geliyor ki altın iddiasının yayılmasının asıl nedeni, insanların altına karşı duyduğu belirsiz bir tedirginlik. Altın, hem çok değerli hem de çok işe yaramaz; hem bir güven aracı hem de bir hırs nesnesi. Bu çelişki, bir açıklama istiyor. Anunnaki iddiası, bu çelişkiyi tanrılara havale ederek çözüyor. Belki de asıl soru, "tanrılar altını neden istedi?" değil, "biz altını neden bu kadar istiyoruz?"
Bu bir yorum; kesin bir bilgi değil.
Altın iddiasının yayılmasında bir başka etken de, iddianın günlük hayatla kurduğu bağ. Nibiru uzakta, genetik karmaşık; ama altın, kuyumcu vitrininde, düğün takısında, babaanneden kalan bilezikte. Herkesin elinde ya da aklında bir altın parçası var. Bir iddia, insanların zaten sahip olduğu bir nesneye bağlandığında, çok daha kişisel ve inandırıcı hale geliyor. Bilezik takan bir el, bir anda tanrıların hikâyesinin bir parçası gibi hissedebiliyor.
Size soru
Altının neden değerli olduğunu hiç sorguladınız mı? Ngwenya madeninde hematit çıkarıldığını biliyor muydunuz? Igigi'nin grevini bir işçi grevi olarak okumak size ne düşündürüyor? Yorumlarda paylaşın.
Bir sonraki yazıda başka bir yaygın anlatıya, genetik müdahale iddiasının neden bu kadar yayıldığına bakacağım. Altının parıltısı sürdükçe bu soru da sürecek gibi görünüyor.
Giriş yap