Altın madeni iddiası: İddia ne, kaynağı ne? Kanal kazan tanrılardan maden kazan uzaylılara
Anunnaki anlatısının en çok tekrarlanan cümlelerinden biri şu: tanrılar Dünya'ya altın çıkarmak için geldi. Bu cümleyi YouTube videolarında, forum başlıklarında, hatta bir kafede yan masada oturan iki gencin sohbetinde duydum. Her seferinde aynı merak içimde kıpırdadı: bu altın nereden çıktı? Hangi tablette yazıyor?
Burada o soruyu takip ediyorum. İddianın ne söylediğini, hangi kitaptan geldiğini ve Mezopotamya metinlerinin aslında ne anlattığını yan yana koyacağım. Söyleyeyim, aradığım kazmanın izi bir tablette var, ama altının izi başka bir yerde.
İddianın hikâyesi
Popüler anlatıya göre Anunnaki'nin yurdu Nibiru gezegeni, atmosferinde bir sorun yaşıyordu. Bu sorunu çözmek için ince altın tozuna ihtiyaç vardı; altın, atmosferde bir kalkan oluşturacaktı. Anunnaki, bu altını bulmak için Dünya'ya geldi. Önce Basra Körfezi'nin sularından altın çıkarmayı denediler, sonra güney Afrika'daki madenlere yöneldiler.
Madenlerde çalışan Anunnaki zamanla bu ağır işten bıktı ve isyan etti. Bu isyan üzerine, Enki ve kız kardeşi Ninhursag, işi devralacak bir işçi tür yarattı: insan. İnsan, anlatıya göre, maden işçisi olarak tasarlanmış bir melezdi.
Bu hikâyenin bütün parçaları, Zecharia Sitchin'in kitaplarında, özellikle "The 12th Planet" ve "The Wars of Gods and Men" gibi eserlerde bir araya getiriliyor. Atmosfer kalkanı fikri ise, Sitchin'in kendi kurduğu bir açıklama; herhangi bir Mezopotamya metninde bu yönde bir ifade bilmiyorum.
Atrahasis'in ilk satırı
İddianın gerçek bir kaynağa dayanan kısmı, Atrahasis Destanı'nda. Destan, Akadca bir cümleyle açılıyor: tanrılar insanlar gibiyken, işi onlar taşıyor, yükü onlar çekiyordu. Bu satırda tanrıların ağır bir emeğe zorlandığı anlatılıyor. W. G. Lambert ve A. R. Millard'ın 1969'da yayımladığı edisyon, bu destanın en eksiksiz metnini sunuyor.
Destana göre büyük tanrılar, yani Anunnaki, işi küçük tanrılara, İgigi'ye yüklemişti. İgigi, kanalları kazıyor, Dicle ve Fırat'ın yataklarını açıyordu. Destan, bu işin uzun yıllar sürdüğünü söylüyor. Sonunda İgigi, aletlerini yakıyor ve gece Enlil'in evini kuşatıyor.
Bu sahne çok güçlü. Bir grup tanrı, efendilerinin kapısının önünde bağırarak, işten bıktıklarını söylüyor. Burada dikkatimi çeken şu: İgigi'nin kazdığı şey bir maden değil, kanal. Destanda altın sözcüğü bu bağlamda geçmiyor.
Kanal ile maden
Bu fark, iddianın kaynağıyla ilgili en önemli nokta. Mezopotamya'da kanallar hayattı. Tarım, sulama kanallarına bağlıydı ve bu kanalların kazılması, temizlenmesi, onarılması bitmek bilmeyen bir emek gerektiriyordu. Atrahasis'teki tanrıların işi, Mezopotamya'nın en tanıdık emeği: toprak kazmak, su yolları açmak.
Sitchin bu emeği maden işine dönüştürdü. Sümerce metinlerdeki "Abzu" kelimesini, güney Afrika'daki bir maden bölgesi olarak yorumladı. Oysa Abzu, Mezopotamya kozmolojisinde yeraltındaki tatlı su okyanusu; Enki'nin yaşadığı yer. Eridu'daki Enki tapınağının adı da bu kelimeyle bağlantılı.
Siz kanal kazmak ile maden kazmak arasındaki bu kaymayı ilk duyduğunuzda fark etmiş miydiniz? Ben fark etmemiştim. Ancak destanın çevirisini okuyunca, aradığım kelimenin orada olmadığını gördüm.
Altın nerede geçiyor?
Mezopotamya metinlerinde altın elbette geçiyor. Tapınak yazıtlarında, kralların armağan listelerinde, ticaret belgelerinde. Altın, Mezopotamya'ya dışarıdan geliyordu; Ur'daki kraliyet mezarlarında bulunan altın eserler, bu ticaretin ne kadar geniş olduğunu gösteriyor. Ama tanrıların altın için Dünya'ya geldiğini söyleyen bir metin yok.
Enmerkar ve Aratta Beyi destanında altın, Uruk'un Aratta'dan istediği değerli malzemelerden biri. Burada altın bir tanrıya, İnanna'ya ve Enki'ye ait tapınakları süslemek için isteniyor. Yani metinlerde altın, tanrılara sunulan bir armağan; tanrıların çıkardığı bir maden değil.
Güney Afrika ekleri
İddianın güney Afrika kısmı, Sitchin'den sonra başka yazarlar tarafından genişletildi. Michael Tellinger adlı bir yazar, Mpumalanga bölgesindeki taş yapı kalıntılarını Anunnaki ile ilişkilendirdi ve bölgede çok eski madencilik faaliyetleri olduğunu öne sürdü. Bu iddialar, bölgedeki taş yapıların çoğunu yerel halkların birkaç yüzyıl önceki yerleşimleri olarak tanımlayan arkeologlar tarafından eleştiriliyor.
Güney Afrika'da gerçekten çok eski madencilik izleri var; örneğin Esvatini'deki Lion Cavern'de, on binlerce yıl öncesine tarihlenen bir hematit madenciliği izi bulunuyor. Ama bu maden, altın için değil, kırmızı aşı boyası için kullanılan bir mineral için açılmış. Gerçek bir arkeolojik bulgu, iddianın içine farklı bir anlamla yerleştiriliyor.
Yaratılışın tarifi
Atrahasis'in isyan sahnesinden sonra gelen bölüm, insanın nasıl yaratıldığını anlatıyor ve bu bölüm, altın iddiasından çok daha ilginç ayrıntılar içeriyor. Tanrılar, isyanın elebaşı olarak görülen bir tanrıyı, metinde We-ila ya da Wê olarak okunan bir tanrıyı kurban ediyor. Onun eti ve kanı, kille karıştırılıyor. İgigi bu karışımın üzerine tükürüyor. Ana tanrıça, metinde Belet-ili ya da Mami adıyla anılan tanrıça, bu kili şekillendiriyor.
Bu tarifte dikkatimi çeken, insanın içinde bir tanrının kalıntısının bulunması. Metne göre bu tanrının "aklı" ya da "ruhu" insanda yaşamaya devam ediyor. Akademisyenler, Akadca'da "tanrı" anlamına gelen ilu ile "ruh" anlamına gelen bir kelime arasındaki ses benzerliğinin, bu sahnede bilinçli bir kelime oyunu olarak kullanıldığını düşünüyor.
İnsan, böylece hem kilden hem tanrıdan yapılmış oluyor. Toprağın ağırlığı ile bir isyancı tanrının ruhu, aynı bedende. Bu sahne bana her zaman tuhaf bir onur duygusu veriyor: insanın içinde, ağır işe karşı ayaklanan bir tanrının izi var. Sitchin bu sahneyi bir laboratuvar işlemi olarak okudu; ben ise bir şiir olarak okumayı tercih ediyorum. Siz bu sahnede neyi görüyorsunuz: bir tarif mi, bir laboratuvar mı, yoksa bir şiir mi?
Tanrılar arasındaki ilişki
İddiadaki tanrılar ilişkisi, bir işveren ile işçiler arasındaki ilişki gibi kurulmuş. Enlil, yönetici; Enki, mühendis; İgigi ya da alt düzey Anunnaki, işçiler. Bu ilişki, Atrahasis'teki sahnede gerçekten var: Enlil isyan karşısında öfkeleniyor, Enki ise bir uzlaşma öneriyor ve insanın yaratılmasını teklif ediyor.
Destanda Enki'nin rolü, bir arabulucunun rolü. İgigi'nin şikâyetini haklı buluyor ve onların yükünü hafifletmek için yeni bir varlık yaratmayı öneriyor. Bu bakış, Mezopotamya'nın tanrılar dünyasında bile adalet kaygısının olduğunu gösteriyor. Sitchin'in anlatısı bu ilişki yapısını büyük ölçüde koruyor; değiştirdiği şey, işin niteliği.
Akademik okuma
Akademisyenler, Atrahasis'in açılışını insanın varoluş amacına dair bir Mezopotamya cevabı olarak görüyor: insanlar, tanrıların yükünü taşımak için yaratıldı. Bu fikir, Mezopotamya dininin merkezinde. Tapınaklarda tanrılara yemek sunmak, onları giydirmek, evlerine bakmak insanların görevi. İnsan, tanrıların hizmetkârı.
Bu çerçevede İgigi'nin emeği, Mezopotamya'daki gerçek tarım emeğinin göksel bir yansıması. Akademik okumada destan, bir sosyal düzenin teolojik açıklaması; tanrılar ve insanlar arasındaki iş bölümünün kökeni.
Sitchin'in okuması
Sitchin'in okumasında Atrahasis, bir tarih belgesi. Tanrıların emeği gerçek bir madencilik operasyonu, isyan gerçek bir grev, insanın yaratılışı gerçek bir genetik mühendislik. Bu okumanın cazibesi, destandaki emek ve isyan temasının çok canlı olmasından geliyor; okur, işçi tanrıların öfkesini kendi deneyimleriyle özdeşleştirebiliyor.
Ama bu okuma, metindeki kanal emeğini maden emeğine çevirmek zorunda kalıyor ve altına dair bir metin desteği gösteremiyor. Atmosfer kalkanı ise tamamen modern bir ekleme.
Forumlarda
Forumlarda altın madeni iddiası, sık sık ekonomik yorumlarla birleşiyor. "Altına neden bu kadar değer veriyoruz? Çünkü Anunnaki öyle istedi" türünden paylaşımlar yaygın. Bazı kullanıcılar, merkez bankalarının altın rezervlerini bile bu anlatıya bağlıyor. Daha eleştirel tartışmalarda ise kullanıcılar Atrahasis'in çevirisini paylaşıp altın kelimesinin geçmediğini gösteriyor.
Benim en çok sevdiğim forum yorumlarından biri şuydu: "Anunnaki altın için geldiyse, neden Sümer metinleri altından bu kadar az bahsediyor?" Sade görünen bu soru, iddianın en zayıf yerini gösteriyor.
SohbeX teorisi
Spekülasyon olarak okuyun. Bana öyle geliyor ki altın madeni iddiasının bu kadar tutmasının nedeni, Atrahasis'teki emek temasının çok evrensel olması. İnsanlar, ağır işten bıkan, efendisinin kapısında bağıran işçileri anında tanıyor. Sitchin bu evrensel duyguyu alıp onu altın gibi evrensel bir arzu nesnesiyle birleştirdi. Emek ve altın: iki güçlü imge, tek bir anlatıda.
Bu bir tahmin; anlatının neden başarılı olduğuna dair kesin bir veri yok. Sadece hikâyenin hangi duygulara dokunduğuna dair bir gözlem.
Size soru
Altın madeni iddiasını ilk duyduğunuzda size ne çekici geldi: altın mı, isyan mı, yoksa insanın yaratılışı mı? Kanal kazan tanrılar sizce daha az mı etkileyici? Yorumlarda tartışalım; ben kendi adıma, kapının önünde bağıran o yorgun tanrıları altından çok daha ilginç buluyorum.
Sıradaki yazıda bu yaratılış sahnesinin "genetik müdahale" diye okunmasının hangi kitaplardan çıktığına, o kitapların hangi Sümerce kelimelere dayandığına ve bu kelimelerin sözlükte ne anlama geldiğine bakacağım.
Giriş yap