Giriş yap
🏺 Anunnaki

Alalah ve İdrimi: heykelin üzerindeki hayat hikâyesi

Tell Tayinat'tan sadece birkaç yüz metre uzakta, Amik Ovası'nda, bir başka höyük daha yükseliyor: Tell Açana. Burası, Tunç Çağı'nda, Alalah adıyla bilinen bir şehrin kalıntılarını barındırıyor. Ve bu şehirden, Yakın Doğu'nun en sıra dışı belgelerinden biri çıktı: kendi hayat hikâyesini anlatan bir kralın heykeli.

Bu sayfada, Alalah'ı ve Kral İdrimi'yi anlatmak istiyorum. İdrimi kimdi? Heykelinin üzerindeki yazıt, neler anlatıyor? Ve bu hikâye, ne kadar güvenilir? Siz, bir kralın, kendi ağzından anlattığı bir hayat hikâyesine, ne kadar güvenirsiniz?

Woolley'nin Alalah kazıları

Alalah'ı kazan kişi, Ur kazılarıyla tanınan İngiliz arkeolog Leonard Woolley'di. Woolley, Ur'daki çalışmalarını bitirdikten sonra, Akdeniz dünyası ile Mezopotamya arasındaki bağlantıları araştırmak istiyordu. Bu amaçla, Hatay'a geldi ve 1937 ile 1939 arasında, ardından savaştan sonra, 1946 ile 1949 arasında, Tell Açana'da kazı yaptı.

Woolley, höyükte, on yedi farklı yerleşim katmanı belirledi. Bu katmanlar, Orta Tunç Çağı'ndan Geç Tunç Çağı'nın sonuna kadar uzanıyordu. Kazılarda, saraylar, tapınaklar, bir şehir kapısı ve yüzlerce çivi yazılı tablet ortaya çıktı.

Woolley'nin kazı yöntemleri, bugünün ölçütlerine göre, eleştiriye açık. Katmanların tarihlendirilmesi ve bazı buluntuların hangi katmana ait olduğu, sonraki araştırmacılar tarafından, tartışıldı. Woolley, bulgularını, "Alalakh: An Account of the Excavations at Tell Atchana" adıyla, 1955'te yayınladı; ayrıca, daha geniş okur kitlesine yönelik, "A Forgotten Kingdom" adlı bir kitap da yazdı.

İki arşiv, iki dönem

Alalah'ta bulunan tabletler, büyük ölçüde, iki farklı katmandan geliyor. VII. katmandaki tabletler, MÖ on yedinci yüzyıla tarihleniyor. Bu dönemde, Alalah, Halep merkezli büyük Yamhad krallığının bir parçasıydı. Yamhad kralı Abba-El, şehri, kardeşi Yarim-Lim'e vermişti. Bu tabletler, toprak bağışları, sözleşmeler ve yönetim kayıtları içeriyor.

IV. katmandaki tabletler ise, MÖ on beşinci yüzyıla ait. Bu dönemde, Alalah, Mitanni imparatorluğunun egemenliği altındaydı. Bu arşiv, İdrimi'nin oğlu Niqmepa dönemine ait belgelerin çoğunu içeriyor. Belgelerde, toplumsal sınıflar, askerler, çiftçiler ve köleler hakkında, değerli bilgiler bulunuyor.

Bu iki arşiv, Alalah'ı, Kuzey Suriye'nin Tunç Çağı tarihi için, en önemli kaynaklardan biri yapıyor. Mari ve Ebla gibi büyük arşivlerin yanında, Alalah, bölgenin batı ucundan, Akdeniz'e yakın bir yerden, sesini duyuruyor.

Heykelin bulunuşu

1939'da, Woolley'nin ekibi, Alalah'taki bir tapınağın kalıntılarında, beyaz taştan oyulmuş, oturan bir erkek figürü buldu. Heykel, kırılmış ve parçalanmış olarak, bir çukurun içinde duruyordu. Kafası, gövdesinden ayrılmıştı. Kazıcılar, heykelin, tapınağın son evresinde, kasıtlı olarak gömüldüğünü düşünüyor; ama bunun nedeni, bilinmiyor.

Heykelin gövdesi, neredeyse tamamen, çivi yazısıyla kaplıydı. Yazı, figürün yüzüne ve yanaklarına kadar uzanıyordu. Bu yazıt, okunduğunda, İdrimi adlı bir kralın, kendi ağzından anlattığı hayat hikâyesi olduğu anlaşıldı. Heykel, bugün, Londra'daki British Museum'da sergileniyor.

İdrimi'nin hikâyesi

İdrimi, yazıtında, Halep'te doğduğunu anlatıyor. Ailesinin başına, bir felaket geldi; ayrıntıları açıklanmıyor ama bu felaket, ailenin, Halep'ten kaçmasına neden oldu. Aile, annesinin akrabalarının yaşadığı Emar'a sığındı.

Ama İdrimi, Emar'da kalmak istemedi. Kardeşleri, orada, başkalarına hizmet ederek yaşamayı kabul etti; o ise, kendi yolunu çizmeye karar verdi. Atını, arabasını ve seyisini alarak, çöle doğru yola çıktı. Bir süre, Sutu adı verilen göçebe gruplar arasında yaşadı. Ardından, Kenan topraklarındaki Ammiya şehrine ulaştı.

Ammiya'da, İdrimi, farklı yerlerden gelmiş, Halep, Mukiş, Niya ve başka bölgelerden kaçmış insanlarla karşılaştı. Bu insanlar, onu, efendilerinin oğlu olarak tanıdı ve etrafında toplandı. İdrimi, burada, Habiru adı verilen, yerleşik toplumun dışında yaşayan gruplarla birlikte, yedi yıl geçirdi.

Yedinci yılda, İdrimi, kuşları gözlemleyerek ve kuzuların bağırsaklarını inceleyerek kehanet aldı. Fırtına tanrısı Teşub'un, ona yöneldiğini söylüyor. Bunun üzerine, gemiler inşa ettirdi, askerlerini bindirdi ve deniz yoluyla, Mukiş topraklarına ulaştı. Halk, onun geldiğini duyunca, ona katıldı ve İdrimi, Alalah'ın kralı oldu.

Mitanni ile antlaşma

İdrimi'nin hikâyesi, burada bitmiyor. Yazıta göre, bölgenin büyük gücü, Mitanni kralı Barattarna, yedi yıl boyunca, ona düşman kaldı. Sonunda, İdrimi, ona bir elçi gönderdi ve vasal olarak bağlılık yemini etti. Barattarna, onu, Alalah'ın kralı olarak tanıdı.

İdrimi, daha sonra, Hititlerin topraklarına, yedi şehri ele geçiren bir sefer düzenlediğini anlatıyor. Bu seferden elde ettiği ganimetle, sarayını inşa ettiğini, halkına yerleşim düzeni getirdiğini ve tanrıların kültlerini yeniden kurduğunu söylüyor. Otuz yıl hüküm sürdüğünü ve hikâyesini, heykelinin üzerine yazdırdığını belirtiyor.

Yazıtın sonunda, heykeli bozan ya da yazıtı silen kişiye, lanetler okunuyor. Ve ardından, yazıtı yazan katibin adı geçiyor: Şarruwa. Katip, kendini, tanrıların korumasına emanet ediyor.

Hikâye ne kadar güvenilir?

İdrimi'nin hikâyesi, yüzyıllardır anlatılan, sürgündeki prensin geri dönüşü masalına, çok benziyor. Bu yüzden, akademisyenler, yazıtın, ne kadarının gerçek tarihî olaylara dayandığını, ne kadarının ise, edebi bir kalıba göre kurgulandığını, uzun süredir tartışıyor.

Yedi sayısının tekrar tekrar kullanılması, hikâyenin, edebi bir yapıya sahip olduğunu düşündürüyor. Bazı akademisyenler, yazıtın, İdrimi'nin ölümünden çok sonra, belki de iki yüzyıl sonra, yazıldığını öne sürdü. Bu görüşe göre, heykel, Alalah'ın son dönemlerinde, şehrin kurucu atasını yüceltmek için hazırlanmış olabilir. Jack Sasson ve Edward Greenstein gibi akademisyenler, bu tartışmaya, önemli katkılarda bulundu. Ancak İdrimi'nin, tarihî bir kişi olduğu, Alalah arşivlerindeki başka belgelerden de biliniyor. Oğlu Niqmepa'nın mühründe, babasının adı geçiyor.

Yani İdrimi, gerçek bir kral; ama hikâyesi, belki de, gerçek ile efsanenin karışımı. Bu karışım, onu daha az değerli kılmıyor. Tam tersine, bir toplumun, kurucu kralını nasıl hatırlamak istediğini, hangi değerleri öne çıkardığını, gösteriyor: cesaret, sabır, tanrılara bağlılık ve halkına adalet. Sizce, bir şehrin kurucusu hakkında anlatılan hikâyeler, her dönemde, benzer kalıplara mı uyuyor?

Yeni kazılar

2003'te, Aslıhan Yener, Mustafa Kemal Üniversitesi ve Chicago Üniversitesi ile birlikte, Tell Açana'da yeni kazılar başlattı. Bu kazılar, daha sonra, Murat Akar'ın yönetiminde sürdürüldü. Yeni kazılar, Woolley'nin katmanlarını, modern yöntemlerle yeniden inceledi ve Alalah'ın kronolojisine yeni veriler kazandırdı. Ayrıca, Alalah'ta yaşayan insanların kemik kalıntılarından alınan DNA örnekleriyle, nüfus hareketlerini anlamaya yönelik araştırmalar da yapıldı.

Habiru kimdi?

İdrimi'nin yedi yıl boyunca aralarında yaşadığı Habiru, Tunç Çağı Yakın Doğu'sunun en çok tartışılan gruplarından biri. Bu isim, Mezopotamya'dan Mısır'a kadar, pek çok belgede geçiyor. Amarna mektuplarında, Kenan şehirlerinin yöneticileri, Habiru'nun saldırılarından şikâyet ediyor. Hitit belgelerinde de, Habiru askerlerden söz ediliyor.

Akademisyenlerin çoğu, Habiru'nun, bir etnik grup değil, bir toplumsal kategori olduğunu düşünüyor. Bu terim, yerleşik toplumun dışına düşmüş insanları, yani borç yüzünden kaçanları, sürgünleri, paralı askerleri ve kanun kaçaklarını tanımlıyordu. İdrimi'nin, bu insanların arasında yaşaması, onun, toplumun kenarına itilmiş bir sürgün olduğunu açıkça gösteriyor.

Habiru teriminin, İbrani kelimesiyle bağlantılı olup olmadığı, uzun süredir tartışılıyor. Ses benzerliği dikkat çekiyor; ama dilbilimsel ve tarihsel bağlantı, kesin olarak kurulamıyor. Akademisyenlerin önemli bir kısmı, doğrudan bir eşitlemeye, temkinle yaklaşıyor.

Tanrılar arasındaki ilişki

İdrimi'nin yazıtında, Fırtına tanrısı Teşub, Güneş tanrıçası Hebat ve Alalah'ın yerel tanrıçası İştar, öne çıkıyor. Bu tanrılar, Hurri ve Suriye geleneklerinin bir karışımını yansıtıyor. İdrimi, kendini, bu tanrıların seçtiği kişi olarak sunuyor.

Yazıtta, İdrimi'nin, kral olduktan sonra, tanrıların kültlerini yeniden kurması, bir kralın ilk görevlerinden birinin, tanrılara hizmet etmek olduğunu gösteriyor.

Akademik okuma

İdrimi yazıtı, ilk kez, Sidney Smith tarafından, 1949'da, yayınlandı. Edward Greenstein ve David Marcus, 1976'da, yeni bir çeviri ve yorum sundu. Jacob Lauinger, yazıtın, yeni bir çevrimiçi baskısını hazırladı. Alalah tabletleri ise, Donald Wiseman tarafından, 1953'te yayınlandı.

Sitchin'in okuması

Sitchin, İdrimi'ye değinmedi. Ama bazı Anunnaki yazarları, İdrimi'nin kehanet alma sahnesini, tanrılarla doğrudan iletişimin bir kanıtı olarak yorumluyor.

Ama yazıtta anlatılan kehanet, kuşların ve kurban hayvanlarının bağırsaklarının incelenmesiyle yapılıyor; bu, Mezopotamya'da ve Suriye'de, yaygın bir uygulamaydı.

Forumlarda

Forumlarda, İdrimi'nin hikâyesi, nadiren tartışılıyor. Ama sürgündeki prensin geri dönüşü teması, bazı tartışmalarda, Musa'nın ya da Davut'un hikâyeleriyle karşılaştırılıyor.

Bence İdrimi'nin hikâyesi, Yakın Doğu'nun ilk otobiyografilerinden biri olarak, okunmaya değer.

SohbeX teorisi

Spekülasyon olarak okuyun. Bence İdrimi'nin heykeli, bir kralın, kendi hikâyesini, kendi sesiyle anlatma isteğinin belgesi. Yüzüne kadar yazıyla kaplanmış bir heykel, sanki, konuşmaya devam ediyor. Hikâye, belki süslenmiş; ama bu süsleme bile, insanların, kendi geçmişlerini nasıl anlatmak istediklerini gösteriyor.

Bu bir yorum; kesin bir bilgi değil.

Size soru

İdrimi'nin hikâyesini, nasıl buldunuz? Bir kralın otobiyografisine, ne kadar güvenirsiniz? Yorumlarda yazın.

❤ 0 beğeni💬 0 yorumBeğenmek ve yorum yapmak için giriş yap